TSK Çok İyi Biliyor Ki

Sivil örümcekler ile ilgili gelişmeler, yazılar ve değerlendirmeler

TSK Çok İyi Biliyor Ki

İletigönderen bezgin » Cum Şub 12, 2010 22:29

TSK Çok İyi Biliyor ki:
T.C. İÇİN, ÖNCELİKLİ İÇ TEHDİT MASONLUK; DIŞ TEHDİT İSE SİYONİST GÜDÜMLÜ BOP’TUR


“Mason olan bir subay ve komutan, TSK’nın ve Milli çıkarlarımızın değil; Siyonist odakların ve onların güdümündeki Amerika ve Avrupa’nın bağımlı hizmetkârıdır. Masonlar; resmi ve askeri bürokrasinin, siyasi partilerin ve sivil örgütlerin, ekonomi ve medya tekelinin içine sızmış, koynumuzda beslediğimiz ve sinsice zehirlendiğimiz hıyanet yılanlarıdır!”

Masonların, bundan önceki milliyeti, dini, mezhebi, mesleği, mensubiyeti sadece şekilde ve kendisini gizlemek maksadıyla kalmaktadır.

Yoksa artık, onların dini de, devleti de, hizmet ve ibadeti de, emir ve talimat merkezi de, beynelmilel Masonluk teşkilatıdır.

Rotary ve Lions kulüpleri Masonluğun devşirme ocakları, eğitilme, denenme ve elenme basamaklarıdır. Kökü dış güçlere ve Siyonist Yahudi merkezlere bağlı hıyanet ve örgütlü derin siyaset odakları olduğu için ve zaten aynen bu gerekçeyle Mustafa Kemal tarafından resmen ve fiilen kapatılmış, ama maalesef İsmet İnönü, ardından Celal Bayar ve Menderes eliyle yeniden hortlatılıp milletin ve devletin başına bela açılmıştır.

Bu nedenle ister siyasi, ister askeri görevli olsun, ister resmi, ister sivil olsun, herhangi bir insan;

* Hem Atatürkçü hem Mason olamaz! Aksini söylüyorsa, açıkça sahtekârlık yapmaktadır.
* Bir insan hem Mason, hem Müslüman olamaz… Oluyorsa tam bir münafıktır ve gâvurlara kiralık bir yalancıdır.

Türkiye Cumhuriyetinin en sinsi ve tehlikeli düşmanı, PKK veya irtica değil, evrensel Masonluk, onun yan ve alt kuruluşları ve bağlı oldukları Bilderberg, CFR ve ADL gibi Siyonist Yahudi odaklardır. Dış patronları aynı olan ama sağ-sol, dinci-darwinist gibi parti, sivil örgüt ve gazeteler; ayrı kulvarlarda koşsalar da, farkında olsalar da olmasalar da, aslında aynı şeytani amaca hizmet eden piyonlardır.

Çünkü PKK, Hizbullah, IBDA-C gibi terörist örgütler de, Fetullahçılık, sahte tarikatçılık ve ılımlı İslamcılık gibi din istismarcısı hareketler ve AKP gibi kiralık partiler de, aslında hepsi bu Siyonist ve Masonik yapıların kuklaları ve kuyrukları konumundadır. Ergenekon tipi yapılanmalar ve çok çeşitli MAFYALAR da aynı şeytanların maşalarıdır.


Bu nedenle TSK, asıl ve azılı tehdit ve tehlike olarak devlet organizesine ve ordu bünyesine, habis kanser urları gibi sızıp sızlatan bu masonları görmeden ve sağlıklı hücrelere zarar vermeyecek tedbir ve tedavilerle bu Masonik kangrenleri temizlemeden, hem sağlıklı bir yapıya kavuşması, hem de toplum nazarında daha büyük ve güvenilir bir saygınlık kazanması imkânsızdır.

Yanlış hatırlamıyorsak, E. GKB. Sn. Hüseyin Kıvrıkoğlu döneminde “subay ve astsubayların Mason Localarına girmelerini yasaklayan bir talimatname yayınlaması” oldukça anlamlıdır ve tarihi bir adımdır. Çünkü bir Mason Türk milletinin değil, Siyonist merkezlerin güdümündeki ABD, AB ve İsrail’in subayı olacaktır.

Evet, “yiğit erkeklerin bir gün, ama ürkek ve gevşeklerin her gün” öldüğü unutulmamalıdır.

Azgın katıra (ve mason Cartır’lara) göz kestiremeyip, zavallı palanına güç yetirip döven” ucuz kabadayılıkları artık kimse ciddiye almayacaktır.

Mustafa Kemal’in “en sinsi, tehlikeli ve dış merkezli hıyanet ocakları” diye kapattığı MASON LOCALARINA, dokunmaktan ve bunları ağzına almaktan bile korkanlar, BOP’a eş başkan ve NATO’ya paşa yapılsa da, hiçbir zaman milli kahraman olamayacaktır.

Çünkü Masonluk siyonizme metreslik yapmaktır. Kendi kahpelerini hizaya sokamayan ve kontrol altına alamayan bir kurumun, ciğerleri kurum bağlayacaktır. Fahişelerin solcusu sağcısı, beynamazı dindarı, Müslümanı Hıristiyanı, dikta kafalısı demokratı olmayacaktır, bu suni etiketlere aldanan da ahmaktır.

