Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Sal Eyl 14, 2010 3:24

Evrende herşey bilim ile açıklanabilirken ve bilimin konusu olurken, Kur’an’ın bilimden nasipsiz olduğunu düşünmek hem bir talihsizlik hem de ilk elden ulaşılacak bilgiye daha uzun yollardan ulaşılmasına neden olacak bir ön yargıdır. Ayetler yüzyıllardır yerinde durmasına rağmen “görüş farklılıkları!” olmasının sebebi, Kur’an’a başka bir alemden gelmiş efsun kitabı muamelesi yapmak veya Kur’an’ı metafizik aleme açılan bir kapı olarak görmekten ileri gelmektedir. Eğer Kur’an’ı şifreli şeyler anlatan, gizli ilimler barındıran bir Kitap zannedersek yanlış yapmış oluruz.

“Bilim”, Arapça “ilim” kelimesinin Türkçe karşılığıdır. Bilim dediğimizde de bugün fakültelerimizde okutulan tabii ve sosyal bilimlerden bahsediyoruz. Hiç kimsenin akla ve bilime dair olandan başka bir bilgisi yoktur. İlim kelimesinde gizli anlamlar aramak, akla mantığa sığmayan gerçek dışı hikayeleri kişilerin ilmine bağlamak doğru değildir. Öncelikle bilmemiz gereken şudur ki, Allah bize birşeyler anlatırken bizim aklımızın almayacağı şeyleri anlatmaz. Bizim aklımızın alacağı şeyler ise ancak akıl, bilim ve bilgi ile kavrayabildiğimiz gerçeklerdir. Sadece Kur’an’a bakış açımızı bu şekilde oturtabilmemiz bile, din diye anlatılan bir çok hikaye, uydurma ve hurafeden kurtulmamızı sağlar.

Bilim, ait olduğu dalın adıyla anılmakla birlikte, bilgiye ulaşmanın yoludur. Bir olgu ancak bilimsel aşamalardan geçip akıl yürütmelerin yapılabileceği bir kuram haline gelmesinden sonra “bilimsel” olarak kabul edilir. Bu bilimsel verinin sonuçlarından da tüm insanlar yararlanır. İnsan beş duyusuyla algılar ve bu beş duyudan gelen verileri değerlendirmek suretiyle bilgiye ulaşır. Vahiy, akıl ve bilim arasındaki paralelliği göremeyenler, insan uydurmalarını din kabul ederek din ve bilimin çatıştığı noktasında savlar ileri sürmüşlerdir. Oysa ki küçük bir akıl yürütmeyle dahi din ve bilimin aynı şeyleri anlattığı rahatlıkla ortaya çıkabilecektir. Bu dünyada yaşayan, doğaya biraz ilgi duyan, evren ile ilgilenen herkes bu evrenin ve dünyanın bir düzeni olduğunu anlar. İşte bu düzen ve intizam bir bilim sayesindedir. Bu da Allah’ın ilmi iledir. Bütün evren bir düzen ve intizam içinde bir bilim ile yaratılmışken, Allah’tan gelen Kur’an’ın bilimden nasipsiz bir Kitap olduğunu düşünmek doğru olmayacaktır. Kur’an’da yazanlar ile bilimsel araştırmaların bize öğrettikleri arasında paralellik mevcuttur.

İslam alimi, Kur’an alimi yoktur. İslam veya Kur’an bir bilime isim vermezler, bir bilim dalı değillerdir. Fizik, kimya, biyoloji, antropoloji, jeoloji, botanik, dil bilimleri vardır. Bu bilimler sayesinde elde edilen bilgilerin de Kur’an ile doğrulanması, tamamlanması veya Kur’an ışığında bu bilimlerde ilerleme kaydetmek vardır. O sebeple kendisini İslam veya Kur’an alimi diye niteleyenler bilgisizce cehaletin kör kuyusunda bocalamaktadır. Eğer Kur'an üzerinde bir araştırma yapılmak isteniyorsa en az bir bilim dalı üzerinde çalışmış olmak gerekir.

