Takla Atmasını Hiç Beceremedim! / Figen ÖZEN

Takla Atmasını Hiç Beceremedim! / Figen ÖZEN

İletigönderen Oğuz Kağan » Cum Nis 20, 2012 19:42

Takla Atmasını Hiç Beceremedim!

Öğrencilik yıllarımda Beden Eğitimi dersinde sadece sınıfın değil, tüm okulun en başarılı kız öğrencisiydim.

İnanın, abartmıyorum en zor hareketleri son derece kolaylıkla yapardım. Halata tırmanır, voleybol oynar, 100-200 metrede birinciliği hiç kimseye kaptırmazdım. Uzun atlamada hiç geçilmezdim. Ama takla atmasını, inanın doğru söylüyorum hiç mi hiç beceremezdim.

Takla atmak... Şimdi düşünüyorum da o zaman takla atamadığım için çok utanırdım. Bazı arkadaşlarımın büyük bir beceri ile yaptığı takla atmayı bir türlü başaramaz, kendi kendime çok kızardım.

Şimdi ise Sn. Bakan'ın isteği üzerine davul zurna eşliğinde takla atan vatandaşın sessizliğine, itaatkar tavrına, bu küçültücü muameleyi gülerek kabul edişine kızıyorum.

Sadece bu kadar mı?.. Hangisine hayıflanacağımı, öfkeleneceğimi şaşırdım, vatandaşı sirk cambazı gibi takla attıran zihniyete mi, yoksa davul, zurna eşliğinde takla atan, cambazlığı kabul eden teslimiyetçi anlayışa mı?

Gölette hayatını kaybeden beş işçinin ölümü, sanırım Sn. Bakanı hiç etkilememiş ki, böylesine insanın içini acıtan bir şovun altına imza atmıştır.

Ben takla atmasını beceremem ama "takla atmak" günümüzün en geçerli davranışı haline gelmiştir.

Takla atmayı ve/veya atmamayı bir kenara bırakıp yolumuza devam edelim etmesine de son günlerde yayımlanan bir röportajda bana "El-insaf" dedirten bazı söylemleri sizinle paylaşmak istiyorum..

*... Sizi Atatürkçü Düşünce Derneği'nde görev almaya yönlendiren etkenler ne oldu?

*Türkiye'nin içinde bulunduğu durumdur en önemli etken..

Ben olsaydım, Sn. Çölaşan'a şu soruyu da sorardım.

*Türkiye'nin içinde bulunduğu durum", size Genel Başkanlık teklifi geldiği zaman mı dikkatinizi çekti? ADD'ye üye olduğunuz tarih 15 Mayıs 2010'a kadar, sokakta yürüyen vatandaşı bile düşündüren "ahval ve şerait" sizin gibi özellikle hukuk tahsil etmiş ve bir anayasal kurumda "Başsavcı" olarak görev yapmış değerli bir şahsiyet olarak, sizin ilgi alanınıza girmemekte midir?

Bu soruya Sn. Çölaşan nasıl cevap verirdi, son derece merak ediyorum.

Röportajın bu bölümünde,Sn. Çölaşan'ın iç ve dış politikalarla ilgili saptamaları yer almaktadır. Aslında bu saptamaların da irdelenmesi gerekmektedir. Ancak siz değerli dostlarımın sabrını fazla zorlamak, doğru olmayacaktır.

Biz devam edelim...Ancak okuyacağınız "Atatürkçü Düşünce"yi tanımlayan bir cümle,Sn. Genel Başkan'ın, Kemalist Düşünce'ye bakış açısındaki ideolojik boşluk, en az benim olduğu kadar sizin de yüreğini acıtacaktır.

"Yaklaşık 2 yıldır Atatürkçü Düşünce Derneği’nin başkanısınız. Bu dönemde yaptığınız çalışmaları kısaca özetleyebilir misiniz?