MASON’lara söz geçirmek ve üzerlerine gitmek değil, onları gündeme getirmeye bile cesaret edemeyen NATO paşalarının ve BOP’un maşalarının:

1. a) Dışişlerine çağrılıp, Bakan yardımcısının kapısı önünde, Türkiye Telaviv büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u, önce dakikalarca ve hakaret kastıyla bekleten..
2. b) Büyükelçimizi, büyük bir küstahlık ve düşmanlık eseri olarak, oldukça alçak bir koltukta oturtup bir nevi sorguya çeken
3. c) Ve büyükelçimizin şahsında, bütün milletimize ve tabi AKP hükümetine: “Türkiye bize vaaz edecek, ahlak ve akıl verecek en son ülkedir” tehditlerini gönderen katil ve işgalci İsrail’e, hak ettiği yanıtı verebileceğini sanmak saflıktır.

Erbakan Hoca’nın Libya ziyaretinde Kaddafi’nin “ülkenizde Kürtlere baskı yapılıyor” tarzındaki ukalalığını aylarca, hatta yıllarca dilinden düşürmeyen yalaka medya’nın bugün Siyonistlerin bu acı ve alçaltıcı küstahlığını “İsrail’in ayıbı!?” diye yumuşatıp yutturmaya çalışması da, her halde alçaklığın son aşamasıdır.

Haydi, ey Davos’un Dayısı ve BOP’un medyası! O her fırsatta çatıp çamur attığınız Kenan Evren Paşa’nın hiç değilse zekâtı (kırkta bir oranı) kadar bir haysiyet ve cesaret gösterin de, şu iblis İsrail’le diplomatik ilişkileri Onun gibi maslahatgüzar seviyesine indirin bakalım… Ne o, tısınız çıkmıyor, fıs diye balonlarınız patladı! Üstelik hiç utanıp sıkılmadan, bu hakaretlere rağmen, İsrail Savunma Bakanı ve Filistin canavarı Ehud Barak’ı ağırlayıp, kim bilir ne imkanlar sağladınız!.?

İsrail’in yanılgısı: “Türkler bize ahlak dersi veremez” derken, davasından dönüp siyonizmin hizmetine girdiği için Yahudi Lobilerinin madalya taktığı şahıslarla aziz milletimizi aynı sanmalarıdır.

Bu arada Recep Bey’e verilen Arabistan Kral Faysal armağanının, Yahudi cesaret madalyasının ayıbını kapatacağını sananlar da aldanmaktadır.

Ey AKP’li kahramanlar, demokratik ve medyatik yazar ve yorumcular… Ey paşalar ve komutanlar… Ve de ey muhalefetteki kuruntulu genel başkanlar!

Var mısınız aynen Atatürk gibi, Mason Localarını kapatmaya ve ardından, iyi niyetle veya bir takım mecburiyet ve mazeretlerle katılanlar hariç, ruhunu şeytana satmış ve siyonist Yahudilere Katolik nikahıyla bağlanmış bu hain kuklaları, yani masonları ayıklamaya!?..

Org. İlker Başbuğ'dan önce Trabzon'a giden biri daha vardı (ve Beynelmilel Masonluğun önemli bir adamıydı!)
peki kimdi? Hayat hikâyesi ilginçti. Gençlik yıllarında Etiyopya'da gönüllü öğretmenlik yapmış, 1975 yılında İngiltere dışişleri bakanlığına girmiş birisiydi.

İlk görev yeri, en karışık zamanında İran oldu ve 1977'de İngiltere'nin Tahran Büyükelçiliği'ndeki göreve getirildi. İranlı Roşan Firuz ile evlendi. İslam devrimiyle birlikte, 1980'de İngiltere'ye döndüğünde “İngiliz Şövalyelik Nişanı” ile ödüllendirildi.

O İranlıları, İranlılar onu çok iyi tanıyordu. İran gazetelerine göre; Yahudi asıllıydı. 1990 yılında yeniden İran'a gönderildi. 1993 yılına kadar ikinci kez Tahran'da görev yaptı. Üç yıl sonra ülkesine döndüğünde bu sefer iki ödül birden aldı; Aziz Michael ve Aziz George madalyasına layık görüldü.

Hep kritik dönemlerde, kritik bölgelerde, kritik görevlerde bulundu! 2002 yılına gelindiğinde İngiltere'nin Afganistan Özel Temsilcisiydi. Şu andaTürkiye'de görevli.

İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi David Reddeway'den bahsediyoruz. İki ay önce geldi. Türkiye'ye gelir gelmez, ayağının tozuyla gittiği ilk yerlerden biri neresi oldu dersiniz?

Trabzon, hem de tam o gün 34 PKK'lı terörist Habur sınır kapısından teslim oluyordu! David Reddeway, Habur'un tepkisini ölçmek için Trabzon'u seçmişti!

Uzmanlık bu olsa gerekti. Çünkü Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Trabzon'da sert bir çıkış yapmıştı.

Başbuğ; "Niye Trabzon'da yaptığımın özel bir anlamı var. Herhalde anladınız. Trabzon önemli" derken, acaba bu ilginç ayrıntıya mı dikkat çekmişti?[1]

Sözde bölücülüğü önlemek ve anarşiyi bitirmek bahanesiyle açılım üstüne açılıma girişen, ama kof laftan ve ortalığı karıştırmaktan başka bir şey üretemeyen şu AKP iktidarı ve onun yalaka medyası, asıl ayrımcılığı ve kayrımcılığı Recep Bey’in yaptığını, nasıl fark etmezdi?