Kendilerine İslam alimi, Kur'an alimi diyenlerden çokça işittiğimiz bir söz vardır: "sen Arapça bilmiyorsun, onun için din hakkında konuşamazsın". Bunun kökten yanlış bir anlayış olduğunu, Arapça bilmekle dil bilgini olmak arasında dağlar kadar fark olduğunu çok vahim bir örnekle göstermek istiyorum. Bu ülkede bir Diyanet İşleri Başkanlığı var vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu din konusunda buradan gelen bilgiye itibar ederler. Arapça bilen fakat dil bilgini olmayan ve dini nakillerden öğrenen bir anlayışa sahip Diyanet İşlerinin Kur'an Mealini açalım ve Hacc 15. ayetini okuyalım:

Her kim ona (Muhammed’e) Allah’ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa
hemen tavana bir ip çeksin, sonra kendini assın da bir baksın; başvurduğu (bu yöntem), öfkelendiği
şeyi giderecek mi?
4

İnsanları intihara teşvik eden bu ayetin çevirisi Diyanet'te onlarca kişiden olan bir komisyona aittir. Mecaz bir anlatımı (müteşabihte denir) ne hale getirdiklerine bir bakın. Yaptıkları çeviride yanlışlık görmeyerek Allah'a bu ayeti yakıştırabilenler İslam alimleridir! Ayetin gerçeği şöyledir:

Kim, Allah'ın, kendisine dünyada ve âhirette yardım etmeyeceğini sanıyor idiyse, hemen semaya bir sebep uzatsın, sonra, … kessin. Sonra da baksın bakalım bu plânı, kendisini öfkelendiren şeyi [kafasındaki takıntıyı] giderecek mi?

Anlamı, ise yarar sağlamayan şeylere ibadeti kesin de Allah'a yakınlaşmaya sebep arayın.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Sal Eyl 14, 2010 4:31

Laiklik, din işleri ile dünya işlerinin ayrımı diye öğretilmiş midir bilemem; bundan çıkar sağlandığı ölçüde bu böyledir; vatandaşta da "din ve dünya işi" tanımlaması vardır. Gelgelelim, laiklik, din ve dünya işinin ayrılığı olmadığı gibi "din ve devlet işlerinin" devletçe (resmen) ayrılığıdır; devletin yansız olduğunun belgesidir, gözü bağlı adalet kadındır; bireysel düşünce ve her türlü inançtan arındırılmış olandır.

Yukarıdaki tespitiniz aşağıdaki ayetler ışığında doğrudur. Kur'an talebi de yansız ve laik devlettir. Kur'an kendi inancını Allah adına yönetime hakim kılacak bir anlayışı kabul etmez. Allah adına yönetim son peyganber Hz.Muhammed ile son bulmuştur. Artık ilkelerin yönetimi vardır. Bu ilkelerden biri de laikliktir. Bu durumda yukarıda yaptığınız tespit aşağıdaki ayetler ışığında doğrudur.

Ve de ki: "O hak [gerçek], Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin." Şüphesiz Biz zalimler için duvarları, çepeçevre onları içine almış bir ateş hazırladık. Ve eğer yağmur yağsın isterseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su yağdırılır. O ne kötü bir içecektir! Dayanma/sığınma yeri olarak da ne kadar kötüdür! (Kehf, 29)

De ki, "Dinimi yalnız kendisine arındırarak Allah'a kulluk ediyorum. Buna rağmen siz, O'nun astlarından dilediğinize kulluk yapınız." (Zümer, 14-15)

Şüphesiz Biz bu kitabı sana, insanlar için hak ile indirdik. O halde kim doğru yolu bulduysa artık kendi lehinedir. Kim de saptıysa artık o, sırf kendi aleyhine olarak sapar. Ve sen onların üzerine vekîl değilsin. (Zümer, 41)

Oysa Rabbin dileseydi elbette yeryüzündekilerin hepsi topluca inanırdı. Artık, inananlar olmaları için, insanları sen mi zorlayacaksın? (Yunus, 99).

De ki: "Ey insanlar! Rabbinizden, elbette, size hakk gelmiştir. Artık doğru yola giren, ancak kendisi için girmiştir ve gerçekten, sapan da, kendi zararına sapmıştır. Ve ben, sizin üzerinize vekil [sizi ayakta tutan; sizden sorumlu biri] değilim." (Yunus, 108)

Dinde zorlama/tiksindirme yoktur; rüşd ğaydan [iman küfürden, iyi kötüden, güzel çirkinden, doğruluk sapıklıktan] kesinlikle iyice ayrılmıştır. O hâlde kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir. (Bakara, 256)

Haydi öğüt ver/hatırlat; şüphesiz sen sadece bir öğütçüsün/hatırlatıcısın. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. (Gaşiye, 21-22)