Kısaca özetleyemem. (Gülüşmeler) 1989–2002 yılları arasında kadrolaşmaya rağmen devlet Atatürkçü Düşünce Derneği’nin yanındaydı. Bağışlar çoktu. Devletin yönetim organlarında Atatürkçü düşünceyi dışlamak yoktu. Onlar aymazdılar. Türkiye alttan alta oyuluyor, yukarıda koalisyonlar birbirleriyle çekişiyorlardı. Bu çekişme sürecinde Atatürkçü Düşünce Derneği hedefte değil henüz. O dönemde dernek olarak saygındık; devletin kaymakamı, valisi, belediye başkanı, üniversite rektörü tüm etkinliklerimizde rol oynuyor, yardımcı oluyordu. Şu anda ise ne yazık ki denetlemeler yoluyla bitirilmeye çalışılan bir dernek konumundayız. Denetlemelerde bize korkunç mali cezalar kesiliyor. Ayrıca çok sık oluyor. Atatürkçü Düşünce Derneği, açığımız bulunmaya çalışılarak mali yönden çökertilmeye çalışılıyor. Yönetim kurulu kararınızda imzanız yok, daksillemişsiniz gibi bahanelerle bize komik gerekçelerle cezalar kesiliyor. Sadece geçen ay için İstanbul’da 189 bin lira ceza ödedik. Dernek çalışmalarımız ise özetle kurumsallaşma ve dağınıklığı giderme yönündedir. Biz özünde bir eylem topluluğu değiliz. Bu derneğin adı Atatürkçü düşüncedir."

Sn. Çölaşan, ADD Genel Başkanı olarak, karar defterinde "daksilleme" yapılamayacağını bilmek zorundadır. Karar defterinde her hangi bir bölüm sadece alttaki yazı okunabilecek şekilde çizilebilir. Aksi takdirde yapılan değişiklikler kabul edilemez. Kendi ifadeleri ile bu gerçekten "komik" bir gerekçedir.

"Biz özünde bir eylem topluluğu değiliz. Bu derneğin adı Atatürkçü düşüncedir."

Atatürkçü Düşünce ve eylemsizlik!.. Olacak şey mi?..

20 ve 21. Yüzyılın ortak düşüncesi "Ezilen uluslar birleşin"dir. Mustafa Kemal anti-emperyalist, tam bağımsızlıkçı ve "Ya İstiklâl- Ya Ölüm" şiarını hayata geçirerek, düşünsel boyutu, eyleme dönüştürmüş ve tüm ezilen uluslara, önderlik etmiştir.

Ayrıca anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı olmak, eylemci olmayı gerektirmektedir.

19 Mayıs 1919... İşgale direnişin başlatıldığı, bağımsızlık eylemini ilan eden çoban ateşinin yakıldığı gündür.

Havza'da yaptığı konuşmada halka, "Mitingler, toplantılar yapın." tavsiyesinde bulunmuştur. Bu tavsiyede açıkça bir "eylem" çağrısı mevcuttur.

Ve Amasya Bildirgesi... Tüm dünyaya "Ya istiklâl- Ya Ölüm" şiarı ile, Bağımsızlık İhtilâli'nin ilân edildiği bir eylemler dizisinin başlangıç sesidir.

Kongreler...Erzurum ve Sivas...Bağımsızlık ve işgale direniş düşüncesini, teşkilatlanma sürecine götüren iki önemli eylemsel ve örgütsel toplantı...

Yıl 1919 Erzurum Kongresi yapılmıştır. Temmuz ayı... Bir gece Mustafa Kemal Ali Çavuş'a, "Git, bana Mazhar Müfit'i çağır" der. Mazhar Müfit koşarak, elinde not defteri ile gelir. Paşa, kahvesinden bir yudum aldıktan sonra, "Yaz Müfit..." der. "Zafer kazanıldıktan sonra, Cumhuriyet ilan edilecektir, Latin harfleri kullanılacak ve kadınlar bağımlılıktan kurtarılacaktır."

Mazhar Müfit notları aldıktan sonra Mustafa Kemal'e gülümseyerek "Çok hayalperestsiniz Paşam" diyecektir.

Hayalperest... Mustafa Kemal 1905'te arkadaşlarına, öğrencilik yıllarında Bulgar Türkoloğ Aralof'a, 1908'de ise gene Bulgar gazeteci Manilof'a "Cumhuriyet'in kurulacağını" söylemiştir.

Mustafa Kemal, öngörüsü son derece güçlü, olayları tarihi akışı içersinde değerlendirerek planlayan ve eylemselleştiren bir dahi ve eylem adamıdır. Mustafa Kemal Bağımsızlık İhtlâli'nin, dünya tarihinin bir daha kaleme alamayacağı milletin birlikteliğiyle yapılan büyük bir eylemin önderidir.

