TRUMAN DOKTRİNİ-MARSHALL PLANI VE FULBRİGHT EĞİTİM ENSTİTÜLERİ

Üniversiteli Gençler Burada Yazıyor

TRUMAN DOKTRİNİ-MARSHALL PLANI VE FULBRİGHT EĞİTİM ENSTİTÜLERİ

İletigönderen mithat akar 1923 » Pzt Eki 26, 2015 3:16

YAKIN TARİHTEN GÜNÜMÜZE ABD EMPERYALİZMİNE BAĞIMLILIK SÜRECİMİZ

TRUMAN DOKTRİNİ – MARSHALL YARDIMI VE FULBRİGHT EĞİTİM ENSTİTÜLERİ – 1

A - TRUMAN DOKTRİNİ-MARSHALL PLANI :EKONOMİK-ASKERİ BAĞIMLILIK SÜRECİ

Emperyalizm kendine bağladığı ülkenin ekonomik-doğal kaynaklarında egemen olmakla birlikte ;sömürgeleştirdiği ülkede gerçekleştirdiği egemenliğin sürekliliğini sağlamak için o ülkenin sosyal - toplumsal yapısını,eğitim modelini,kültürel yapısını da kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirir.

Çünkü emperyalizm, tek koldan hakimiyet alanı sağlamakla, bir milleti kendisine tabi kılamaz. Ekonomik-siyasi-askeri ve kültürel-eğitim temelli bir çok alanda ,iletişim ve dil alanında kendi kalıplarına uygun modeller geliştirir ve o ülkeye bu modelleri dayatır.Bu yüzden, ekonomik anlaşma yaptığı ülkeyle aynı zamanlı eğitim anlaşması ya da askeri anlaşma da yapar.Yani emperyalizm çok kollu bir ahtapot gibidir.Bir ülkeyi birden fazla koldan kuşatır ve çevirerek kendi merkezinin uydusu haline getirir.

A-1 .Truman Doktrini:Sovyetlere Karşı Türkiye’yi Bölgede Kullanmanın İlk Adımı

“1947–1949 döneminde Truman Doktrini’nde yer alan askeri malzeme yardımı da dâhil olmak üzere, Türkiye’ye verilen Amerikan yardımının tutarı 152,5 Milyon dolar oldu. Bunun 147,5 Milyon dolar’lık bölümü hava, kara ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonu için kullanılırken, 5
Milyon dolar kadarı yol yapım çalışmaları için ayrıldı.”

Fakat yardım adı altında gönderilen para ,birden çok alanda ağır anlaşma şartlarını da içeriyordu.Birazdan ayrıntısı ile ele alacağımız bu şartlar ana hatları ile eğitim-savunma ve ekonomik bağımlılığımızı güçlendiren bir içeriğe sahiptir.

"Yardım yapılan ülkenin ( yani Türkiye'nin ) bu yardımı ağır sanayide kullanmamasına dikkat edilecek.Çünkü ağır sanayiye yatırım yapan ülkenin BAĞIMSIZLIK EĞİLİMİ GÜÇLENİR"

"Yapılan yardım radyo ve gazeteler aracılığı ile geniş çapta duyurulacak."

(Yani Türk milletine bolca Amerikan propagandası yapılacak )

"Milli Eğitim Sisteminde yapılan yeniliklerde ABD de söz sahibi olacak."

(Yani Amerikan Eğitim modeli ile toplum tabandan itibaren farklı bir kalıba oturtulacak )

O dönem Türkiye'yi daha da küçük düşürmek için yapılan süt tozu yardımı ve küçük çocukların algısına daha o yaşlarda hükmetmek ve bilinçaltına kendi kültürlerini kazımak için süt tozu kaplarına yerleştirilen, ABD bayrağı işlenmiş bir resim konulması ise, algı operasyonlarının farklı biçimlerde karşımıza çıkan bir örneği olarak durmaktadır.



B - TRUMAN DOKTRİNİNİN SÖMÜRGECİ KARAKTERİ

Yapılan ekonomik içerikte bir yardım olarak görülüyor; ancak yardım yapılan ülkenin ihtiyaçlarından çok o ülkenin ekonomik-askeri-eğitim yapısını tamamen kendi çıkarları temelinde biçimlendirme maddeleri ile amacını da ortaya koyuyor. ABD emperyalizmi gönderdiği mali yardımla ülkemizi bağımsızlık rotasına sokmamaya, ülkenin eğitim modelini biçimlendirmeye basın-yayın yolu ile Amerikan propagandası yaptırmaya, Sovyet ülkelerine ve diğer sınır komşusu olan ülkelere karşı TSK’yı kendi ölçütlerinde ve denetiminde silahlandırmaya sevk eden bir yapı arz ediyor. Bize verdikleri borçla kendi silahlarını bize satmaları ise tam bir kara mizah örneği.Özcesi ABD,Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Kafkasya,Ortadoğu,Asya hattında kendi stratejisi doğrultusunda yönlendirmek gayesini ortaya koymaktadır.

Örneğin yapılan yardımın bir kısmının “karayolları alt yapı çalışmasına harcanmasının istenmesi, Türkiye aleyhine stratejik bir önem taşımaktadır.Demiryolu yapımından vazgeçmemiz istenip; hem ağır sanayiden uzaklaşmamız hem de daha masraflı olan ve işgal dönemlerinde,yabancı askeri kuvvetlere açık avantaj sağlayan karayolu yapımına yönlendirilmemiz ise üzerinde durmamız gereken bir konu.Çünkü demiryollarını ulaşımda kullanan bir ülke, kendi milli kaynaklarını kullanarak üretim yapar.Ray ve vagon üretimi başlı başına ağır sanayi yatırımını gerektirir.Ray ve vagon üreten bir ülke ağır sanayide kendi milli savunma araçlarını da üretme yoluna gidecektir.Ayrıca demiryolu ulaşımı milli güvenlikte vazgeçilmez bir unsur olan,ulaşımın ağının kontrolünün sağlanmasında büyük önem arz eder.Demiryolu ulaşımında kullanılan yakıt üretimi ise aynı ülkenin yer altı kaynaklarını kendi milli çıkarları doğrultusunda kullanmasını sağlar.Türkiye’nin ağır sanayi üretimi ve doğal kaynaklarını kullanması,kendi kendine yeten bir ülke olması,ABD’nin Akdeniz-Kafkasya-Asya ve Doğu ‘ya yönelik emperyalist planlarının da hayal olması anlamına gelecek.

1946 süreci aynı zamanda Türkiye’nin çok partili rejime geçiş dönemi olarak da anılır.Hatta bu döneme “Atılım dönemi” adını verenler dahi bulunmaktadır.Ne gariptir ki ,çok partili sisteme geçmemiz ile Amerikan emperyalizmine tek yanlı bağlanma tarihimiz aynı döneme denk gelmektedir

Peki Batı emperyalizmine bağlanma “gerekçemiz” ne idi?Ne olmuştu da Atatürk’ün emperyalizme karşı bölgesel ittifak politikası,Milli Dış Politika anlayışı ve İran-Afganistan-Irak-Yugoslavya-Yunanistan-Bulgaristan merkezli bölgesel güvenliği esas alan Milli Güvenlik Stratejisi terk edilmiş ve yerine Batı’yı ( ABD’yi ) merkeze koyan bir güvenlik ve işbirliği anlayışına yönelmiştik?

