Orta Doğu’nun Çıban Başı İsrail / Salim YAVAŞOĞLU

Yazı Dizileri

Orta Doğu’nun Çıban Başı İsrail / Salim YAVAŞOĞLU

İletigönderen Balasagun » Cmt Oca 24, 2015 14:00

İsrail’in tarihi katliamlarla dolu

14 Mayıs 1948’te kurulan İsrail’in tarihi katliamlarla dolu... Bölge barışı için en büyük tehdit olan İsrail, Orta Doğu’da bir haydut devlet gibi davranıyor. Filistinlileri katlediyor, komşu ülkelere havadan, karadan askeri saldırılar düzenliyor...

Resim
Haber: Salim Yavaşoğlu

Kurulduğu 1948 yılından beri topraklarını yaklaşık 2 misli genişleten İsrail, başta ABD olmak üzere Batı’nın göz yummasıyla Orta Doğu’da terör estirmeye devam ediyor. Kendini savunma yalanıyla onbinlerce Filistinliyi öldüren, milyonlarcasını toprağından koparıp mülteci yapan İsrail, saldırganlığını çevre ülkelere yönelik olarak da pervasızca devam ettiriyor.

Nazilerin milyonlarca insanını kaltettiği İsrail, bu mazlum geçmişini unutarak şimdi kuruluşundan bu yana OrtaDoğu’da bir haydut devlet gibi davranıyor. Filistinlileri katlediyor, komşu ülkelere havadan, karadan korsan askeri saldırılar düzenliyor. Son olarak Suriye’de gerçekleştirdiği hava saldırısında 7 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusuna ait bir helikopter 18 Ocak Pazar günü Golan Tepeleri’ndeki Kuneytra kentinde Hizbullah’a ait 3 araçlık bir konvoyu hedef aldı. Saldırıda Devrim Muhafızları Komutan İranlı General Muhammed Ali Allahdadi de öldürüldü. Devrim Muhafızları’nın internet sitesinde yayımlanan açıklamada, saldırıda aralarında İsrail tarafından 2008 yılında öldürülen Hizbullah Lideri İmad Muğniye’nin oğlu Cihad Muğniye’nin de olduğu 6 Hizbullah üyesinin de bulunduğu belirtildi. Açıklamada, Allahdadi’nin “Suriye hükümetine Selefi teröristlerle mücadelesinde danışmanlık yaptığı” iddia edildi.

Balıkçıları vuruyor

İsrail, balıkçılara bile terör estiriyor. Geçtiğimiz gün Gazze Şeridi açıklarında İsrail hücum botlarından açılan ateş sonucu, bir Filistinli balıkçı yaralandı. Filistin Balıkçılar Sendikası Başkanı Nizar Ayaş, Gazze’nin kuzeyindeki Es-Sudaniyye bölgesi açıklarında, İsrail hücum botlarından açılan yoğun ateş sonucu Atıf Bekr (19) adında birFilistinli balıkçının ayağından yaralandığını söyledi. Ayaş, İsrail askerlerinin Filistinli balıkçılara, balık avlamak için kendilerine tanınan 6 deniz millik sınırı aştıkları gerekçesiyle ateş açtığını belirtti. Filistinli yetkililer, İsrail ordu güçlerinin hemen her gün Filistinli balıkçıların teknelerine ateş açmasını, varılan “ateşkes anlaşmasının açık ihlali” olarak değerlendiriyor. İsrail’in Gazze’ye 7 Temmuz’da başlattığı, 51 gün süren saldırılarda 2 binden fazla kişi hayatını kaybetmiş, 11 binden fazla kişi de yaralanmıştı. İsrail ile Filistinli direniş grupları arasında 26 Ağustos’ta varılan ateşkes anlaşmasına göre, avlanma sınırı 6 mil olarak belirlenmişti.

