Türkiye'nin Politik Devrimi - M. Abromowitz / H. Barkey

İzlem (Strateji) - Bazen barışın, bazen de savaşın sanatı...

Türkiye'nin Politik Devrimi - M. Abromowitz / H. Barkey

İletigönderen Ram » Cum Mar 26, 2010 1:52

Türkiye'nin Politik Devrimi


Çeviri: Comte, Nartkun


Ankara’daki sivil-asker savaşının küresel bir anlamı var.

Ülkedeki politik hayatın üzerinde yoğun bir baskısı olan askerî yönetimi kesmek, benzeri olmayan bir politik dram ortaya çıkardı. Cumhuriyet savcıları ve yakın zamanın, hem emekli hem de hâlâ etkin olan en yüksek askerî liderleri tutuklandı.

Bu sivil-asker çatışmasının nasıl gelişeceği, Türkiye’nin geleceği açısından çok ciddi bir önem taşıyor. Ama aynı anda küresel önemi de var. Eğer iktidarda olan AKP, tırmanan politik kutuplaşmayı azaltmakda başarılı olursa, dar görüşlü din anlayışından kaçınırsa, kendi demokratik anlayışını yükseltirse, bu, tüm İslâm dünyası içinde -somut olmasa da- büyük anlam taşır. Türkiye’nin tam olarak nerede durduğunu daha anlaşılır hale getirmekte olan dostları, AKP’yi baş etken olarak göstererek, yardımcı olabilir.

AKP’nin 2002’deki seçim başarısından kısa bir süre sonra, TSK’nın bazı bölümleri, buna yüksek komutanlar dâhil, AKP’nin Türkiye’yi Atatürk’ten kalan laik demokrasiden, dine dayalı yetkeli(otoriter) bir devlete dönüştürmesinden kaygılanmaya başladı. Artık bildiğimiz birtakım kişiler, hükûmete karşı komplo teorileri kurmaya başladı. Korku duymalarının gerekli olduğu şimdi anlaşıldı. Fakat bunun nedeni AKP’nin Türkiye’yi İslâmî bir devlete dönüştürdüğü için değil –bu yapılmadı ve olmayacak da–; nedeni, AKP’nin, TSK’nın Türk politik hayatındaki rolünü yok etmesindeki kararlığı. Bu olağanüstü bir başarı ama sadece AKP’nin başarısı değil. Bu daha çok uzun ve derin bir toplumsal dönüşümün, yani muhafazakâr ve dindar bir orta sınıfın oluşmasının sonucudur.

Tutuklamalarla çalkalanmış TSK’nın sert bir cevap vermesi imkânsız değildir. Cumhuriyet savcıları askerî alanlarda bulunuyor; -önceden yapmaya calıştıkları gibi- bir şekilde AKP’yi denetlemek için, -alt kademelerde olmasa da- ordu için, Türk adaleti büyük önem taşıyor. Bunu yapmayı başarsalarda, bu zafer cok pahalıya mâl olmuş olur ve sonuçta, yinede Türk politikasının şu an ki yönünü, yani yükselen medeniyetleşmeyi, değiştiremezler. TSK kesinlikle önemini kaybetmeyecektir. Türk Ordusu dengesiz bir bölgede cok kuvvetli bir güçtür; Türkler için milliyetçiliği ve ülkede sağladığı güven bakımından çok değerlidir. Ordu bağımsızlığının büyük bir bölümünü koruyacaktır ve AKP orduyu hep göz önünde bulunduracaktır. Ama ordunun artık politikadaki, -hükümetler kurabilecek kadar büyük- etkisi azalıp bitecektir.

Ordunun geçmişdeki politik sorunlara karışma denemeleri, cumhurbaşkanı seçiminden adlî davalara kadar kendisini düşürdü ve AKP’nin 2007’deki başarısına yardımcı oldu. Yine de bu alanlardaki felç durumu AKP’yi de aşağı çekti. Parti hâlâ en güçlü ve en sevilen parti ama şimdiye kadar görülmemiş bir tehdit altında, anket sonuçları düşüyor.