2.Dünya Savaşı ve “Komünizm Tehdidi” Bahanesi

2.Dünya Savaşı sürecinde Türkiye’de iktidarı elinde bulunduran odak,önce Almanlardan yana tavır almış,sonrasında İngiltere ve ABD eksenini esas alarak Batı’ya doğru kaymıştır.2.Dünya Savaşı’nın tartışmasız galibi Sovyet Rusya bu durumu fark etmiş,İngiltere’nin de kışkırtması ile Sovyetler Türkiye’ye 19 Mart 1945 tarihinde NOTA vermiştir.Bu notaya göre :

16 Mart 1921 tarihli Moskova Anlaşması’nın çizdiği Türk – Sovyet sınırının yeniden çizilmesi.

Sovyet sınırının Sovyetler Birliği lehine değiştirilmesi. Kars ve Ardahan’ın Sovyetler Birliği’ne
verilmesi.

Boğazların savunmasında Sovyetler Birliği’nin ortak olması. Bunun için Boğazlarda Sovyetler’e deniz ve kara üslerinin verilmesi.

Montreux Sözleşmesi’nin belirlemiş olduğu Boğazlar rejiminin değiştirilmesi.Bunun yerine Türkiye ve Sovyetler Birliği arasında yeni bir ikili anlaşmanın imzalanması,dayatılmıştır.

Bu NOTA’nın ardından ,Sovyetlerin İran’ı işgal etmesi, daha önce Türkiye’nin yardım talebini reddeden ABD’yi Türkiye’ye hakim olma konusunda aktif olmaya itmiştir.

ABD, Türkiye’yi 2 Kasım 1945’te verdiği nota ile Sovyetler’e karşı destekleme girişiminde bulunmuştur. Fakat bu destek,Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda maddelerle değil,Batı emperyalizminin çıkarları doğrultusunda şekillenmiştir.

Türkiye’ye verdiği bu notada ABD :

- Boğazların savaş ve barış zamanında tüm ticaret gemilerine açık bir şekilde uluslar arası su yolu yapılması,

- Savaş zamanında Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin gemilerinin serbestçe Boğazlardan geçişi


- Japonya’nın BM’den çıkarılmasına karar verilmiştir.


Türkiye Türk karasularını ve Boğazları uluslar arası emperyalizme açan bu maddeleri itirazsız kabul etmiştir.Fakat anlaşma yalnız askeri alanla sınırlı değildi.

Başkan Truman’ın adını alan Truman Doktrini’nde Türkiye’ye yönelik yardım kararı alınmış bununla beraber,seçilecek Türk personellerin ABD’de eğitileceği bildirilmiştir. ( 12 Mart 1947 )

Bu karar 22 Mayıs 1947’de resmen kabul edilmiş ve Türkiye’ye deklare edilmiştir.


Fakat ABD bu yardımı yaptıktan hemen sonra,madde madde şartlarını sıralamış ve Türkiye’yi ABD emperyalizmine göbekten bağlayan süreç başlamıştır.Buna göre :


1 - Yardımın etkili şekilde ve yardım alan ülkelerin taahhütlerine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını izlemek amacı ile Amerikan memurlarının ülkeye serbestçe girişlerini,

2 - Amerikan basın ve radyo temsilcilerinin bu tip yardımların kullanılması ile ilgili olarak serbestçe müşahedelerde bulunmasına ve kapsamlı malumat vermesine müsaade etmeyi.
3 - Amerikan Başkanının rızası olmaksızın bu kanun uyarınca devredilen herhangi madde veya malumatın mülkiyet ve zilyetliğini devretmemeyi, ne de böyle bir izin olmaksızın yardım alan hükümetin subayı, memuru veya görevlisi olmayan bir kimse tarafından, böyle herhangi maddeden faydalanmasına veya böyle bir kimse tarafından durumların açıklanmasına müsaade etmemeyi,

4 - Bu kanun uyarınca borç, kredi, hibe veya başka şekilde herhangi bir yardım faslından alınan parayı, başka bir yabancı hükümet tarafından kendisine verilmiş bulunan herhangi bir borcun ana parasını veya faizini ödemek için kullanmamayı,
5 - Bu kanun uyarınca yardım alan ülkede, Amerikan iktisadi yardımının amacı, kaynağı,karakteri, kapsamı, miktarı ve gelişmeleri hakkında ayrıca tam ve devamlı olarak bilgi vermeyi kabul edecektir.

6 - Türk hükümeti, yapılan yardımı tahsis edilmiş bulunduğu gayeler uğrunda kullanacaktır. Amerika’nın izni olmadan bu neviden hiçbir madde ve malumatın mülkiyet ve zilyetliğini devredemeyecektir

Yukarıdaki maddeleri ana hatları ile incelediğimizde yapılan yardımda verilen paranın belirtilen esaslarda kullanılıp-kullanılmadığını “denetlemek” adı altında “Amerikan memurlarının” Türk topraklarına istediği gibi gireceği belirtiliyor.Ancak bu Amerikan memurlarının niteliği ve mevkileri belirtlimiyor.Yani bir gizli servis personeli de devlet memuru,bir senatör veya bakan da.Birinci maddede belirtilen taahhütlere uyulup-uyulmadığı konusundaki denetim;Milli Kurtuluş Savaşı öncesi sömürge memurluğu görevi yapan denetçilerinkinden farklı bir görev değil.Ayrıca yardımın ,ABD’nin şartları ve Türkiye’nin taahhütleri doğrultusunda sağlandığı hiç gizlenmiyor.

Basın-yayın maddesi ile ABD, ülkemizdeki medya üzerinde tamamen denetim kurmaya başlamıştır.

Verilen yardım,Türkiye’nin diğer borçlarını kapatması dahilinde dahi kullanılmayacak.Yani Türkiye’nin ABD’ye tamamen mecbur ve mahkum edilmesine dair bir bent düşülmüştür anlaşma maddelerine.

ABD ,Türkiye’den yapılan yardımın kendi isteği ve kuralları dahilinde kullanılıp-kullanılmadığına dair sürekli bilgi ve rapor isterken,bunların doğruluğunu denetlemek için de kendi memurlarını istediği zaman Türk topraklarına sokabileceğini açıkça deklare etmesinin ardından ABD teker teker öncü birliklerini topraklarmıza sokmaya başlamıştır.


Antlaşmanın uygulamaya konulmasıyla Mayıs 1947’de güvenlik kuvvetlerini güçlendirmek amacıyla Türkiye’ye 21 Amerikan Subayı ve 2 iktisatçı gönderilmiştir.. ( Askeri personel ve iktisat uzmanları,ekonomik ve askeri denetimin açık göstergesidir.)

Yine bu ay içerisinde Amerikan Dışişleri, Savaş ve Donanma Bakanlıkları temsilcilerinden kurulan bir heyet Türkiye’nin savunma gücünü arttırmak ve ekonomisini güçlendirmek adına bir rapor hazırlamış ve raporda asker sayısının azaltılarak, silahların modernizasyonuna ağırlık verileceği bildirilmiştir . ( ABD silah sanayinde denetim kurma yolunu belirlemektedir.)

