TÜRK DEVRİMİNİN EKONOMİ – POLİTİĞİ VE ÖZGÜN KARAKTERİ

Üniversiteli Gençler Burada Yazıyor

TÜRK DEVRİMİNİN EKONOMİ – POLİTİĞİ VE ÖZGÜN KARAKTERİ

İletigönderen mithat akar 1923 » Çrş Şub 24, 2016 1:02

TÜRK DEVRİMİNİN EKONOMİ – POLİTİĞİ VE ÖZGÜN KARAKTERİ

1 - Türk Devrimi Burjuva Devrim, Atatürk Burjuva Devrimcisi miydi?

Türk Devrimini “burjuva devrim”, Atatürk'ü de "burjuva" olmakla suçlayan aklı evveller bu iddialarını hiç bir somut veri olmadan önce sürmektedirler. Batı merkezli Marksizm’in bilinen formülasyonalarını ezberleyip “burjuva” , “küçük burjuva”, “proleter” kavramlarını, her cümlenin başına , her konunun amentüsü gibi koyanlar; Türk Devrimine saldırırken somut veriler ve somut analizler koymaktan özellikle kaçınırlar.

Marksizm’den( veya herhangi başka akımdan ) ezberlenmiş, hazır çözüm reçeteleri ile bir devrim analiz edilmez. Bil hassa iktisadi analizler, nesnel ve somut verilere dayanmak zorunda. Atatürk'ü “burjuva” olmakla suçlayan dogmatiklerin tespitini bir anlık kabul edelim ve onlara soralım :

Atatürk “burjuva devrimci “ olmamak için ne yapmalıydı?

Türk Devriminin “burjuva devrim” olmaması için ne yapılması gerekiyordu?

Kendisini şablonlara hapsetmiş bir kafa yapısının bu soruya verecek bilimsel bir yanıtı olacağını sanmıyoruz. Çünkü salt Marksizmi referans alan bir kafa yapısına göre bir devrim "proleter devrim" içeriğine sahip değilse kesinlikle "burjuva" devrimdir.

19.YY’dan sonra emperyalizm, mevcut ana akımlar dışında özgün, kendi nesnel ve öznel koşullarına dayanarak model geliştiren iktidarları ya da yöntemleri adeta “aforoz” etmiştir. 20 ve 21.YY’da ise aynı saplantı devam etmekte; tarihsel ya da güncel bir devrim analiz edilirken hala “burjuva devrim mi” proleter devrim mi?” ikilemi dayatılmaktadır. 20 ve 21.YY. egemen fikir akımlarına göre Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi, bir işçi sınıfı devrimi değildir!

Türkiye’deki kimi pek bilimsel “sosyalistler”, Çin Devrimi, Küba Devrimi, Vietnam Devrimi gibi emperyalist işgale karşı gerçekleşen devrimler söz konusu olunca mangalda kül bırakmaz, bu devrimleri “gelenek” olarak sahiplenirler. Peki, ABD işgaline karşı bağımsızlık savaşı veren Vietnam ve Küba devrimleri proleter devrimler miydi? Veya Japon işgaline karşı başarıya ulaşan Çin Devrimi proleter devrim miydi?

Koşulsuz sahiplenilen bu devrimlerin “nesnel ve öznel” bütün belirleyenleri titizlikle analiz edilir, örnek alınırken; konu Türk Devrimine gelince bu zahmetlere girilmez ve “burjuva devrim” veya en iyi ihtimalle “küçük burjuva” devrim denilerek konu geçiştirilir. Bu dogmatik yaklaşım “durum tespiti” olarak öne sürülse, bu iddiayı öne sürenler belki ikna edilebilir. Ancak, Türk Devrimine yönelik bu yaklaşım, bilimsel bir analiz ortaya koyma çabasından ziyade, Türk Kurtuluş Savaşını ve Türk Devrimini küçüksemenin bir dışa vurumu olarak ortaya çıkmaktadır.

2 - Türk Devrimi Liberal de Değildi Sosyalist de Değildi

2.A)Milli İktisat ve Devletçilik

Bir devrimi analiz etmek, o devrimin stratejisini, amacını, dinamiklerini doğru belirlemek için birçok etmen göz önünde bulundurulmalıdır.

