TSK Bu Savaşa Hazır mı?

Forumda gereksiz, yanlışlıkla açılmış veya kilitlenmiş başlıklar buraya taşınır.

TSK Bu Savaşa Hazır mı?

İletigönderen DUMANOĞLU » Sal Ağu 09, 2011 14:12

Artık günümüzde kimse konvansiyonel savaşla istenilen sonucu alamıyor.

Teknolojinin hızla gelişmesiyle paralel gelişen elektromagnetik alanlar (EMA) insan organizması başta olmak üzere bütün canlılar üzerinde olumsuz etkiler oluşturuken elektronik aletler üzerinde de büyük ölçüde karışıklığa sebep olabilmektedirler. Yüksek güçte bir radyo dalgası yada mikrodalga atımının önüne çıkan tüm elektronik devreleri yok edebiliyor.

İngiliz Genelkurmay Başkanı David Richards 17 Ocak 2010’da The Sunday Times’a verdiği röportajda hükümete hitaben;

‘Günümüzde siber savaşlar başladı, artık savaş jetlerini, savaş gemilerini satın almayı bırakalım siber, çağımızda siber savaşçılara insansız uçaklara ihtiyacımız var."

Sadece terör örgütlerine karşı verilen savaşlardan bahsetmiyorum. Artık devletler arası savaşlarda da durum bu.Geçmişte olduğu gibi, tankların karşısına süvariyle çıkmamak gerekiyor. Oysa Soğuk Savaş’ın bitişinden beri gerçeği inkar ediyoruz.

Eskisi gibi cepheler söz konusu değil. Irak ve Afganistan’daki düşman, düşük bütçeli, ucuz silahlarla ölümcül tehdit oluşturabildiğini gördü. Siz neden ders almıyorsunuz.’

Peki biz bunlardan ders alıyor muyuz?

Hala ABD gidip bize yazılımları verilmeyen savaş uçaklarını almak için sıraya giriyoruz. Yazılım şifrelerine yalnızca ABD, İngiltere, İsrail’in sahip olduğu ve uçağı istediği gibi kontrol ettikleri bizim bu olanağımız olmadığı için bu ülkelerin F16’ları karşısında bizim uçakların ateş etme mekanizması çalıştırılamamaktadır.

Çünkü bilgisayar yazılımı bu uçakları dost uçakları olarak algılamaktadır.

MİLYAR DOLAR YATIRDIĞIMIZ UÇAKLARIN KONTROLÜ AMERİKA’NIN ELİNDE

ABD İngiltere başta olmak üzere Türkiye’nin de içine sokulduğu de içinde sokulduğu toplam 9 ülke o yeni savaş uçağı projesi (Joint Strike Fighter) F-35 için proje başında para katkısında bulundu.

F-35’ler bir sürü rüşvet olaylarına karışmışLockheed Martin şirketi tarafından Amerika'nın Dallas kentindeki Forth Worth tesislerinde üretiliyor.

Türkiye’nin 175 milyon dolarlık katkı yapması kararlaştırılmış ve bu paranın bir kısmı ödenmişti. Proje bitimindeyse tanesi 60 milyon dolar olan uçaklardan en az 150 adet yani 9 -10 milyar dolarlık satın alınacağı teminatı verilmişti.

Yeni nesil F-35 saldırı uçaklarının sistemlerini kontrol eden yazılım kodlarının Pentagon tarafından gizli tutulacağı ve Türkiye’ye verilmeyeceği açıklandı.

Haziran 2006’da TBMM’de konuyla ilgili bir açıklama yapan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül,özellikle uçağın silah sistemleri üzerindeki tüm kontrolün ABD’ye bırakılmış olmasının ciddi bir güvenlik sorunu olduğunu kabul etti.

Gönül, projeden vazgeçilmesi durumunda şimdiye kadar ödenen paranın geri alınmasının ve üretim tamamlandığında F-35’leri satın almanın mümkün olmayacağını belirtti.

F-35 Projesinin uluslararası ilişkiler şefi Jon Schreiber, yazılım kodlarının kimseye verilmeyeceğini söylemesine rağmen ( 26.11.2009 Milliyet) F-35 Yazılım kodlarının İsrail’e verileceği ortaya çıktı.

Lockheed Martin Savunma teknolojileri üreten ABD merkezli firma, tasarım, yazılım ve donanım konusunda dünyanın en büyüklerindendir. Dünyadaki hava trafiğinin yüzde 30'u, Lockheed Martin şirketinin sistemleriyle yönetiliyor.