ABD ağırlıklı olarak askeri para yardımı yapmış,fakat gönderdikleri silah ve teçhizat kullanılmış ve ikinci el olduğundan dolayı,bize verdikleri para ile bize askeri malzeme satan ülkeden,bu kez de yedek parça almaya başlıyorduk.Türkiye’nin yardım kapsamında edindiği teçhizatın bakımı için ödediği paralar ,hali hazırda borç ana parasının dışında Türkiye’nin kasasında bulunan parayı da eritmiştir.

Yabancı basına “denetleyici” misyonu veren,Türkiye’nin iç işlerine istenildiği gibi müdahale edilmesine zemin hazırlayan,eğitim müfredatının işleyişini ve konusunu belirleyen bu anlaşma yardım anlaşmasından çok bir sömürge anlaşması niteliği taşıyordu.

Nitekim bunu açık şekilde ifade etmekten çekinmeyen ABD’li temsilciler de vardı. 1956 tarihli Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Raporunda şöyle deniliyordu: “ABD yardımı, bir hükümet girişimi olarak, başkalarının çıkarı için yapılan bir şey değildir. ABD, ne sadaka veren bir kuruluştur, ne de Amerikan halkının cömert ruhunun dışarıya akmasıdır… Teknik yardım, ABD’nin dış politikasını yürütmek ve ulusal çıkarlarını dışarıda geliştirmek için mevcut araçlardan bir tanesidir” deniliyordu….

Dış yardım ABD’nin dış siyaset aracı idi ve yardım yapılan ülkeyi ABD’nin denetimine sokuyordu.

Truman Doktrini ile Türkiye ABD’ye yalnız ekonomik-askeri anlamda bağımlı olmakla kalmamış,alacağı ekonomik ve askeri kararları ,kendisi yerine ABD almaya başlamıştır.Truman Doktrini ile ekonomik-askeri bağımsızlığını kaybeden Türkiye;aynı doktrininin uzantısı olacak bir başka planla karşılaşacaktı.Marshall Yardım Planı.

TRUMAN DOKTRİNİ – MARSHALL YARDIMI VE FULBRİGHT EĞİTİM ENSTİTÜLERİ – 2


C - TRUMAN DOKTRİNİNİN DİĞER HALKASI:MARSHALL PLANI

Türkiye’nin Marshall Planından yararlanması için “Türkiye Cumhuriyeti ile ABD Arasında Ekonomik İşbirliği Antlaşması” 4 Temmuz 1948’de imzalandı ve bu antlaşma TBMM’de 8 Temmuz 1948’de 5253 sayılı yasa ile onaylandı.

Marshall Yardım Planı’nın amacı ise yine planı uygulayan devlet tarafından açıkça ifade ediliyordu.

“...Türkiye bugün Avrasya’da istisnai bir durum gösterir. Stratejik olarak Ortadoğu ve Arap dünyasının kilit noktasında ve Sovyet baskılarına karşı gösterdiği kararlılık ve Batı demokrasilerinin Türkiye’nin bu azami destekleme kabiliyeti bütün Ortadoğu’ya egemen olması sonucunu doğuracaktır.”
( Türkiye kilit bölge olarak ifade ediliyor.O kilidin açılması,Batı sömürgeciliğinin Ortadoğu ve Arap coğrafyasına açılması için ise ön şart olarak koyuluyor )
Marshall’a göre: ”Toprağı zengin ve iklimi müsait olan Türkiye, tabii kaynaklar bakımından da aynı derecede zengindir. Türkiye’nin daima, mamul eşya ihtiyacını temin ettiği Avrupa ve Birleşik Devletler ile olan ticaretinin kesilmiş olmasına rağmen, şimdi Marshall Planı sayesinde tekrar açılmış ve genişlemiştir.”
(Marshall önceli olan sömürgeciler gibi ,Türk topraklarının yer altı zenginliklerine ve doğal kaynaklarına dikkat çekiyor.Peki Marshall’ın önceli olan sömürgeciler kim ve o tarihlerde ne demişler acaba?)
Marshall’ın az önce alıntıladığımız cümlesindeki vurgular bize, 1912’de Amerikan Başkanı Woodrow Wilson’un planında kullandığı cümleyi hatırlatıyor.Türkiye Asya’ya açılan kilit demişti Wilson…Wilson Türkiye'yi paramparça eden ünlü Wilson İlkeleri'ne adını veren kişi... Türkiye sınırları içine bir Kürdistan ve bir Ermenistan haritaları çizen Amerikan Başkanı...
Benzer cümleleri Sevr Anlaşması’na imza atan Hollanda’daki yayın organı Fiandelsblat gazetesi şu sözlerle belirtiyordu:"İslam düşüncesinin içine girmeliyiz. Bu mucizeyi anlamak için bunu yapmak gerekli. Yoksa böyle giderse,-Asya'nın muazzam kapıları yüzümüze ebediyen kapanacak'."
Kasım 1922, Handelsblat
“Türkiye anahtar ülke” sözcüğü hemen hemen bütün emperyalist devletlerin sözcüleri tarafından defaatle dile getirilmiştir.Asya’nın kilidi ( ya da Asya’ya açılan kapı ) olmak ,hedef haline gelmemizde esas etmenlerden biri idi.Bu yüzden 5 Şubat 1919 günlü Fransız Journal des Debat gazetesi birinci sayfadan “"Hemen hemen beş yüz yıl boyunca güney Avrupa'yı yıkan ve Doğu Akdeniz bölgesindeki bütün uygarlığı çökerten bu uğursuz Türk ırkını Asya'ya sürmeli." Diyerek gazetesini çıkarıyordu.


Ekonomik anlamda kapitülasyonları aratan maddelerle birlikte ABD,bütün yaşam alanımıza müdahale etmenin de zeminini oluşturmaya başlamıştı.4 Temmuz 1948’de ekonomik bağımsızlığımızı elimizden alan ABD, Truman Doktrini ve Marshall Planı ile ekonomik anlamda Türkiye’yi kendisine bağlamış,siyasi mekanizmalara bu kararı aldırmıştı. Askeri silah ve teçhizatları ve bu mühimmatları nerede-hangi amaç doğrultusunda kullanacağımızı belirleyen ABD,iyiden iyiye Türk topraklarına yerleşmeye başlıyordu.
ABD, Türkiye’de yerleştikçe ve denetimi ele geçirdikçe kendi ideolojisini benimsemiş, ABD’nin çıkarlarını kendi çıkarları gibi özümsemiş ve ileride Türkiye’de önemli görevlere gelme olasılığı yüksek gençleri ‘yetiştirmek’ yolunu tutmuştu. Bu amaçla 27 Aralık 1949’da Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkında Antlaşma imzalandı. Bu antlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir antlaşmaydı.
Antlaşmanın 1. Maddesine göre: Türkiye’de bir Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu kuruluyordu. Komisyon’un giderleri Türkiye’nin ABD’ye olan borcundan karşılanacaktı. Komisyon’un amacı: “eğitim programının idaresini kolaylaştırmak” olacaktı. ABD vatandaşlarınca yapılacak öğretim ve araştırma giderlerini de biz ödeyecektik. Aynı ödeme durumu ABD’de eğitim görecek Türk öğrencileri de kapsamaktaydı.

