“SAVAŞA HAYIR!” SLOGANININ ARKA PLANI VE AFRİN HAREKÂTI ÜZERİNE -1 / Mithat AKAR

Üniversiteli Gençler Burada Yazıyor

“SAVAŞA HAYIR!” SLOGANININ ARKA PLANI VE AFRİN HAREKÂTI ÜZERİNE -1 / Mithat AKAR

İletigönderen mithat akar 1923 » Pzr Şub 18, 2018 17:58

Savaşın ve Terörle Mücadele Tanımları: Terörle Mücadele Bir Savaş mıdır?

Savaş kavramı ve gerçeği, farklı birçok kaynak tarafından, tarihsel süreç içerisinde – gelişim aşamasında farklı ifadelerle tanımlanmıştır. Ancak binlerce yıllık tarihsel birikim ve deneyim sonucu savaş kavramı üzerine günümüzde ortak bir tanım yapılabilmektedir. Buna göre savaş, “Siyasetin başka araçlarla devamı.” veya “ Belirlenen politik hedefe askeri güçler kullanarak ulaşma sanatı.” olarak ortak bir tanıma kavuşmuştur. Konunun kuramsal ( teorik ) olarak tanımı bu şekilde yapılırken, teknik ve siyasi olarak askeri operasyon / harekât veya faaliyetler üzerine 1. ve 2. Dünya Savaşları, Soğuk Savaş Dönemi, Soğuk Savaş’ın bitimiyle ilan edilen tek kutuplu ( Batı merkezli kapitalizmden yana şekillenen ) dünya düzeni sürecinde farkı kavramlar askeri / siyasi terimler içerisinde yer bulmuştur. Son yıllarda düzenli ordu savaşları ( Konvansiyonel Savaş ) dışında en çok kullanılan terimlerden biri de “Vekâlet Savaşları” ya da “Karma Savaş” olarak bilinen yeni nesil savaşa yönelik tanımlar, askeri / siyasi literatüre kazandırılan yeni kavramlardandır.
Konunun merkezinden daha fazla uzaklaşmadan, bu temel kavramları tanımlayıp, son günlerde temel gündemi oluşturan Afrin Harekatı ( Zeytin Dalı Harekatı ) konusuna giriş yapalım.

“Düzenli ordu savaşlarında bir devletin veya devletler topluluğunun, bütün kaynaklarını kullanarak, karşıdaki devleti veya devletler topluluğunu, ordularını etkisiz hale getirme, karşıt güç olmaktan çıkarma, kendisine bağımlı hale getirme esastır.
Resim

Belirli bir cephede / sınırda orduların, belirli bir zaman diliminde, düzenli askeri birliklerle karşılıklı çarpışması, konvansiyonel savaşın belirleyici özelliklerindendir.

Konvansiyonel savaşta, düşmanın ordu düzenini, stratejisini, imkan ve kabiliyetini tespit etmek daha kolaydır. Ayrıca bu savaş yönteminde devletin temel mukavemet, saldırı ve savunma gücü olan ordu, ön plandadır. Diğer milli güç unsurları yani ekonomik, siyasi ve psikolojik güç, kültürel dinamikler, jeopolitik konum gibi milli güç unsuları ordunun destekçisi konumundadır ve ordu dışındaki diğer milli güç unsurları destekleyici, tali ( ikincil ) bir rol oynar.

Konvansiyonel savaşta düşmanı üniformasından, silahından, kimi zaman fiziksel görünümünden tespit etmek daha kolaydır.

Konvansiyonel savaş, belirli bir zaman diliminde sona erer ve belirli şartlarda bir süreliğine, kaybeden taraf ya da taraflar netleşince, belirli koşullarda bir anlaşma ile bitirilir. “ (1)

İkinci Dünya Savaşı’nda Alman Ordusu ve Rus Ordusu arasındaki savaş, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordularının verdiği cephe savaşları, düzenli ordu savaşına verilecek en net örneklerdir. Peki, terörle mücadele bir “Savaş” olarak tanımlanabilir mi? Yukarıdaki tanımda, “savaş” kavramının “bir devlet veya devletler topluluğunun, karşıdaki devleti ya da devletler topluluğuna” yönelik askeri faaliyeti / operasyonu olduğu gerçeğini göz önünde bulunduracak olursak, terörle mücadele ( ya da terörizmle mücadele ) faaliyetinin bir savaş şekli olmadığını anlamak zor olmayacaktır. O zaman 1984’ten bu yana terörle sürdürdüğümüz askeri mücadeleyi nasıl tanımlamak gerekiyor? Türkiye’de ilk kez Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılan, terörle ( ya da terörizmle ) mücadelede kullanılan bu kavram, bu gün birçok ülke ordusu tarafından da kabul edildiği üzere “Düşük Yoğunluklu Çatışma”(DYÇ) olarak adlandırılmaktadır.