O ülkenin içinde bulunduğu tarihsel dönemin koşulları, o toplumun devlet yapısı ve devlet geleneği, ekonomik, siyasi, kültürel, askeri örgütlenme biçimi bir ulusun temel yapısını analiz etmemizde temel kolonlardır.

Geleneksel yapısı ve kültürel düzeyi, jeopolitiği, siyasi iktidar biçimi, devrimden önceki kaynakları, devrimde gerçekleşen milli-sosyal bileşenler, iktisadi gelişim düzeyi, devrim sürecinde ittifak kurduğu diğer ülkeler, üretim araçlarının gelişim seviyesi, ekonomik kalkınma modeli, devrimi yapan kadroların duruş yönü gibi… Onlarca etmen – belirleyen göz önünde bulundurulmadan bir devrim üzerine fikir öne sürülemez. Sürülürse o analiz ezberci, soyut ve bilimsel olmaktan uzak bir yaklaşımı ortaya koyar. Yani yukarıdaki koşullardan bağımsız olarak, hazır çözüm reçeteleri ile gerçekleştirilecek bir yaklaşım, dogmatizm olmaktan öteye gidemez.

Peki, Türk Devrimi 21.YY. döneminde nasıl analiz edilir? Ulusal Kurtuluş Savaşımızın modeli ne idi? Atatürk kimi örnek almıştı? Biz de başkalarının yaptığını yapıp, bazı devrim modellerini şablon olarak alarak, kendi koşullarımıza mı uyarlamıştık?

Yazımda bu sorulara yanıt verirken, Türk Devrimine saldıran “Batı'nın deli gömleğini giymiş.” bazı pek “bilimsel” sosyalistlerin de dogmatizmini ortaya koymaya çalışacağım.

Atatürk, Ulusal Kurtuluş Savaşını örgütleyen kadroyu tanımlarken bakın ne diyor : 'Biz, bizi milletçe yok etmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe mücadeleyi uygun gören bir doktrini takip eden insanlarız.'' M.K. ATATÜRK 1 ARALIK 1921 (Meclis Konuşmasından)

Atatürk’e “burjuva” diyerek çamur atmaya kalkan pek “bilimsel” sosyalistler aşağıdaki cümleleri iyi okusunlar:
“ Bizim takip ettiğimiz yol, liberalizmden başka bir sistemdir. Yalnız serbest rekabetle bir ülkede ekonomik düzen kurulması; ya da kurulabileceğini sananlar kendilerini bir serap karşısında aldatılmaya koyu verenlerdir.” ( Vatandaş İçin Medeni Bilgiler Kitabı )

Peki, emperyalist sömürgeciliği ve kapitalizmi reddeden Atatürk sosyalist miydi? Bakınız bu sav karşısında Atatürk ne diyor: “Türkiye'nin uyguladığı devletçilik sistemi 19. yüzyıldan beri sosyalist teorisyenlerin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye'nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye'ye özgü bir sistemdir. Devletçiliğin bizce anlamı şudur; kişilerin özel teşebbüslerini ve kişisel faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir ulusun ve geniş bir ülkenin bütün ihtiyaçlarını ve (bu uğurda) pek bir şey yapılmadığını göz önünde tutarak, ülke ekonomisini devletin eline almak. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk vatanında yüzyıllardan beri kişisel ve özel teşebbüslerle yapılmamış olan şeyleri bir an önce yapmak istedi ve kısa bir zamanda yapmayı başardı. Bizim takip ettiğimiz bu yol görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur.” (Sümerbank dergisi, 3. Cilt, Sayı 29, 1963, Uluğ İldemir )

Ezber bozmaya devam edelim. Atatürk 1 Mart 1922 tarihinde “devletçilik” ilkesi üzerine yapmış olduğu konuşmada “ İktisadi politikamızın önemli gayelerinden biri de kamu yararını doğrudan doğruya ilgilendirecek iktisadi teşebbüs ve müesseselerin, maliyemizin ve teknik kudretimizin müsaadesi oranında devletleştirmek olmalıdır.”

Atatürk, İzmir İktisat Kongresi kararlarını alırken dikkat çeken vurgu yapar: Misakı İktisadi. Yani Milli İktisat. Misakı İktisadi maddelerinden birincisi şudur: “ Türkiye milli sınırları içinde lekesiz bir bağımsızlık ile dünyanın barış ve ilerleme unsurlarından biridir.” Tümcedeki “lekesiz bağımsızlık” vurgusunun özellikle altı çizilmeli.

