"KİME HİZMET EDİYORSUN?" / Mithat AKAR

Üniversiteli Gençler Burada Yazıyor

"KİME HİZMET EDİYORSUN?" / Mithat AKAR

İletigönderen mithat akar 1923 » Pzr Haz 17, 2018 14:33

Dünyaya Dar Pencereden Bakanlar

Çoğumuzun, özellikle seçim sürecinde, sıklıkla karşımıza çıkan bir suçlama ifadesi bu cümle: “Kime hizmet ediyorsun arkadaşım sen?” Bu kendinden emin suçlama ifadesinden sonra, soruyu soran kişi sizi belli bir mevziiye çekmeye çalışır. “A partisinden misin?”, “Yok, tamam buldum, sen B partisini destekliyorsun!”. Olay büyüyünce kendinizi herhangi bir ülkenin gizli servisine “hizmet ederken” bulabilirsiniz! Kendi karşıtını yaratmakta birer “deha” olan bu kişiler bir düşman profili yaratana kadar karşısındaki “hasmı” bir merkeze bağlamaya çalışır. Karşısında bağımsız düşünen bir birey gördüğü zaman onu bir kalıp içerisinde tanımlamak, kendi kalıplarının karşısında konumlanan bir şablon içerisinde tanımlamaktır amaç. Oysa sorulan soru çok net: “Kime hizmet ediyorsun?” Bu kadar kendinden emin bir ifadeyle soruyu yönelten kişiler, sonrasında büyük bir merakla “hizmet ettiğiniz” merkezi aramaya koyulur. Bulamazsa da size mutlaka bir etiket yapıştıracaktır.
Resim

Sadece iktidar merkezinde değil. Muhalefet merkezlerinde de aynı bağnazlık söz konusu. Özellikle son üç yıldır politik iktidarı program temelinde, stratejik esaslara dayanan ölçütlerde eleştirenler FETÖ ya da bölücü terör örgütüyle ilişkilendirilerek suçlanırken; tersine bölücü terör örgütü ve bu örgütle ittifak kuranları hedef aldığınızda sizi politik iktidara hizmet etmekle nitelendiren en az iktidar merkezi kadar bağnaz bir muhalefet çevresi oluştu. Kendisini karşıtı olduğu politik merkeze göre konumlandıran, yani onun söylemlerine karşıt söylemler geliştirerek, stratejisini karşıtında göre belirleyen merkezler böylece toplumda “karşıtlardan” oluşan bir yapay kutuplaşmaya neden olmaktadır.

Siyasi teşkilatlanmalar; partiler, dernekler, STK’lar belirlenen amaca ulaşmak için bir ARAÇ olarak, insan denetiminde bina edilen yapılardır. Ancak AMAÇ ile ARAÇ yer değiştirince; yani ARAÇ olan teşkilatlar AMAÇ olarak belirlenince fetişizm üzerinden toplum yüzdelik dilimlere bölünüyor. Bu yapay saflaşmanın yanı sıra bireyler ve siyasi çevreler, nesnel – bilimsel gerçeğe uygun düşünce üretmek yerine, düşünce ufku mensubu olduğu ya da desteklediği siyasi örgütün bakış açısı ile sınırlı bir bakış açısı oluşturuyorlar. Bu acınası durumu “teorisini gerçeğe uygun üretmek yerine; gerçekleri teorisine uygun olarak tahrif eden” düşünce üretme sistemiyle nitelendirebiliriz. Yani gerçeklerin ters – yüz edilmesi…

Sorgulama, karşılaştırma, değerlendirme gibi düşünce dinamiklerinden yoksun bireyler yaratan bu durum, “Partim – liderim ne diyorsa doğrudur” veya “Karşıtımın tersine bir söylem geliştirirsem zaten doğruya ulaşırım” gibi bireyin kendi aklıyla düşünme yeteneğinin ortadan kalkmasına neden oluyor. Oysa biz insanları diğer canlılardan ayıran etmen, insanın düşünme – karar alma – aldığı kararı uygulaması gibi temel davranış özellikleridir.

Örneğin 1952’de dâhil edildiğimiz NATO’nun; yani ABD ve diğer Batı merkezli devletlerin, küresel ve bölgesel egemenlik örgütünün; Türkiye’nin milli güvenlik stratejisini felç eden bir yapılanma, bölge devletleriyle işbirliğimizin önündeki temel engellerden biri olduğu, tarihsel ve siyasal gerçek olarak orta yerde durmaktadır. NATO’ya karşı çıkmak, bunun karşısında Türkiye’nin bölge devletlerini esas alan bir milli dış politikaya yönelmesini savunmak, bir Batı Asya ülkesi olarak, Milli / Üniter Devlet yapımızı hedef alan Atlantik / Batı cephesi ile değil; Asya ülkeleriyle bir işbirliği geliştirmemiz gerektiğini program dâhilinde öne sürmek için kişinin bir partiye/ teşkilata üye olması veya bir yerlere “Hizmet etmesi” gerekmiyor. Ancak muhatabınızın mensup olduğu / desteklediği siyasi yapı bunun tersini savunuyorsa, yani NATO merkezli bir güvenlik algısına, Batı merkezli bir düşünce sistemine hizmet ediyorsa; muhatabınız da o siyasi yapının söylemlerine uygun bir savunmaya geçecektir. Karşısına belgelerle, bilgilerle, yakın tarihte yaşanan olaylarla çıksanız da size inanmamakta direnecektir. Çünkü mensubu olduğu siyasi yapıyı savunmak bunu gerektiriyor ona göre.
Somut, yaşanan, gerçek bilgilerle karşılaşan muhatabınız sizin karşınıza kabul edilebilir bir programla çıkamayınca bu kez ya sizi suçlayan ifadeler kullanacak veya da savunduğunuz düşünce sistemini basite indirgeyerek, kendi açısından sıradanlaştıracaktır. Onun fikirlerinin değişmesi, ancak mensubu olduğu ve fetiş haline getirdiği siyasi teşkilatın fikir sisteminin değişmesine bağlıdır. Bu birey ve çevreler kendilerine uygun programa sahip teşkilatlarda yer almak yerine, gönül verdiği / mensubu olduğu teşkilatın programına uygun bir söylem geliştirirler. Farkında olarak ya da olmayarak böylece “uydu” bir karakter ve düşünce sistemi bina ederler.