Doğrusu Biz insanı karışık bir nutfeden yarattık. Onu imtihan edeceğiz; bu nedenle onu işitici, görücü yaptık. Kuşkusuz Biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör. (İnsan, 2-3)

Sizin dininiz sadece sizin için, benim dinim de sadece benim içindir. (Kafirun, 6)

O sizi yaratandır. Kiminiz kafirdir, kiminiz mümin. Allah yaptıklarınızı görmektedir de. (Tegabün, 2)

Yolun doğrusu yalnızca Allah üzerinedir [Allah'a borçtur]. Onun [Yol'un] eğrisi de vardır. Ve eğer O [Allah] dileseydi, size topluca hidayet ederdi. (Nahl, 9)

Sonuç olarak kutsal kitaptaki birtakım âyetlere göre devlet kurumları işletilemez; benzerlikler olsa da bire bir uygulanabilirliği olmadıkça, bu, laiklik çerçevesinde olanaksızdır. Örneğin Nisâ sûresinde Aile Mahkemesi'nin işini görebiliriz; bugünkü çağdaş uygulamalarla büyük benzerlikler taşır. Ancak devlet laikliği (bilimgüderliği / Cengiz ÖZAKINCI) çağdaş uygulamayı bilimsel dayanaklarla bulur ve toplumuna uyarlayarak yasalaştırır.
Bu durumda yukarıda yaptığınız tespit laiklik ilkesi açısından geçersiz olmaktadır. Çünkü Tanrı tarafsızlığı önermektedir.


1) Bilim, Tanrı sözüne göre -her şey gibi- Tanrı'nın olabilir; ancak Tanrı'yı bilimin içine bir etken olarak sokmak, bilimsel olarak olanaksızdır

2) Sözkonusu İslâm dini ise; dinin veya doğrudan kutsal kitabın, bilimsel olarak bir etken sayılmak durumunda kaldığı bir konuda, dine veya doğrudan kutsal kitaba bakıldığında, son elçinin geldiğini belirtmiştir. Bu da çokça bilindiği üzere vahiyi bu yönüyle geçersiz kılar.


Tanrı bilimin etkeni değil Yaratacısıdır/sahibidir. Yukarıda da belirttiğim gibi "Allah adına yönetim" değil ilkelerle yönetim. Son peygamber Allah'a adına yönetim sergileyen son kişidir. Artık ilkeler hakimdir. Ve bu ilkeler Kur'an'da mevcuttur.

Yine, Tanrı sözüne göre, kutsal kitabın getirdiği ilkeler -her şeye olduğu gibi- bilime de yön verebilir; hatta bilimin kendisi olabilir. Ancak, asıl konu, diğer yandan bakabilmektir. Kutsal kitabın ilkesel tutumları [birebir âyet değil, ilke... (bkz. "prensipte anlaştı" tümcesi)], bilimsel olana aykırı mıdır, değil midir¿?

Böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir. Aksi durum Yaratıcının yarattığı maddi dünyaya koyduğu kurallar (doğa yasaları/Sünnetullah) ile kitabı arasında çelişki var demek olur ki, Yaratıcının kendi kendisiyle çelişkiye düşmesi düşünülemez.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

İletigönderen Ram » Sal Eyl 14, 2010 6:22

Ram yazdı:Sonuç olarak kutsal kitaptaki birtakım âyetlere göre devlet kurumları işletilemez; benzerlikler olsa da bire bir uygulanabilirliği olmadıkça, bu, laiklik çerçevesinde olanaksızdır. Örneğin Nisâ sûresinde Aile Mahkemesi'nin işini görebiliriz; bugünkü çağdaş uygulamalarla büyük benzerlikler taşır. Ancak devlet laikliği (bilimgüderliği / Cengiz ÖZAKINCI) çağdaş uygulamayı bilimsel dayanaklarla bulur ve toplumuna uyarlayarak yasalaştırır.


Bu durumda yukarıda yaptığınız tespit laiklik ilkesi açısından geçersiz olmaktadır. Çünkü Tanrı tarafsızlığı önermektedir.