İşte AKP Türkiye’sinin resmi: Polis askere temkinli, yargı kendi içinde çelişkili, devlet ve hükümet biri birine güvensiz, medya tekelleşmiş ve yıkım tetikçisi, Kürtler Türklere mesafeli ve herkes geleceğinden endişeli!?.. Bu ürküten manzara, bölücülüğün ve BOP taşeronluğuyla Sevr öncülüğünün en tehlikeli görüntüsü değil miydi?

Dinç Bilgin ve Haldun Simavi Taraf'ı niye ziyaret etmişti?

Bunlar marazlı medyanın iki eski patronu olarak bilinen şaibeli isimlerdi.

Biri Haldun Simavi, diğeri Dinç Bilgin. İkisi de Sabataist (gizli Yahudi) idi.

Biri Günaydın'ı diğeri Sabah'ı kuran kişilerdi.

Bir dönem rakip olan iki eski patron bugünlerde iki yakın dost gibiydi.

Haldun Simavi ve Dinç Bilgin yılbaşından önce bir araya gelip Taraf Gazetesi'ni ziyarete gitmişlerdi.

Taraf Genel Yayın Yönetmeni ve kendileri gibi Sabataist Mason olan Ahmet Altan'ın misafiri olan iki eski patron ziyaretlerinin amacının moral desteği olduğunu belirtmişlerdi. Cesaretlerinden dolayı tebrik etmek istediklerini söylemişlerdi.

Bu beklenmedik ziyaret, Taraf çalışanları tarafından sürpriz olarak değerlendirilmişti.

Oysa AKP’li TARAF’ın da, CHP’li TV STAR’ın da gizli patronları aynı Yahudilerdi ve hizmetleri İsrail’eydi. Hedefleri, İslam Dinini körletmek ve Türkiye Cumhuriyetini BOP’un eyaleti haline getirmek.

"Artık sessiz kalamayız"

Trabzon’da: “Artık haksız ve mesnetsiz suçlamalara karşı da TSK sessiz kalamaz. Türkiye'nin önünde elbette zorluklar, güçlükler vardır. Ancak inancımız şudur ki; "Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti'nin birlik, beraberlik ve bütünlüğünü koruduğu müddetçe her türlü zorluğu ve güçlüğü yenebilecek güçtedir. Gün, birlik, beraberlik ve bütünlük günüdür.” diyerek duyarlı ve tutarlı bir tavır sergileyen Başbuğ’a bir katkı sunalım: ”MASON İLLETİ KURUTULMADAN, MASUM MİLLETİMİZ KURTULAMAYACAKTIR!”

Türkiye’deki “İsrail Üssü” niye konuşulmamaktadır?

7 şehit olayının arkasında MOSSAD ile birlikte Rus Yahudilerinin yönettiği KGB’nin olduğunu yazdığımızda “olmaz öyle şey!” diyenler ya cahildi veya hinoğlu hindi.

28 Şubat darbesinde görünmeyen darbeci devletin İsrail olması;

Tokat Reşadiye’de 7 Şehit olayının arkasında İsrail’in bulunması;

Güneydoğudaki olayların çıkmasında ve Kürt devleti projesinin arkasında İsrail’in sırıtması;

Ve İsrail’in Türkiye’de bu kadar rahat hareket etme fırsatı yakalaması; artık bilinen şeylerdi.

Ancak bilinmeyen ve bilinenlerce hiç dile getirilmeyen bir ÜS meselesi, niye gizlenmekteydi?

Bu üsse Türkiye’de ’’İSRAİL ÜSSÜ’’ denmekteydi ve ülkenin neresinde olduğu pek açık değildi.

Üstelik bu üs uzun yıllardır kullanılıyor vaziyetteydi.


Malumunuz üzere İsrail’i ilk tanıyan devletlerden biri olarak İsrail’le görüşen ilk devlet büyüklerinden biriside bizim Kemalist mucidi İSMET İNÖNÜ Hazretleriydi. İnönü’nün bu meşhur gizli görüşmesinin detaylarını hala kimse bilmemekteydi.

Bu görüşmenin içeriği meclis kayıtlarına geçmemişti ve İsmet İnönü’nün yanında kendisinden başka devlet yetkilisi götürmemişti.

Bildiğiniz gibi ABD, TÜRKİYE ve İSRAİL 1958 yılında Türkiye’de bir İsrail üssü kurulmasına karar vermişti. MOSSAD elemanları CIA ile birlikte o dönemde kurulan Özel Harp elemanlarının eğitimini birlikte yürütmüşlerdi. (Bu sürekli İsrail yandaşı basın tarafından görülmemekteydi)

Öyle ki bu yapı, hem PKK’yı hem de Ergenekon’un belli bir kanadını çok rahat bir şekilde kullanabilmişti. Şuan da içeride olan ve ismi geçen masonlar Ergenekon’da MOSSAD adına çalışan ayakları oluşturan bazı kişilerdi.

İlk 8’in içinde de ciddi bir mason, yani Mossad ağırlığı bilinmekteydi. Masada oturan bir yöneticinin de ayda bir İsrail’e ve ABD’ye gittiğini ve Yahudilerle görüşmesini de işin içine katarsak zannediyorum olayın boyutu biraz daha belirginleşecekti.


80’den önce çıkan olaylarda özel harp dairesine eğitim veren CIA elemanlarında bazılarının Yahudi çıkması, Kandilin ve Barzani’nin en büyük dostu İsrail’in olması ve bu MOSSAD elemanlarının Türkiye’de rahat dolaşıyor olmaları bu üssün çok rahat hareket ettiğini göstermekteydi.