Kendisi bölücü terör örgütünün legal uzantısı olan partinin icraatlarını bilse de, buna tanık olsa da savunduğu teşkilat, bölücü örgütle dolaylı / dolaysız ittifak kuruyorsa bildiklerini unutur ve bölücüyle yapılan ittifakı ya görmezden gelir ya da bu ittifakın savunusuna dair mazeret teorileri üretmeye başlar.
En sık başvurulan yöntemlerden biri de, eleştiri yaptığınız konuyu savunmak için “Aynını B partisi de yaptı. Onları neden eleştirmiyorsun?” tavrıdır. Bu durumda şu soruları “Bilal’a anlatır
gibi” sormak ve ifade etmek de kar etmiyor.

- Madem hasmın da aynı eylemde bulunuyor, o vakit sen neden onun yaptığını yapıyorsun? Böylece onunla aynılaşmış olmuyor musun?
- Başka bir siyasi parti ya da kişinin, aynı eylemi yapması senin de aynını yapmanı meşru kılar mı?
- Hasmın da sen de aynı politikayı pratikte savunuyorsanız, sizi onlardan ayıran temel noktalar hangileri?
- Madem başkasının yaptığını eleştiriyorsun, aynı eylemi senin yapman ne kadar doğru?
- Hasmını taklit ederek, sen ne kadar özgün kalabilirsin?
- Ayrıca ortada Türk ulusu tarafından onaylanmayan, kabul edilemeyecek bir eylem varsa, bunu kimin yaptığı önemli değil. Yaratacağı sonuçlar önemli. Bir olaya – olguya, kişiler açısından mı, neden – sonuç ilişkisi açısından mı yaklaşmalıyız?

“Neden bizi eleştiriyorsun, başkaları da aynını yapıyor” şeklindeki az gelişmiş düşünce yapısıyla, en çok bölücü terör örgütüyle flört edenleri, Türkiye’yi Ege ve Kıbrıs’ta tasfiye etmek isteyen AB’nin yaklaşımını savunanları eleştirdiğimiz zaman karşılaşıyoruz. Oysa “Hata”, “Yanlış”, “İhanet” kişilere, yere, zamana göre değişmez. Bu yüzden hata yapmak konusunda kimse ayrıcalıklı bir konuma sahip değildir. Yani aynı eylemi “A” partisi yaptığında yanlış, “B” partisi yaptığında doğrudur şeklinde bir algı ve savunu, gerçekliği kendi algısına göre biçimlendiren biçare beyinler için geçerli olabilir ama nesnel düşünme yetisine sahip kişiler için “Hakikat birdir. İki olamaz.”

Toplumsal ilişkileri uluslararası, bölgesel, ulusal gerçekliğe ve etkileşime göre, bütünsel olarak değerlendirmek yerine; savunduğu veya karşı çıktığı siyasi yapının yaptıklarına / yapmadıklarına; söylediklerine veya söylemediklerine göre değerlendiren yaklaşıma sahip olan birey ve çevreler, dünyaya ve ülkemize siyasi miyop olarak bakarlar.

Bir gerçeği savunmak ya da bir ihanete karşı durmak için başkalarının beynine ihtiyacımız yok. Başkasının beyniyle düşünen insanların gövdesi kendilerine ait olabilir. Ama o kişiler kendi düşünme organları ile değil başkalarından ödünç aldıkları kavramlarla düşünce üreten organizmalar haline gelirler.
Kendimiz karar verelim: Süngerler, denizanaları, tulumlular, denizkestaneleri, denizhıyarları ve yılan yıldızlarında beyin yoktur. Ancak insan, beyni olan bir canlıdır. Beynin en büyük özelliği toplumsal gerçekliğe ve kendi gerçekliğine uygun düşünce sistemine sahip olmasıdır. Yani kendi organizmasına uygun ve uyumlu bir düşünce üretmesidir.

Mithat AKAR
Kullanıcı küçük betizi
mithat akar 1923
Üye
Üye
 
İletiler: 298
Kayıt: Çrş Ağu 28, 2013 16:18

Şu dizine dön: Gençlik Diyor ki

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x