PARTİLERLE MİLLİ MÜCADELE VERİLİR Mİ? / MİTHAT AKAR

Üniversiteli Gençler Burada Yazıyor

PARTİLERLE MİLLİ MÜCADELE VERİLİR Mİ? / MİTHAT AKAR

İletigönderen mithat akar 1923 » Sal Kas 15, 2016 16:07

"Önce Partim" Diyenler Karşılarında "Önce Vatan" Diyenleri Bulacak

Resim

Partiler merkezinde Milli Kurtuluş Savaşı yürütmeyi düşünen mantık, ya Türk Kurtuluş Savaşı'nın doğasını anlamamış bir hayalperest ya da kendi mevcut durumunun, konumunun sarsılmasından korkan düşünce yoksunu bir "sistem" adamıdır.

Partiler Batıya bağımlı toplumsal sistemin üniteleridir. Tabandan gelen ve "sistem" e dönük öfkeyi, tepkiyi, tavrı yine "sistem" içerisinde yutma görevi üstlenen "kara delik" vazifesini, partiler üstlenir.

Partiler, "yukarıdan" belirlenen programları ( ki genelde bu siyasi programlar, Batılı ülkelerde yazılır ve oluşturulur ), halka sunmaya çalışır ve halka "umut" vaat ederek, "oy" talebinde bulunurlar. Halk, oy kullanarak kendi iradesinin temsil edileceğine inandırılmaya çalışılır.

Partiler kimi zaman, diğer yüzdelik dilimlere göz diker. "Yüzde şu kadar" oy alan parti, halktan umudunu kestiği dönemlerde, gözünü diğer partilerdeki yüzdelik dilimlere diker. "Yüzde beş merkez sağdan alsam, yüzde 4 merkez soldan alırım" planı yapar. Kendisine itiraf edemese de bölücü partinin aldığı oydan da umudu vardır aslında.

Bu bile tek başına siyasi partilerin ne kadar birbirine benzediğinin göstergesidir. Hem halkı “yüzdelik dilimlere bölerek" , yapay bir saflaşma yaratır, hem de diğer partilerden aslında hiç de farklı olmadığını ortaya koyarlar böylece.


" Fetişizm" Haline Gelen Particilik

Fetişizm, bir toplum bilim terimi olarak "ilkel toplumlarda doğaüstü gücü ve etkisi olduğuna inanılan canlı ya da cansız varlıklara tapma biçimindeki eylemlerin tümü." veya "tapınakçılık" olarak da adlandırılır. Cinsel boyutu olan diğer tanıma girmeye gerek yok. Gerek merkez kapitalist ülkelerde, gerek de bizim gibi bu merkezlere ( Batı merkezli devletlere ) tek yanlı bağlanmış olan ülkelerde, siyasi partiler, yukarıda tanımlandığı gibi, kimilerince "fetiş" haline getirilmiştir. Kendi siyasi varlık nedenini mensup olduğu partiye bağımlı kılan, parti olmazsa kendi siyasi ( hatta bireysel ) varlığının da bir anlam ifade etmeyeceğine inanan bireylerdeki bu ruh hali, ilerleyen zamanda "amaç" haline getirdiği partinin yanlışlarını sorgulamamaya, sorgulayan gruplara da "hamasetle" saldırmalarına yol açar. Çünkü partisini amaç haline getiren birey, inandığı partinin yaptığı yanlışları da kendince "makul" ve "meşru" zemine oturtacak teoriler üretecektir.

Çünkü bütün sorunları onun inandığı partisi çözecektir, bütün dertlerin devası ondadır, "onun hikmetinden sual olunmaz", partisi ve liderleri sorgulanamaz. Yeter ki ona oy verilsin, parlamentoda iktidar haline gelsin...

"Sistem" in sınırları içerisinde düşünmek, "sistem" içerisinde yer alan partiye dahil olan birçok bireyde bu ruh halini yaratır. "Sistem" le parti bütünleşmiş, partiler, "sistem"in adeta bir organı haline gelmiştir. Bu yüzden "sistem"i bozacak olan bir müdahale, tabandan gelen bir tepki, bu partileri de rahatsız etmektedir. İktidarda ya da muhalefette olması fark etmez. Çünkü "sistem"de yer eden tek parti, iktidardaki parti değil, muhalefet de sistemi besleyen bir odak olarak konumlanmıştır.