Balfour Deklarasyonu

Yahudilerin Filistin’e yerleşmesi, dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı’nın ismine atfen 2 Kasım.1917’de imzalanan “Balfour Deklarasyonu” na dayanıyor. Bu bildiride İngilizler, Yahudilerin Filistin’i işgal etmeleri ve orada bir devlet kurmaları için yardım etmeyi taahhüt ediyorlardı. Bu taahhüdün ardından dönemin süper gücü olan İngiltere, dünyanın değişik bölgelerinden Yahudilerin Filistin’e göç etmelerini sağlamaya başladı. Onları eğitti ve silahlandırdı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Birleşmiş Milletler (BM) kuruldu. BM Genel Kurulu’nun çıkarmış olduğu 29 Ekim 1947 Tarihli ve “181 Sayılı Taksim Kararı” yayınlandı. Bu karar uyarınca; yerli Filistin halkıyla, Filistin’i işgal edenler (Yahudiler) arasındaki toprak paylaşımı gerçekleşti. Kısacası bu karar Filistin’i bölüşme kararıdır. Bu kararla birlikte bütün altyapılar oluşturulmuş ve artık sıra “İşgalci Yahudileri” devlet haline getirmeye gelmiştir. Sonuçta bu senaryo da kusursuz bir şekilde işletilmiş ve bu senaryo kapsamında İngiltere, kendi ajanlarının yönetimindeki 7 Arap Devleti’ni güya Filistin’de devlet kurmasın diye Yahudilere saldırtmış ve göstermelik bir savaş çıkartmıştır. Bu savaş, Yahudilerin bu 7 devleti püskürtmesiyle, bir başka ifadeyle İngiliz ajanı yöneticilerin geri çekilerek Filistin’i Yahudilere hibe etmeleriyle son bulmuştur. Yahudilerin “Bağımsızlık Savaşı” dedikleri bu savaşın sonuçları sayesinde Yahudi Devleti’nin kuruluşu ilan edilmiştir.

İsrail devleti 14 Mayıs 1948’te kuruldu. Kuruluşundan bu yana da İsrail tarihi adeta katliamlar tarihi olarak yazıldı. İsrail devleti kurulmuş ama bölgede herkesi savaş beklentisi sarmıştı. İngiliz mandası altındaki toprakların Yahudiler ile Araplar arasında paylaştırılmasını öngören 1947 tarihli Birleşmiş Milletler kararı Arap devletleri tarafından reddedilmişti. Karara göre Filistin topraklarının yarıdan fazlası İsrail’in olacaktı. Bölge 500 bin Yahudi ile 440 bin Arap arasında paylaşılacaktı. Ben Gurion, nüfus yapısını Yahudiler lehine çevirmek için bir milyon Filistinliyi topraklarından sürmeye karar vermişti. Sürgün çerçevesinde Filistinlilerin yaşadığı 11 kent ve 530 köy yerle bir edilmiş, nüfusun yüzde 80’ini oluşturan 750 bin Filistinli toprağını terk edip Arap devletlerine sığınmış, kısmen de İsrail’in hâkimiyetinde olmayan Batı Şeria ve Gazze’ye göç etmişti.

Yayılmacı politika

1967 yılındaki 6 Gün savaşında İsrail yeni topraklar ele geçirdi. Suriye, Ürdün ve Mısır ordularını yenen İsrail; Batı Şeria, Gazze ve Golan Tepeleri’ni işgal etti. Askeri başarı İsraillilerin milli ve dini coşkusunu arttırdı. Mukaddes yerlerin bulunduğu Doğu Kudüs’te de artık İsrail bayrağı dalgalanıyordu. İşgal altındaki topraklarda Yahudi yerleşimlerin kurulması hükümet tarafından da teşvik ediliyordu. Askeri önemi de olan yerleşim birimlerinin yardımıyla bu topraklarda özerk yapılanmaların önüne geçilmesi planlanıyordu.


Batı Şeria’yı silahlandıracağız

İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan, İsrail’e karşı Filistin’in Batı Şeria bölgesini silahlandıracaklarını belirterek, “Batı Şeria’yı silahlandırmak İran’ın genel askeri politikası ve biz bu yolda tüm kapasitemizi kullanacağız” dedi. Fars Haber Ajansı’nın haberine göre, başkent Tahran’da düzenlenen, İsrail saldırısında hayatını kaybeden Hizbullah üyelerini anma merasiminde konuşan Dehkan, İsrail’in saldırısına uygun zaman ve mekanda misillemede bulunacaklarını söyleyerek, “Siyonistlerin saldırısı yanıtsız kalmayacak” diye konuştu. Dehkan, Filistin’in Batı Şeria kentinde İsrail’e karşı savaşan grupları silahlandıracaklarını kaydederek, “Batı Şeria’yı silahlandırmak, İran’ın genel askeri politikası ve biz bu yolda tüm kapasitemizi kullanacağız” ifadesini kullandı. İran Savunma Bakanı Dehkan, ülkesine karşı askeri saldırı tehditlerinin sorulması üzerine, “Eğer Amerikalıların cesareti varsa saldırsınlar” cevabını verdi. İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney de Kasım ayında yaptığı bir konuşmada, “İsrail’e karşı Batı Şeria da Gazze gibi silahlandırılmalı ve savunmaya hazır olmalıdır” diyerek, Batı Şeria’nın silahlandırılması gerektiğinin işaretini vermişti.