Benjamin Beit-Hallahmi de:

’’MOSSAD ile gerçekleştirilen bir gizli görüşme de Başbakan İsmet İnönü’nün 1964 yılında İsrail Başbakanı Levi Eşkol ve MOSSAD Başkanı Meir Amit ile Paris görüşmesiydi. Kıbrıs’ta katliamlar sürecinde gerçekleştirilen bu görüşmede çok önemli konuların yanı sıra MOSSAD üssü ve MOSSAD’ın faaliyet bağlantılarının görüşüldüğüne şüphe yoktur.’’ demekteydi.

Acaba Gladyo, CIA tartışılırken İSRAİL ÜSSÜ neden hiç gündeme bile gelmemekteydi?

Ayrıca; Amerika’nın Afganistan ombudsmanı Hikmet Çetin İsrail’i ziyaretin de Şimon Perez’le 12 madde’lik çok gizli bir anlaşma yaptığı bilinmekteydi.

Bu anlaşma ile İsrail; Suriye ve İran’da çok rahat operasyonlar yapabilecekti,

İsrail’in Türkiye’de organize ettiği bir ’’özel güvenlik şirketi’’ aracılığıyla ajan eğitimi verilecekti.

İsrail İstihbaratı’na Türkiye’deki MOSSAD Üssü’nü genişletme imkânı tanıması öngörülmekteydi.

Türkiye’de TEVEL ve TZOMET adlı MOSSAD şubelerinin resmen açılmasına müsaade edilecekti.

İsrail savaş uçaklarına Konya’da uçuş üssü verilmesine ve savaş pilotlarının eğitimine imkân getirilecekti.”

Dikkat ederseniz bu anlaşma 1993 yılında gerçekleşmişti ve ikinci madde de “özel bir şirket” denmekteydi. Silopi’deki Özel bir şirketti. Tansu Çillerin de İsrail ile olan görüşmelerini göz ardı etmemek lazım.

Veli Küçük’ün ve bazı ulusalcı önderlerin de alt kadrolarında bu şirketlerle bağlantılı isimler geçmekteydi.[b][2]


Uzatmayalım: Türkiye’deki gizli İsrail üssünden devlet ve hükümet habersiz olabilir mi? Eğer biliyorlarsa Recep Bey’in İsrail’e horozlanması acaba bu gerçekleri gizlemeye mi yönelikti?

Çok net biçimde, Ordumuzu ve Yurdumuzu gerçekten seven ve sahiplenen bir içtenlikle uyarıyoruz:[/b]

Ya uluslar arası şer odaklarının ülkemizdeki irtibat karakolları ve kökü dışarıda hıyanet ocakları olan… Türkiye’mizin birlik ve dirliğine, Silahlı Kuvvetlerimize ve Cumhuriyetimize saldırmak için fırsat kollayan MEDYA’NIN, MAFYA’NIN ve tüm MARAZLI OLUŞUMLARIN gizli patronları sayılan bu MASON LOCALARININ kapatılması ve kökünün kurutulması için, aziz milletimizle birlikte harekete geçeceksiniz…

Veya; Milli Güvenlik Kurulunda ve diğer anayasal platformlarda gerçekleri haykırmak yerine; yok savaş gemisinde, yok bayram töreninde, yok şehit cenazesinde verilen demeçlerle ve böylece AKP’nin milletin kalesine gol atmasına yarayan orta paslara dönüşen dolaylı desteklerle, sadece AKP’nin ve diğer solcu-sağcı işbirlikçilerin ekmeğine yağ süreceksiniz!..

Üstelik bu milli hassasiyet ve Atatürkçü cesaret gerektiren girişime göğüs gererseniz; AKP, MHP, CHP ve diğerlerinin gerçek yüzünü de ortaya dökeceksiniz ve aziz milletimizin gönlünde göklere yükseleceksiniz. Aksi halde, bu gün KARARGAH bastıranların yarın GENELKURMAY bastırmalarını önleyemeyeceksiniz!

NATO ile birlikte kurulan, daha sonra GLADYO’nun güdümünde olduğu konuşulan ÖZEL HARP DAİRESİ olarak çalışan, şu an ise Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı bulunan SEFERBERLİK TETKİK KURULU; Barış döneminde muhtemel işgallere karşı gayri nizami harp ekiplerinin ve silahlı savunma hareketlerinin organize hazırlıklarını yapan ve Türkiye çapında 16 bölge müdürlüğü oluşturulan çok hassas ve hayati bir birimdi. Geçmişte rahmetli Alparslan Türkeş ve Boğaz Aşiretinin piri Polonya Yahudilerinden Konstantin Borzecki iken dönmeleşip Mustafa Celalettin Paşa adını alan, daha önce yanında iken sonradan Atatürk’ün karşısına çıkarak Kazım Karabekir’le Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kuran ve İzmir suikastına karışan Ali Fuat Cebesoy’un ve Nazım Hikmetin de ait olduğu Sabataist sülaleden Turgut Sunalp’ın komutan olarak çalıştıkları hatırlanan bu stratejik karargâhın bu gün hedef haline getirilmesi, ABD ve İsrail’in kontrolünden çıkıp bütünüyle milli gayret ve hizmetlere yöneldiği içindi…

Sincan Ağır Ceza hakiminin Telekom incelemesine, AKP Adalet Bakanlığı müfettiş gönderip, aba altından sopa gösterirken; haftalar boyu süren ve TSK’yı sindirmeyi hedefleyen Seferberlik incelemesine herkes maalesef sessiz ve tepkisizdi. Kanımıza dokunan ve milli vicdanı kışkırtan bu cinnet ve cüret girişimleri daha ne kadar sürecekti ve Türkiye nereye sürüklenmekteydi?