Yanılıyorsunuz. Benim yazdıklarım "bire birlik" ile ilgilidir. Laikliğin ana tanımı olan "devlet ve din işinin ayrılmasını", bire bir bunu diyerek buyurmuyor Allah. Yansızlık ile doğrudan ilgili âyetler var, onları destekleyici âyetler var. Bir kısmı yukarıda da sunulmuş. İşte bu sözünü ettiğimiz ilkesel duruştur. Belirli konularda yansızlığı laiklik sağılıyorsa, onu uygulayacaksın; çıkan sonuç budur. Benim belirttiğim ise, Nisâ sûresindeki gibi Aile Mahkemesi'ni ilgilendiren, örneğin "bölüşüm, kalıt (miras), boşanma, evlenme" gibi konuların, bulunan kanunlarla benzerliği ancak bire bir olmayışıdır. Bu terslik değildir elbette; buyrukların getirdiği ilkelere uygunluktur. Örneğin ilgili âyetten şu gibi ilkeler çıkarılabilir: Adalet, eşitlik, dürüstlük, güven

Tanrı bilimin etkeni değil Yaratacısıdır/sahibidir.


Elbette Tanrı sözüne, -sözdeşi- Kur'an-ı Kerim'e göre bu böyledir; bunu aslında belirttim. Yalnız, vahiyi, akıl işletmek ve bilimin yanına belirttiğim nedenlerden dolayı koyamayız.

Böyle bir şey kesinlikle mümkün değildir. Aksi durum Yaratıcının yarattığı maddi dünyaya koyduğu kurallar (doğa yasaları/Sünnetullah) ile kitabı arasında çelişki var demek olur ki, Yaratıcının kendi kendisiyle çelişkiye düşmesi düşünülemez.


Bunu ben de biliyorum da; yalnızca dürüst ve bence yerinde sorgulamalara örnek veriyorum. Sözün kısası, yazıdıklarımda yanıt aramıyor, yanıt arayanları veya arayacak olanları vurguluyorum. Böyle durumlarda, yukarıdaki karşılık bir yanıt olarak onaylanmayacaktır (yeterli sayılmayacaktır), anımsatırım.

"Aykırıysa nasıl ve hangileri aykırıdır¿? Aykırı olan ilkeler mi yanlıştır, yoksa yanlış mı anlaşılmış yahut yorumlanmıştır veya bilimsel olan mı yanlıştır yahut bilimsel olan bilimsellik kabuğuyla mı sunulmaktadır¿?" gibi sorular din ve bilim çatışmasından çıkan sorunlar üzerine sorulmalı, yanıtları aranmalıdır.


İki Önlem, Bir Öneri:

  • Çevirenin adı-soyadı yazılmalı
  • Alıntılar belirginleştirilmeli ve yazılanlar birbirine karıştırılmamalı
  • Doğrudan ilgili görünen âyetler ayrı, destekleyici âyetler ayrı belirtilmeli
Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.

Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir!
Kullanıcı küçük betizi
Ram
Zûlme Karşı İsyan!
 
İletiler: 8167
Kayıt: Sal Şub 20, 2007 1:06
Konum: Aç haritaya bak!

Re: Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Çrş Eyl 15, 2010 18:41

İyi akşamlar,

Laiklik "din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır" tanımızı doğru kabul edersek bu taktirde şöyle bir akıl işletme yapabiliriz. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olmasının sebebi iki kurum birbirinden ayrı kurumlar olmasındandır. Çünkü eğer bu kurumlar aynı gerçeği işaret ediyor olsalardı ve birbirlerini doğrusalardı birbirlerinden ayrılmalarına da gerek olmazdı. Bu durumda aşağıdaki soruları sormaya hakkım olacaktır.

1.Din ve devlet işleri birbirinden ayrı iş ise her iki kurumun kendi bilginlerini yetiştirmesi doğaldır. Bu durumda Kur'an'da geçen alimler (bilginler) kimlerdir? Ve bunlar nerede yetişir nerede öğretim alırlar?

2.Fakültelerimizde okutulan bilim dallarında okuyan kimseler alim (bilgin) değilse, demek ki ayrı bir Kur'an alimi ve İslam alimi grubu vardır. Bu durumda Saidi Nursiler İslam ve Kur'an alimi (bilgini) mi olmaktadır?
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

İletigönderen Ram » Prş Eyl 16, 2010 1:03

Kuvayi Milliyeci yazdı:İyi akşamlar,

Laiklik "din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır" tanımızı doğru kabul edersek bu taktirde şöyle bir akıl işletme yapabiliriz. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olmasının sebebi iki kurum birbirinden ayrı kurumlar olmasındandır. Çünkü eğer bu kurumlar aynı gerçeği işaret ediyor olsalardı ve birbirlerini doğrusalardı birbirlerinden ayrılmalarına da gerek olmazdı. Bu durumda aşağıdaki soruları sormaya hakkım olacaktır.