Büyük İsrail’in acımasız planı

İsrail’in ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde de yer alan “Büyük İsrail” peşinde koşan İsrail’in ütopyasında Nil’den Fırat’a kadar olan toprakların tamamı (bu topraklar içinde Türkiye’nin Güneydoğusu ve Doğusu’nun tamamı vardır) da yer alıyor. İsrail, Tevrat’ta bir bab da bu şöyle ifade ediliyor: “Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat nehrine kadar... bu diyarı senin zürriyetine verdim.” (Tekvin 16/18). 1967 yılındaki 6 Gün savaşında İsrail yeni topraklar ele geçirdi. Suriye, Ürdün ve Mısır ordularını yenen İsrail; Batı Şeria, Gazze ve Golan Tepeleri’ni işgal etti. Askeri başarı İsraillilerin milli ve dini coşkusunu arttırdı. Mukaddes yerlerin bulunduğu Doğu Kudüs’te de artık İsrail bayrağı dalgalanıyordu. İşgal altındaki topraklarda Yahudi yerleşimlerin kurulması hükümet tarafından da teşvik ediliyordu. Askeri önemi de olan yerleşim birimlerinin yardımıyla bu topraklarda özerk yapılanmaların önüne geçilmesi planlanıyordu. 2005 yılında Gazze Şeridi’nin boşaltılması kararlaştırıldı. Ama Yahudilerin Filistin’de yerleşim politikasını sona ermedi. Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da yarım milyon yerleşimci yaşıyor.

Yahudileri topluyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz günlerde yazılı bir açıklama yaparak Avrupa’da yaşayan Yahudilere İsrail’e göç etme çağrısında bulundu. Yaşadıkları ülkeleri çeşitli nedenlerle terk ederek İsrail’e göç eden Yahudilerin sayısı 2014’te son 10 yılın rekorunu kırarak, 26 bin 500 yüze ulaştı. İsrail’e en fazla göç edenlerse Fransız Yahudileri oldu. İsrail Yahudi Ajansı ile İsrail Göçmen Bakanlığının 2014’ün son gününde yaptıkları yazılı açıklamaya göre, İsrail’e olan toplu göçlerde son 10 yılın rekoruna ulaşıldı. En fazla göçmenin geldiği Fransa’dan 2015 yılında yine 10 bin civarında yeni Fransız Yahudisinin İsrail’e göç etmesi beklenirken, önceki yıllarda İsrail’e yılda ortalama 20 bin Yahudi göç ediyordu. Yayınlanan rapora göre, Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan kriz nedeniyle Ukrayna’dan İsrail’e göç eden Yahudilerin sayısı bir önceki yıla göre üçe katlanıp 5 bin 840’a ulaştı.

YARIN: İsrail kurulduğundan beri katliamlarını sürdürüyor

Salim YAVAŞOĞLU, 23 Ocak 2015
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Re: Orta Doğu’nun Çıban Başı İsrail / Salim YAVAŞOĞLU

İletigönderen Balasagun » Cmt Oca 24, 2015 14:07

Katliam ve sürgün politikaları

İsrail’in kuruluşu, İngilizlerle yapılan kirli entrikalar, katliamlar ve sürgün politikaları ile gerçekleşti.

Resim
Haber: Salim Yavaşoğlu

Kuruluşuyla Orta Doğu’yu kan ve gözyaşı vahasına çeviren bu ülkenin en büyük koruyucusu ABD oldu. Yahudi diasporasının desteğiyle Fransa, İngiltere ve Almanya da bu ülkenin döktüğü kanı görmezden gelip hep yanında yer aldı.

