Milli Mücadelemizin Gayri Milli Aktörleri-2

Milli Mücadelemizin Gayri Milli Aktörleri-2

İletigönderen Seçkin ERGÜN » Pzr Oca 27, 2013 15:21

Zaman, doğanın, karşı konmaz akıntının insana duyurabildiği tek sestir. Bazen tükenişe akar, bazen zafere. Hangisine akacağına ses karar verir. Işıldayarak, billur bir sevinçle zafere akmayı o da ister. Ama İster ki sabır çatlasın. İster ki yaptıklarımızın sahte, sığ, gizli, teslimiyete mahkum avuntusunu değil, yapmadıklarımızın kararlılığını kuşanalım. Artık zaman kalmadı diye düşünenler, doğa'nın zamanın hep var olacak. Kimbilir, belki bir gün yelek bile giyeriz. . .

Artık tüm olup biteni dosdoğru yazmanın zamanı geldi. Lafı hiç dolandırmadan, bizi sürekli çıkmaz sokaklara saptıran sahte gündemi bırakıp neler olduğunu, ne yapılması gerektiğini konuşmalıyız. Bizim gerçek gündemimiz, önceliğimiz çok başka. Üstelik farkında değiliz belki ama biz particilik, demokrasicilik oynarken karşı devrim son hamlesini yapmak üzere.

12 Eylül darbesinin atölyesinde ANAP ve DYP deneme üretiminden sonra en son teknolojik ürün olan AKP iktidara geldiğinden beri giderek artan bir "Milli Mücadele" çağrısı yapılıyor. Bu çağrı son 3-4 yılda giderek yoğunlaştı. Olan biten onca yıkıma, yapılan onca çağrıya karşı “Milli Mücadeleye” bir türlü girişemiyoruz. Girişemiyoruz çünkü teorisyenimiz yok. Fiili bir savaşta motivasyon ve birliktelik sağlamak kolay. Teoriye falan da gerek yok, iki ordu karşılaşır, sahne namlunun ateşi ve zafer naralarına kalır.

İşgal güçlerinin yarıdan fazlası ülke içindeki hainlerden oluşuyorsa, işte o zaman zehir gibi teorisyenlik gerekir. Her devrimin bir teorisyeni mutlaka olmuştur. Milli Mücadeleyi, şu oyuncak havalı silahlarla yapılan boya savaşı basitliğine indirgeyenlerden değilsek bilmeliyiz ki, bu kadar hainin düşmanla işbirliği içinde olduğu Milli Mücadele ancak “Devrimle” başarıya ulaşır. Tıpkı 1.Kurtuluş Savaşında olduğu gibi. Devrim’e gebe olmayan Milli Mücadele sahtedir ve ancak kıyafetinin içine konan yastığı doğurur.

Zaman ve doğa insana karşı hep adil oldu. Mesela biz her ne kadar görmezden ve anlamazdan gelsek de böylesi durumlarda yaptıklarımızdan çok yapmadıklarımızın asıl belirleyici olduğunu öğretti. Yapılanlar her zaman ödül olarak dönmese bile, yapılmayanlar mutlaka ceza olarak döner.

Milli Mücadele adına var olduğunu söyleyen çeşitli parti, dernek ve kişiler hem tarihe, hem bu vatana karşı yapmadıklarından sorumludur. Bir partinin veya oluşumun gerçekten Milli Mücadeleyi amaç edinip edinmediğini saptamak çok kolay. Kavramların ve değerlerin bu kadar içinin boşaltıldığı, suyu bulandırarak kimin aslında ne olduğunun bu kadar ustalıkla saklanabildiği bir dönemde bunu sağlıklı bir şekilde yapabilmek hayati önemde. Nasıl mı anlayacağız? Tabii ki yaptıklarına bakarak değil, yapmadıklarına bakarak. Şöyle ki;

Çok çeşitli kollardan saldırı varmış gibi görünse de saldırı iki ana cepheden yürütülüyor. Birinci cephe; CIA’nın güdümüyle, Fetullah Gülen cemaati ve AKP kadrolarınca yürütülen “Kemalist, Ulusalcı” düşmanlığı. Temel amacı Türkiye'nin milli ve ulusalcı bilincini yok edip, millet yerine ümmetçi yapıya dönüştürmek. İkinci cephe; gene CIA’nın güdümüyle ayrılıkçı Kürt hareket. Temel amacı toprak bütünlüğümüzü bozmak, Misak-ı Milli sınırlarımızı değiştirmek.

