Osmanlı'nın sonu nasıl geldi...

Osmanlı'nın sonu nasıl geldi...

İletigönderen Erkan Güçiz » Sal Mar 31, 2015 5:33

"Osmanlı Torunuyuz" diyen, övünerek dolaşan Erdoğan ve Davutoğlu Osmanlı'yı çökerten düzeni 12 yıldır aynen uygulayarak ülkeyi Osmanlı'nın son günlerine benzer duruma getirdiler.

Yalnız bilsinler ki Cumhuriyetimizi Osmanlı gibi sonlandırmalarına izin vermeyeceğiz...

"Yeni ordular ve idari hizmetler için gerekli olan kamu harcamalarının artan yüküne rağmen Kırım Savaşına kadar Osmanlı hükümeti dışarıya borçlanmamayı başarmıştı. 1854 yılında, modern bir savaşı yürütmenin maliyeti Batı ile ittifakın sunduğu fırsatlarla bir araya gelince Osmanlı hükümetini Londra ve Paris'in para piyasalarında kredi aramaya ikna etti. 4 Ağustos 1854'de Sultan, 3 milyon İngiliz Sterlini borçlanma yetkisi veren bir ferman yayınladı. Tahvillerin faiz oranı yüzde 6, itfa yüzde 1, satış fiyatı da 80 İngiliz Sterlini idi. Tahvil piyasası düzenleyiciler bu tahvillerin değerini yaklaşık yarıya indirdiler, ve Osmanlı hükümeti bir yıl içinde, 5 milyon İngiliz Sterlinlik bir kredi daha aramak zorunda kaldı. Osmanlılar, savaş amaçları için kullanılacak bu borcu İngiliz ve Fransız hükümetleri garanti ettiğinden, daha elverişli koşullarla alabildiler. Londra'da Rothschild ailesi, 2 5/8 prim ve yüzde 4 faizle bu borçlanmayı yüklendi.

İngiliz-Fransız garantisi borçlanma için daha uygun koşullar sağlarken aynı zamanda Türk mali bağımsızlığına da ilk ihlalleri getirdi. Garantörler kredinin savaş amaçları için kullanılmak üzere verildiğini resmen kayda geçtiler; paranın nerede, nasıl kullanıldığını denetleyecek ve hazine hesaplarını kontrol edecek iki ayrı gözlemci atama hakkı edindiler. Gözlemciler Osmanlı yetkilileri ile çalışmalarında beklediklerini bulamasalar da önemli bir ilke oluşturulmuş oldu.

Savaş sona erdi, ancak para talebi büyüdü ve daha zorunlu hale geldi. 1858 yılında ilk defa bir barış dönemi kredisi alındı; Kayme'nin (Osmanlı para birimi) değer kaybı geçici bir süre için frenlendi fakat kısa bir süre sonra daha önceki borçların ödenme zamanı geldi. Sultan Abdülaziz'in pervasız savurganlığı ile bunlar bir araya geldiğinde, birbiri ardına her yıl gittikçe büyüyen düzenli borçlanma başladı. Kaçınılmaz son, 6 Ekim 1875 tarihinde geldi; Babıali kredilerin faiz ve amortismanının sadece yarısını nakit olarak, diğer yarısı yüzde 5 faizle, 5 yıl vadeli borç senedi olarak alacaklılara ödeme niyetinde olduğunu açıkladı.

Gün geçtikçe büyüyen sorunlar arasında, bu düzeni bile sürdürmek mümkün değildi. 1876'da başka taksitler ya ödenemedi ya da ertelendi ve sonunda 28 Muharrem 1299'da (20 Aralık 1881) Osmanlı Hükümeti, Muharrem Kararnamesi denilen bildiriyi yayınladı. Avrupalı alacaklıların temsilcileri ile görüşmeler sonu varılan anlaşmaya dayanarak hazırlanan bu kararnameyle Osmanlı Kamu Borcunun ödenmesini güven altına almak için bir 'Kamu Borç Konseyi' kuruldu. O gün yaklaşık 200 milyon İngiliz Lirası tutarındaki borç, sırf bu amaç için ayrılmış bazı devlet gelirlerinden karşılanacaktı. Bu ayrılmış devlet gelirleri, doğrudan yabancı alacaklıların kontrol ettiği ve yalnız onlara karşı sorumlu olan Konsey'e kayıtsız şartsız teslim edilecekti. Bunun etkisi, Türkiye'ye, ulusal gelirin büyük bir kısmını kontrol edecek ikinci ve bağımsız hazine müsteşarlığı yerleştirmek oldu. 1911 yılında İmparatorluğun Maliye Bakanlığı'nda 5472 memur çalışırken, Konsey'in 8931 kişilik bir kadrosu vardı. Bu arada 1910 yılında, Paris ve Londra'da başarısız denemelerden sonra Osmanlı hükümeti, Almanya'dan 11 milyon İngiliz Liralık yeni bir kredi aldı.

Avrupa finans sisteminin ülkeye gelişine, kaçınılmaz olarak diğer alanlarda da geniş ekonomik nüfuz eşlik etti. Yabancı sermaye özellikle iletişimde ve hizmetlerde, tarımda ve gelişmeye başlayan Osmanlı sanayiinde olmak üzere ülke kalkınmasında önemli bir rol oynamaya başladı. Örneğin önemli sayıda istihdam sağlayan tütün, 1884 yılında bir tekel haline getirildi ve bir Fransız-Avusturya şirkete verildi. 1914 yılında bu şirket 30 milyon Türk altın lirası kâr etti; bunun 23 milyonu Kamu Borç Konseyi'ne vergi olarak ödendi. Demiryolları, tramvay ve limanlar, gaz, elektrik, su, tümü, madenlerin çoğu ve fabrikalar yabancı imtiyaz şirketleri tarafından işletiliyordu. 1867'de çıkan bir kanunla da yabancılar toprak sahibi olma hakkını elde ettiler.

Bu ekonomik gelişmeler iki önemli toplumsal sonuç doğurdu. Birincisi, ucuz ithal Avrupa malları ile rekabet edemeyen yerli el sanayiinin düşüş ve yıkımı oldu. Bu süreç gerilerde, Onaltıncı yüzyılda başlamıştı; on dokuzuncu yüzyılda, özellikle Anadolu içinde, kritik boyutlara ulaştı ve ağır işsizlik ve artan sıkıntı yarattı. Uzak Doğu'da komprador olarak bilinen, satın alma mümessilleri, acenteler, ithalatçılar, distribütörler gibi ve genellikle yabancı çıkarlarının mali ve ticari temsilcileri olarak, yeni bir yerel orta sınıf ortaya çıkmaya başladı. Tehlikeli özelliği, bu yeni sınıf ağırlıklı olarak gayrimüslimlerden oluşuyordu. Türkler kendileri için hâlâ din, hükümet ve savaşçılığı seçerken bu meslekleri aşağılık kâfir olarak gördükleri Hıristiyanlara ve Yahudilere teslim ettiler. Onlar da bunu kabul ettiler ve özellikle Rumlar ve Ermeniler arasında bazıları zenginleşti ve güçlendi.
"


Kaynak: Modern Türkiye'nin Doğuşu - Bernard Lewis - Mayıs 1967
Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.
Gazi Mustafa Kemâl Atatürk

Erkan Güçiz

Facebook - TC ERKAN GÜÇİZ
Kullanıcı küçük betizi
Erkan Güçiz
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 421
Kayıt: Çrş Eyl 29, 2010 5:18

Şu dizine dön: Erkan GÜÇİZ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x