Yahudiler, 19. yüzyılın ikinci yarısında Arz-ı Mev’ut (Vaat Edilmiş Topraklar) üzerine devlet kurma çalışmalarını ilk önce İngiltere’de başlattı. 1848’de İngiliz hükü meti bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını, Yahudilerin himayesine verdi. Siyonist hareketlerin başına geçen Theodor Herzl, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması için birçok çalışmada bulundu. İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alan Herzl’in liderliğindeki. Siyonistler, devlet olabilmeleri için bir tarım sınıfına ihtiyaçları olduğunu fark ettiler. Ancak, Avrupa Yahudilerinin neredeyse tamamı ticaretle uğraşıyordu ama Rusya’da ise tarımla uğraşan Yahudiler yaşıyordu. Bu nedenle 1870’te Yahudi faaliyetlerinin merkezi İngiltere’den Rusya’ya geçti. Bu dönemde Rusya’da Yahudilere karşı -özellikle çiftçi Yahudileri içeren- programlar ismiyle bilinen bir dizi katliam yaşandı. Katliamlara maruz çiftçi Yahudilere, Siyonistler tarafından ülkeyi terk edip Filistin’e yerleşmeleri teklifi yapıldı.

Filistin’i bölüyorlar

1870 yılından itibaren çiftçi Yahudiler, Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri kurmaya başladı. Bununla birlikte, Rusya’yı terk eden Yahudilerin birçoğu Avrupa’ya göçtü. 1870-96 yılları arasında Filistin’de 17 tarım kolonisi kuruldu. 2 Kasım.1917’de imzalanan “Balfour Deklarasyonu” ile İngilizler, Yahudilerin Filistin’de bir devlet kurmalarına yardımcı olmayı taahhüt ettiler. Bu tarihten sonra da dünyanın değişik bölgelerinden gelen Yahudiler, toprak satın alarak Filistin’e yoğun bir şekilde yerleşmeye başladı. İngilizler, onları silahlandırdı ve eğittiler. Milletler Cemiyeti 1920 yılında, Filistin üzerinde İngiliz mandasını tanıdı. Bundan sonra kurulan bir Yahudi bürosu İngiltere nezdinde Yahudi haklarını temsil etmeye başladı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 29 Ekim 1947’de “Taksim Kararı” kabul edildi. Bu karara göre yerli Filistin halkıyla, Filistin’i işgal edenler (Yahudiler) arasındaki toprak paylaşımı gerçekleşecekti. Bu, Filistin’i bölüşme kararıdır.

5 milyon sürgün

İsrail devleti, 14 Mayıs 1948’te kurulduktan sonra Filistinliler kendi vatanlarından sürülmeye başladı. İsrail devletinin kuruluşu; bölgedeki Arap ülkelerinin İsrail’e savaş açmasını da beraberinde getirdi. Böylece ardı arkası kesilmeyecek Arap-İsrail gerilimi ve savaşları başlamış oldu. Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak kuvvetleri İsrail’in bağımsızlık ilanından birkaç saat sonra taarruza geçti. Ancak Batılı devletlerin desteğini alan İsrail’e karşı üstünlük sağlamayı başaramadılar. İsrail savaştan sonra, Filistin’deki toprağını yüzde 55’ten yüzde 78’e çıkardı. 700 bin kadar Filistinli ise ülkelerini terk ederek komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Filistin için Nakba Günü yani Felaket Günü olarak kabul edilen 14 Mayıs 1948’den bugüne kadar 5 milyona yakın kişi ya vatanını terk etti ya da kendi vatanında mülteci oldu. İsrail’in kuruluşu katliamlar ve sürgün politikaları ile gerçekleşti. Bu katliamlar ve sürgünler bugüne kadar kesintiye uğramadan devam etti.