“Düşük Yoğunluklu Çatışma, askeri yöntemleri kendi içerisinde barındırmakla beraber, genel olarak “savaş” kavramı ile nitelendirilemez. Gayri nizami harp, gerilla örgütlenmeleri, örtülü operasyonlar, terörle mücadele düşük yoğunluklu çatışma unsurlarını içerisinde barındırır.

Terörle mücadele, bizim ülkemizde Düşük Yoğunluklu Çatışma şeklinde gerçekleşiyor. Burada konvansiyonel savaşın tersine ekonomik, politik, kültürel, psikolojik milli güç unsurları ön plandadır, ordu gücü ( askeri güç ) bu milli güç unsurlarının yanında tali rol oynar.

Bu çatışma yönteminde sınır, cephe belirsizdir. Çünkü düşük yoğunluklu çatışmada iki ordunun karşılıklı çatışması şeklinde bir “savaş” söz konusu değildir.

Mekan belirsizliği ön plana çıkar. Bir askeri birlik, tim, manga her an bir binadan, mahalleden, bir kayalıktan ya da "sıradan" görünen bir "sivilin" kendini patlatması ile saldırıya uğrayabilir.

Çatışma belli bir zaman dilimi ile sınırlı değildir. Düzenli ordu savaşlarında olduğu gibi, cephede / sahada ordu ya da ordular kaybettiğinde mücadele bitmiş sayılmaz. Dahası mücadelenin nerede başlayıp nerede biteceği, ne zaman başlayıp ne zaman sona ereceği belirsizlik taşır. Düşman unsurları tespit etmek, bu unsurlar hakkında istihbarata dayalı bilgi almak, konvansiyonel savaştakine göre biraz daha zordur. “ (2)

Yukarıdaki tanımlardan da anlaşılacağı üzere, askeri mücadeleyi kapsayan iki temel mücadele yöntemi arasındaki temel kavram farkı, tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde açık sanırım. DYÇ ve Konvansiyonel Savaş arasındaki tek ortak nokta, ikisinin de askeri faaliyeti içeriyor olmasıdır. Bu tanımlardan anlaşılması gereken temel konulardan biri de terörle mücadelenin bir savaş olmadığı yalın gerçeğidir. Peki, terörle mücadelenin bir savaş olmadığı açıkça ortadayken, neden belli odaklar ısrarla bu saldırı ve mücadele yöntemine “Savaş” demektedirler?

Terör Örgütlerini Meşru Göstermenin Slogan: “Savaşa Hayır!”

Savaş, yukarıda da açıkladığımız gibi “iki ordu gücü” arasında gerçekleşir. Ordular, neresinden bakarsak bakalım, devletleri temsil eden temel mukavemet gücü olarak vardır ve asli ( temel ) güvenlik unsurlarından biridir. Yani bir meşruiyeti, tanınmış yasal bir yapısı bulunmaktadır. Ordular, devletleri temsil ettiğine göre; devletler de bir ülke toprakları üzerinden bir ulusun en üst teşkilatlanma organı olduğuna göre; kimi odakların, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadelesine karşı, “Savaşa Hayır!” söylemini öne çıkarmasını birkaç nedene bağlayabiliriz.
Resim

- Bölücü terör örgütünü ( ya da diğer terör örgütlerini ), bir ülkenin ordusu, yani bir ulusun temsilcisi olarak yansıtmak. Böylece terör örgütlerini Türk Ordusu ile eşitleyerek (yani durum eşitlemesi yaparak ), Türk Ordusu’nun toplum nezdinde saygınlığı aşağı seviyeye çekmeye çalışmak amaçlanır.

- “Savaşan iki ordu” olduğu algısını yarattıktan sonra terör örgütlerini, “uluslararası kamuoyu” denilen, küresel güç merkezleri ve diğer ülke toplumları nezdinde bir ülkeyi, ulusu temsil eden “ordu” olarak lanse edip terörizmi “meşru” zemine oturtmaya çalışmak.

