Osmanlı Düzeninde Müslüman Türk Kıyımı / Cengiz ÖZAKINCI

Araştırmacı - Yazar

Osmanlı Düzeninde Müslüman Türk Kıyımı / Cengiz ÖZAKINCI

İletigönderen Balasagun » Pzt Kas 28, 2016 15:11

Osmanlı Düzeninde Müslüman Türk Kıyımı

Osmanlı Devleti Kuruluşundan 1453’e dek orduda Hristiyan uyruklarına da Müslümanlarla birlikte askerlik yaptırmıştır


ResimKurulduğu 1299-1302 yıllarından 1453’e dek geçen ilk 150 yılı boyunca, uyruklarını hak ve ödevlerde eşitlik sağlayarak yönetmiş; orduda Hristiyan uyruklarına da Müslümanlarla birlikte askerlik yaptırmış olan Osmanlı Devleti, 1453’te İstanbul’un alınmasından sonra, Hristiyan, Musevi, vs. uyruklarını Patrik, Haham, vb. dinsel başkanlarının yönetiminde “Millet Düzeni” adı verilen bir tür özerk toplumlar biçminde örgütlemişti. Bu düzende Hristiyanlar “cizye” vergisi ödeyerek askerlik yapmayacaklar; yedi yıl ve kimi dönemlerde daha uzun süren askerlik, daha çok Müslüman Türklerin görevi olup çıkacaktı. Öyle ki bu durum, süreç içerisinde Osmanlı Devleti’nin Müslüman Türk uyruklarının genç ve üretken nüfusunun, evlenip çoğalmak ve işini geliştirmek yerine, üretimden koparak orduda, savaş alanlarında erimesine, azalmasına; eğitim, sanat, zenaat, tarım, ticaret vb. uygarlık alanlarında gerilemelerine, yoksullaşmalarına yol açarken; buna karşılık gayrimüslim Osmanlı uyruklarının genç ve üretken nüfusunun, yedi yıl askere gitmek yerine evinde, köyünde, kentinde, işinin başında kalmasına; evlenip çoğalmasına; eğitim, sanat, zenaat, ticaret, tarım, vs. uygarlık alanlarında ilerlemelerine; varsıllaşıp güçlenmelerine yol açacaktı.

Resim1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanı, işte bu eşitsizliği, adaletsizliği gidermek üzere, gayrimüslimlerin de Müslümanlar gibi askerlik yapmasını buyuruyor; uyrukların hak ve ödevlerde eşitliğini sağlamayı amaçlıyordu. Gelgelelim Hristiyan uyruklar, askere gitmemek için her yola başvuracak, bunun üzerine devlet, küçük bir bedel ödemeleri karşılığında Hristiyanları askerlikten bağışık tutacaktı.

Yabancı elçilikler, Tanzimat uygulamasının yol açtığı toplumsal değişimleri konsolosları aracılığıyla yerinde inceleyip ülkelerine bildiriyordu. Bu raporlar, Osmanlı devletinin Müslüman-Türk uyruklarının nasıl ezildiğini, Hristiyan uyrukların nasıl geliştiğini açıkça ortaya koyacaktı.

Resimİngiltere’nin İzmir Konsolosu Charles Blunt Büyükelçi Sir Henry Bulwer’e gönderdiği, 28 Temmuz 1860 günlü raporda:

“Bölgenin genel durumu gün geçtikçe iyileşmekte... Ancak bu iyileşmeden yararlananlar Türkler değil, onları soyup soğana çeviren Hristiyanlar... Gülhane Hattı Şerifinin (3 Kasım 1839) öngördüğü reformlarla beraber Hristiyanlar tarımla ilgilenmeye başladı ve yeni gelenlerle birlikte sayıları her geçen gün daha da arttı. Askerden dönen Türkler köylerini, kentlerini tanıyamayacak kadar değişmiş buldular. Her yerde Türklerin yerini Hristiyanlar alıyordu. Eskiden olduğu gibi tarlalarını işlemek isteyen Türkler, anında Hristiyan bir tefecinin pençesine düşüyor ve eninde sonunda toprağını satmak zorunda bırakılıyor. Talihlerini başka yerde denemek isteyenlerin toprakları ise gene Ermeniler, Rumlar veya Frenkler tarafından yok pahasına satın alınıyor. Bu yolla toprak sahibi olan yabancılar arasında, içerlerde büyük çiftlikler satın almış yedi İngiliz vatandaşı daha var. İzmir yakınlarındaki bütün topraklar yabancıların eline geçtiği gibi daha uzaklardaki köylerde de Türkler topraklarını yabancılara satıyorlar,” diyordu. [1] 

1830-1860 yılları arasında İzmir’in Türk nüfusu 80 binden 41 bine düşmüş, buna karşılık aynı 30 yıllık dönemde kentin Rum nüfusu 20 binden 75 bine yükselmişti. [2] 

“Bugünkü (1868) durumda muvazzaf olsun, ihtiyat olsun, bütün askerlik yükü yalnız ve yalnız Müslüman halkın omuzlarındadır.


