Tuncay Özkan'ın Tayyip Erdoğan'la Söyleşisi

Tartışma Alanı

Tuncay Özkan'ın Tayyip Erdoğan'la Söyleşisi

İletigönderen İrfan Tuna » Prş Ara 30, 2010 21:03

11 Ağustos 2001 / Milliyet






Şeriatçı değilim desem inanır mısınız?

Recep Tayyip Erdoğan ile dobra dobra

Ankara’dan uçağa bindim. Ön koltukta Recep Tayyip Erdoğan oturuyordu. Yanına oturdum. Hal hatırdan sonra, başladık konuşmaya. Erdoğan: "Sizden hiç beklemezdim. Yazdığınız yazılarda öyle şeyler var ki inanılmaz" dedi. "Bu ülkenin yolsuzluk durumunu, nasıl yönetildiğini benden iyi biliyorsunuz, ama bana haksızlık ediyorsunuz, biz sizinle konuşuyoruz, bana bir sorsaydınız" diye sitem etti.

Ben de kendisine ulaşmak için hangi yolları kullandığımı söyledim. Konuşmama kararı almış. Uçakta 45 dakika kendisiyle konuşma fırsatım oldu. Konuşmamızın ana bölümlerini, sorularımı dahi yazmadan, onun aktardığı şekliyle yazacağım. Uçakta ikimizin konuşmasına tanık olan bazı yolcular pür dikkat bizi izlediler. Erdoğan’ın yanındaki arkadaşları bu konuşmaları yazacağımı duyunca, biraz tedirgin oldular, ama Erdoğan onları sakinleştirdi. Uçaktan indik VİP aracına değil, bizim bindiğimiz otobüse bindi. Sohbete devam ettik.



Bu ne samimiyet Tuncay Bey?

"Bu Albayrak kardeşlere öbür dünyada hesap vereceksiniz" deyince, ben "Albayraklar ile bu dünyada da, öbür dünyada da hesaplaşırız. Ne diyorlarsa buyursunlar, öbür dünyada sorulacak çok hesap var" dedim. Tam bu sırada bizi dinleyen bir vatandaş laf attı: "Oooo Tuncay Bey bu ne samimiyet Allah aşkına. Biz eskiden Tayyip Bey’i çok severdik. Sizin yazılarınızı okuyunca sevgimiz azaldı. Şimdi böyle görünce şaşırdım. Ben, Tayyip Bey Türkiye’yi yönetir diyordum, Milliyet’teki yazılarınızı okuyunca görüşümden vazgeçtim" dedi.

Erdoğan atıldı, "Sen şimdi o yazılanlara inandın mı yahu?" dedi. Adının Nuri Altan olduğunu öğrendiğim İstanbul Ticaret Odası Meslek Komite Başkanı yanıtını aktardı: "Ben Tuncay Bey’in yazdıklarının yüzde 80’inin doğru olduğuna inanıyorum".

Erdoğan, "Hata ediyorsun" dedi ve İstanbul’u yönetmek üzerine neler yaptıklarını anlattı. Türkiye’nin yönetiminin İstanbul’dan sonra mümkün olacağını kaydetti.

Atatürk Havalimanı’nın çıkışında bir kameranın beklediğini gördük. Yan yana görüntüledi ikimizi. Erdoğan bana dönüp, "Siz getirttiniz değil mi kamerayı" dedi gülerek. Ben hayır dedim ve kameramana sordum "Nerede çalışıyorsunuz?" Kameraman Kanal 7 deyince bu sefer ben dönüp yüklendim "Kamerayı sizin getirttiğiniz ortaya çıktı."

Hatemi’nin hatası

Anayasa Mahkemesi’nin kararı var. Bu bir af yasası değildir. Bu nedenle de Anayasa’nın af ile ilgili hükmü buna uygulanamaz. Bu bir ceza ertelemesidir. Sayın Hatemi bu konuda bana , "Aman sana bir tuzak var, dikkat et" diye anayasal engel var diyor. Kendisi ne ceza ne de Anayasa hukuku bakımından uzman değildir. Uzmanların sorunu değerlendiren ve bir engel olmadığını belirten raporları da var. Sayın Hatemi’nin sözleri siyasal değerlendirme ve bir arkadaşı uyarma. Ama bunu basına yapmasını yanlış buldum. Benim hukuki bir engelim yoktur. Bu nedenle de partinin kuruluşunda veya kurucular kurulunun hazırlanmasında benim hukuki durumumla ilgili bir sorun yoktur.

Ben Amerikalı Tayyip değilim. Türkiyeli, Kasımpaşalı Tayyip’im. Bunlar boş laflar. Ben eskiden beri dış misyon yetkilileriyle görüşürüm. Bunlar beni engellemek için uydurulan, üretilen senaryolar. Tayyip Erdoğan Kasımpaşalıdır. Amerikalı değil. Bugün başbakan olsam, Şaron ile zamanlama açısından görüşmezdim. Ama bütün dünya liderleriyle görüşülmesinden yanayım.

