NATO’NUN TÜRK DÜŞMANLIĞI ve ABD’NİN TÜRKİYE’Yİ İŞGAL TATBİKATI / Mithat AKAR

Üniversiteli Gençler Burada Yazıyor

NATO’NUN TÜRK DÜŞMANLIĞI ve ABD’NİN TÜRKİYE’Yİ İŞGAL TATBİKATI / Mithat AKAR

İletigönderen mithat akar 1923 » Pzr Kas 19, 2017 9:35

NATO Ortak Tatbikatında Yaşanan Olay "Skandal" mı?

NATO'nun Türkiye düşmanlığına dair son örnek, ana akım medyada, "skandal" ana vurgusuyla yer buldu. Daha çok magazin programlarında duyulan ve öne çıkan "skandal" kelimesinin anlamı TDK'da "Büyük yankı uyandıran, utanç verici veya küçük düşürücü olay" şeklinde tanımlanmış. Olayın yankı uyandırdığı doğru ama "skandal" kelimesinin yukarıdaki anlamını düşünecek olursak, burada "utanç verici veya küçük düşürücü olay" kısmı tereddüt içeriyor. Açıkçası NATO'nun Atatürk'ü ve Türkiye'yi hedef olarak göstermesi, bizim açımızdan "utanç verici" değildir. Çünkü NATO, kurulduğu tarihten bu yana Türkiye'yi doğal bir düşman görmüştür. NATO - 29 ülkenin ortak çıkarı doğrultusunda kurulan bir askeri ittifak gücü olarak gören zihniyetin aksine - daha çok ABD merkezli askeri / siyasi bir strateji zemini üzerine kurulmuştur. NATO, Lozan'ı tanımayan bir devlet olan ABD'nin çıkarları doğrultusunda şekillenen bir ittifak gücü olduğu için, anti emperyalist, bağımsızlıkçı bir önder olan Atatürk'ü "dost" olarak görmesi bizi daha çok şaşırtır. Yani, NATO'nun Türk ve Atatürk düşmanlığı, doğal bir yönelimdir. Bundan utanacak değiliz. Ancak bu durumdan NATO'nun merkez ülkeleri de utanç duymuyor. Hal böyleyken, NATO'nun Türk düşmanlığını açığa vuran son eylemi neden "skandal" vurgusuyla öne çıkıyor, düşünmek gerek. NATO, Türk düşmanlığını öne çıkarmaktan utanmıyor olduğuna göre ve bu durum bizim açımızdan da utanç verici olmayacağına göre, her çevrenin düşman tanımlamasını "yerinde" ve doğru olarak yapması gerekiyor. Aksini düşünmek, yani NATO'nun, Atatürk gibi anti emperyalist, milliyetçi bir devlet kurucusunu övmesi bizim açımızdan "skandal" tanımlamasına daha uygun düşer. Peki, NATO'nun Türk düşmanlığı, daha dün, Norveç'te mi ortaya çıktı? Gelin bu konuyu, yakın tarihten birkaç örnekle açıklayalım.
Resim

Batı’nın Müttefik Olma Zihniyeti:

“Türkiye’nin en iyi ihraç Malı Ordusudur” , “Bir Türk Askerinin Maliyeti 23 Sent”

"Türkiye NATO'ya üye olabilmek için, Kore Savaşı'na dahil olduktan sonra, NATO bizi büyük bir iştahla kendi bünyesine aldı. Dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Dulles, “Bir Türk askeri bize 23 sente mal oluyor” demişti. Türk Askerinin verdiği 767 şehit, 2111 gazi "müttefikimiz" olan ABD için 23 sentle ifade ediliyordu. 4.500 Türk askerinin maliyeti ‘1.035’ dolar ediyordu. Bu NATO’ya girebilmemizin bedeliydi.

Bu açıklamadan yıllar sonra, galiba 2001 ya da 2002'de ABD'li para spekülatörü ve Orta Asya ülkelerinde darbe yaptırmasıyla bilinen, ABD'nin örtülü operasyonlarının çoğunda görev alan, Geroge Soros, ABD'ye bağımlı “Açık Toplum Enstitüsü”'nde yaptığı bir konuşmada "Türkiye'nin en iyi ihraç malı ordusudur" demişti.

NATO ya da ABD için, Türk Ordusu ve Türkiye "müttefik" ya da "korunması gereken bir dost" değil, "Ordusunu, ABD'nin bölgesel çıkarları için ihraç edecek bir güç" olarak görüldü her zaman. " (1)

"1962 sonbaharında Küba’ya Sovyet füzelerinin konuşlandırılmasına karşı. ABD bölgeye müdahale edeceğini açıkladı. SSCB Başkanı Khrushchev, ( Kruşçev ) 27 Ekim 1962’de Kennedy’e gönderdiği mektupta, ABD’nin Türkiye’deki benzer füzeleri sökmesi halinde SSCB’nin de Küba’daki füzeleri sökeceğini bildirdi. ABD bir süre sonra, Rusya ile anlaşmış, Türkiye'nin fikri dahi alınmadan, Jüpiter füzeleri sökülmüştü. Türkiye, böylece tamamen savunmasız bırakılmıştır. "

Johnson Mektubu : “Bizim Silahlarımızla, Bizden Onaylamadığımız Bir Askeri Harekat Düzenleyemezsin.”