Resimİngiltere’nin Trabzon Konsolosu William Gifford Palgrave 1868’de Londra’ya gönderdiği raporda:

“Bugünkü (1868) durumda muvazzaf olsun, ihtiyat olsun, bütün askerlik yükü yalnız ve yalnız Müslüman halkın omuzlarındadır. Gerçi Hristiyanlar (askere gitmemek için) hazineye küçük ve önemsiz bir bedel ödemektedirler. Ama bu, onların askere gitmemekle elde ettikleri yararlara oranla bir hiçtir. Askerlik bedeli adamakıllı yüklü olsaydı bile, yine de Müslüman uyrukların zavallı omuzlarındaki kocaman yükün altında düştüğü yoksulluğu hiçbir zaman dengeleyemez. Şurası iyice bilinmeli ki, Müslüman nüfusun Hristiyanlara oranla hızla azalmasının gerçek nedeni budur... Bu apaçık adaletsizliktir.

“...bütün mali baskılarla yerel ve kişisel baskılar Müslümanlara yapılıyor, Hristiyanlara değil.”

“Bugün görülen odur ki, Osmanlı Hükümeti, Hristiyan tebaa yararına Müslüman tebaasını ezmek gibi ağır bir suçlama altındadır.”


Resim(...) “Müslüman halk, sorumsuz merkezi İstanbul Hükümeti’nde kesinkes temsil edilmiyor. Padişahın Müslüman tebaasının başkentte derdini anlatabileceği hiç kimsesi yoktur. Hristiyanlar ise İmparatorluğun her tarafına yayılmış bütün yabancı konsolosluklara, ajanslıklara, kimi de İstanbul’daki elçiliklere başvurup haklarını arayabiliyorlar. Hristiyanların dertleri can kulağıyla dinleniyor. Üstelik hiçbir şikayetleri olmadığı zaman da onlar adına hayali şikayetler uyduruluyor. Bunun kahredici sonucu olarak da bütün mali baskılarla yerel ve kişisel baskılar Müslümanlara yapılıyor, Hristiyanlara değil. Çünkü Müslümanların çığlığına kulak asan yok. Hristiyanın ise bin tane sözcüsü ve avukatı var. Müslüman bir suç mu işlemiş? Hemen ve sert biçimde cezaya çarptırılır. Aynı suçu işleyen Hristiyan ise şöyle böyle cezalandırılır ya da büsbütün bağışlanır. Çünkü işin içinde bir Hristiyan olunca yabancı konsoloslar ve temsilciler ona hemen kanat gererler ve adaletin eli kolu bağlanır.” (...) “Anadolu’nun ta göbeğinde, “Müslüman bağnazlığının merkezi” sayılan yerlerde bile Hristiyanlar, debdebeli evleri, şık giyim kuşamları, takıp takıştırdıkları gösterişli süsleri ve mücevherleri ile servet ve refah düzeylerini apaçık sergiliyorlar. Onların bu durumu, uzaklarda çok konuşulan sözde gayrimüslimlere baskı yapıldığı iddialarıyla hiç bağdaşmıyor. Müslüman halk açısından ise durum, acıklı biçimde bunun tam tersidir.” (...) “Türkiye’deki Hristiyanların Müslümanlara kıyasla refah içinde olmalarını, onların daha enerjik, daha çalışkan ve daha erdemli olmalarına yormak yanlıştır. Gerçek şudur ki, çalışkanlık, doğruluk, namusluluk ve dürüst iş çıkarma bakımından Müslümanlar, şaşmaz biçimde, Rum ve Ermeni hemşehrilerinden kesinlikle bir gömlek üstündürler. Ama ne var ki, Müslümanlar muazzam bir yükün altında sistematik olarak ezilmişlerdir ve ezilmektedirler. Hristiyanlar ise, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ayrıcalıklı durumlarını sürdürerek son yüzyıldan beri sürekli olarak zenginleşmişlerdir. Zenginleşmeleri de çok su götürür spekülasyonlarla, apaçık hilelerle ya da tefecilikle olmuştur. Osmanlı devleti, kendi ağır yükünün tümünü yalnız Müslümanın omuzlarına yüklemiştir... Bugün görülen odur ki, Osmanlı Hükümeti, Hristiyan tebaa yararına Müslüman tebaasını ezmek gibi ağır bir suçlama altındadır. Ben (Palgrave), bu suçlamayı üzülerek doğrulamak durumundayım,” diyordu. [3] 