1.Din ve devlet işleri birbirinden ayrı iş ise her iki kurumun kendi bilginlerini yetiştirmesi doğaldır. Bu durumda Kur'an'da geçen alimler (bilginler) kimlerdir? Ve bunlar nerede yetişir nerede öğretim alırlar?

2.Fakültelerimizde okutulan bilim dallarında okuyan kimseler alim (bilgin) değilse, demek ki ayrı bir Kur'an alimi ve İslam alimi grubu vardır. Bu durumda Saidi Nursiler İslam ve Kur'an alimi (bilgini) mi olmaktadır?


Kısaca: Devletin, kutsal kitabı kaynak alarak bir yönetim oluşturması bilim dışıdır. Bundan ayrıca, kutsal kitap yansız olunmasını buyurabilir, öğütleyebilir; ancak bu öğütlere, buyruklara dahi -kutsal kitaba bakılarak- uyulduğunun devletçe onaylanması da, devletin yansızlığını bozar, devleti yanlı yapar.

İkisi bir soruya yanıt: Allah "Oku" diye başlar. Bilgi, nerede bilimsel olarak sunuluyorsa, orada yetişen, orada sunulan bilgiyle yoğurulan bilgindir. Kutsal kitap, "beni oku da bilim adamı ol" demez; buna yönlendirir. Bu yönlendirme sonucunda nasıl "kutsal kitap (veya din) = bilim" gibi bir çıkarımda bulunamıyorsak, devlet ve din işleri de, kutsal kitabın buyruklarından, öğütlerinden yola çıkılarak veya bu öğütlerin, buyrukların devletçe benzerlerinin, yakınlarının uygulanmasına bakılarak, eşitlenemez, bir tutulamaz. Din ve dünya işlerinin ayrımlı yerlerinden birisi de bu çizgidir.

Bir diğeri, bireyselliktir; kutsal olan, her bireyin okuması için kitaplaşmıştır; bu bağlamda din bir kurum da değildir. Hadis, fıkıh gibi konularla uğraşıp bunlarla yoğurulanlara bilgin değil ezberci denir. Bilimgüder bir devletin, din ile ilgili ve içinde din adamı sıfatı verilmiş kimseler barındıran bir kurumunun olması, din konusunda toplumu aydınlatma gereksiniminden kaynaklanmıştır. "Bu kurum ne kadar başarılıdır? Amacına uygun mu çalışmıştır? Eskilerin uygulamalarını din diye mi sunmuştur?" soruları ise ayrı bir konu doğuracaktır.

Uğurlu günler
Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.

Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir!
Kullanıcı küçük betizi
Ram
Zûlme Karşı İsyan!
 
İletiler: 8167
Kayıt: Sal Şub 20, 2007 1:06
Konum: Aç haritaya bak!

Re: Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Prş Eyl 16, 2010 2:19

Kısaca: Devletin, kutsal kitabı kaynak alarak bir yönetim oluşturması bilim dışıdır. Bundan ayrıca, kutsal kitap yansız olunmasını buyurabilir, öğütleyebilir; ancak bu öğütlere, buyruklara dahi -kutsal kitaba bakılarak- uyulduğunun devletçe onaylanması da, devletin yansızlığını bozar, devleti yanlı yapar.

İkisi bir soruya yanıt: Allah "Oku" diye başlar. Bilgi, nerede bilimsel olarak sunuluyorsa, orada yetişen, orada sunulan bilgiyle yoğurulan bilgindir. Kutsal kitap, "beni oku da bilim adamı ol" demez; buna yönlendirir. Bu yönlendirme sonucunda nasıl "kutsal kitap (veya din) = bilim" gibi bir çıkarımda bulunamıyorsak, devlet ve din işleri de, kutsal kitabın buyruklarından, öğütlerinden yola çıkılarak veya bu öğütlerin, buyrukların devletçe benzerlerinin, yakınlarının uygulanmasına bakılarak, eşitlenemez, bir tutulamaz. Din ve dünya işlerinin ayrımlı yerlerinden birisi de bu çizgidir.