Bu ülkeyi toprağı ve bireyi ile bir arada tutan yegane güç, çimento Atatürk ve Kemalizmdir. Dolayısıyla Türkiye düşmanlarının alt etmesi gereken öncelikli konu da budur. Bu iki grup son dönemde açıktan açığa işbirliği yürüterek saldırıyı hızlandırdı.

Şimdi bu cephelere karşı kimin neler yapmadığına bakarsak gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar. Hadi bakalım!

Birinci cepheye karşı, yani gerici, ümmetçi cepheye karşı oldukça yetersiz olsa da bir tepki, direnç var. Bu cephenin kurguladığı Ergenekon, Balyoz gibi davalara karşı makaleler yazılıyor, iyi-kötü, yeterli-yetersiz eylemler düzenleniyor. Buna en çok TGB ve İP önderlik ediyor. TGB ve İP meydana inince CHP istemese de, kerhen de olsa alanlarda yerini almak zorunda kalıyor. Bu kısım kısmen de olsa yapılanlarla ilgili.

İkinci cephede,yani ayrılıkçı Kürt cephesine karşı yürütülen mücadelede ise durum çok daha vahim. Bizi gerçeğe götürecek ayrım da tam olarak bu kısım. CHP peşinen kredi verdi bile. Habur rezaleti ve Oslo hainliğinden sonra adı kara listeye geçen AKP’ye krediyi verse verse bir tek Soros'un çocukları verirdi, Kılıçdaroğlu’da bu krediyi “görevi” gereği verdi.

Tek tek isim vermeye gerek yok. Pek çok köşe yazarı Apo’yla görüşülmesine tepki gösteriyor, araya madem kan duracak, hadi durdurun bakalım’ı ustalıkla ilave ediyor. İP, TGB desen, gölgesi bile yok. ADD, ÇYDD derin sessizlikte.

Sadece Milli Bayramlarda, işgüzar valilerin de kışkırtıcı kararlarıyla doruğa çıkan milli duyguları harekete geçirmek ne kadar “Milli Mücadele” kapsamına girer? İP ve TGB bu ortamları fırsat bilip, fazladan bir yönlendirme çabasına girmeden, karşısında hazır ve kararlı bir kitle ile daha ne kadar Milli Mücadele yaptığının sahte duygusuyla tatmin olacak? Daha kaç Ulusal Kanal Gönüllüsü edindikten sonra parti ve örgüt olarak tüm gücüyle Milli Mücadeleye kanalize olacak? Ayrılıkçı Kürt saldırıya karşı sesiz kalıp, Ergenekon ve Balyoz gibi davalara karşı yürütülen kampanyalar Atatürkçü, Ulusalcı kesimin gazını almak için mi yapılıyor sorusu hiç de haksız, yakışıksız kaçmıyor.

Yani, Kemalist yapıyı yıkmayı amaç edinmiş cepheye karşı tepki verip ayrılıkçı Kürt hareketine kör-sağır olunuyorsa, verilen tepki bilinç ve duyarlılıktan değil, görev icabıdır. Görev icabının ne anlama geldiğini sanırım herkes anlamıştır. Açıkça "İşbirlikçi" demek fazla mı ağır kaçar!?