“1964'te Kıbrıs'ta, Yunanistan destekli EOKA çetesi, Kıbrıslı Türklere karşı sistematik katliamlar yapmaya başlar. Türkiye ise Kıbrıs'taki Yunan destekli bu katliama karşı askeri harekat kararı aldığını bildirir.

Yaşanan gelişmelerden rahatsızlık duyan ABD, bölgede çıkacak bir savaşı kendi stratejik çıkarlarına aykırı bulmaktaydı. Bu nedenle ABD devreye girme ihtiyacı duydu. Başkan Johnson tarafından imzalanan ve daha sonraları “Johnson Mektubu” olarak tarihe geçen ünlü mektup, dönemin Başbakanı İnönü’ye iletildi.
Resim

ABD kısaca, ‘Benim verdiğim silahlar ve sana sağladığım imkanlarla, benim denetimim dışında, benim stratejik dengelerimi sarsan bir askeri harekata girişemezsin. Bunun karşısında Türkiye'ye yönelik bir saldırıda NATO, Türkiye’yi savunma konusunda 'isteksiz' davranacaktır.’ diyordu. ( 5 Haziran 1964 ) (2)

"Türkiye her şeye rağmen 10 yıl sonra, 1974’te, Kıbrıs’a başarılı bir askeri harekat düzenler ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin fiili kuruluş süreci başlar. Fakat “müttefikimiz” olan NATO üyesi ABD, bunun karşısında Türkiye’yi uzun süre zor durumda bırakacak bir ambargo süreci başlatır. Bununla da kalmaz, 1974 – 1980 arasındaki dönemde, Türkiye’de yaşanan toplumsal çatışma ortamında, açık – örtülü yüzlerce operasyon gerçekleştirir. Bu operasyonlar ( iç çatışma ortamı, suikastlar, kitlesel kıyımlar, mezhep çatışmasına dönük kışkırtmalar, birçok örgüte verilen silah desteği v.b. ) 12 Eylül’ün koşullarını olgunlaştırır ve Türkiye’de “İtaatkâr bir kuşak” yaratma amacına dönük askeri bir darbe gerçekleştirilir. "

“Geminizi Vurduk Özür Dileriz”

Ege Denizi'nde gerçekleştirilen NATO Kararlılık Gösterisi-92 Tatbikatı sırasında 1 Ekim 1992'de USS Saratoga (CV-60) uçak gemisinden atılan 2 Sea Sparrow füzesi Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait Muavenet Zırhlısına isabet eder.
Bu olayda gemi komutanı Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör, Uçaksavar Yardımcı Subayı Teğmen Alper Tunga Akan, Telsiz Astsubayı Serkan Aktepe, İkmal Çavuşu Mustafa Kılıç ve Er Recep Atak şehit oldu, 22 asker de yaralandı. Dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Lawrence Eagleburger haberi Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir'e "Geminizi batırdık özür dileriz" diye iletti.
Askeri personellerimiz şehit olmuştu ve ABD aklımızla dalga geçer gibi “Geminizi batırdık, özür dileriz” demekle yetiniyordu.
Resim

ABD bu olayın kaza olduğunu açıkladı. Ancak kaza açıklaması "Saratoga mürettebatının iki atışının da tam isabet kaydetmesi; "Sea Sparrow" füzelerinin ateşlenebilmesi için 6 ayrı karara ihtiyaç olması, ayrıca bu işlemlerin ayrı ayrı odalarda bulunan personel tarafından yapılmakta olması" gibi belirleyici ve açık nedenler, bu olayın kaza olmadığının açık bir göstergesiydi.

“Müttefikimiz” Jandarma Genel Komutanımızı Şehit Ediyor

“ABD’nin Ortadoğu üzerinden “Büyük” projeler geliştirmesi ve Irak’ın kuzeyinde Barzani ve bölücü terör örgütü PKK’ya verdiği lojistik – askeri destek, özellikle 1992’den sonra gizlenemez hale geldi. Bu durumu ilk tespit edenlerden biri Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis Paşa’ydı. Eşref Bitlis Irak’ın kuzeyinde konuşlanan ABD’ye bağlı Çekiç Güç kuvvetlerinin Türkiye’den ayrılması gerektiğini, ABD’nin aynı bölgede oluşturmaya çalıştığı Uydu Kürt Devleti’nin, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit edeceğini açıktan belirten komutanlardandı. Hatta bu açıktan tavrı dolayısıyla, dönemin hükümetine ABD tarafından birkaç kez şikayet edildiği bile söyleniyor. Eşref Bitlis Paşa dönemin Cumhurbaşkanına yazdığı bir mektupta ‘Sayın Cumhurbaşkanım, Zatı Aliniz bu olaya müdahil olmalı, aksi takdirde bölgede sonu alınamayacak ciddi risk ve tehditlerle karşı karşıya kalabiliriz.’ diyordu.