ABD,bize ödediği para ile kendi personelinin masraflarını karşılamanın yolunu da böylece bulmuş oluyordu.Bununla da kalmayıp ,ekonomik ve askeri anlamda egemenliği altına aldığı Türkiye’yi,eğitim ve kültür alanlarında da kendi modeline göre biçimlendirme yöntemini maddelerle belirliyordu.

Daha önce bize verdikleri borcu T.C Merkez Bankası’na yatıran Türkiye bu parayı kaynak olarak ayırmış bulunuyordu.Eğitim Komisyonu masrafları olarak belirlenen giderler yani Türkiye’deki okul ve yüksek öğrenim kurumlarında ABD vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi eğitim faaliyetleri ile Birleşik Devletlerdeki okul ve yüksek öğrenim kuruluşlarında Türkiye vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi faaliyetlerini; yolculuk, tahsil ücreti, geçim masrafı ve öğretimle ilgili diğer harcamaların karşılanması da dâhil olmak üzere finanse etmek işini üstlenen taraf Türkiye olacaktır.Peki hangi kaynakla? “T.C. Hükümeti ile ABD Hükümeti arasında 27 Şubat 1946 tarihinde imzalanan antlaşmanın birinci bölümünde belirtilen kaynakla.” Bu kaynak ise ABD’nin Türkiye’ye verdiği borcun faizlerinin yatırılacağı T.C. Merkez Bankasına, Türk Hükümetince ödenen paralardan oluşan bir kaynaktır. Yani Türkiye kendi parası ile kendisini bağımlı hale getiriyordu .Türkiye eğitim ile ilgili anlaşmanın kaynağını,Borç Verme anlaşmasında sağlanan kaynakla karşılamaktadır.

Eğitim Anlaşmasının yürütücülüğü bir komisyon tarafından yapılacaktır.Ki en kritik karar da burada verilmektedir.Buna göre “ Komisyon, Dördü T.C. vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi ,komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir” denilmekteydi. Amerikalı üyeleri ABD Dışişleri Bakanı atayacaktı. Komisyon doğrudan doğruya ABD Dışişleri Bakanlığına bağlıydı ve onun denetiminde olacaktı. Komisyon ‘Türk Milli’ Eğitiminin programlarını düzenleyecekti. ABD’lilerin Türk eğitim sistemi içinde nerede nasıl görev yapacağına komisyon karar verecekti.”
Türk Milli Eğitim Sistemini tamamen uluslar arası bir odak olan ABD Dış İşlerine bağlayan bu anlaşma ile gençlik üzerinde hakimiyet kurma ve Türkiye ile birlikte bölgeye tamamen yerleşme amacı güden ABD,bir ölçüde ileriye dönük stratejik bir plan yapıyordu.

Eğitim,ABD Komisyon Üyeleri,ABD Büyükelçisi,ABD Dış İşleri Bakanı üzerinden tamamen Amerikan kültürü ve Amerikan ihtiyaçlarına göre şekillendirilemeye başlanmış;kendi toplumuna-ulusuna kendi gerçekliği zemininde değil,Batı gözlüğü ile bakan bir nesil yetiştirmek amaçlanmıştır.
Oysa her ülke,kendi öznel ve nesnel gerçekliğine,ekonomik-siyasi-kültürel temelleri ölçütünde bir MİLLİ EĞİTİM modeli belirler.Fakat bu anlaşmalar ile Türk Eğitim Sistemi ,ekonomik ve askeri alanlarda olduğu gibi, Türkiye’yi tamamen dışarıdan kumanda edilen bir konuma sürüklemiştir.
Bu anlaşmalardan sonra Türkiye’nin kalkınmasın çok büyük katkıları olan Köy Enstitüleri kapatılmış,Yatılı Bölge Okulları işlevsizleştirilmiş,Vakıf Üniversiteleri yabancı kültür elçiliklerine dönüştürülmüş,günümüzde ana okulundan başlayan ve çocukları kendi kültürüne yabancılaştıran İngilizce eğitim ,kültürel taşıyıcılığı ile topraklarımıza girmiştir.

D - YIL 2015 :TRUMAN DOKTRİNİ VE ABD-TÜRKİYE EĞİTİM ANLAŞMASININ UZANTISI BİR UYGULAMA:FULBRİGHT EĞİTİM ENSTİTÜLERİ

“harriet-fulbright-enstitusu-turkiyede-acildi-30344671?noMobile=true “ adlı ana akım medyaya ait bir internet haber sayfasında ,Fulbright Eğitim Enstitüleri’nin Türkiye’de açılacağı haberine geniş olarak yer verilmiş.Proje eğitim alanında hazırlanıyorsa ve projenin merkezi de ABD olunca ,bu bizi ister istemez o kişileri araştıramaya yöneltiyor.
Projeyi ilk olarak Türkiye’de uygulamaya koyan kişi William Fulbrght.W.Fulbright,dönemin ABD başkanı Truman’ın adını alan Doktrini “eğitim ve kültür” alanında projelendiren kişidir.1946-1953 yılları arasında ABD Senatörü olarak görev yapan William Fulbright , daha çok Amerikan karşıtlığı yüksek ve yer altı kaynakları zengin olan Latin Amerika ülkelerine dönük projeleri ile biliniyor.

Nasıl, tanıdık geldi mi?Bu yazıya başlarken ,Truman Doktrini ve Marshall Planı’nı kapsamlı olarak inceleme nedenim de ,Ekim ayı itibariyle Türkiye’de üs olarak açılan ( şimdilik 9 Ekim’den itibaren İstanbul’da uygulanmaya başlanan ) Fulbright Entitülerinin tarihsel arka planını ortaya koymaktı.
Bir uygulama-proje ya da programın doğru olarak ve asıl amaçlarıyla anlaşılması ,ancak tarihsel dinamikleri ile incelendiğinde görülebilir.Fulbright Enstitüleri’nin arka planına baktığımızda ise karşımıza tanıdık bir isim çıkıyorTruman.Tabi Truman Doktrininin devamı olarak da bizi emperyalizme göbekten bağlayan Marshall Planı.Ekonomik –askeri anlaşmaların hemen ardından ,Türkiye’nin eğitim sistemini de doğrudan kendi iç dinamiklerinden kopararak ,dış merkezlere bağlayan maddeleri araştırmamızın daha önceki bölümlerinde ayrıntılarıyla incelemiştik.Şimdi kimi basın-yayın organlarında Eğitimde ikinci Fulbright dönemi olarak sayfalara taşınan Fulbright Enstitüleri ,yeni bir saldırı hazırlığında.

Ana akım medya bu projeyi duyururken tabi Truman Doktrini’nin ve Marshall Planı’nın sömürgeci karakterini ve amaçlarını,bizi Batı emperyalizmine tek yanlı bağlayan diğer anlaşmaları yazmıyor.

“1944’ten sonra dünyanın içine girdiği ekonomik-siyasi buhranı”,”Türkiye’nin karşısında olan Sovyetlerin işgal planlarını”,”eğitimde ne kadar geri kalmış olduğumuzu,”barış”ın ne kadar yakıcı bir ihtiyaç olduğunu” süsleyerek anlatıp;Fulbrihgt Enstütilerinin bu konularda seçkin bir alternatif olduğunu bize sundular/hala da sunmaktalar.
Sanki bu proje ,savaşları durduracak ve dünya barışını sağlayacak tek seçenekti.Nitekim kendisiyle yapılan röportajda da yazının ilerleyen bölümlerinde göreceğimiz gibi, Harriet Fulbright aynı propaganda yöntemini kullanarak “biz olmazsak savaş gelir” diyor.Yani o da emperyalist ülkelerdeki ağabeylerinden öğrendiği gibi,sömürgeci yöntemlerle hakim olma anlayışını “kibar” bir üslupla ,şifreleyerek anlatıyor.