Yeni nesil F-35’lerde bulunan son derece gelişkin uydu bağlantılı kontrol sistemleri sayesinde ise ABD’nin Türk Hava Kuvvetleri’nin tüm manevralarını denetleyebilmesi ve gerektiği durumda engelleyebilmesi mümkün hale gelecek.

AYMAZLIĞIN SON PERDESİ

Bu skandal ve aymazlık burada bitmiyor.

Bu F-35 projesi çevresinde yapılan uçakların 2013-2014 döneminde teslimatın başlaması gerekiyordu, fakat ABD’i Türk askeri makamlarından bu teslimattan önce 4.1 milyar dolarlık ek bir para talep ettiği basına yansıdı.

Stratejik dostumuz olarak sunduğumuz ABD’den yediğimiz kazıkların haddi hesabı yok.

Biz bu olanlara hiç aldırmıyor gocunmuyor bunları problem yapmıyoruz. Bütün meselede burada yatıyor. Yani bizim vurdum duymazlığımızda. Bunun yanında bu gerçekleri söyleyenlerin haksız yere hapislerde tutulmalarına ve yok edilmelerine de seyirci kalıyoruz. Bu da ayrı bir dram ve aymazlık konusu.

Toprağın altında bir evin bodrumunda birkaç tane çata pat el bombası birkaç silah bulununca işte askerler ihtilal yapacak diye ortalığı ayağa kaldıranlar medyayı da kendilerine alet edenler bu yapılan büyük stratejik yanlışlıklar karşısında sessiz kalabiliyor.

Bu sokağa atılan paralar göz göre göre ABD’nin bir kolonisi haline getirilişimizi hazırlayan olaylar ülkede ne infial yaratıyor ne de medyada fazla yer buluyor.

AYNI HATAYI OSMANLI DA YAPTI

İstanbul’un fethini kolaylaştıran nedenlerden biri de Macar top döküm ustası Urban’ın döktüğü çok büyük toplar olmuştu.

Her ne kadar Fatih’in ordusunda 500 üzerinde top döküm ustası olduğu belirtilse de, Osmanlı’da silah yapımı genelde gayrimüslimlerin elinde idi. Sultan Murad (1359-1389) döneminde gülle atan topların mucidi El Rumi adında Müslüman olmuş bir Hıristiyan dı.

İspanyol, Portekiz kökenli silah yapım uzmanı Yahudiler İstanbul’a geldikten sonra bir kısmı Müslüman oldu ve silah yapım atölyelerinin başına geçirildi. Burada işaret etmek istediğimiz esas konu silah yapımının gayrimüslim kökenlerinin elinde olması değil Müslümanların silah yapımına teknolojiye bilimselliğe 15-16. yüzyıldan itibaren fazla ilgi duymamasıdır.

Bu bugün de devam etmektedir.Cebeci adıyla tanınan dünyaca ünlü silah yapım atölyelerini kuran Cebeci Usta, Cebeciyan adlı bir Ermeni idi. Bıçakcızade ve Kurbanzade isimli silah ustaları sonradan Müslüman olmuş gayrimüslimlerdi.

Osmanlı’da ilk demir döküm ustası Alman George Frapanus idi.

Bu bilgileri veren Tarihi silah ve savaş zırhları konusunda uzman olan Londra Üniversitesi (SOAS) eğitim görevlisi Dr. Robert Elgood devamla şöyle der;(1)

"16 ve 17. yüzyılda Osmanlı ağır top sanayiinde kullanılan işlenmiş demir ve kalay çok düşük kalitedeydi. Ağır silahların tasarımında teknik hatalar vardı. Bu hatalar zamanında fark edilse daha gelişmiş silahlar yapılabilseydi Viyana kuşatması dahil kaybedilen bir çok savaşın sonucu değişebilirdi.

Ağır silah yapımında döküm ve imalat hatalarının farkında olan padişahlar İngiltere, Fransa ve Hollanda’dan silah ithaline başladı. 1645 Kandiye Kuşatması Holanda-İngiltere ve Fransa’dan alınan silah ve cephanelerle yapıldı. Osmanlı teknoloji sahibi olmadığı için silahlarını da kendi geliştiremedi."

