Türkiye’nin İran İslam Cumhuriyetinden ne farkı var?

Türkiye’nin İran İslam Cumhuriyetinden ne farkı var?

İletigönderen zafer atun » Cum Tem 06, 2018 13:43

Çok farkı var.
1908 yılında İran’da petrolün bulunması ve petrolün ekonomik bir ürün olarak devreye girmesiyle birlikte kapitalist ilişkilerin ülkede yayılmaya başlaması sonucunda bir ticaret burjuvazisi ve işçi sınıfı ortaya çıkmış, 1940’lardan itibaren etkinliğini artıracak olan sanayi burjuvazisinin öncülleri oluşmaya başlamıştı. Ülke, emperyalist ülkeler açısından artık, en güçlünün en büyük dilimi alacağı bir pasta olarak görülmekteydi.

Şah Rıza Pehlevi 1934’de yapmış olduğu Türkiye ziyaretinin ardından Atatürk’ü örnek alarak ülkesinde bazı reformlar yapmak istedi. Ancak İran'ın gerek sosyo-kültürel gerekse de sosyo-ekonomik yapısı buna izin vermedi. Reformların ancak bir kısmını gerçekleştirebildi. 1953 yılında başbakan Musaddık’ın ülke petrollerini millileştirmesi İran’ın emperyalistlere karşı en büyük karşı çıkış hareketi oldu. 19 Ağustos 1953 tarihinde ABD Başkanı Eisenhower onaylı, İngiltere ve ordu içinden birtakım kimselerin desteklediği Ajax operasyonuyla Musaddık tutuklandı ve İran'ın kendi topraklarında çıkan petrolü kendisinin işletmesi hayali de suya düştü. Bu tarihten sonra çıkan petrolün işletimi, hakkının yarısı İran'da olmak üzere, çok uluslu bir konsorsiyuma devredildi.

1978 yılının Ocak ayında şah karşıtı ilk büyük gösteriler başladı. Pehlevî Hanedanı'nın ülkede yarattığı sosyo-ekonomik bunalım ve gelir adaletsizliği, çeşitli birtakım karışıklıklara sebep oldu. Zengin oldukça zengin, fakir oldukça fakir hâldeydi. 1979 Şubat ayında gösterilere direnemeyen şah ülkeden kaçtı ve bu gösterilerilerin lideri olarak adlandırılan Ayetullah Humeyni sürgünden geri döndü. 1979'da ise resmen İran İslâm Cumhuriyeti Devleti kurulmuş oldu. Artık Mollalar yönetimi işbaşına geçmişti.1980 yılında İranlı bazı üniversite öğrencilerinin Tahran'daki ABD Büyükelçiliğini işgal etmesi ve 66 çalışanı rehin almaları, bu ülkeye uzun süre uygulanacak ambargoların başlangıcı oldu. Elçilik işgalinin bitirilip rehinelerin serbest bırakılmasından sonra da konulan ambargolar kaldırılmadı. Bu yüzden İran kendi kabuğuna çekilerek lokalize oldu küresel dünyadan izole edildi. Neticede beklenen ters tepti. Günümüzde, İran ortadoğunun en kuvvetli ve kendine yeterliliği en üst seviyedeki aktörlerinden biri haline geldi. Şah rejimine karşın ülkede tüm siyasal güçler bir araya gelerek birlik oluşturmuştu. Mollalar yönetiminden itibaren ise, devrim teker teker kendi çocuklarını yemeye başladı ve ülke katı bir islam rejimine teslim olmak zorunda kaldı.

Ya Türkiye? Eski Cumhuriyet dönemlerinde kendi kendine yeten, üstüne dünyanın tahıl ambarı denilen, kendi sanayisini devamlı geliştiren, kendine yeterli, yüzü batıya dönük, ekonomisi dış borç alan ama aldığını ödeyebilen ortadoğunun kuvvetli, saygın ve laik bir ülkesiydi.
Ancak köprünün altından çok sular aktı. Türk toplumu önce islamı savunan ve islami kurallara göre yaşamı düzenlemek isteyen bir partiyi iktidara getirdi. Ardından iktidarda olduğu süreçte bu parti, tüm Cumhuriyet kazanımlarını tek tek ya elden çıkardı veya kapattı. Cumhuriyete telafisi imkansız zararlar verdi. En son ülkenin yönetim şeklini değiştirmeleri ile 2017 yılında başkanlık sistemine geçildi. 2018 yılında ise TBMM’yi ve başbakanlığı da bitirip başkanlık sistemini fiilen yürürlüğe soktular. Türk toplumu sadece seyretti. Ata’nın kurduğu Cumhuriyet 95 yıl dayanmıştı. Çöktü.