Atatürk diğer milletler kurduğu ilişkilerde yalnıza askeri- siyasi temasları değil; bunlarla beraber iktisadi ilişkilerde de bağımsızlık esasına göre bir yöntem uygulamıştır. Yine Misakı İktisadi kararlarının dokuzuncu maddesinde “ Türk; diline, milliyetine, toprağına, hayatına ve kurumlarına düşman olmayan milletlerle daima dosttur.” diyerek siyasi bağımsızlığın yanı sıra, iktisadi bağımsızlık ilkesini de net olarak ortaya koymuştur.

2.B) Kurtuluş Savaşı Öncesinde Ekonomik Durum

Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesindeki duruma baktığımızda Atatürk’ün yukarıda belirttiğimiz ilkeleri ve Lozan görüşmeleri sürerken belirlediği ekonomik kalkınma yöntemini uygulaması hayal gibi görünebilir. Çünkü Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesinde Osmanlı Birinci Dünya Savaşı öncesinde 153 altın lirası, savaş bitiminde 300 milyon altın lirası borcu olan bir devlet vardır. 1919’da Osmanlı ekmek ihtiyacını karşılayamadığı için aynı dönemde 3 milyon altın lirası borca gidiyor. Aynı dönem subaylara maaş ödenemiyor. Postaneler halka borçlu durumda.

Bütün bu koşullarda Atatürk’ün aldığı iktisadi – siyasi kararları düşündüğümüzde, evet, birçoğumuza bırakın yukarıda incelediğimiz gibi bağımsız bir iktisadi kalkınmayı; milli mücadeleyi başlatmak bile hayal hatta “macera” gibi gelebilir.
Ancak o dönem inşa edilen kurumlara ve ekonomik kalkınma hızına baktığımızda Atatürk’ün yalnız askeri – siyasi bir önder değil, bununla beraber bilimsel yöntem ile düşünen, karar veren bir deha olduğunu anlıyoruz.

Aşağıda aktaracağımız somut veriler göz önünde bulundurulduğunda Atatürk’ “burjuva devrimci”, Türk Devrimine de “burjuva devrim” diyen bir zihniyetin, eğer dogmatik ve ezberci değilse; emperyalizmin, Türk Kurtuluş Savaşına karşı görevlendirdiği kasıtlı bir saldırgan olduğunu düşünmemizin sorun olacağını sanmıyorum.


3 – Cumhuriyet’in 15 yılında Somut Veriler ve Ekonomik Kalkınma

Biz gayet tabi Atatürk ve Kurtuluş Savaşını örgütleyen kadronun sosyalist olmadığını biliyoruz. Ancak onlar burjuva da değildi. Atatürk'ün de çok yerinde olarak belirttiği gibi "Her devrim kendi koşullarından kaynaklanır."

Bizim devrimimiz emperyalizme ve gericiliğe karşı kazanılmış, milli egemenliği esas alan, ekonomik ilkelerini devletçilik ve halkçılık zemini üzerine oturtmuş bir bağımsızlık devrimi idi.

Biz kimi aklı evvel ezberciler gibi, soyut formüllerle değil; somut verilerle konuşuruz. Aşağıda Türk ekonomisinin 1923 - 1938 dönemi arasındaki milli kalkınma verileri istatistik olarak ve somut dayanakları ile ortaya koyulmuştur.

Kurulan Banka, İşletme ve Devlet Kurumları

Türkiye’de aynı anda 26 ağır sanayi üretimi yapan fabrikalar
kuruluyor.

Türkiye İş Bankası

Türkiye Merkez Bankası

Türkiye Sanayi ve Maden Fabrikası

Devlet ve Sanayi Ofisi

Türkiye Sanayi ve Kredi Bankası

Barut ve Patlayıcı Maddeler Tekeli

Devlet Demir Yolları Ve Liman İdaresi

Devlet Hava Yolları

Sümerbank ve Etibank ( Sümerbank, devletçi ekonomi ekseninde işçi ve memurlara yönelik ucuz, kaliteli ve yerli mallar üretiyordu )

1926’da Kayseri’de Uçak Fabrikası kuruluyor.