Bu yıllardan sonra bu ülkenin silahını dışarıdan alma ve bu konuda dışarı bağımlı kalma eğilimi gittikçe daha da arttı ve fazla bir şey değişmeden bugüne geldik.Bugün de silahımızın % 60’dan fazlasını dışarıdan tedarik ediyor işin kötüsü eldeki tankların ve uçakların yenilenmesinde de İsrail ve ABD’e bağımlı durumdayız.

BUGÜN EN TEHLİKELİ SİLAHLAR MALİYETİ ÇOK DÜŞÜK BİYOLOJİK SİLAHLARDIR.

Biyolojik silahlar diğer canlılar üzerinde zararlı etkiler yaratmak maksadıyla kullanılan bakteri, virüs, mikrobiyal toksinlerdir. Virüsü nasıl yaydığını tespit etmek mümkün olmadığı için düşmanın kim olduğunu da tespit etmek mümkün değildir. Ayrıca bu silahları yapmak çok ucuzdur.

Bu silahları top, tank savaş uçağı gibi pahalı silahlara ve bir orduya ihtiyaç duymadan kullanma olanağı olduğu için bu silahlar çok etkili bir güç haline gelmiştir.

Literatürde klasik tedavi yöntemlerinin etki edemediği veya belli etnik gruplar üzerinde kullanılabilen genetik mühendisliği ürünü ajanlar geliştirilmiştir.

Bu gelişen teknoloji sayesinde bir ülke öldürücü yapay bir virüs geliştirip, kendi insanlarını bu virüse karşı dayanıklı hale getirip, ele geçirmek istediği ülke topraklarına virüs yayabilir. O ülkedeki veya kendi ülkesi dışında dünyadaki tüm insanlığı yok etmesi artık mümkündür.

Türkiye’de 1990’ların sonuna doğru bir hastanın tedavisi için büyük kamuoyu oluşturulmuş toplanan 150 bin civarındaki kan örneğinin 110 bini yurt dışına gönderilmişti.Bunun tehlikesini ilk defa dönemin Sağlık Bakanı Osman Durmuş 1999 yılında kamuoyuna açıklamıştı. Çin bu olaya erken uyanmış ülke halkının genel gen yapısını yabancıların eline verecek örneklerin ülke dışına çıkarılmasını yasaklamıştı..

2005 yılında National Geographic dergisinin başlattığı ‘Genographic Project’ adlı proje çevresinde pamukla kendi tükürüğünüzden örnek alıp bir miktar para ödeyip bu tükürük örneğini bir tüpe koyup dergiye yolluyorsunuz.

Birkaç hafta sonra size verilen bir internet şifresiyle test sonuçlarını öğreniyorsunuz.

Sözde bu projenin amacı kişilerin genetik kodlarını tespit ederek hangi coğrafik bölgeden geldiğini tespit etmek. Bu belli ülkeye ait genetik şifreler kolayca üstelik üstüne para alınarak zahmetsizce toplanarak belli ülkelerin etnik yapısının genetik haritası çıkartılarak buna uygun biyolojik silahlar kolayca üretilebilinir.

Biyoloji,k silahların kullanımı yasaktır fakat biyolojik silah olarak kullanılan virüs ve bakterilerin kimler tarafından kullanıldığı hangi amaçlara hizmet edildiğinin ispatı çok zor olduğu için bu silahların kullanılmadığını zannetmek biraz saflık olur. Kuş gribi ve Domuz gribi olayının perde arkasına başka bir yazımızda gireceğiz

ZEHİRLİ ŞIRINGALI UÇAN ORDULAR ; GDO’LU SİVRİSİNEKLER

Kimsenin haberi olmadan hiçbir risk analizi yapılmadan İngiliz biyoteknoloji şirketi Oxitec GDO’lu sivrisinekler üretip bunun 3 milyonunu gizlice 2009 yılında Cayman Adalarında çevreye saldı.

Bu bir sene sonra kamuoyuna açıklandı .(2) Böylece olay dünyada ilk defa GDO’lu sivrisineklerin çevreye salınma örneğiydi.Bu sivrisinekler ateşli sarı hummanın bir çeşidi olan, daha çok tropikal bölgelerde görülen ve dünyada aşısı geliştirilememiş olan ve sivrisineklerden geçen Deng (Dengue) humması/ ateşi denilen virüs taşıyorlardı.

Bu girişime bir çok uzman oldukça tehlikeli diye karşı çıktı.(3)

Bu sivrisinekler sözde taşıdıkları virüs ile aşı etkisi yapacak tedavisi oldukça zor deng hummasına karşı aşı görevi göreceklerdi. Fakat bu gelişmekte olan ülkelerin halklarını korumak için organize edilmiş masum hayırsever bir uygulama değildi.