Havadan bombaladılar cesetler bile tanınmadı

Büyük İsrail için bitmek bilmeden Filistinlilere acı üreten İsrail, dünyanın gözü önünde katliamlarını sürdürdü. Batının Yahudi lobisinden çekinerek gözlerini yumduğu katliamlar kadın ve çocuk bile ayrımı yapmadı. İsrail’in kuruluş aşamasından bu yana imza attığı belli başlı katliamlar şunlar: 1936 ve 1939 yıllarında Filistin’e Yahudi göçünü protesto etmek için gerçekleştirilen gösterilerde 5 bin Arap, İngiltere askerleri tarafından öldürüldü. 22 temmuz 1946’da siyonist terör örgütü Irgun, Kral Davut Oteli’ne düzenlediği saldırıda Araplar, Yahudiler ve İngilizlerden oluşan 96 kişiyi katletti. 9 Nisan 1948 Irgun terör örgütüne bağlı militanlar tarafından Deir Yasin köyüne düzenlenen saldırıda 254 Filistinli katledildi. 9-18 Temmuz 1948 İzak Rabin’in açık emirleriyle gerçekleştirilen Lida Katliamı’nda 10 gün içinde 60 bin kişi zorla evinden çıkarılırken, bunu takip eden el-Tira, Tantoura ve Hayfa katliamlarında da yüzlerce Filistinli sivil şehit edildi. Davayima Köyü Katliamı: 29 Ekim 1948 İsrail ordusunun düzenlediği saldırıda köylülerin üzerine rastgele açılan ateş, 70 kişinin ölümüne neden oldu. Kibya Köyü Katliamı: 12 Ekim 1953. Ariel Şaron liderliğindeki bir grup İsrail askeri, Batı Şeria’da bulunan Kibya köyüne bir saldırı düzenledi. Saldırıda 67 kişi öldürüldü, 75 kişi yaralandı. Kufr Kasem Katliamı: 29 Ekim 1956. İsrail’in Mısır’ı işgali arifesinde, bölgedeki bir Filistin köyüne saldıran işgal askerleri, aralarında kadın ve çocukların bulunduğu 49 sivili katletti. Samu Köyü Katliamı: Kasım 1956 Batı Şeria’ya bağlı Samu köyüne saldıran İsrail askerleri köyü yerle bir etti. Saldırıda 18 Filistinli katledildi, onlarca Filistinli yaralandı. Ürdün Katliamları: 15 Şubat - 4 Haziran 1968. İsrail savaş uçakları Ürdün Nehri boyunca 15’ten fazla Filistin köyüne napalm bombası yağdırdı. Saldırıda resmi rakamlara göre 56 kişi can verdi.


Namazda kan döküldü

İsrail’in katliamları, dünyanın göstermelik tepkisine göre değil kendi planlarına göre devam etti. Kudüs Katliamı: 18 Nisan 1996. Mescid-i Aksa’yı yıkarak yerine Süleyman Mabedi’ni inşa etmek isteyen Yahudilerle Filistinliler arasında çıkan çatışmada İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 30 Filistinli öldürüldü. Hz. İbrahim Camisi Katliamı: 3-15 Nisan 2002. Batı Şeria’nın el-Halil kentindeki Hz. İbrahim Camii’ne sabah namazı sırasında bir Yahudi tarafından gerçekleştirilen saldırıda, aralarında çocukların da bulunduğu 50’den fazla kişi şehit edildi. Cenin Katliamı: Mart 2008 Batı Şeria’daki Cenin Mülteci Kampı’na zırhlı birliklerle saldıran İsrail ordusu burada bin 300 sivili katletti. Mavi Marmara Katliamı: 31 Mayıs 2010 Gazze’ye insani yardım koridoru açmak için yola çıkan 6 gemilik insani yardım filosu İsrail askerlerinin saldırısına uğradı. 9 yardım gönüllüsü şehit edilirken 56 gönüllü yaralandı.

YARIN: İsrail askerleri Mescit-i Aksa’ya gaz bombalarıyla saldırdı

Salim YAVAŞOĞLU, 24 Ocak 2015
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Re: Orta Doğu’nun Çıban Başı İsrail / Salim YAVAŞOĞLU

İletigönderen Balasagun » Pzt Oca 26, 2015 12:18

Mescid-i Aksa’yı yıkmak istiyorlar

KudÜs’ü işgal ederek başkent yapan İsrail, Müslüman kutsallarını silmek için hukuku hiçe sayıyor. İsrail askerleri, Mescid-i Aksa’da ana mihrabının bulunduğu kubbeye kadar girerek mihrabı postallarıyla çiğnedi. Yahudiler, Mescid-i Aksa’yı yıkıp, yerine Süleyman Mabedi’ni inşa etmek istiyor.