E - EMPERYALİZM VE MİLLİ EĞİTİM

Peki sömürge olan bir ülkenin eğitimi neden sömürgecinin bu kadar ilgi odağı oluyor?

Eğitim, toplumu biçimlendirme,toplumsal dinamikleri güçlendirme ya da çökertme de kullanılan bir araç olduğu kadar;istihbarat faaliyetinin bir türü olarak da karşımıza çıkar.Eğitime yönelik istihbarat ile amaçlanan yöntem, bir milletin geleceğe dönük hedeflerinin anlaşılması ve bu hedefleri başka bir ülkenin kendi milli çıkarları doğrultusunda yönlendirmesidir.Çünkü bir devletin hangi alanda eğitime yatırım yaptığının bilinmesi,ilerideki ekonomik-siyasal projelerinin ve yatırımlarının da anlaşılmasını sağlar.Örneğin Atom Mühendisliği bölümlerinin açılması,öğrencilerin bu konuda eğitime teşvik edilmesi ileride o ülkenin atom enerjisi üretimine yatırım yapacağını,atom silahları üreteceği bilgisini sunabilir.

Ayrıca bir ülkenin genel-toplumsal yapısı için açık istihbaratta kullanılacak ilk kaynaklar ,ilk okul-orta okul-lise ve üniversite tarih kitaplarıdır.Tarihi doğru temellerde ele alan bir toplum,bugünü ve geleceği de doğru temellerde biçimlendirir ve o toplum öngörüsü yüksek bir seviyede olur.Birey için hafıza ne ise,milletler için de tarih odur.Bir milleti tarihinden koparınız,o millet temel dayanaklarından yoksun kalır.Hafızasını kaybeden bir insan nasıl geleceğini planlayamazsa,tarihini bilmeyen ya da yanlış bilen bir millet de bugününü ve geleceğini doğru tanımlayamaz.Çünkü “Ne kadar geriye bakabilirsek , o kadar ileriyi görürüz.” Ancak günümüzde bir milleti tarihten koparmaktan ziyade ,tarihi gerçekleri manipüle etme yolu tercih edilmektedir egemen güçler tarafından.Örneğin emperyalizme karşı ilk Milli Kurtuluş Savaşı’nın örneği olan Türk Ulusal Bağımsızlık Savaşı’mıza yönelik “Aslında İngiltere’ye karşı bir savaş vermedik.” , “Atatürk bir diktatördü.” , “Osmanlı’yı yıkan Atatürk ve Cumhuriyetin kurucu kadrosudur.” , “Türklerin tarihi birkaç yüzyıllık geçmişten ibarettir.” Gibi psikolojik harp yöntemi ile kullanılan söylemler,tarih biliminin bizim için olduğu kadar,Türk toprakları üzerinde planları olan emperyalistler için de ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.Dolayısıyla eğitim sistemi içerisinde tarih ( bizim için genel tarihle birlikte Türk tarihi ) çok önemli bir yer tutar.

Eğitim her toplumun ve bireyin yaşamında süreklilik taşıyan bir özelliği barındırır.Yani doğumdan-ölüme kadar olan yaşamımızda ,eğitim kesintisiz bir seyir izler.Bireyin gelişim ve bilinçlenme süreci doğduğu andan itibaren “aile-ilkokul eğitim hayatı-ortaöğrenim dönemi ve bununla koşut sosyal deneyimler-gençlik dönemi ( lise ve / veya üniversite ) ve meslek hayatındaki döngü ile ilerleme kaydeder. Bu döngü doğru bir bütünlük arz etmez ise ekonomik bağımlılıkla beraber,askeri-kültürel-siyasi bağımlılıktan kurtulmamız zorlaşır.

Eğitim,yukarıdaki verilerden yola çıkarsak,toplum yaşamının hemen her alanında bire bir etkili olan kolonlardan biri olarak hem tarihte hem de günümüzde yer tutar.
Fulbright Eğitim Projesi ya da planını, kendi anlatımları ile incelediğimizde karşımıza çıkan tehdidin boyutu tarihsel seyrinden ( Truman Doktrini-Marshall Planı-İkinci Fulbright Dönemi ) koparılmadan ve önce ele aldığımız konuların bütünlüğünden koparılmadan düşünülmeli.
Şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu göz önünde bulundurarak ,kendi stratejilerini kendi anlatımlarında araya serpiştirilen noktalardan yola çıkarak bir analiz yapmaya çalışabiliriz şimdi.

TRUMAN DOKTRİNİ – MARSHALL YARDIMI VE FULBRİGHT EĞİTİM ENSTİTÜLERİ – 3


F - FULBRİHGT PROJESİNİN HEDEFİ ÇOCUKLARIMIZ

harriet-fulbright-enstitusu-turkiyede-acildi-30344671?noMobile=true internet sayfasından edindiğim bilgiye göre projenin amacı gayet insani ve barışçıl olarak sunuluyor.
“Dünya tek bir insanın, gücün kontrolüne bırakılmayacak kadar önemli. Bu silahlanmaya bakacak olursak, yeni bir büyük savaşta dünya cehenneme dönebilir. Bu konuda herkes düşünmeli, bir şeyler yapmalı. Barışın da yolu eğitimden geçiyor, doğru eğitimle barış sağlanır” diyor bayan Fulbright.

Projenin amacı toplumların genel beklentisini ifade eden,genel kabul gören ve itiraz edilmeyecek bir amacı ortaya koyuyor.Böylece Batı emperyalizmi kendi kalıplarına uygun olacak şekilde bir toplum yaratma ya da toplumları kendi çıkarlarına uygun olacak biçimlendirme amacını genel “barış” söylemi ile manipüle ediyor.Eğer kendi projeleri ile bir eğitim modeli ortaya koyulmazsa “dünya cehenneme” döner şeklinde ,kendi projelerinin “vazgeçilmez”,”zorunlu” olduğunu;kendi alternatiflerinin ise“yeni bir dünya savaşı” olacağı şeklinde bir algı yaratılmak isteniyor.Projenin tarihsel dayanağı olarak gösterilen temel ise tanıdık bir ad karşımıza çıkıyor.İncelememize kendi anlatımları ile devam edelim.

“dönemin Amerika Başkanı Truman’ın önerisiyle üniversitede okuyan gençlerin eğitimini desteklemek amacıyla başlattığı, 1946’da kongreden geçen ve bugüne kadar binlerce öğrenciye eğitim desteği veren Fulbright bursları dünyadaki tüm ekonomik krizlere rağmen asla kesilmedi. “

( Konunun girişinde Türkiye’ye dönük Yardım adı altında uygulanan Marshall Planını düşünecek olursak,yardım alan ülkenin krizi derinleşirken-yardım yapan ülkenin banka kasaları doluyor.Truman Türkiye’ye yardım konusunu ele alırken,Türkiye’nin jeopolitik öneminden ve zengin yer altı kaynaklarından bahsetmiş ve o sihirli cümleyi defalarca dile getirmişti.”Türkiye Anahtar ülke!”)