ABD ordusunda ve CIA’de biyolojik silahlar üzerine yapılan araştırmalarda tedavisi zor olan deng virüsü üzerinde 1950’den beri çalışmalar yapıldığı biliniyor.

Ed Regis bunu ‘Amerika’nıın Gizli Biyolojik Savaşı’ (4) adlı eserinde açıklıyor.

Aslında CIA bu deng humması taşıyan sivrisinekleri halkın haberi olmadan Florida başta olmak üzere birkaç bölgede kısaca kendi ülkesinde daha önceden denediği ortaya çıkmıştı.(5)

Kuba’da 1981 de yaygın olarak ortaya çıkan Deng Hummasının CIA eve Pentagon’nun gizli biyolojik saldırısı sonucu yayıldığı ABD yayınlanan Covert Action dergisi editörü William H. Schaap tarafından öne sürülmüştü.

1982’de Sovyet medyası ABD’yi CIA ajanları vasıtasıyla Afganistan’da Deng virüsü yaymakla suçlamış aynı suçlamayı Nikaragua 1985-86 da yapmış fakat bu olaylar çabuk unutulmuştu.Bu GDO’lu sivrisinekler resmen biyolojik silah denemelerinin bir parçasıdır.

Deng Humması ateşli bir hastalık olup insanları çalışamaz hale getirdiği gibi yüzde 20 oranında ölümlere sebep oluyor.Böyle bir virüsü GDO’su değiştirilerek daha tehlikeli ve etkili hale getirilmiş sivirisinekler ordusuyla kolayca yayarak bir toplumu topluca etkisiz hale getirebilirsiniz.

Bu proje İngiltere’de geliştirildi fakat bunun arkasında ABD ve Dünya Sağlık Örgütü var.

Bu projeye ABD merkezli Bill ve Melinda Gates vakfı 38 milyon dolar yardım etti.Bu kadar yardım sever görünen Bill Gates nasıl oluyordu da dünyada şeytan şirket diye tanınan GDO tekelini neredeyse eline geçirmiş Monsanto gibi çok tehlikeli bir şirketin 500 bin hissesini satın alabiliyordu.? (6)

Nasıl oluyordu da domuz gribi tehlikesini abartarak dünyayı birbirine katan Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Margaret Chan domuz gribi tehlikesinin bittiği son güne kadar aşı olmuyordu.?(7)

Peki biz bu durumlar karşısında ne yapıyoruz.?

Alakasız konular çevresinde birbirimizi yemeye devam ediyor, cesur aydınlarımızı susturuyor veya hapse atıyor, kontrolü bizde olmayan ABD silahlarını almak için bizim olmayan borçla bulduğumuz milyarlarca dolar elimizde sırada bekliyoruz.

Sonrada GDO’lu sivrisinek ordularını üzerimize salacakların ekmeğine yağ sürüyor kaderine razı kurbanlık koyun gibi sıranın bize gelmesini bekliyoruz

İsmail Tokalak //AÇIK İSTİHBARAT
İnsan son nefese hazır gerekmiş:
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:
Böylece dirilirsek işimiz iş.
Ömer Hayyam
Kullanıcı küçük betizi
DUMANOĞLU
Üye
Üye
 
İletiler: 10
Kayıt: Sal Ağu 09, 2011 10:05

Re: TSK Bu Savaşa Hazır mı?

İletigönderen DUMANOĞLU » Prş Ağu 11, 2011 10:48

Yazı rengini koyulaştırmamla ilgili bildiriminiz için çok,çok teşekkür ederim.
Bu kadar "önemli" bir konuyu atladığım için çok üzüldüm.
Ayrıca forumunuza yeni üye olmuş birine yazdığınız ilk mesajın "hoşgeldin" mesajı olmasını tercih edeceğimi de bilmenizi isterim:)

(Cevap biraz erken oldu galiba:))
İnsan son nefese hazır gerekmiş:
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.
Biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:
Böylece dirilirsek işimiz iş.
Ömer Hayyam
Kullanıcı küçük betizi
DUMANOĞLU
Üye
Üye
 
İletiler: 10
Kayıt: Sal Ağu 09, 2011 10:05


Şu dizine dön: Güncel Meydan Çöp Tenekesi

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x