İddia ediyoruz, TSK’nın başını derde sokmak ve AKP’ye saldırı fırsatı kazandırmak için bu tür kof kabadayılıkları yapanlar da, mutlaka Masonların emrindeydi… Araştırın göreceksiniz!..

Terörle Mücadele eski Koordinatörü E. Org. Edip Başer’in:

“Maalesef otuz bin evladını kaybetmesine rağmen bu millet Türk-Kürt ayrımına ve kavgasına yanaşmamış, ama açılım safsatasıyla bu tehlikeli kin ve kapışmanın kapısı aralanmıştır.

Barzani’nin, PKK’ya geçmişte de, şimdi de lojistik (silah, mühimmat, yiyecek, giyecek ve sağlık malzemesi) sağladığı ve bunları ABD ve AB ile irtibatlı yaptığı saptanmıştır. Bu nedenle Barzani’yi muhatap almakla PKK’yı muhatap almak aynıdır. Terör örgütüne ve Barzani’ye verilen tavizler geri dönüşü olmayan sorunlara yol açacaktır.

Amerika çifte standartlıdır, asıl hedef Kuzey Irak merkezli; Türkiye, İran ve Suriye Kürtlerini de adım adım içine çekici bir Büyük Kürdistan’ı kurmaktır. Ve zaten Büyük Kürdistan haritaları ABD askeri makamlarının masalarında hazırlanıp servisi yapılmıştır.” “Asıl hedef TSK’nın yıpratılması ve etkisiz kılınmasıdır.” itiraf ve uyarırları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye’nin altı oyulmakta ve ayakları kaydırılmaktadır. Bu hıyanet projelerinin, dışarıda ve içeride siyasi, askeri ve psikolojik alt yapısını hazırlayanlar ise elbette ki MASONLAR ve onların zurnası MEDYADIR.

Bu intiharla Masonların ilgisi var mıydı?


Deniz Kurmay Yarbay Ali Tatar’ın intiharından birkaç gün sonra Çanakkale Ezine Jandarma Karakol Komutanı Üsteğmen Önder Galip makamında intihar ediyor.

Yarbay Ali Tatar’ın ağabeyi:

“Kardeşim canına kıymakla, bazı ilgili ve yetkililere: “Beni piyon olarak kullanamazsınız. Pingpong topu gibi benimle oynayamazsınız!” mesajını vermek istemiştir.

Yoksa, iddia ve iftira edildiği gibi öldürmeye çalıştığı ve suikast planları hazırladığı komutanları, gelip cenazesinin başında namaz için saf tutabilir miydi?” diye soruyor.

Ali Tatar’ın vasiyet mektubunda:

“Haksız ve dayanaksız biçimde, suçlanıp cezaevine götürülerek karanlıklara gömülmek zoruma gidiyor ve gururumu rencide ediyor” anlamında şeyler yazdığı söyleniyor. Ağabeyi bu konuda da:

“Bizim bile hala görmediğimiz bu vasiyet mektuplarını medyaya kimler ve niçin sızdırıyor?” diye soruyor.

Evet, masonlar bütün bu kirli ve çetrefilli işlerin neresinde bulunuyor. Art arda intihar eden subaylarımızı yoksa onlar mı önce aldatıp kullanıyor. Sonra da böylesine ucuza harcıyor?

Ve yine; Ergenekon sanığı E. Tuğgeneral Levent Ersöz’ün yattığı hastanenin, hatta odasının kapısının önünde silahla yakalanan ve psikopat bir tetikçi olduğu anlaşılan Erhan Keskin isimli kişinin Mason Localarıyla, MİT ve Emniyet istihbaratıyla ilgisi neden açıklanmıyor?

Bunun gibi:

Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın evi civarında, başka bir subayı gözetleme görevi yaparken yakalanan ve kamuoyuna suikast hazırlıkları yaptıkları yalanları yansıtılan, ama AKP iktidarını ve Bülent Arınç’ı masumlaştırmayı ve kahramanlaştırmayı amaçladığı sırıtan sivil giyimli bir albayla bir binbaşının takibe aldığı askeri bilgileri dışarıya sızdıran şahsın Mason Locasıyla irtibatı, CIA ve MOSSAD’la bağlantıları niye araştırılıp kamuoyu aydınlatılmıyor?

Yoksa sadece ucuz kahramanlığa çok meraklı Bülent Arınç’ın reklamını yapmaya ve AKP’yi yine mağdur konuma sokup gündem saptırmaya ve orduya sataşmaya bir bahane mi hazırlanıyor?

AKP kurmaylarının ve yalaka medyanın kopardığı yaygara, yoksa masonlarla, yerli ve yabancı istihbarat kurumlarıyla ilişkili o subayı saklamayı mı amaçlıyor?

AKP Elazığ Milletvekili Fevzi İşbaşaran Emniyet Teşkilatıyla ilgili, telefonla bağlandığı bir TV haber yayınında şu çarpıcı itiraf ve ithamlarda bulunmuş ardından partisinden istifaya zorlanmıştı!

“Emniyet içinde çok ciddi bir ayrışma ve tehlikeli bir kapışma ve hesaplaşma yaşanıyor!

Özellikle Ankara Emniyetinde, Müdür muavini seviyesinde çeteleşmeler ve cedelleşmeler zaten biliniyor.

Emniyet içinde, AKP iktidarıyla, Genelkurmay’ı birbirine karşı kışkırtan bir fesat şebekesi olduğu gözleniyor.