Nuri Demirağ ilk uçak mühendisimiz Selahattin Alanı ortak ederek uçak inşa etmeye başladı. 17 Eylül 1936 Beşiktaş’ta bir ARGE atölyesi açarak işe başladı. Nuri Demirağ NU. D 36 (1940), NU. D 38 (1944) yıllarında Türk malı uçaklar yaptı.

Kamulaştırma ve Millileştirmelerle İnşa Edilen Kurumlar ve İşletmeler

Yabancıların elindeki reji idaresi satın alınarak millileştiriliyor.
Yine yabancıların elinde bulunan 3000 km. den fazla demiryolu millileştiriliyor.

Tramvaylar millileştiriliyor.

Tüneller, kömür işletmeleri, telefon şirketleri millileştiriliyor.

Bunların yanı sıra Ziraat Bankası geliştiriliyor, aşar vergisi kaldırılıyor, birinci 5 yıllık sanayi planı 1934’te uygulamaya koyuluyor, tohum ıslah enstitüleri kuruluyor,

Ekonomik kurumsallaşmaya uygun olarak, Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüleri, İpek Böcekçiliği Okulları ve İpek Böcekçiliği Enstitüleri kuruluyor, Köy Enstitüleri, Halk Evleri ve Halk Odaları kuruluyor.

Cumhuriyet Dönemindeki Devletçi – Kamucu Ekonomi Politiğin Sonuçları

İnşa edilen ve millileştirilen bu kurumların işletilmesinin hangi sonuçlarla karşımıza çıktığını rakamsal verilerle inceleyelim.

Ağır Sanayi Üretimi : % 152

Toplam Sanayi Üretimi: % 80

Kömürde Artış : %100

Kromda Artış: % 600

Diğer Madenlerde : % 200 arttı.

Demir Üretimi: 0(sıfır)dan 180 bin tona çıktı.

Şeker Üretimi: 200 misli artış sağlandı.

1924’te 19 bankadan 15’i yabancılarda 4’ü bizim elimizde iken;

1938’de 39 bankadan 30’u yerli banka 9’u yabancı banka olarak bulunuyordu.

1930’da 1Dolar 2,12 lira iken, 1939’da 1 Dolar 1,12 lira olmuştur.

Cumhuriyet tarihinde ilk denk bütçe ( gelir – gider dengesi ) bu dönemde gerçekleşmiştir.
( Rakamsal verilerde Sayın Sinan Meydan’ın “Aklı Kemal” adlı kitabındaki belgelerden faydalanılmıştır. Aynı konu için 6 Aralık ve 20 Aralık 2012 tarihli Saklı Tarih programını izleyebilirsiniz)

Yukarıdaki veriler Atatürk’e “burjuva “ devrimci ya da en iyi ihtimalle “küçük burjuva” devrimci diyenlerin ezberini bozduğu kadar; kapitalizmin ideologlarının da ezberini bozmaktadır.

Hala Atatürk önderliğinde gerçekleşen Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı ve Türk Devrimini küçümseme eğiliminde olanlar bulunmaktadır. Günümüzde Atatürk ve Türk düşmanlığının prim yaptığını ve bu düşmanlık üzerinden politik varlıklarını devam ettiren belli odaklar olduğunu biliyoruz.

Ancak yukarıda da gördüğümüz gibi sıfırdan var etmenin ve ekonomik, politik, askeri kalkınmanın tek yolu hala Cumhuriyet döneminin ilk 15 yılındaki ekonomik politikaları takip etmektir. Karşımızda denemiş, sınanmış, başarıya ulaşmış bir program varken; hala ithal modellerle kalkınacağımızı hayal edenler; Türkiye’yi müstemleke olmaktan kurtarmak istemeyerek “aldatılmaya koy verenlerdir.”

Yazımı Atatürk’ün ekonomik bağımsızlığa verdiği önemi gösteren bir tanınla bitirmekte fayda var .
Bu millet, ekonomik bağımsızlığını elde ederse o kadar kuvvetli temel üzerinde yerleşmiş ve ilerlemeye başlamış olacaktır ve artık bunu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacaktır. İşte düşmanlarımızın, hakiki düşmanlarımızın bir türlü rıza göstermedikleri budur. (1923, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, )

Mithat Akar – Gaziantep
Kullanıcı küçük betizi
mithat akar 1923
Üye
Üye
 
İletiler: 298
Kayıt: Çrş Ağu 28, 2013 16:18

Şu dizine dön: Gençlik Diyor ki

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x