19 Mayıs 1919'da başlayan süreç, "Düşünüyorum, öyleyse varım" savının, eylemsel boyuta geçtiği zaman dilimidir.

Bu zaman dilimi içinde Anadolu'da var olan tüm milli dernekleri tek çatı altında toplayarak, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri adıyla Heyet-i Temsiliye'ye bağlamıştır.

Heyet-i Temsiliye ve 23 Nisan 1920'de Meclis'in açılmasına "eylemsizlik" damgasını vurmak mümkün değildir.

Sivas'ta çıkarılan İrade-i Milliye ve Ankara'da yayımlanan Hakimiyet-i Milliye gazeteleri, eylemsel sürecin yazılı vesikalarıdır. Mustafa Kemal'in bu gazetelerde yayımlanan yazıları düşünsel boyutta kalmamış, sözcüklerle ifade edilen fikirleri eyleme dönüşmüştür.

1921 Anayasa'sı henüz adı konmamış Cumhuriyet'in ilânının duyurusunu yapan, eylemler zincirinin ilk halkasıdır.

" Hakimiyet bilâ kayd-ı şart milletindir." Milletin kayıtsız şartsız egemen olduğu yönetim şekli ise Cumhuriyet'tir.

Malta sürgünlerine karşı, İngiliz subaylarının tutuklanması da elbette eylemdir.

Sevr Antlaşması ile dağıtılan orduyu, yeniden bir araya getirerek, düzenli bir ordu kurmak bir eylem değil midir?

Gazeteci Şeref Bey hüviyeti ile Libya'ya geçip, bedevileri İtalyanlara karşı örgütlemek düşünsellik midir?

Ve/veya sivil giyimli subayları Anadol'ya gönderip, düzenli ordunun kurulmasından önce yerelde direniş için örgütlenmeyi başarmak eylemsizlik midir?

Sakarya, Dumlupınar, Kocatepe... Dünyanın emperyalist devlerine diz çöktüren savaşların Başkomutanı'nı sadece düşünsel boyutta tanımlamamız mümkün mü?

"Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz'dir. İleri" komutu, savaşı noktalayan ve barışı müjdeleyen bir eylemler sürecinin başladığı komuttur.

29 Ekim 1923... Cumhuriyet'in ilanı... Dünya tarihi böylesine büyük bir demokratik devrime ve eyleme şahit olmamış, tarih kitaplarına bu eylemin benzeri bir kayıt düşmemiştir.

NUTUK... Atatürk'ün eylemlerinin yazdığı ve kendi sesiyle tüm dünyaya duyurduğu bir tarihi vesikadır. Saatlerce süren NUTUK'un okunması bir eylemdir.

Devrimler... Atatürk'ün yaşama geçirdiği tüm devrimleri birer eylemdir. Hiç biri düşüncede veya sözde kalmamış ve gerçekleşmiştir.

Gençliğe Hitabe... "ahval ve şerait" ne olursa olsun gençliğe gerektiğinde "eylem yapın" çağrısıdır.

Ve Bursa Nutku...

"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek; 'Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.' diyecek.

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."


Atatürk ve eylemsellik... Kitaplara sığmayacak bir eylemci davranış ve ruh... Hakında tutuklanma kararı çıkmasına, hain ve isyancı ilan edilmesine ve hatta boynundaki yağlı urgana rağmen, durdurulamayan, durmayan bir güç... Eylemci ve devrimci...Anti-emperyalist ve tam bağımsızlıkçı...

"Biz özünde bir eylem topluluğu değiliz. Bu derneğin adı Atatürkçü düşüncedir."

"Tek başıma kalsam dahi, bir elime Türk bayrağını, bir elime silahımı alır, Elma Dağı'na çıkar yine de düşmanla savaşırım." Mustafa Kemal

"Ben Erzurum'dan İzmir'e, sağ elimde tabanca, sol elimde idam sehpası... Öyle geldim." Mustafa Kemal


Kararlı bir devrimcinin, eylemci Mustafa Kemal'in iki muhteşem söylemi... Tersini düşünenlere ders olacak nitelikte...

Biliyorum, gene tüm şimşekleri üzerime çekeceğim. Suçlanacağım. Ama doğrusunu yazmak benim görevimdir. Çünkü ben Kemalist'im ve Devrimci'yim. Her devrimci gibi eylemden yanayım.

Çünkü "takla" atmasını hiç beceremem...

Figen ÖZEN, 20 Nisan 2012
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12101
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Figen ÖZEN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x