Yoksa, Koca Genelkurmay’ın Bülent Arınç’a suikast yapmak üzere, gündüz gözüyle ve iki rütbeli subay ile Onun evi civarında tur atmaları size de ilginç ve gülünç gelmiyor mu?”

Peki, sade ve sıradan bir milletvekili bile bu gerçekleri biliyordu da, Sn. Recep Erdoğan niye, haber medyaya servis edilir edilmez hemen TSK’yı hedef gösteren ve ucuz kabadayılık sergileyen tutarsız tavırlardan sakınmıyordu?

İntiharların arkasında masonlar mı vardı?


Ergenekon bahanesiyle rencide edilmesini onuruna yediremeyen Deniz Yarbay Ali Tatar da diğer arkadaşları gibi şüpheli bir şekilde intihar edip aramızdan ayrıldı. Ergenekon soruşturması kapsamında bir süre tutuklu kaldıktan sonra itiraz üzerine serbest bırakılan, savcılığın talebiyle hakkında yeniden tutuklama kararı çıkarılan Yarbay Ali Tatar'ın intiharı, Ergenekon'dan ayrı bir soruşturmayı zorunlu kıldığından, Genelkurmay, Ergenekon sürecinde yaşanan intihar vakalarına mutlaka el atmalıdır. Deniz Albay Birol Atakan, Deniz Albay Belgütay Varımlı, Yüzbaşı Olgun Vural, Hakim Yarbay Tanju Ünal, Tabib Yarbay Nursal Gedik ve son olarak Yarbay Ali Tatar'ın intiharı, çok ciddi ve endişe verici sırlar ve sorular barındırmaktadır. Mesela, Ali Tatar intihara karar vermeden önce hangi oramiralle konuşmuşlardı? Son gece evinde 5-6 kişinin katıldığı bir toplantı yapıldı mı? Böyle bir toplantı yapıldıysa kimler katıldı, neler tartışıldı? Yarbayı intihara sürükleyen tek neden, tutuklama kararı mıydı? Kime kırgındı, niye aldatılıp satıldığını sanmaktaydı? Birileri, Deniz Kuvvetleri'ni Masonların karargâhına dönüştürmeye mi çalışmıştı? Ergenekon’un Masonlarla, Masonların bazı paşalarla ilişkilerini ve yine AKP kurucuları, kurmayları, bakanları ve bürokratları arasındaki Masonlar ve bunların beynelmilel Siyonist merkezlerle işbirlikleri araştırılıp ortaya çıkarılmadıkça, gerçek sorunlar ve sorumlular hep karanlıkta kalacaktı?

TSK’ya sızan Localara dokunulacak mı?

TSK'da şeytani ve Masonik bir yapılanma girişimi olduğu şeklinde bazı şüpheleri olanların ne kadar haklı olduklarını kanıtlayan tipik bir örnekle mi karşı karşıyayız? Rahmetli Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti devletine zararlı faaliyette bulundukları gerekçesi ile ve tabi örnek bir feraset ve cesaretle kapattırdığı Mason Loca'larının TSK'nın general kadrosuna nasıl sızmış olduğunu ibretle seyrediyoruz... Ülkenin selameti açısından, TSK'nın derhal içindeki; Masonları, Rotaryenleri ve Lions'a üye olan mensuplarını temizlemesi gerekmektedir. Subayların derneklere üye olması yasaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışında ve üstündedir.


Bundan dolayı, Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti veya derneklere girmeleri, bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları, her türlü siyasi gösteri, toplantı ve işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk ve beyanat vermeleri ve yazı yazmaları yasaktır. Subayların Mason derneklerine, Lions ve Rotary kulüplerine üye olması da yasak. Aksi hareket eden subaylar hakkında ise, yasal işlem yapılması gerektiği vurgulanıyor. TSK'da subay ve astsubayların, Mason derneklerinin dışında da bazı vakıf, dernek ve kulüplere üye olması da yasaklanmış.

Hürriyet Gazetesinde yayınlanan taziye ilanındaki ayrıntılar çok ilginç. Bir General Masonlukta 'Büyük Üstad" ve 'En Muhterem" olabiliyor. Ama o emekli paşa, diye savuma yapanlara sesleniyorum. Emekli olur olmaz bu makama kadar yükselmek locada mümkün mü? Dünyada emeklilikten başlayan ve bu makama çıkabilen bir başka örnek var mı?.. Taziyede Masonik sembollere yer verildiği gibi yine Masonluğa has kavramlar kullanılmış, 'Büyük Üstat' ve 'Evrenin Ulu Mimarı' gibi sözcükler buna örnektir.

İşte haber Masonların acı kaybı Bir gazetenin ilan sayfasında, sol üst köşede Mason işaretli taziye haberi... Emekli General büyük üstat vefat etti...

Bu haberden sonra kamuoyunun beklentisi Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un TSK'ya sızan localarla mücadele etmesi ve bir araştırma için düğmeye basmasıdır.[b][3]


CHP İzmir Milletvekili ve İnsan Hakları Araştırma Komisyonu üyesi Ahmet Ersin:[/b]

2007 Aralık’ta Erzincan başsavcısının; “ihaleye fesat karıştırma ve mafyavari çete oluşturma” gibi suçlamalarla haklarında soruşturma başlattığı ve tutuklama kararı çıkarttığı Fetullahçılara ve İsmailağa tarikatına bağlı bazı kişilerin serbest bırakılması için AKP’li Devlet Bakanı Cemil Çiçek kendisine telefon açıp ricada bulunduğunu…

Ancak bu talebin kabul edilmemesi ve sanıkların mahkemeye çıkarılıp ceza verilmesi üzerine, Erzincan Başsavcısının hedef tahtasına konulduğunu” açıklıyordu.