Resim
Haber: Salim Yavaşoğlu

Kudüs’te Haremü’ş-Şerif denilen yerde Kubbetü’s-Sahra ile Mescid-i Aksa bulunuyor. Bu 2 yapı Müslümanlar tarafından mukaddes kabul ediliyor ve ilk kıbleleri. Çünkü, Kubbetü’s-Sahra ile Mescid-i Aksa’nın Hz. Muhammed’in Mirac’a yükselirken bastığına inanılan Muallak Taşı’nın üzerinde inşa edildiğine inanılıyor. İsrail güvenlik güçlerinin 5 Kasım 2014 günü sabah saatlerinde yaklaşık 100 Yahudi’yi Mescid-i Aksa’nın avlusuna girişine izin vermesinin ardından, Aksa içinde ve çevresinde yaşanan çatışmalarda çok sayıda kişi yaralandı. İsrail polisi ile Filistinlilerin sık sık karşıya karşıya geldiği Kudüs’te aşırı sağcı Yahudilerin, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı kuşatma girişimi bölgedeki gerilimi de tırmandırdı. Kudüs’te olaydan bir hafta önce suikast girişiminde bulunulan aşırı sağcı haham Yehuda Glick destekçisi 100 kadar Yahudi, sabah saatlerinde İsrail polisi eşliğinde kutsal mekan Mescid-i Aksa’ya girdi.

Kuran’a saygısızlık

Bu provokasyona karşı toplanan Filistinliler ise İsraillilerin girişini engellemek isteyince İsrail güvenlik güçlerinin müdahalesine maruz kaldı. Mescid-i Aksa’nın Megaribe kapısından içeriye giren İsrail askeri, Filistinlilere plastik mermi, ses ve gaz bombalarıyla müdahale etti. Filistinliler, Aksa külliyesi içinde bulunan Kıble Camii’ne sığınırken, onları takip eden İsrail askerleri, postallarıyla içeri girdi, burada göstericileri tartakladı. Mihrap dahil olmak üzere caminin içinde büyük hasar meydana gelirken, Kuran-ı Kerimler ortalığa saçıldı. Bazı Kuran-ı Kerimler zarar gördü, halılar kullanılamaz hale geldi. Çatışmada 30’a yakın Filistinli genç yaralandı. 300 İsrail askerinin mescidin avlusuna girdiğini söyleyen Kudüs Vakıflar Müdürü Amir el Kusvani, İsrail askerlerinin 1967’den bu yana ilk kez Mescid-i Aksa’nın mihrabını postallarıyla çiğnediğini söyledi.

Kıble mescidi

Cuma namazlarında imam, Mescid-i Aksa külliyesinin kıble tarafında yer aldığı için Kıble Mescidi olarak tanımlanan bölümdeki mihrabı kullanıyor ve cemaat oradaki kubbenin altından itibaren saf tutuyor. Mihrabın hemen bitişiğinde yer alan Selahaddin Eyyubi’den kalma minber, 1969 yılında radikal Yahudiler tarafından yakılmış, 38 yıl aradan sonra minberin bir benzeri Türk kündekari ustaları tarafından tekrar yapılarak 2007’de yerine konulmuştu. Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi özelliğini taşıyor. Yahudiler, içinde Kıble Mescidi ile Kubbetu’s-Sahra Camisi’nin yanı sıra müze, medreseler ve büyük avlunun bulunduğu Mescid-i Aksa Külliyesi altında, Süleyman Mabedi kalıntılarının bulunduğu inancıyla bu alanda kazı çalışmaları yapıyor. Bu olaylar, İsrail’in geçtiğimiz yaz gerçekleştirdiği kanlı Gazze saldırılarından bu yana Kudüs’te Filistinliler ile Yahudiler arasında yükselen gerilimi daha da derinleştirdi. Eylül 2000 tarihinde dönemin muhalefet lideri Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmesi Filistin’de “ikinci intifada” yı başlatmıştı. Tel Aviv, Yahudilere Haremü’ş-Şerif’e daha fazla erişim imkanı isteyen Yehuda Glick adlı hahamın geçen hafta vurulmasının ardından bu kutsal bölgeyi geçici olarak ibadete kapatmış, Filistin lideri Mahmud Abbas bunu ’savaş ilanı’olarak nitelemişti. Aşırı sağcı Yahudiler, Mescid-i Aksa’yı yıkıp, yerine kendileri için kutsal sayılan Süleyman Mabedi’ni inşa etmek istiyor. Bölgede tırmanan tansiyonun yeni bir Filistin intifadası (ayaklanma) başlatmasından endişe ediliyor.