İngiltere’nin Erzurum Konsolosu John George Taylor, 18 Mart 1869 günlü raporunda; Erzurum, Diyarbakır, Harput nüfusları içinde küçük bir azınlık oluşturan Ermenilerin, bölgede hemen hemen bütün ticareti ve tarımı ellerine geçirdiklerini; kasabalarda alış-veriş işleriyle sermayenin dörtte üçünün Ermeni azınlığın elinde olduğunu belirtiyordu. [4] 

Fransız Coğrafyacı Elisee Reclus da 1884’te yayımlanan Yeni Genel Coğrafya kitabında: “(Türkler) Millet-i Hakime (İmparatorluğun egemen ulusu) oldukları halde, zulüm ve baskı altındadırlar. Askerlik görevi yalnızca Türklere yükletilmiş olup, Türk gençleri ailelerinden alınır ve pek uzun bir süre için, çoğunlukla sonsuza dek ayrılır. İmparatorluğun en değerli halkı böyle tüketilir mi?” diyecekti. [5] 

ResimOsmanlıda bir usta işçinin gündelik ücreti 28 kuruş olduğu dönemde, askere gitmek istemeyen bir Hristiyan devlete yılda 28 kuruş; bir Müslüman ise 5.000 kuruş ödemek zorundaydı. [6]  Çoğu Müslüman bu parayı veremeyip askere gidiyor; yedi yıl askerlik yapıyor; Hristiyanlar ise ödüyor ve askere gitmiyordu. Bu ve bu gibi toplumsal eşitsizlikler, adaletsizlik Osmanlı toplumunda Müslüman Türklerin zayıflamasına, gayrimüslimlerin palazlanmasına yol açmıştı. Osmanlı devleti uyruklarına hak ve ödevlerde eşitlik, yasa önünde eşitlik, fırsat eşitliği sağlayamadığı ve adaletten uzaklaştığı için çökmeye yazgılıydı.

Osmanlı düzenine başkaldıran 1908 Meşrutiyet Devrimi’nin amaçladığı Adalet, Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik, ancak 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonradır ki gerçekleşme olanağına kavuşmuştur.

Cumhuriyet, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm yurttaşlara yasa önünde eşitlik, fırsat eşitliği sağlayan bir düzendir. Cumhuriyet Türkiyesi’nde Yeni-Osmanlıcılık, ancak Müslüman Türk’ün Osmanlı düzeninde neler çektiğini bilmeyenlerin özlemi olabilir.

Dipçe:
 [1]  Orhan Kurmuş, Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi, 1. Bası, Bilim y, İstanbul, 1974, 2. Bası 1977, s. 37, 113, 216, 217. (Dipnot 98. PRO, FO 78/1533, no. 23, 28 Temmuz 1860. Aynı raporun bazı bölümlerinin kopyası için bk. A. H. Layard, The Condition of Turkey, London, 1863, s. 39, ve, Accounts and Papers, 1861, vol. lxii, s. 31-34. Bazı yerli toprak sahiplerinin malikânelerini nasıl yabancılara satmak zorunda kaldıklarının öyküsü için bk., PRO, FO 195/1518, no. 22, 8 Ağustos 1885.)
 [2]  Bilal Şimşir, British Documents on Ottoman Armenians, c.I, TTK y. 1982, s.16, No. 10/1.
 [3]  Bilal Şimşir, British Documents on Ottoman Armenians, c.I, TTK y. 1982, s.51, No. 23/1. Ve Kürtçülük, 2. Bs, Bilgi y., s. 110-113.
 [4]  Bilal Şimşir, British Documents on Ottoman Armenians, c.I, TTK y. 1982, s.60-61, No. 25/1. ve Kürtçülük, 2. Bs, Bilgi y., s. 110-113.
 [5]  Elisee Reclus, Nouvelle Geographie Universelle, Tome IX, “L’Asie Anterieure”, Paris 1884, s.540, 545, 547. Aktaran: Raşid-Erer, Türklere Karşı Haçlı Seferi, 1948, s. 89.
 [6]  Ufuk Gülsoy, Osmanlı Gayrimüslimlerinin Askerlik Serüveni, Simurg y. İst. 2000, s.94.


Cengiz ÖZAKINCI, “Bütün Dünya”, Kasım 2016
cengizozakinci@butundunya.com.tr
PDF
“Efendiler, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki aslî cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin”
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

Şu dizine dön: Cengiz ÖZAKINCI

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x