Devletin kurumları arasında resmen restleşme yaşanmaktaydı!


Erzurum'da Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yürütülen 'Ergenekon' soruşturması, Ankara'da ciddi bir yüksek gerilime yol açıyor ve daha şimdiden çok önemli sonuçlar doğuracağa benziyordu. Meseleyi çok iyi bilmeyen veya arada kaçıranlar için çok kaba bir özet yapalım...

2007 yılında, yani bundan iki yıl önce Erzincan (Erzurum değil, karıştırmayın) Cumhuriyet Başsavcısı, kendi ilindeki bir dini cemaatle ilgili soruşturma açıyordu. Soruşturma kapsamında geniş bir dosya oluşturdu. Suçlamalar arasında organize bir güç halinde ihaleye fesat karıştırmak dahil öyle takvayla tarikatla bağdaşmayan pek çok iddia yer alıyordu. Ancak, soruşturmanın bir aşamasında, Erzurum'daki Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nin savcısı, Erzincan'da süren bu soruşturmayı, 'Kendi görev ve yetki alanına girdiği' gerekçesiyle Erzincan'dan alıp Erzurum'a getiriyordu. Bu yetki çatışması yüzünden halen süren yasal süreçler, Erzincan savcısı tarafından başlatılıyordu.

Ancak bu arada Erzincan'daki savcının başına gelmedik de kalmıyor, çok sayıda soruşturmadan geçiriliyor, son olarak hakkında 26 yıl hapis istemiyle dava açılıyordu. Adalet Bakanlığı müfettişlerince savcıya yöneltilen suçlamalar arasında, 'adliye bahçesine çardak yaparak imar kanununa aykırı davranmak' gibi şeyler de bulunuyordu. Erzincan'dan Erzurum'a giden soruşturmanın halen ne aşamada olduğunu bilmiyoruz, ama bildiğimiz tek bir şey: Bir süre sonra Erzurum'daki Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı, merkezinde Erzincan ili olan bir Ergenekon soruşturmasının düğmesine basılıyordu. Savcı, Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Şubesi'nde çalışan Albay Dursun Çiçek tarafından yazıldığı öne sürülen 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın Erzincan'da uygulamaya konduğu kanaatini taşıyordu!? Soruşturma gizli yürüyor, ama şu ana kadar basına sızanlardan bildiğimiz, Ekim ayında, adına 'Erzincan' denen bir gizli tanığın savcılığa gidip ifade verdiği, sonra bir başka gizli tanığın daha (Gizli Tanık X) belirlendiği, bu gizli tanıklardan birinin Erzincan'daki bir baraj gölüne tesadüfen balık tutmaya gittiği, balık tutayım derken çekilen sular sayesinde göle atılmış bazı patlayıcılar görüp Erzurum'daki savcıya haber verdiği, Erzincan polisinin jandarma görev ve sorumluluk bölgesindeki göle gelerek arama yapıp ve başka patlayıcılarla bir de suya atılmış cep telefonu ele geçirdiği, o sırada göle gelen jandarmayla polis arasında ciddi bir tartışma gözlendiği belirtiliyordu.

Ardından Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı, Erzincan Jandarma Alay Komutanlığı İstihbarat Şube Başkanı binbaşı ile aynı şubede görevli iki astsubayı gözaltına alıyordu. Bu üç asker daha sonra tutuklanıyordu. İddiaya göre gölden çıkan cep telefonundan elde edilen bilgiler soruşturmayı jandarmaya yönlendiriyordu. Bu tutuklamalardan kısa bir süre sonra bu kez Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı, Erzincan'daki Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) binasına 20 polisle bir baskın düzenliyor, kapıda az kalsın silahlı çatışmanın eşiğinden dönülüyor ve MİT'in Erzincan'daki bölge başkanı ve iki MİT çalışanı gözaltına alınıyor, bu üç MİT'çi daha sonra çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanıyordu.

Bununla da bitmiyor, savcı Erzincan Jandarma Alay Komutanını da sorguluyordu. Ve hemen ardından da bir ilk gerçekleşiyor ve 3. Ordu Komutanı Orgeneral de savcı tarafından sorgulanıyordu. Gerek MİT ve gerekse üst düzey askerlerin sorgulanması, tutuklanması, olayların şüpheli akışı, soruşturmanın dayanakları, Ankara'da ucu Başbakan'a ve Cumhurbaşkanı'na kadar iletilen bir dizi gerilimli görüşmeye neden oluyor ve Genelkurmay Başkanını Trabzon'da bir savaş gemisinde uyarı sinyalleri taşıyan bir konuşma yapmaya mecbur ediyordu.

“Bunlar gerilimin artık saklanamayacak düzeye geldiğinin gösteriyordu. Daha da ilginci, CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi sıfatıyla gittiği, Erzurum'da cezaevinde tutuklu jandarma ve MİT görevlileriyle görüşüyor, ardından Erzincan'da savcıyı ziyaret ediyordu. Yani artık iş siyasi bir boyut da kazanıyordu. Artık Ana muhalefet de olaya müdahil olursa kimse şaşırmasın” diyenler haklıydı.

Daha da ilginci ve endişe verici olanı; Star TV haber programında, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinden çıkarılan bir ARAMA KARARI gösteriliyordu.