Kutsal Kitabı kaynak almaktan maksadınızın, yönetime talip olanların ya da yönetimde olanların "ben bu işi Kutsal Kitap adına yapıyorum, ben bu işi din adına, İslam adına yapıyorum" demesinden olan endişeniz olduğunu düşünüyorum. Bunda da çok ama çok haklısınız. Böyle bir durum İran ve Suudi Arabistan örneklerindeki felaketlerle sonuçlanır.

Benim anlatmak istediğim şey ise şudur: Kaynak Kur'an dahi olsa Hz.Muhammed'den sonra hiç kimsenin Allah adına, Kur'an adına yönetim sergileyemez. Ama eğer Kur'an'da evrensel ilkeler varsa yönetime hakim olacak prensipler belirlenmişse bunlar yokmuş gibi de yapamayız. Yönetime talip olanlar ve yönetimde olanlar Allah, Kur'an, Kitap sözlerini ağızlarına dahi alamazlar. Çünkü bu başta Kur'an'ın önerdiği laikliğe aykırıdır.

…Ve kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin (gerçeği örtenerin) ta kendileridir. (Maide, 44)

Eğer bu ayeti İran'daki gibi anlarsak, Kitap, İslam, din adına iş yapıyoruz deriz ve bir felaket yaratırız. Ama burada bahsedilen Kitap ile hükmetmek değil aksine ilkeler ile hükmetmektir. Ayette “Allah adına yönetin, Kitap adına yönetin” denmiyor. “Allah’ın indirdiği ile hükmedin” deniyor. Bunlar ise ilkelerdir. Herşeyin Yaratıcısının bir barış toplumunun ilkelerini belirtmiş olmasının garipsenecek bir yanı yoktur. İnsan yoktan var edemez. Ancak olanı işler. Olan ise verilenden ya da gönderilenden ibarettir. Bilimle dünyadaki ayetler (deniz, dağ, ağaçlar) tanınır ve tahkik edilir. Yoksa olmayan bir şey var edilemez. Bu pozitif bilimlerde olduğu gibi sosyal bilimlerde geçerli bir ilkedir. Olanı ancak akıl işletme, bilim ya da vahiy ile keşfederiz. Ama olmayanı yaratamayız. Bugüne kadar dünya üzerinde zulümü durdurabilmiş bir yönetim biçimi olmuş mudur? Kapitalizm? Hayır. Sosyalizm? Hayır. Peki hangisi? Peki ne zaman? Keşfetmek zorundayız. Ama Kitap'tan, ama akıl işleterek, ama bilimle. Bu üç kaynağa da eşit mesafede olursak her şey daha kolaylaşacak. Bugün devlet yönetme konusunda Kitaba karşı koyduğunuz mesafeyi inanın akla karşı koyan insanlar var.

Eğer dinin içindeki ibadetleri emredildiği gibi gizli yaparsanız (insanı dindar ya da din dışı imiş gibi gösteren şey ibadetlerdir) ve Allah adına Kur'an adına değilde ilkeler adına savaşırsanız geriye ne kalır biliyor musunuz? Mustafa Kemal.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20

Re: Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

İletigönderen Ram » Cum Eyl 17, 2010 16:51

Kutsal Kitabı kaynak almaktan maksadınızın, yönetime talip olanların ya da yönetimde olanların "ben bu işi Kutsal Kitap adına yapıyorum, ben bu işi din adına, İslam adına yapıyorum" demesinden olan endişeniz


Elbette yalnızca söylem değil, eylem, düşünce yapısı, örgütlenme, dış destek de önemlidir. Aslında bunu daha aşağıda açmışsınız.

Olanı ancak akıl işletme, bilim ya da vahiy ile keşfederiz.


Bakın vahiy konusunu yine dile getirmiş ancak bir açıklık getirmemişsiniz. Öyleyse ben şöyle sorgulamalarda bulunayım:

Buradaki vahiy, "hap gibi sunulan bilgi" veya "Tanrı'dan elçisine gelen ileti" anlamında mıdır¿? Yoksa bunların karışımı gibi bir şey, örneğin esin (ilham) gibi bir şey midir¿? Bunlardan biriyse; bu ne kadar kutsal kitaba uygundur veya bilimselliğe uygun mudur¿?