- Terör örgütlerini ve bu örgütlerin terör faaliyetini kendileri açısından “meşru” zeminde yorumladıktan sonra “Savaşa Hayır!” söylemi daha güçlü vurgulanır. Buradaki amaç da Türk Ordusu’nu “haksız” ve “gayrı meşru” savaş yürüten bir ordu olarak yansıtmak ve bu yönde sürekli propaganda yaparak, algı operasyonunu tahkim etmek / güçlendirmektir.

- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve diğer asli güvenlik unsurlarının terörle mücadelesini “Savaş” olarak nitelendirip, uluslararası kamuoyu oluşturmaya çalışmak.
Batı merkezli güçlerce planlanan ve terör örgütleri ve onlara bağlı uzantılar tarafından, Türk Devleti ve Türk Ulusuna karşı algı yönetimi gerçekleştirmeyi hedefleyen bu propaganda ve psikolojik savaş örneği, hangi merkez ya da merkezlerden ve ne kadar çok yapılırsa yapılsın, toplumda karşılık bulmamaktadır.
Terör örgütlerinin yukarıda uzun uzun açıklamaya çalıştığımız propaganda, psikolojik savaş ve algı yönetimi yöntemlerinin, Türk ulusunda karşılık bulmamasının birçok nedeni var. Bu nedenlerden ilki, konunun girişinde, net olarak tanımladığımız “Düzenli Ordu Savaşı”, (Konvansiyonel Savaş ) ve Düşük Yoğunluklu Çatışmanın bir örneği olan terörle ( terörizmle ) mücadele kavramlarının, Türk ulusunun ezici çoğunluğu tarafından pratikte kavranmış olmasıdır.
Bu pratikte kavrama hali iki yönlüdür. Bir, Türk ulusu ile Türk Ordusu, askerlik geleneğinden kaynaklı, doğal bir bağ kurmuştur. Türk kültürü, Türk töresi ve Türk gelenekleri ile yetişmiş bütün aileler, erkek evlatlarını askere gönderir. Bir anne – baba için, her Mehmetçik, kendi evlatlarından bir parça taşır. Farklı bir ifadeyle, her Türk askeri bir anne – babanın evladıdır. Binlerce yıllık “Ordu – Millet” geleneği olan Türk milletini, bu açıdan hiçbir terör örgütünün propagandası olumsuz yönde etkilememektedir. Terör örgütlerinin Türk milletinde etki yaratamamasındaki ikinci neden, bu örgütlerin sadece alan hakimiyeti sağlamak istediği bölgede değil, Türkiye’de geniş bir alanda terör eylemleri gerçekleştiriyor oluşudur. Türk ulusu terörizmin, bizzat kendi ulusal varlığına yönelik bir tehdit olduğunu yaşamakta ve görmektedir.

“Savaşa Hayır!” Diyenler Neye “Evet” Diyor

Bu nedenlerin toplamı olarak… Terörle mücadelenin gerçekleştiği bir süreçte birilerinin “Savaşa Hayır!” söylemini öne çıkarması, toplum tarafından, terörizmle mücadelede Türk Ordusuna ve asli güvenlik güçlerine karşı teröre destek veren bir söylem olduğu daha rahat kavranmaktadır. Bu açıdan “Savaşa Hayır!” demek, bir ulusun, ulusal varlığına yönelik tehdit kavramına yani bölücü – gerici kalkışma ve faaliyetlere “Evet” demek olduğu bilinmelidir. Çünkü ortada bir savaş değil, bir ulusun ve devletin nefsi müdafaası vardır. Dolayısıyla, bu söylem, terörizmle mücadelenin sona erdirilmesi, bir milletin toprak bütünlüğüne ve ulusal varlığına yönelik tehdide geçit vermesi isteminin farklı bir ifadesidir.