Truman Doktrini, Amerikan egemenliğinin ,ezilen milletlere dayatıldığı ideolojinin bir diğer adı.Komünizme karşı “hür dünya” anlayışı ile yola çıkan Amerikan ideologları ;Rus tehdidine karşı kapitalizmi alternatif olarak gösteriyor ve özellikle gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkeleri ekonomik-askeri yönden kendisine bağımlı kılıyordu.Fulbright hala bir karşıtlık zeminine dayandıklarını kabul ediyor.Ancak günümüzde bir Sovyet Rusya tehdidi olmadığına göre ,bu kez Truman Doktrinine dayanan bu proje kendisini hangi karşıtlık zemininde ortaya koymaktadır acaba?Bu karşıtlık “komünizm” tehdidi ortadan kalktıktan sonra emperyalizm tarafından düşman ilan edilen Ulus Devlet- Üniter Devlet yapısı olmasın?!

Projeye adını veren enstitü öncelikli hedef kitlesini şöyle açıklıyor :

“Genç insanlarla çalışacağız. k-12 dediğimiz okullara odaklanacağız. Özellikle bu alanda çalışmak istiyoruz. Eğitimi başarabildiğimiz kadar erken yaşa indirmek dünyanın önceliği. Olabildiği kadar erken yaşlarda çocuklarla temas kurarak, eğitim anlamında projeler yapmayı planlıyoruz. İlk kez ABD dışında Türkiye’de varız.”

( K12:ABD,Kanada,Avustralya gibi ülkelerde ,eğitim kurumlarının aldığı ön addır.Her okulun mevcut müfredattan ve işleyişten farklı olan çizgisini ve kurumsal kimliğini ifade eder.Genel-merkezi işleyişten farklı olarak,kısmen özerk olan,kreş-kolej-vakıf okulları bu kapsama girmektedir)

Emperyalizm zihinleri biçimlendirmeye ne kadar erken yaşta başlarsa ,sonraki nesilleri de o kadar kolay biçimlendirecek.Eğer bir kuşak kendi tezgahından geçerse,sonraki kuşaklar da öncekilerin bıraktığı yerden biçimlenmeye devam eder.Başka bir ifadeyle “sistem kendini üretmeye”başlar.Ağaç yaşken eğilir sözü burada tam yerine oturuyor.Eğitim , aile-ilk okulve orta öğrenimde başlar demiştik.İlk okul seviyesindeki çocuklar 1946’da ücretsiz dağıtılan Süt Tozu kaplarında Amerikan bayrağı ile tanıştılar.Emperyalizm ,bilinçlere küçük yaşta Amerikan figürünü sembolize eden bir armağanla girmişti küçük beyinlere.Şimdi ise olabildiğince erken yaşta kendilerine uygun bir genç kuşak yetiştirme amacı ile ve bir proje ile giriyor.Ve tercih edilen okullar devletin doğrudan denetiminde olmayan “özerk” nitelik taşıyan ortaöğrenim düzeyindeki okullar.Böylece ,kendi eğitim modelini bize sunan yabancı kültüre,Türk devletinin doğrudan müdahalesi de engellenmiş oluyor.

F – 1.Wilson’dan ,İngiltere’ye,Marshall’dan Bush’a,Rıce’den Harriet Fulbright’e :100 Yıllık plan Değişmedi:”Türkiye Anahtar Ülke”

“Neden Türkiye ?” sorusuna Harriet Fulbright’in verdiği cevap,bu projenin asıl amacını açıklar nitelikte.Fulbrihgt konuşuyor:

“İki neden var. Birincisi Türkiye’nin anahtar bir ülke olduğunu biliyorum ve inanıyorum. Bu tartışılmaz. Türkiye’de eğitim konusu çok önemli. “
Türkiye anahtar ülke!Bu cümle bize daha önce Sevr Anlaşmasının altına imza atan emperyalist devletlerin sözünü hatırlatmıyor mu?Yazının başında Türkiye’yi paylaşmak isteyen devletlerin sözcülerinden ve basın-yayın organlarından buna benzer bir çok örnek vermiştik.

Harriet Fulbright’in “Türkiye anahtar ülke” şeklindeki cevabı tarihte biraz geriye doğru yolculuk yaptığımızda ,bu projenin asıl amacını anlamamıza yardımcı oluyor.
Fulbrıght devamında” Eğer o alanda iyi şeyler yapılırsa bölge de bundan kazanç sağlar. “ diyor.
Bölgeden kastı tak başına Türkiye değil.Belli ki Suriye ,Irak,İran genel olarak kast ediliyor.2003 yılından bu yana ABD’nin bölgeye getirdiği “kazanımları” göz önünde bulundurursak bu enstitünün proje olarak Büyük Ortadoğu Projesi temelinde bölgeyi etnik parçalara ayırmak istediğini,Irak’ta bunu başardığını ve son dört yıldır Suriye ve Türkiye’yi kana buladığını görmek zor değil.Şimdi bir eğitim projesi ile yeniden şekillendirmek istedikleri Ortadoğu’yu Batı’nın gözü ile değerlendiren kadrolar yetiştirmek istediği sonucundan başka bir sonuç çıkarmak mümkün değil bu cümleden.Böylece Truman Doktrini-Marshall Planı-Türkiye ABD Eğitim Komisyonu Anlaşması-1949 Fulbright Enstitüleri-BOP ve yine Fulbrşght Enstitüleri döngüsünü bütünsel açıdan almamız daha kolay bir hale geliyor.


F -2.Emperyalizmin “Kendi İçimizden” Birini Etki Ajanı Olarak Kullanma Taktiği

“Uzun zamandır tanıdığım ve enstitünün CEO’su olan Gökhan Coşkun’a olan inancım, güvenim. Gökhan Coşkun ile benim çok eskiden beri devam eden eğitim çalışmalarım var.” diyen Fulbright ,biz Türklere yine başka bir “Türk”gencini referans olarak göstererek kendince güven telkin ediyor.
Batı emperyalizmi şekillendirmek istediği toplumu,yine o toplumdan devşirdiği kişi ya da grupları kullanarak amacına daha kolay ulaşacağını düşünmüştür her zaman.ABD ile teması 2008’den bu yana devam eden,uzun zamandır ABD merkezli kurslarla ve Batı’nın sağladığı burs olanakları ile eğitilen Gökhan Coşkun;Batı’nın deli gömleğini Türk gençlerine giydirmek konusunda bize örnek olarak gösteriliyor.Bir ülkeyi kendi ordusu ile işgal etmek kadar tehlikeli olan durum,bir milleti kendi içinden çıkan eğitmen kadrosuyla kendine yabancılaştırmaktır.

Fulbright ,adeta tarihe gönderme yaparak devam ediyor konuşmasına: “

Evet, burası önemli bir ülke. Bu önem sadece jeopolitiklikten kaynaklanmıyor. Türkiye; Asya, Avrupa ve Orta Doğu’da anahtar bir ülke. Orta doğu’da bizim için çok önemli bir ülke ve büyük bir rol üstleniyor. “.