Bunun dışında şurada şöyle denmiş: "Ama Kitap'tan, ama akıl işleterek, ama bilimle"

Buradan ilerlersek, vahiy sözcüğünün yerini kutsal kitap almış. Oysa kutsal kitap ana kaynaktır ve hamdır; alınabilecek bilgi yalnızca yazılı olan Tanrı sözüdür, bunlardaki ilkelerdir. Dolayısıyla,

  • Tanrı sözüne göre, bilim ve usun işletilmesi aynı ulamda (kategori) yer alırken, Tanrı sözü olan kitap ise bu ulamın üzerinde olan, bu ulamı kapsayandır.

  • Tanrı'ya inansın veya inanmasın, insanlara göre de, bilim ve us yürütme/işletme, aynı ulamdadır (us yürütmek, bilime uygun olana, doğruya götürür; bilim ise us yürütmeden olmaz). Tanrı sözü ise, -inanana göre daha yüce, inanmayana göre daha alt düzeyde- daha ayrı bir ulamdadır.

Daha önce yazdığım gibi; Tanrı sözü olan kutsal kitabın, insanı us yürütmeye ve bilime yöneltmesi, bunlara özendirmesi (teşvik) üçünü aynı ulama koymaz.

Yalnız bir de -özetle- şöyle düşünenler olmuştur: "Kutsal kitapta, evrene ve ölümden sonraki yaşama ait tüm bilgiler imlenerek (kodlanarak) gizlenmiştir."

Bu düşünce de, kutsal kitaba açıkça aykırı olan türle öğretilere, hesaplamalara dönüşmüştür. Bugün de bu öğretiler veya hesaplamalar bulunmaktadır.

Özetle demek istediğim, vahiy, bulmada (keşfetmede) bilgi edinme aracı olarak sunulamaz.

Vahiy sözcüğüyle ilgili sorgulamalarım yukarıda durmakla birlikte, yazdıklarınıza katılıyorum.
Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.

Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir!
Kullanıcı küçük betizi
Ram
Zûlme Karşı İsyan!
 
İletiler: 8167
Kayıt: Sal Şub 20, 2007 1:06
Konum: Aç haritaya bak!

Re: Kur'an Alimi İslam Alimi Olur Mu?

İletigönderen Kuvayi Milliyeci » Cum Eyl 17, 2010 21:04

Vahiyden kastım Kur'an'dır.

Ayrıca bu tartışmanın bana çok faydası oldu onun için teşekkür ederim. Yaptığım bir hatayı bulma imkanım oldu. Şöyle ki:

Bilgiye akıl işletme ve bilim ile ulaşılır. Akıl işletme ve bilim ile ulaşılan bilgi Kur'an'a da uygundur. Dolayısile akla ve bilime uygun her şey Kur'an'a da uygundur. Diğer bir anlatımla dine (Kur'an'a) uygun bir şey yapmak istiyorsan akla ve bilime göre hareket et. Bu bağlamda aşağıdaki yazdıklarınıza katılıyorum.

•Tanrı sözüne göre, bilim ve usun işletilmesi aynı ulamda (kategori) yer alırken, Tanrı sözü olan kitap ise bu ulamın üzerinde olan, bu ulamı kapsayandır.

•Tanrı'ya inansın veya inanmasın, insanlara göre de, bilim ve us yürütme/işletme, aynı ulamdadır (us yürütmek, bilime uygun olana, doğruya götürür; bilim ise us yürütmeden olmaz). Tanrı sözü ise, -inanana göre daha yüce, inanmayana göre daha alt düzeyde- daha ayrı bir ulamdadır.


Kur'an ağzına kadar bilgi dolu bir Kitaptır. Problem şudur ki bilim ve akıl işletme yapılmadan bu bilgiye ulaşılamamakta varlığı keşfedilememektedir. Diğer bir anlatımla akıl işletme ve bilim vahiy bilgisine ulaşmanın aracı olmaktadır.

Aşağıda yazdıklarım başka bir başlığın konusu olmakla birlikte belirtme ihtiyacı hissettim:

Vahiy bilgisine ulaşmak için her zaman Kitabı açıp okumak da gerekmez. Mesela dil bir ayettir (delildir). Dildeki kelimelerin ilk anlamlarını bilen ve kavrayan herkes akıl işletme bilimi yapabilir. Bu anlamda zaten evrende varolanın ifadesi olan Kur’an’ın bilgisine de ulaşılabilir.
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. Mustafa Kemal Atatürk
Kullanıcı küçük betizi
Kuvayi Milliyeci
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 200
Kayıt: Pzt Haz 21, 2010 2:20


Şu dizine dön: Kuvayi Milliyeci

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x