Ben Müslümanlığa uygun yaşıyorum

Bana hiç kimse sormuyor vatandaştan, ama bir tek basın soruyor: Şeriatçı mısınız? Şimdi ben desem ki, şeriatçı değilim. Buna basın inanacak mı? Ben Müslüman’ım. Buna uygun yaşıyorum. Vatandaşın böyle bir derdi yok. Avrupa veya Anglo - Sakson geleneğinde Hıristiyan’ı, Müslüman’ı, Yahudi’yi, Ateisti, bir arada tutan ve onları koruyan laikliktir. Bizde öyle mi? Değil. Laiklik inancını bütün bu grupları koruyan ve onların inanç özgürlüklerine saygı duyan bir duruma getirmek lazım. Bakın şu başörtüsü olayına. Kenan Evren bile başörtülü çocukları okullara aldırdı. Şimdi alınmıyor. Kadın okuryazar nüfus bundan çok büyük zarar görüyor.

Hasan Cemal değişti ben de değişirim

Hasan Cemal 1968’deki Hasan Cemal mi? Hasan Cemal değişiyor da bana gelince olmaz mı? Ben de değiştim. İnsan için 40 yaş kemale erme, olaylara daha akılcı ve duygulardan arınarak bakma yaşı. Ben de yaşam çizgim içinde geldim bu noktalara. Bu gelişte elbette ben de değiştim. İnsan 20 yaşındaki gibi bakmıyor 40 yaşından sonra olaylara. Kemale erme budur. Ama bu o günlerin bir tortusu, bir etkisi olmadan olur mu? Olmaz. Hasan Cemal Marksistti, buhar olup uçtu mu o kimliği? Bir tortusu kaldı tabii ki. Değiştim derken bunları söylüyorum.

Çok iyi para kazanmıştım

Bana mal varlığımla ilgili sorular soruluyor. Yok İstanbul - Ankara arasında nasıl gidip geliyormuşum? Yok toplantılar hangi paralarla yapılıyormuş? Bizim toplantılarımızı düzenleyen arkadaşlar uçak biletlerimizi de karşılıyorlar. Afyon toplantısında da herkes kendi parasını ödedi. Arabam 100 bin marka alınmış bir Mercedes. Şimdi satsam 60 bin mark eder. Binemez miyim? Şirketim var, 13 yıldır iş yapıyorum. Davul mu çalacağım yani. Benim bir ortakla birlikte şirketim Ülker Bisküvileri’nin Anadolu yakasının distribütörüdür. Çok iyi para kazandım. 13 yıldır da şirketim çok iyi kazanıyor.

Albayrak’tan bir şey çıkmaz

Benim Albayrak ilişkim okul sıralarına dayanır. Sonra parti teşkilatlarımız içinde Albayrak ailesinden pek çok adla birlikte görev yaptım. Ben göreve geldikten sonra Albayrak şirketine verdiğim ihalelerin ne olduğu belli. Müfettiş raporunda bir milyar dolar yazıyor. O müfettiş matematik biliyor mu? Raporda hepsi sıralanmış diyorsunuz. Görmedim. Sonra o müfettişin raporunu bırakın, ondan öncekinin yazdığına bakın. Adamı da görevden almadılarsa, burası Türkiye, alırlar. Orada her şey açık. Bu müfettişe gelince o görevlendiriliyor. Ama daha DGM karar vermedi. Bakalım savcı ne diyecek? Belki de kovuşturmaya gerek yok diyecek.

Yeni partimiz 4-5 gün içinde

Yeni partiyi 4-5 gün içinde kurmuş oluruz. Bu parti kuruluşunda bizim Saadet Partisi yöneticileriyle bir çatışmamız mümkün değil. Geçen gün Recai Kutan’ı ziyaret ettim arkadaşlarımla. Orada da söyledim ve anlaştık ki kırıcı ve birbirimizi zedeleyici bir süreç yaşanmamalıdır. Bizim muhalefet etme anlayışımız da böyle olacak. Partide milletvekillerimiz ile kurucular kurulumuz arasında bir doğrusal orantı yok. Ayrıca bir de Merkez Karar Yürütme Kurulumuz olacak. Biz Türkiye’de yasama ile yürütme arasındaki iç içe geçmişliğin dönüşmesini istiyoruz. Örneğin milletvekili seçildi mi, bakan olamayacağını bilecek. Yürütme üzerinde etkisi kalmayacak. Amerikan başkanlık sistemi bizim şimdi gündeme getirip benimsetebileceğimiz bir olgu değil. Ama biz kuvvetler ayrılığı prensibini doğru işletmek için çalışacağız.
Uyanacağız, uyandıracağız... Bilinçleneceğiz, bilinçlendireceğiz... Ne ülkemizin , ne de bölgemizin zenginliklerini küresel haramilere ve onların uşaklarına yağmalatmayacağız, soydurtmayacağız... ENİNDE SONUNDA ALİ KEMALLER DEĞİL, MUSTAFA KEMALLER KAZANACAK...
Kullanıcı küçük betizi
İrfan Tuna
Üye
Üye
 
İletiler: 1059
Kayıt: Pzt Nis 06, 2009 12:23

Şu dizine dön: Devlet ve Siyaset

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x