Eşref Bitlis Paşa 7 Şubat 1993 tarihinde İncirlik Üssü'nden kalkan ABD uçaklarının, PKK'ya yardım dağıttığı, açıklamasını yaptı. Bu açıklamadan 10 gün sonra 17 Şubat 1993 tarihinde içinde bulunduğu Beechcraft B200 King Air tipi uçağın düşürülmesi sonucu Eşref Bitlis ve beraberindeki emir subayı Albay Fahir Işık, uçağı kullanan Binbaşı Fahir Eliyar, Yüzbaşı Tuğrul Sezginler ve teknisyen Astsubay Başçavuş Emin Öner şehit oldular.
Resim

Türk Ordusu, kendisine ve Türk ulusunun egemenliğine yönelik Batı merkezli bu saldırıya karşı Mart 1995’te Çelik Harekâtını başlatır. Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD’nin egemenlik alanı olan Irak’ın kuzeyine girer. Bölgede 43 gün süren operasyonlara, TSK’ya bağlı 35. 000 personel katılır. Operasyon süresince Saddam Hüseyin’le ilan edilmemiş bir ittifak sağlanır. 43 gün süren operasyonda 600’e yakın terörist imha edilir.
Ancak operasyon kadar, operasyonun yarattığı etki de önemli. Foreign Affairs, Foreign Reports, Joint Forces Quarterly ve Meditarenean Quarterly gibi ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, CIA’nın ve Pentagon’un resmi ve yarı-resmi organları ‘Türk Generalleri Hizadan Çıktı.’ , ‘Vietnam’dan Sonraki En Büyük Yenilgimizi Aldık.’ şeklinde art arda açıklamalar yaparlar. Çünkü ABD’nin Irak üzerinden başlattığı, bölge ülkelerine dönük sınırları değiştirme projesi, sekteye uğramıştır. Operasyondan sonra ABD, bölgede bulunan istihbarat personelini geçici olarak geri çekmek zorunda kalır.

ABD’nin Türkiye’yi İşgal Tatbikatı

Bu dönemde 2002 yılında gözden kaçan ya da gözlerden kaçırılan bir tatbikat yapıldı. ABD’nin Millennium Challenge-2002 ( Bin Yılın Meydan Okuması – 2002 ) adını verdikleri tatbikattaki senaryo şöyledir:
Hedef ülke, bazı denizyollarını kontrol etmektedir. ( Türkiye’deki boğazlar ve Karadeniz aklınıza gelsin. )

Bir ada ülkesiyle şiddetli sorunları vardır. ( Yunanistan’la en çok sorun yaşayan kim? )

Bu ülkede çok büyük bir deprem olur. sivil hükümet depremle mücadele edemez ve kaos durumunda ordu duruma el koyar. ( 1999’da gerçekleşen Marmara Depremi )

Uluslararası yardım çağrısı yapılır. ABD yardımlarının kendi askerleri tarafından yapılmasını şart koyar. Böylece ülkeye girmekte olan ABD askerlerinin miktar ve faaliyetlerinden kuşkulanan hedef ülke ordusuyla ABD ordusu arasında savaş çıkar ve ülke 96 saat içinde işgal edilir... ( Türkiye’de Seferberlik süresi 96 saattir. )
Resim

1 Mart 2003 Tezkeresinin reddedilmesinden sonra, ABD, Irak işgalinde kuzeyden bir koridor açamaz. 1991’den beri yapısal bir sorun yaşadığı Türk Ordusunu “hizaya sokmak” ve yeniden denetimine almak için, 4 Temmuz’da bilinen o “çuval” olayı gerçekleşir.
AKP’nin desteği ve TSK’nın başında bulunan kişinin göz yumması ile Irak’ın kuzeyinde bulunan Türk Özel Timi bölgeden çekilmek zorunda kalır.
Aynı dönem içerisinde, ABD Büyük Ortadoğu Projesi adını verdiği planını açıklar.

Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili en çarpıcı açıklama ABD’nin güvenlikten sorumlu danışmanı (Eski Dışişleri Bakanı) Condoleezza Rice’ın 7 Ağustos 2003 tarihli Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında görülmektedir.

‘Transforming The Middle East – Ortadoğu’yu Dönüştürmek.’ Rice bu yazısında Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu vurgulamıştır.” (3)

Yakın tarihten verdiğimiz bu örneklerden sonra, NATO’nun “bizi sevmesini” beklemek, kanımca “skandal” bir yaklaşım olur.

Mithat AKAR
https://www.facebook.com/profile.php?id=100006232153226

(1)Mithat AKAR, “Türk – Amerikan Savaşı ve 15 Temmuz, sayfa 27, Atayurt Yayınevi
(2) M.Emin Değer, “Oltadaki Balık Türkiye” kitabından
(3) Mithat AKAR, “Türk – Amerikan Savaşı ve 15 Temmuz, sayfa 29 – 32, Atayurt Yayınevi
Kullanıcı küçük betizi
mithat akar 1923
Üye
Üye
 
İletiler: 261
Kayıt: Çrş Ağu 28, 2013 16:18

Şu dizine dön: Gençlik Diyor ki

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x