İşleyişte hataları ve yanlışları görenler, çözümü yine mevcut “çark” içerisinde aramaya koyulurlar kimi zaman. "Aslında genel başkanın yanında iki üç defolu ürün var, onlar bir gitse güzel olacak her şey"...

Tamam, da senin "genel başkanın" bu yan sanayi ürünlerini görmez mi? Gördüğü halde neden müdahale etmez peki? İşte bu defolu ürünler, üretim sisteminin hatası kardeşlerim, ağabeylerim, ablalarım.

İşin daha da kötü olan yanı, partisinin yaptığı hatayı görüp de kabul edemeyenler, önce bu hataları parti içindeki kimi bireylere mal eder. Sonra bu hatalara ve yanlışlara yönelik bir gerekçe oluşturur, daha sonra bu yanlışlara kendilerince "meşru" bir gerekçe bularak, kendileri de o yanlışı savunmaya başlar. İsim vermeden konuyu örneklendirelim. Zaten okuyan herkes kimleri kastettiğimi anlayacaktır.

Resim

Geçtiğimiz yıl öldürülen ve "PKK terör örgütü değildir" diyen Diyarbakır Baro Başkanı'nın cenazesi kaldırılırken, öldürülen şahıs Irak’ın kuzeyinde ABD tarafından desteklenen Barzaniciler tarafından sahiplenildi. Aynı baro başkanının ailesine ilk taziye ziyareti "üretilmiş muhalefetin" lideri tarafından gerçekleştirildi.

Baro Başkanı'nın ölümü 2015 Kasım ayı olmasına rağmen, aynı siyasi partinin gençlik kolları, 1 Eylül 2016’da kendisinin mezarını ziyarette bulundu.


Bölücü terör örgütünün legal kolu olan HDP'ye yönelik operasyonlarda da, artık Batıcı çizgisi iyice ayyuka çıkmış gazetelerin ve televizyonların desteklenmesinde de "üretilmiş" muhalefetten bu odaklara destek olan meclisteki tek siyasi güç oldu.


Örnekleri çoğaltmak mümkün… Ancak burada anlatmaya çalıştığım iktidar odağının "günahsız", bütün "günahın" muhalefete ait olduğunu ispat etmek değil. İktidarın karşısında konumlandığını iddia eden bir gücün, iktidarın elini güçlendirecek hamleler yapmasının "muhalefet" çizgisine ne kadar uygun olduğunu göstermeye çalışmak. İktidarın görevi zaten, "sistem" in işleyişinin sorunsuz bir şekilde "yürütülmesini" sağlamak. Muhalefetin görevi ise burada iki yönlü bir işleyişe sahiptir.


Bir, "sisteme" karşı olan tavrı, yine "sistem" e yedeklemek.

İki, iktidara destek olan kitlelerin bir arada, ortak tavır göstermesini sağlamak ve gösterdiği tepkiyle iktidarın destekçilerini keskinleştirmek…

Bütün partilerin ortak görevi ise toplumsal sisteme sahip olan, yani asıl yöneten odakları perdelemektir. Büyük sermaye tekelleri, holdingler, finans sektörlerini denetleyenler kısacası ekonomiyi, parayı elinde bulunduran küresel güç odakları merkez ülkeleri de ( Batılı büyük ülkeleri ) , bu merkezlerin sömürgesi olan ülkeleri de yöneten asıl odaktır. Ekonomiyi elinde bulunduran bu odaklar, medya tekellerine, eğitim kurumlarına sahip olduğu gibi, siyasi sistemi de denetlerler.
Partiler bu egemenlik biçimini "süsleyen" figürler olmakla beraber, bu sistemden zarar gören milleti yüzdelik dilimler halinde birbirinden ayrıştırmakla da görevli odaklardır.

Peki, Ne Yapmalı?