Misak’ı Milli sınırlarımızın korunmasından daha önemli, daha öncelikli ne olabilir? Kemalizmi hangi topraklarda yaşatacaksın? Elde vatan yoksa ne Kemalizm kalır ve Türkiye kalır. Vatan diye bir yer kalmazsa İşçi Partisi Sosyalizmi, Sosyal Adaleti, Eşitliği, Kemalizmi hangi topraklarda yaşama geçirecek?

Ayrıca unutmayın, Batının Doğuya borcu var. Atatürk Samsun'a çıktıktan sonra Kurtuluş Meşalesini Doğuda yaktı. Sivas, Erzurum, Kars kongre salonlarında Hasan Tahsin’in mermisi çığlık gibi yankılanıp dalga dalga Anadolu’ya yayıldı. Batının doğuya minnet borcu var. Bu vatanın her savaşına can vermiş, kan vermiş insanları bir avuç çapulcunun, hainin insafına bırakamayız. Ermeni çetelerin zulmüne rağmen toprağından vazgeçmediği yetmezmiş gibi cephede mermisi biten askere cephane yetiştirmek için 120 çocuğunu ölüme gönderen kahramanların neslini ne kolay PKK’lı, BDP’li işgüzar hainlerin eline teslim ettik. Oysa onların her biri bize emanet. Toprak gibi, bayrak gibi emanet.

Önce öğretmenleri vurdular, sonra askerleri. Önce Cumhuriyeti vurdular, sonra devleti. Önce Atatürk'ü vurdular, sonra Vatanı. Önce insanlığı vurdular, sonra insanı. Şimdide bu emaneti hainlerin elinden söküp geri alacaklarına kalkmış emaneti hainlere ciro ediyorlar. Soros’un çocukları da babalarının paralarıyla ciro bedeli olarak birilerine peşinen kredi veriyor. Bu işbirlikçi hainliği bir de Atatürk’ün partisinde, koltuğunda yapıyor. Batının doğuya borcu var. Onlara borcumuz var. . .

Particilik ve demokrasicilik oynamanın hiç sırası değil. Dini duyguları sömüren AKP ne kadar kötüyse, ulusal duyguları ve korkuları sömüren İP ve CHP de o kadar kötü. Partinin devamını ve gücünü korumak için, safları sıklaştıkmak için Milli Mücadele çağrısı yapıp ardından seçim ve sandıktan medet ummak kandırmaca değilse bile gayri ciddiliktir. Atatürk milli mücadeleyi seçimle mi yaptı? Damat Ferit ve Vahdettin'e karşı seçim zaferi mi kazandı? Yunan ordusunun işgali referandum sonucuna göre mi sona erdirildi? Hem ülke işgal altında diyeceksin, hem insanların korkularını, duyarlılıklarını benlik ve bilinçlerini kapatacak kadar yoğunlaştırıp parti çıkarları için sömüreceksin. Böyle mücadele olmaz.

Ne mi yapılmalı? Bu konuda görüş bildirme donanımına sahip değilim. Milli Mücadele çağrısı yapan parti ve kişiler lafı dolandırmadan açıkça ne yapılması gerektiğini söylemeli. Milli Mücadele diye parti binasında herkese silah verip iç savaş başlatalım demiyorum. Bunun şartları, zamanı ve gerekliliği de gelecek. Ama işe ilk önce karşındaki düşmanın en zayıf yönünü saptamak ve karşı hamleyi buna göre yapmak akıllıca olur.

Birinci öncelik, sapla samanın ayrılması, milli güçlerin birlikteliği, parti ve çıkar kavgalarını engellemek için kongre yapılması. Salon toplantıları, konferans, miting falan değil, kongre. Milli bir kongre. Somut adımlar için de çeşitli yöntemler geliştirilebilir.

Mesela, türlü seçim hilesinin sonuçlarını doğru kabul edip toplumun %50'sinin AKP li olduğunu varsaysak bile geriye bir o kadar daha olmayan kitle kalıyor. AKP 10 yıllık bir parti, CHP, MHP, İP gibi bir ideolojisi, tabanı olmayan parti. Etrafındaki herkes, şarkıcısından TÜSİAT'çısına, medya patronundan dönek solcusuna, bankacısına kadar çıkar ilişkisi için yandaş gibi görünüyor. Hepsinin ortak beklentisi maddi menfaat.