Hz. İsa’nın doğduğu kilisede zangoç vuruldu

İsrail ordusu 4 Nisan 2004 günü Batı Şeria’nın Beytüllahim kentine başlattığı operasyonla beraber aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çoğu silahlı 240 Filistinli Yeniden Doğuş Kilisesi’ne sığınmıştı. Hz İsa’nın doğduğu yer olduğuna inanılan bölgede inşaa edilen kilisede 60 din adamı görev yapıyor. İsrail askerleri, kilisenin bulunduğu kompleksin doğu kapısını havaya uçurarak içeri girdi ve ateş açmaya başladı. Kapının bombalanması nedeniyle Filistinliler yaralandı. Kilisenin zangocu da İsrail ateşiyle öldürüldü. Filistinli zangoc Samir İbrahim Salman’ın cesedi kilisenin yanında bulundu. İsrail’in 1967’de Eski Şehrin işgali esnasında, El Aksa camisi yakınlarında Selahaddin döneminden kalma Şeyh Eid camisini yıktı. İsrail, Kudüs ve Batı Şeria’daki camilere yönelik saldırılarının amacı ise kendi kutsalları olan Ağlama Duvarı. 2012’de Ramallah yakınlarında bir cami Yahudi yerleşimciler tarafından yakıldı, İsrail, bu kişileri yakalamadı. Cami bir yanında önemli bir Yahudi ibadethanesi olan Ağlama Duvarı bulunan, içlerinde El Aksa’nın da yer aldığı İslam dini için kutsal mekanlardan ibaret Haremüşşerif’in hemen yanında yer alıyor. Camilerin, uzun zaman önce yokedilen Yahudi tapınakları üzerine yapıldığını iddia eden İsrail, Haremüşşerif üzerinde kontrol sahibi olmak için yarışıyor. Yahudi dini gruplar, Haremüşşerif’te ibadet edebilmek için uyguladıkları baskıyı artırırken, bazı köktendinciler üçüncü bir tapınak inşa edebilmek için camileri yok etme tehdidinde bulunuyor. Ağlama Duvarı’nın başında bulunan Haham Shmuel Rabinovitch, Ağlama Duvarı tünellerini denetliyor. Tünellerin açılması, Filistinliler ve İsrail güvenlik güçleri arasında onlarca ölüme sebebiyet veren çatışmaların çıkmasına neden olmuştu. Ağlama Duvarı Mirasını Koruma Derneği, “Ağlama Duvarı bölgesinde yapılan kazıların amacı, daha önceki katmanlara ulaşabilmektir. Amaç, kime ait olurlarsa olsunlar, daha sonraki dönemlere ait katmanları yok etmeden gerçekleştirilemez” demiştir.


Vatansız Filistinliler

İsrail’in 7 Temmuz’da başlattığı saldırılar Gazze Şeridi’nde yeni bir zorunlu göç başlattı. Evleri bombalanan Filistinliler başta BM kampları olmak üzere farklı yerlere sığındı. Bugün BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin barınma merkezlerinde 269 bin 793, 19 farklı devlet okulunda 15 bin 731, gayri resmi barınaklarda 7 bin Filistinli yaşama mücadelesi veriyor. 200 bin kişi ise akraba ve yakınlarının evine sığındı. Operasyonlardan bu yana Gazze’yi terk edebilen Filistinlilerin sayısı ise çok az. Bir ay içinde 154 Filistinli Mısır’da tedavi görmek için sınırı geçti. 108 kişi ise ambulansla Erez Sınır kapısından İsrail’e girdi. Çeşiitli yerlerdeki 50 mülteci kampında bugün itibarıyla 5 milyon Filistinli yaşam mücadelesi veriyor. 1 milyon 600 bin nüfuslu Gazze’de ise 1 milyon 100 bin Filistinli göçmen 8 mülteci kampında yaşama mücadelesi içinde. 2 milyon 400 bin nüfuslu Batı Şeria’da ise 750 binden fazla kişi evlerinden olmuş durumda. Filistinliler, bölgede kurulan 19 mülteci kampında hayata tutunmaya çalışıyor.

BİTTİ

Salim YAVAŞOĞLU, 25 Ocak 2015
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18


Şu dizine dön: Yazı Dizileri | Genel & Güncel Konular

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x