Kürsüde avcı, masada av

Kürsüde avcı, masada av

İletigönderen ismailşanal » Çrş Mar 15, 2017 3:10

yeşilçam yada hollywood...
tüm replikleri ve tavırları itinayla hazırlanmış 'kurgusal' kötü adamlar birçoğumuzun nefretini kazanmıştır. Benzer şekilde bir kahramanlık hikayesinin zirvesine çöreklenen herhangi bir figürü sevme olasılığımız da son derece yüksek. Aldatıcı duygusallıktan arınıp profesyonel bakacak olursak ücret karşılığında rolünü en iyi yapanı alkışlamak sanatsal bir reflekstir.
İzlediği karaktere benzeme arzusu da bön tüketiciye ait diğer bir zaafiyet.
Ekran karşısında birçoğumuzun maruz kaldığı paçavra yapımlar, nihai gaye olan toplumsal evrimle sokakta karşımıza çıkan sümsük kabadayılara yahut pop ikonu ergenlere dönüşüyor.
Asosyal gençlerimizin kültürden izole edilip şiddete yönlendirilmesi ve güzel çocuklarımızın ün namına fütursuzca metalaştırılması siyaset ötesi sömürge varyasyonlarının başlıcaları.

Şahsi kanaatim o ki son yüzyılın en iyi senaristleri politikanın ve toplumların kaderini yazanlar...
Roller sinema endüstrisinden çıkıp siyaset sahnesinde milyonlarca insanın yaşam tarzını ve hatta ölüm şeklini belirleyen otoriteye dönüşünce bilinçli bireylerde alkışın yerini derin endişe alıyor.

Modern politika halkın yöneticiler seçtiği bir sistem değil sistemin halk için yöneticiler seçtiği uygulamadır ve ülkelerin sosyo-kültürel yapısına göre küresel sömürüye vekalet edecek yöneticiler her cenahtan seçilebilmektedir.

Devlet geleneklerini incelersek şöyle bir algoritma oluşuyor.
Küresel emperyalizmin lutfettiği mevkilere yerleşen siyasiler yukarıdan gelen buyrukları yerine getirirken aşağıdakileri oyalamakla yükümlüler. Tam da burada kitleleri uyuşturmanın en güzel yöntemi hitabet !
Kürsü; oy oranının, meclis aritmetiğinin, kamu imkanlarının belirlendiği sihirdir.
Haklıyı değil güçlüyü seven muhafazakar demokrasi kürsüde gövde gösterisine bayılır.
Postmodern Tanzimatçılar bu yüzden kürsüde saldırgan ve kaba, masada bir o kadar aciz ve sefildir. Gündem soğuyana kadar mafya tavırları devam etse de iş resmiyete dökülüp masaya oturulduğunda görürsünüz ki her sahte kabadayı gibi zikzak akademisinde bir üst tura geçerler.
Kürsüde avcılık yapan masada av olur çünkü devletler kürsüde değil masada var olur, yok olur...

Konjonktürel olarak sömürü bazen batıcılıktan bazen batı karşıtlığından besleniyor.
Müzakere tarihi verdiklerinde kutlamalar yaptığımız ve uğruna bakanlık kurduğumuz Avrupa Birliği iktidar çatırdadıkça ideal ve son derece karlı bir düşmana dönüşüyor mesela.
En tazesinden düşman ilan ettiğimiz Hollanda...
Diplomatik hamle yapacağız, toplayın muhtarları!
Körfez ülkelerinden Baltık ülkelerine kadar düşman portföyümüz çok geniş maşallah. Memuruna, emeklisine %2 zam veremeyen bir ekonomiyi yavaşlatmak için yedi düvel tüm istihbarat örgütleriyle bir araya geldi ve Reyiz'e Hayır kampanyasını yürütüyor.

Düşmansız ideolojinin yaşayamayacağını savunan 'demir leydi' Margaret Thatcher ile aynı bakış açısına sahip şair Necip Fazıl da şöyle diyordu...
Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!

Düşmanlık üzerine inşa edilen iktidarların ortak özelliği olsa gerek kışkırtıcılık...
hem kendi kitlesini hem de düşman kesildiklerini tahrik ederek çifte kavrulmuş krallık kurdukları aşikar.
Kurulan krallıklar elbette soytarıdan geçilmiyor. Kralı eğlendirmek için atılan taklaların ucu bucağı görünmüyor 15 yıldır. Sarıklı cübbelisinden futbol yorumcusuna, popçusundan dizi oyuncusuna, okuma yazması olmayan köşe yazarından manken artığına kadar kromozom taşıyan herkese açık yerli ve milli bir sirkimiz var artık...
Ekibin zekası yerlerde olunca ahmaklığa 'hayır' diyen herkes doğal olarak üst akıl...

Gülümseyelim!
'İnadına' demeyeceğim çünkü inatçı bir tavır sergilemek bile senaryoya tabi olmaktır.
Matematik düşkünü bir insanın, dört işlem yapamayan milyonlarca insana cephe alması tutarsız değil mi?

Küresel tezgahları kitle imha silahlarına benzetiyorum.
Yüzbinlerin üzerine bırakılan bu programlanmış şiddeti tek tek pansumanla bertaraf edemeyiz.
Bu geç kalınmış bir hamle ve bana çağı yakalama hastalığını hatırlatıyor. Gelin çağdaş olmayalım !
Zihinlerimiz muazzam yerkürede iki şeritli iktidar-muhalefet trafiğinde sıkışıp kalmışsa bariyerleri kırıp geçelim.
Çağa ait olmak yerine çağlara yön verelim.
Atamız gibi, Ecdadımız gibi...
Kullanıcı küçük betizi
ismailşanal
Üye
Üye
 
İletiler: 13
Kayıt: Çrş Tem 04, 2012 13:16

Şu dizine dön: Sizin Makaleleriniz

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 2 konuk

x