Bu durumda, birileri kalkıp bazı şartlar öne sürüp bir ay sonrası için tarih verse. Bu tarihe kadar olumlu bir adım atılmazsa, ulusalcı diye küçümsedikleri, Türk olduğu söylediği için ırkçı, faşist diye suçladıkları kitle ilan edilen tarihte, saat tam 14:00'da bankadaki tüm parasını çekecek dense. Bir haftalığına, bir günlüğüne, bir saatliğine, fark etmez. O saatte milyonlarca insan bankadaki 1 lirasını, 1.000 lirasını, 100.000 lirasını çekse. Aynı gün hiç kimse gazete satın almasa. Cumhuriyet, Hürriyet, Vatan, Milliyet, Sözcü, Aydınlık, fark etmez. Kimse gazete almasa. O gün kimse arabasına benzin almasa. Yaşamsal ihtiyaçlar haricinde hiç bir şey almasa. Bir günlüğüne. Sadece bir günlüğüne. İnanın sistem bunların başına yıkılır.

Gazete, benzin ve diğer yaptırımların dışında aynı gün bankadan para çekmek bile yapılacak milyon kişilik mitingden daha sarsıcı olur. Bu organize edilebilir mi bilmiyorum. Ulusalcı pek çok site, gazete var. Sosyal medyada yaygınlaştırmak çok da zor değil. Aşil'in tek ölümcül yeri, topuğu. Bunların da tek ölümcül yeri, paraları. Madem dayak yiyoruz, arada birkaç yumruk da biz atalım. Göreceksiniz, onlar bizden daha az dirençli. Bu ve buna benzer yaptırımlar onların kartondan kalelerini yerle bir eder. Ağaçtaki tüm kargaları vurmaya gerek yok. Birini bile vurmaya gerek yok. Havaya edilecek bir tek el ateş bile hepsini kaçırmaya yeter. Çünkü hainler hep korkaktır. . .
Kullanıcı küçük betizi
Seçkin ERGÜN
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 58
Kayıt: Pzt Tem 04, 2011 22:01

Re: Milli Mücadelemizin Gayri Milli Aktörleri-2

İletigönderen Seçkin ERGÜN » Çrş Oca 30, 2013 19:30

Doğuyu görenler anlatır,
Yeri göğü dağlar kucaklarmış.
Vadileri, yaylaları, derelerinden vatan fışkırırmış.
Çağlayan derenin ışıltısını görsen,
Işığı çağlamak için akarmış.
Ve ters laleler. . .
Ne bir damla yağmura,
Ne bir tutam güneşe minnet edermiş.
Yüzü,
Sadece orada
Can veren,
Can olan toprağa,
Vatan olan toprağa dönükmüş.

Görenler anlatır,
Sevgili'nin dilinde
Okşanası çocuk yüzü olurmuş.
Yüzünde hep haylazlığın kiri,
Suratında hep ürkekliğin karışıklığı,
Gözlerinde hep şaşkınlığın kocamanlığı,
Gideni bekleyen bakışları hep uzakta olan,
Çok kardeşten kaçıncı olduğunun önemsiz olduğu,
Kucaklanmaya hazır çocuk yüzü.

Görenler anlatır,
Erdal Paşa'nın dilinde
Şehitlerin emaneti,
Gazilerin özlemi,
Dünyanın en güzel,
En görülesi,
En yaşanası yeriymiş.

Görenler anlatır,
Görüp
Anlatmalı. . .
Kullanıcı küçük betizi
Seçkin ERGÜN
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 58
Kayıt: Pzt Tem 04, 2011 22:01


Şu dizine dön: Seçkin ERGÜN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 5 konuk

x