“Kimlerin, ne için ve hangi adreste?” aranacağı ve bu aramanın “hangi emniyet mensuplarınca yapılacağı?” bölümleri boş bırakılan bu belge ile AKP iktidarının başını ağrıtan herhangi bir kişi veya kurum, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü ve daire başkanlarının telefon talimatlarıyla aranabiliyor, tutuklanabiliyordu! Konuyla ilgili savcılıktan yapılan açıklama ise maalesef tatmin edici olmuyordu.

Bir ağır ceza hakimi böyle bir belgeye nasıl ve hangi baskıyla imza atıyordu?

Böyle resmen ve hukuken geçersiz bir “arama kararıyla” insanların evleri, ofisleri, işyerleri nasıl aranıyor, sorgulanıyor ve tutuklanıyordu.

Bu hukuksuz ve kanunsuz arama ve sorgulama sonuçları mahkemelerce nasıl “geçerli delil” sayılabiliyordu?

Evet, Türkiye’de maalesef hukuk, AKP’nin akrepliklerine ve Dış güçlerin güdümündeki Dinci cemaatlerin ve Masonik merkezlerin kahpeliklerine mazeret ve meşruiyet oluşturma aracı ve her şeyi kılıfına kitabına uydurma anahtarı olarak kullanılıyordu.

Ergenekon savcılarından Kasım İlimlioğlu bile: “hukuksuz soruşturma ve tutuklama yaptıkları” gerekçesiyle diğer Ergenekon savcıları hakkında suç duyurusunda bulunuyordu.

AKP iktidarı devletin bazı kurumlarını kullanarak, Milli çıkarlarımızı koruyanları susturmaya çalışırken, PKK’nın sivil ve siyasi temsilcisi ve DTP’nin yeni adresi BDP’nin Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, KCK (PKK’nın şehir çetesi) operasyonlarıyla ilgili tutuklamalara karşı çıkarak:

“BDP’nin amblemi olan meşe ağacının dalları nerenize battı?” şeklindeki küfür ve tehditlerle devlete meydan okuyordu. Çünkü AKP’nin de PKK’nın da aynı Siyonist odakların uşakları olduğunu biliyordu ve patronlarının izni olmadan kimsenin kendilerine dokunamayacağına güveniyordu.

İsrail, Kanal 2'nin haberindeki itiraflardan daha korkuncu; İsveç gazetesi Aftonbladet'in birkaç ay önce gündeme taşıdığı, "İsrail askerlerinin organlarını çalmak için Filistinlileri öldürdüğü" iddiasıydı.


İsrail parlamentosunun (Knesset) Arap milletvekillerinden, Meclis Başkanvekillerinden Ahmed Tibi'nin de benzer görüşlerine yer verildiği haberde, Tibi, o dönemde Adli Tıp'ta, hem İsrailli hem de Filistinli sivillerin organlarının, ailelerinin izni olmaksızın alındığını anlatmıştı.

Tibi, o dönemde bu ameliyatlardan sorumlu kişinin, halen parlamento üyesi olan Dr. Arieh Eldad olduğunu da vurgulamıştı.

Organ tartışması, geçen yaz İsveç’in Aftonbladet gazetesinin İsrail askerlerinin Filistinlileri organları için öldürdüğü iddiasını haber yapmasıyla gündeme taşınmıştı. İsrail sert tepki verip ‘anti-Semitizm’ ithamlarında bulununca İsveç’le diplomatik kriz çıkmıştı. İsrailli insan kasaplarının, farklı ülkelerdeki mason yoldaşları eliyle çaldıkları bu organları pazarladıkları dış basına yansımıştı.

Sincan Ağır Ceza Hâkiminin ürkütücü saptamaları:


Bu arada, Ankara Sincan 1. Ağır ceza mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz, kendisine sunulan ve çok ciddi bulgular barındıran raporlara dayanarak, MİT, Emniyet İstihbaratı ve Telekom İdaresi Başkanlığı aleyhinde:

“Hukuki takip ve tetkik işlemlerini engelleme ve kanunsuz dinleme” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuşlardı.

Değişik mahallerdeki 52 mahkemeden, MİT ve Emniyetin baskısıyla 23 hakimin, hem de ilgili dosyaları bile görüp incelemeden, “Telekom’la ilgili tahkikatı durdurma” kararını kafadan imzaladıkları gerekçesiyle bunlar hakkında da “görevlerini kötüye kullanma ve etki altında kalarak hukukun önünü tıkama” iddialarıyla mahkeme açmıştı. Bu arada Yargıtay’a ait bazı telefonların, “yetkililerin haberi olmadan ve resmi izin alınmadan dinlendiği sonucuna varılmıştı.

Şimdi soruyoruz:

Haklarında suç duyurusunda bulunulan Telekom yetkilileriyle MİT ve Emniyet görevlilerinin üst kodamanlarıyla Mason Locaları arasındaki münasebetleri kim açığa vuracaktı?


[1] Kulis Ankara / Milli Gazete

[2] R. Atilla Polat / haberx

[3] Tevfik Diker / Haberanaliz.Net


Ahmet Akgül, Milli Cözüm Dergisi, Subat 2010

:arrow: :arrow: Ayni yazarin "AKP'nin Cuval Operasyonu" yazisi icin devam ediniz
İşgâlciler ölmeli! :turkiye:

"Bir ülkenin nüfusunun yarıya yakın bölümünün bir bölgede, dörtte birinin bir şehirde yaşaması, başlı başına tezgahtır."
Kullanıcı küçük betizi
bezgin
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 1394
Kayıt: Prş Eki 30, 2008 1:35

Şu dizine dön: Bağlantılı Gelişmeler ve Değerlendirmeler | S. Ö.

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x