Büyük Ortadoğu Projesinin askeri ve siyasi amacı Ortadoğu’da haritaları değiştirmek.Yani bölgemizi ve Milli Misakı etni sitelere ayırarak ,bu etnik devletçikleri bir emperyalist merkeze bağlamak.Truman’ın öğrencisi William Fulbright’in kızı olan Harriet Fulbright ise yeni BOP sitelerinin,askeri ve siyasi ayağını tamamlayan diğer sac ayağına vurgu yapıyor:BOP’un milletleri asimile eden,bölen eğitim ayağı.

F-3.Fransız Emperyalizminin Askeri Amacı İle Amerikan Emperyalizminin Yeni Sömürgeci Yöntemi
Sevr’den hemen sonra Türk topraklarını işgal eden Fransa ,bu işgale ortak olmasının nedenini şöyle açıklayacaktı : "Kilikya, Suriye, Filistin, Kürdistan ve Musul bize hemen şunları sağlayacaktır:

Buğday: Yılda 115 milyon kental;

Petrol: Başka hiçbir yerde bulamadığımız ve yarın onsuz büyük bir millet olunamayacak olan petrol hayati önemdedir. Petrolsüz ne ordu ne deniz kuvveti mümkündür.

Pamuk ve yün: işletmelerimiz bu maddeleri büyük güçlük ve korkunç fiyatlarla ingiltere ve Amerika'dan alabiliyor."
Duplex Commitee 1916

Fransa bu düşüncesini salık verirlen,Amerikan Başkanı Wison ,Türkiye için “Asya’ya açılan anahtar “ diyordu.
Ve son cümle:”Türkiye Ortadoğu’da çok önemli bir rol üstleniyor.”Bu cümle Erdoğan’ın “Amerika’nın Ortadoğu’da bir projesi var.Büyük Ortadoğu Projesi.Burada Türkiye çok önemli bir rol üstlenyor.Burada bize verilen görev BOP Eşbaşkanı olma görevidir” sözlerinden ayrı mı sizce?Bu rol Türkiye dahil 22 ülkenin sınırlarını değiştirme( C.Rıce 2005) projesindeki rolden başka bir görev değil.Fulbrıght Enstitüsü ise bu role uygun kadrolar yetiştireceğini açıktan belirtmektedir.
Fulbright devam ediyor:“ Biz bir şeyler yapmalıyız ki Türkiye’deki aileler ve çocuklar, okul dışı eğitimden faydalanabilsin. “
Acaba okullarımızdaki eğitimi yetersiz mi görmektedir Fulbright?Eğitim sistemini mili eğitimden tamamen koparıp,yabancı bir ülkenin eğitim sistemine almak istemesinden daha açık nasıl ifade edilir bu durum?Eğitimdeki merkezileşmenin tamamen bitirilip,Batı modeline uyumlu uzun vadeli bir planın dışa vurumundan başka bir izahı yoktur bu açıklamanın.

- Hangi tür okullar açılacak? Sorusuna verilen yanıtı dikkatli okuyunuz.

“Uluslararası eğitim yapan anaokulu, ilköğretim ve lise kuracağız. 2016 için bunu planlıyoruz. İstanbul ve Ankara’da aynı anda açılacak. Türk yasalarına göre kurulacak.

Müfredatı ve işleyişi uluslararası olacak. Derslerle birlikte çocukların erken yaşta uluslararası bir bilinç kazanmasına odaklanılacak.”…

“Anaokulunda uluslar arası bir eğitim nasıl olur?” diye ,bizim de bir soru yöneltmemiz lazım aslında.Kreş çağındaki bir çocuk ,kendi kültürünü-geleneklerini-temel kuralları küçük yaşta öğrenmezse ne zaman öğrenir acaba.Bu açıklama,yani kreş çapındaki çocuklara uluslar arası bilinç kazandırma açıklaması,emperyalizmin hedef kitlesini üniversite,lislerden;ilkokul ve kreşlere kadar çektiğinin açık göstergesinden başka bir izaha yer bırakmıyor.
Okulların “Türk yasalarına” göre olacağını ancak müfredatın “uluslar arası “ olacağını belirtiyor.Yani yasada “Türk” ancak uygulamada beynelminel.Anaokul ve ilk okullarda “erken yaşta uluslar arası bilinç” açıklamasının tersinden okunuşu ,henüz gelişim çağında olan çocuklarımızın “milli” bilinç kazanmasından uzaklaştırılacakları olmalı.Yazımızın başında ne demiştik.Bir toplum milli temellerinden ve toplumsal dinamiklerinden koparılırsa ,o milletin başka milletlerin egemenliği altına girmesi daha kolay olur.Bu proje ile çocuklarımızın küçük yaştan itibaren kendi mili benliklerini unutturacak adımlar atılacağı ,açıkça belirtilmektedir.Buna göre Türk tarihi,tarihteki Türk büyükleri,Türklerin tarihteki yeri,coğrafya,İnkilap Tarihi gibi “ulusal” olan dersler okutulmayacak.Acaba uluslar arası bilinç derken bunlar,küresel emperyalist bilinçten bahsediyor olmasın!!!Malum

Türk kültürü,gelenekleri,örf-adetlerimiz tamamen milli.

F-4.“Ön yargıları kırmak için insanlar farklı dilleri öğrenebilmeli.”

Yabancı dil olarak Fransızca,İngilizce bir çok lise ve üniversitede okutulurken,bunlar “ön yargı” olarak neden bahsediyor olabilir acaba?Bugüne kadar bu konuda bir “ön yargı” oluşmamışken,birden önyargıları kırmaktan bahseden Fulbright,Acaba Türkiye’de Türkçe dışında başka bir dilden mi bahsediyor?Yoksa Türkiye’de Türkçe dışında başka dillerin de “özgürce” eğitim hayatında var olmasından mı dem vuruyor?Bu size de “Anadilde Eğitim”, “Andımızdaki “Türküm” ibaresi kaldırılsın” gibi talepleri hatırlatmıyor mu?
“Türk eğitim sisteminin iyiliğini ya da kötülüğünü bir kenara bırakın, bütün ülkeler eğitim sistemlerini yapısal olarak yenilemek durumunda. “
Peki kimin ihtiyaçları doğrultusunda olacak bu yapısal yenilenme?Acaba bütün ülkelerde ,o ülkelerin asli unsuru olan milletler ,kendi milli köklerinden koparılarak “uluslar arası bilinçle” mi yetiştirilmek isteniyor?Bu sizce de etni sitelere bölünen bir bölge yapısını hatırlatmıyor mu?Kadın Türk milli eğitim sistemini tartışmaya açacak kadar dahi önemli/değerli bulmuyor.

“Enstitüde neler yapılacak?”

“HFI eğitim, ekonomi, uluslararası ilişkiler ve diplomasi alanlarını kapsayan konularda kültürlerarası işbirliği ve katılımcı anlayışla global farkındalık oluşturulması amacıyla”!!!!
Bir birey,kendi milli farkındalığını yaşamadan ,global farkındalığı nasıl yaşar acaba?Ben cevap vereyim.Kendi milli benliğini yukarıda bahsedildiği gibi “Uluslar arası bilinç” le unutur,kendi milli kültüründen-kendi anadilinden koparılır ve asimile olur.Global farkındalık kavramının başka tanımını bilen varsa yapsın lütfen?