Yukarıdaki yaptığım açıklamalardan, kesinlikle siyasi partilere oy veren halkı suçladığım, mevcut sistemin işleyişine halkın katkısının olduğunu ifade etmek değil. Kendi partisine oy verenlerin dışındaki, bütün halkı "aptal" yerine koyan, bir tek kendisinin akıllı olduğunu iddia eden "halkı yüzdelik dilimlere" bölenlerden değilim.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım şey, sistemin işleyişini ve partilerin bu işleyişteki görevini anlatmaya, analiz etmeye çalışmaktır. Bununla beraber "içeriye" değil, "tabana" yani halka dayanmadan kalıcı bir çözüm yolu bulamayacağımızı vurgulamak.

Peki, buna yönelik örnek var mı? Her zaman vurguladığımız gibi, Milli Mücadele dönemi buna yönelik en güzel örnektir.

İşgal zamanlarındaki Osmanlı’da, onlarca siyasi parti varken, Mustafa Kemal, tabandan gelen, halkın kendi öz teşkilatları ile hareket etmiştir. Bu tabandaki teşkilatların tek kaygısı ise VATANI ve NAMUSLARINI korumaktı. Ve hiç bir siyasi parti ile de bağları yoktu.

Milli Müdafaa teşkilatları bir yandan işgale karşı direniş ortaya koyarken, Mustafa Kemal diğer yanda Sivas'ta, Erzurum'da, Amasya'da kongreler topluyor ve "milli bağımsızlık ve milli egemenliğe" yönelik amacını ortaya koyuyordu... Bu kongreler de hiç bir siyasi partiye dayanmamaktadır.


Birbirinden bağımsız yerel direniş örgütleri, toplanan kongreler ve yayınlanan tamimler sonrası, Mustafa Kemal'in dehasıyla birleşerek "elektrik şebekesi gibi" tek merkezde toplanıp, Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı kuruluyor… Yine hiç bir siyasi parti yok.


1920'de Birinci Milli Meclis kuruluyor. Mecliste her cenahtan insan var. Milliyetçiler, Mütedeyyin Müslümanlar, milli sosyalistler hatta hilafeti destekleyenler ve mandacılar bile var. Mecliste iki ana grup var ( 1. ve 2. Müdafaa-i Hukuk Grupları ) ama tek bir odak yok: Siyasi parti...

Bu süre zarfında, kazanılan askeri ve siyasi zaferler süresinde de ( Büyük Taarruz, Sakarya Meydan Muharebesi, İstanbul Hükümeti'nin yıkılması, Saltanatın kaldırılması ...) bir siyasi parti ortada yok.

Resim

Atatürk'ün, Ziya Gökalp'la kurduğu Halk Fırkası, milli mücadele safhalarının yukarıda kısaca özetlediğimiz sürecinden sonra Milli Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi sürecinde, tarihsel koşulları ile kurulmuş olan parti olarak 9 Eylül 1923'te kurulmuştur. Bu tarihe gelene kadar Mustafa Kemal ve silah arkadaşları hiç bir siyasi partiyi merkeze alarak mücadele yürütmediler.

Daha farklı bir ifadeyle, Milli Kurtuluş Savaşı, bir siyasi parti eliyle yürütülmemiş; mevcut siyasi parti Türk Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi sürecinde, tarihsel, sosyal süreç içerisinde kurulmuştur.

Hala koltuğunu kaybetmemek, statükosunu korumak amacıyla partilere tapınanlara ise tek bir sorumuz olacak: Mustafa Kemal'den daha iyi bir çözüm öneriniz varsa, bize de anlatın, biz de bilelim.

Siz aynı çözüm önerisi ile gelene kadar, “önce partim” diyen sizin gibi odaklar karşılarında her zaman “önce vatanım” diyenleri bulacaktır. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi.

Hal böyleyken, bu gerçekleri adı gibi bilen, bütün bu gerçeklerin farkında olup hala “benim partim” diye umut vaat edenler de var. Bunlara söylenecek tek söz var. “Mahalle yanarken birileri saçını tararmış…”

Mithat Akar / Gaziantep

https://www.facebook.com/profile.php?id=100006232153226
Kullanıcı küçük betizi
mithat akar 1923
Üye
Üye
 
İletiler: 298
Kayıt: Çrş Ağu 28, 2013 16:18

Şu dizine dön: Gençlik Diyor ki

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x