Afrin ( Zeytin Dalı Harekâtı ) Nasıl Yorumlanmalı?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 20 Ocak 2018’de başlattığı ve ana hedef olarak bölücü terör örgütünün Suriye uzantısı PYD / YPG / PKK’nın belirlendiği Zeytin Dalı Harekâtı, makalemizde açıkladığımız çerçeve içerisinde değerlendirilmeli. Bu çerçevede değerlendirecek olursak, Suriye / Afrin’de başlatılan harekat farklı bir ülkenin topraklarında gerçekleşen, ancak Türkiye’nin iç güvenliğini / sınır güvenliğini bunların toplamı olarak milli güvenliğini tehdit eden bir merkeze karşı gerçekleştirilmektedir. Ortadoğu’da ve Batı Asya’da hiçbir olay, eylem, faaliyet kendi gerçekleştiği alanla sınırlı kalmaz. Az önceki cümlede ifade ettiğimiz gibi, Afrin sınır ötesi bir operasyondur, ancak Türkiye’nin iç güvenliğini sağlamaya dönük bir askeri faaliyettir. Bu açıdan değerlendirecek olursak, ulusal – bölgesel bir içeriği olmakla beraber, Batı merkezli devletlerin ( özellikle ABD’nin ) desteklediği bir terör örgütüne karşı gerçekleştirildiği için, küresel ölçekte de tanımlanması gereken bir operasyondur.

Konunun bu bölümünde de “Vekâlet Savaşları” devreye giriyor. ABD, Ortadoğu ve Asya’da küresel egemenlik planlarını gerçekleştirmek için, kendi düzenli ordularını doğrudan devreye sokmak yerine, hedef aldığı devletlere karşı, silah desteği ve lojistik destek verdiği terör gruplarını kullanmaktadır. TSK’nın yürüttüğü Zeytin Dalı Harekâtı açıdan çift yönlü bir içeriğe sahiptir. Birinci yönüyle terörizmle mücadele açısından PYD / YPG / PKK’ya karşı bir mücadeleyi içerirken; ikinci yönüyle bölücü terör örgütünün “Kara Gücü Koalisyonu” olduğu, ABD’nin bölgesel egemenlik planlarına karşı bir mahiyeti vardır bu mücadelenin.

Afrin / Suriye’de TSK’nın icra ettiği operasyonu değerlendirirken, günlük ya da dönemsel olan siyasi hesaplar üzerinden değil; bölgesel ve küresel dengeler, ABD’nin Türkiye’yi hedef alan askeri / siyasi planları üzerinden değerlendirmeliyiz.
Bu vurguyu yapmamın nedeni, 100 yıllık arka planı olan, sadece Türkiye üzerinden hesaplanan planları değil, bölgesel ve küresel hesapları da içeren bir sürecin, birçok odak tarafından siyasi iktidarın oy hesapları gibi dar ve sığ bir açıdan yorumlanıyor olmasıdır. “Savaşa Hayır!” söylemini dillendirenlerle, Türk Devletinin kurucu ilklerine uygun olarak, milli güvenliğimizi sağlamaya dönük icra edilen askeri harekatı “Oy hesapları” üzerinden değerlendiren odakların hiçbir farkı olmadığını, ikisinin de aynı merkezden beslendiğini bilmeliyiz. “Savaşa Hayır!” diyenler terörizme destek vererek küresel merkezlere hizmet ederken, Suriye / Afrin’deki harekâtı “Oy hesapları” üzerinden yorumlayanlar da ABD’nin ve diğer emperyalist merkezlerin bölgesel / küresel egemenlik planlarını perdeleyerek düşmana hizmet etmektedirler. Peki, sormak lazım: “Savaşa Hayır!” diyenler neye “Evet” demektedirler? TSK’nın harekâtını “Oy hesabı” üzerinden yorumlayanlar, Suriye’nin kuzeyindeki ABD merkezli Kürt Koridoruna karşı ne gibi bir önlem önermektedirler?
Konumuza, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı, harici düşmanın iç cephemize sarkıttığı psikolojik savaş elemanlarının propagandasını ve Afrin Harekâtı’nın politik hedefleri konusunu masaya yatırarak devam edeceğiz.

Mithat AKAR

1 – Mithat AKAR, Türk – Amerikan Savaşı ve 15 Temmuz, Sayfa 49, Atayurt Yayınevi
2 – Mithat AKAR, Türk – Amerikan Savaşı ve 15 Temmuz, Sayfa 50 – 51 , Atayurt Yayınevi

Not: Makale ilk olarak Türk Devrimi Gazetesi'nde ( http://www.turkdevrimi.com/yazarlar/mit ... rine/1845/ ) yayınlanmıştır.
Kullanıcı küçük betizi
mithat akar 1923
Üye
Üye
 
İletiler: 298
Kayıt: Çrş Ağu 28, 2013 16:18

Şu dizine dön: Gençlik Diyor ki

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 5 konuk

x