TRUMAN DOKTRİNİ – MARSHALL YARDIMI VE FULBRİGHT EĞİTİM ENSTİTÜLERİ – 4

G – TRUMAN – MARSHALL-FULBRİGHT :SEVR’DEN BOP’A SÖMÜRGE YÖNTEMİ
Daha önceki bölümlerde adını andığımız Senatör William Fulbright , Truman’ın önerisi ile sömürge ülkelerde faaliyet sürdüren bir görevliydi. Harriet Fulbright ise henüz 13 yaşına iken “uluslar arası bir işadamı olan “.babası ile Kolombiya’da bulunmuş.Yani kendisi çekirdekten yetişme bir etki ajanı olarak,Kolombiya’da babasının faaliyetlerinden deneyimli.ABD’lilerin ”Uluslar arası bakış açısı “,Kolombiya halkına çok şey kazandırmış olacak ki,Latin Amerika’nın uyuşturucu üssü konumunda olan ülke maalesef Kolombiya .
Eğitim sistemimize 1946’dan bu yana kendilerince “ayar” vererek Milli Eğitim Sistemi’ni “Milli “ olan özünden kopararak ,emperyalizme uyumlu hale getirmeye çalışmaktadırlar.Yıl olarak da 1946’dan bu yana tam da temsili bir rakam olan 2016’yı ( yani 70.yılı ) seçmişler.

Beyin göçü,kültürel yabancılaşma,yabancı merkezlerden kontrol edilen medya ağı,emperyalizmin kültürünü temsil eden “fast food” yemek kültürü,Türk dilini yozlaştırmaya dönük iletişim şeklini yaygınlaştırma,yabancı popüler kültürün özendirilmesinden sonra;şimdi de doğrudan yabancı merkezlerden kontrol edilen bir eğitim projesi ile karşı karşıyayız.Üstelik bu kez hedef bebek yaşta çocuklarımız.

Röportajda ifade edilen “Türkiye bölgede anahtar ülke” , “Tükiye’ye bölgede biçilen rol” , “uluslar arası bilinç” , “global farkındalık” gibi kavramlar şifre niteliği taşıyor ve bu şifrelerin çözülmesi hiç de zor değil.Yeter ki bakmasını bilelim.Proje uygulayıcı olan şahıs, aslında eğitim projelerinin emperyalizme uygun kadrolar yetiştirmek ve kendi mili kültüründen uzaklaşan,küresel kapitalizmin yapısına eklemlenmiş,ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını temsil eden bir yapı oluşturmak istediğini açıktan ortaya koymaktadır.Hatta tamamen eğitim konusunu bağlamayan “Bu bursla yurt dışında eğitim alanlar,gittikleri ülkelerde evlenip çocuk sahibi oluyorlar.” diyor.Bu “eğitim “tezgahı genetiğimizi bozduğu gibi aile birliğini de bozmaya dönük bir amaç olarak orta yerde duruyor yani.
Ekonomik-Askeri –Kültürel Bağımlılıktan Sonra:Yeni Sömürgecilik

ABD emperyalizmi ;

1947 Truman Doktrini,1948 Marshall Planı ile ekonomik anlamda bizi kendisine temelde bağlamanın ilk adımlarını atmıştır.

1949 Eğitim Anlaşması ile bu kez Türk eğitim sistemini kendine bağlamış ve Büyükelçiler,Dış İşleri Bakanları ile eğitim sistemimizi doğrudan kendine uygun şekilde
biçimlendirmiştir.

1952’de Türk Ordusunu NATO’ya bağlama,çok partili sistem adı altında Türk Devriminin tasfiyesi ile sömürgeleştirme süreci hız kazanmış Milli Güvenlik Stratejimiz tamamen

ABD’ye uyumlu biçimde olacak şekilde tasfiye edilmeye başlanmıştır.
Bu süreç devam ederken,ABD ve genel olarak Batı emperyalizmi,artık Türkiye’ye doğrudan ve çok yönlü egemen hale geldi.Kendi milli güvenliğimiz tehdit edilirken bile,NATO onayı olmadan operasyon yapamayan bir ülke haline geldik.Örneğin 1964’te Kıbrıs’a müdahale etmek istediğimizde,ABD NATO’nun 5.Maddesini uygulamayacağını açıktan ifade etmiştir. ( Yani Türkiye’ye bir saldırı gerçekleşirse,NATO bünyesindeki hiçbir ülke buna müdahale etmeyecek.)
Emperyalizm ekonomiye,siyasete,medyaya hakim olmuş durumda.Sivil Toplum Örgütlerinin bir çoğunu ve siyasi partileri büyük oranda Batı ,sağladığı fonlarla yönetmektedir.Fakat bugüne kadar sahip olamadığı yegane kuvvet ,millet oldu.Şimdi temelden alarak toplumu kendi düşüncesine,kendi kültürüne ve hatta kendi diline uygun biçimde yapılandırmak istiyor.Bunun için de çocuk yaşta olan Türk gençlerini ( ve hatta ana okul çağındaki bebekleri ) bu eğitim projesi ile hedef haline getiriyor.
Bir milletin bir kuşağı nasıl yetişirse,sonraki kuşak da ona bağımlı yetişir.Ana okuldan-üniversiteye kadar geçen süre zarfında Batı emperyalizminin kültürüne uygun bir kuşak yapısı oluştuğunu düşündüğümüzde;birkaç nesil sonrasının kendi mili kimliğine yeniden dönmesi ( KöK kültürüne kavuşması ) çok zorlaşacak.
Fulbright Enstitüleri tamamen Türk milletini çocuk ve genç yaşta etkisi altına alıp,beynimizi işgal etmek üzere örgütlenmiş bir kurumdur.Beyni işgal edilmiş bir milletin,topraklarını işgal etmek hiç de zor olmayacak.Çünkü çocuk yaştan itibaren kendi milli köklerine yabancı olan bir nesil,işgal kuvvetlerini de misafir olarak görecek.
Tabi Türk milletinin tarihi 4000 yıllık kayıtlı bir tarihtir.Yani düşünsel derinliği çok fazla olduğu gibi tarihsel derinliği de fazladır.Bundan 2000 yıl önceki Mete Han’ı nasıl beynimizden silemedilerse,bundan 2000 yıl sonra da Mete Han,Atatürk gibi Türk Başbuğlarını ve Türk kök kültürünü silemezler.
Ancak bunun için emperyalizme karşı,tabandan gelen bir milli seferberlik örgütlenmesi gerçekleştirmek ivedi bir görev haline gelmiştir.Ekonomi,siyaset,medya,ulaşım-iletişim elimizden çıktığında kendi benliğimizi yitirmeyiz.Bunlar yeniden kazanmak mümkündür.Ancak Milli Eğitimi elimizden kaçırdığımız zaman,onu yeniden kazanmak kolay olmayacak.Çünkü her yeni nesil eğitimle şekillenir.

Yararlanılan Kaynaklar : "Hangi Dünya Düzeni?" - Banu Avar ( Sevr'den BOP'a Türkiye Belgesel Programı ) ,Oltadaki Balık Türkiye - Emin Değer,İstihbrat Teorisi Kripto Yayınları - Ümit Özdağ

Mithat Akar – Gaziantep
Kullanıcı küçük betizi
mithat akar 1923
Üye
Üye
 
İletiler: 298
Kayıt: Çrş Ağu 28, 2013 16:18

Şu dizine dön: Gençlik Diyor ki

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x