Neden? Ata kuruluşun ve kurtuluşun başından itibaren Türk toplumuna hep istenmeden çağdaş, eşit, gelişmişlik seviyesinde temel hak ve kazanımlar verdi. Bunu bizler hak etmedik veya kazanmadık bu haklar bize Ata sayesinde verildi. Dünya kadın erkek eşitliğini bilmezken; bizde kadın ve erkek eşitlendi. Kadınlarımıza seçme seçilme, oy verme hakkı verildi. Çocuklarımız için bir çocuk bayramı ilan edildi. Dünyada bir eşi yok. Okuma yazma oranı % 2’lerden %60-70’lere fırladı. Topyekün bir gelişme ve sanayileşme hamlesi başlatıldı. Kibriti bile ithal eden ülke konumundan kendi arabasını (Devrim), kendi uçağını (Vecihi Hürkuş), kendi silahını yapan (Nuri Killigil) bir ülkeye dönüşüp; dünyayı titreten adımlarla yürümeye başlayan bir Türkiye haline geldik. Gelmekle kalmayıp tüm dünyanın sömürge ve emperyalizme karşı ne yapacağını bilmeyen ülkelerine bir özgürlük meşalesi olduk.
Atatürk’ün bugün dünyanın birçok yerinde heykelleri var. Bir ülkeyi yoktan var eden saygın bir lider olarak tanımlanıyor. Türkiye ise bir başarı hikayesi idi. Tüm ortadoğu ve latin ülkelerine bir örnek teşkil ediyordu.

O günlerden bugünlere gelene kadar olabilecek bütün olumsuzlukları ise Atatürk, Nutuk adını verdiği eserinde öngördü, anlattı ve yazdı. Bizler maalesef anlayamadık. Kazanımlarımızı içselleştiremedik. İstemeden elde ettiğimiz tüm haklar ve kazanımlar bize ağır geldi, hazmedemedik. Ata’nın uyarıları ve öngörüleri ilerleyen süreçte birer birer gerçekleşti.
Bugün, ortadoğunun kaos içerisindeki cahil ve dışa bağımlı ülkelerinden bir farkımız kalmadı. Onlar gibi oluyoruz. Güzel arabalara binmekle, güzel sitelerde oturmakla, markete gidip her tür yiyeceği almakla ( paranız varsa ) geliştiğimizi büyüdüğümüzü ilerlediğimizi zannettik. Günümüzde osmanlının son dönemindeki gibi gene dışa bağımlı, samanı dahi ithal eden, tarımda dünyayanın tahıl ambarı vasfını kaybedip patatesi soğanı dahi yurdışından alma aşamasındaki bir ülkeye evrildik. Yabancıya Cumhuriyet’in ilanı ile kaybettiği kapütülasyon haklarını geri verdik. Bugün çiftçimiz sanayicimiz esnafımız var olma savaşı verirken, yurtdışındaki çiftçiye, sanayiciye, fabrikalara bir pazar, bir umut ışığı olduk. Kısaca gene müstemleke (sömürge) konumuna geri döndük.

Artık paran kadar yaşama evresindeyiz; ancak %85’de para yok. Gene güzel binalar yapılıyor, gene güzel ithal araçlar getiriliyor, marketlerde gene ithal envai çeşit gıda maddesi mevcut. Ama alım gücü kalmadı.
Ata’mızın bize bıraktığı mirası müsrif bir şekilde yedik, har vurduk harman savurduk.
Bugüne geldik. Cumhuriyet ve Cumhuriyet dönemi, kubbelerde kalan bir hoş seda oldu.

İnsanlar kendi tercihlerini yaşarlar iyisi ile kötüsü ile farketmez. Tercih sizlerin idi. Herşey gözünüzün önünde oldu. Baktınız; ama sonunu göremediniz. Artık yeni bir dönem yeni bir yönetim şekli var.

Biz hiçbir zaman deneyimlerden ders çıkartarak yaşamadık.
Deneyimleyerek öğrendik ve yaşadık. Bu yüzden ilerde olabilecek ekonomik olumsuzluklar ve diğer gelişmeleri de yaşayarak öğreneceğiz.

Zafer ATUN
30/06/2018
Kullanıcı küçük betizi
zafer atun
Üye
Üye
 
İletiler: 7
Kayıt: Pzr Ara 09, 2012 15:26

Şu dizine dön: Sizin Makaleleriniz

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x