Türkiye’yi daha çağdaş ve demokratik seviyeye getirmekte AKP’nin katkısı çok büyüktü; bunu zaten sadece bir muhafazakar ve dindar bir parti yapabilirdi. Ancak gittikçe artan saldırgan üslûbu ve -akıllıca ekonomik ve politik yerine- iç savaşları seçmesi, gözdeliğini kaybetmesinde etken oldu. Çok güçlü başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, gittikçe yetkeli bir lidere dönüşmesi, eleştirilere neden oldu. Erdoğan’in açıkladığı Yakın Doğu’daki etkin dış politika, özellikle İran’in nükleer programına karşı yumuşaklığı ve İsrail’e karşı sertliği, içeride ve dışarıda bazen alkış getirse de, kendisinin yenilmez olduğunu düşünmesine yol açtı. Ancak ne dış ilişkilerdeki çabası, ne de içerioeki gözdeliği, işsizlik ve duraksayan yeniliklerin üzerini örtmez. Bir parti sadece dış ilişkilerle yaşayamaz, özellikle de içerideki dostlarını ve müttefiklerini yabancılaştırırsa...

Erdoğan’ın, bazı ülkelerin 1915’te Ermeni Soykırımı'nı tanıyan yasa tasarılarını onamasından sonraki, garip "100.000 Ermeni Türkiye’de kaçak yaşıyor" açıklaması, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerindeki dürüstlüğüne gölge düşürdüğü gibi, içeride de eleştiri almasına neden oldu.

Türkler, AKP hakkındaki düşüncelerini kendileri oluşturmak durumunda. Türkiye’de AKP’ye muhalefet olacak ciddi bir partinin olmaması büyük bir trajedi. Bu oluşan vakum genelde ordu tarafından dolduruldu. Muhalefetin bu başarısızlığı, ekonomik ve hukuk yeniliklerinde kayıtsız kalması iktidara yarasada, Türk demokrasisini alçalttı.

AKP hükûmeti altındaki etkileyici gelişim Batı tarafından da büyük övgü aldı, ancak ABD ve diğer batılı ülkeler artık sadece övgü dışında da harekete geçmelidir. Açık Pazar partisi olmasına karşın, AKP, alışılagelmiş bir liberal parti değildir – Erdoğan partisini bilek kuvvetiyle yönetiyor. AKP’nin artık ihtiyaç duyanlara yardım edecek vakti var. Laik kesimin endişelerini, özellikle kadınların kaygılarını görmezden geldi ve yenilikler yerine medyayla savaşa girdi. Ayrıca ülkedeki bölünmelerede karşı gelmedi: Kürt sorununu açmaya başladı ama hemen iştahı kaçtı, yetkeli anayasa ve adaletsiz secim kurallarını görmezlikden geldi ve kamuoyunu gerçekten laik bir parti olduğuna ikna edemedi.

Ancak AKP kendine çekidüzen verip sözlerini yerine getirirse Türkiye yol alabilir. Özellikle Türkiye’deki politikanın son on yılda bir "sıfır tutar" oyununa dönüşmesi sebebiyle bu kolay olmayacaktır. Batı, AKP’yi şu ana kadar hep övdü ama bu gerçekleri Türkiye’ye söylemekten çekinirse iyilik etmez; yani bu önemli değişikliklerin Türkiye için kaçınılmaz olduğunu, özellikle AB ve demokratik ülkelerle işbirliğinin gerekli olduğunu söylemesi gerekir. AKP bu iletiyi duymaz ve dikkate almazsa, Türkiye'de, batıdaki dostlarının hiç istemeyeceği bir ortam yeniden doğmuş olur. Yani: Yeniden bir yetkeli topluluk ve hatta ordu politikaya geri dönebilir.
22 Mart 2010

  • Abramowitz, Century Foundation'da yönetici bilim adamı, 1989-1991 arası Türkiye'de Amerikan büyükelçisi.
  • Barkey, Carnegie Endowment for International Peace kuruluşunda konuk katılımcı ve Lehigh Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü.



Yazıya Yapılan Bazı Yorumlar:
Eskiden yeniye doğru

Keith W. Brown:
Türkiye'de İslâmcılar yerine Türk Ordusu'nu siyasette görmeyi tercih ederim. Ordu birçok kez yönetimi ele alıp Türkiye'yi karmaşadan kurtarmıştır. Şimdiyse köktencileri durduracak hiçbir şey yok.


John Onal:
Bir Türk olarak ben istemem. Türkiye'nin son 50 yıldaki ekonomik istikrarına bakarsanız, yükselip alçaldığını göreceksiniz. Buhranlar ve finansal kargaşayla vuruldu. Kimlerin elinde? Para ve güç hırsı olan insanların. Türkiye daha demokratik bir anayasayla çok daha iyi bir ülke olacak. Şimdiki anayasa Türkiye gibi bir ülkeye uymuyor.

Ve köktenciler mi? Türkiye'de öyle birşey yok.


heyhat heyhat:
Türkiye'de asla yaşamamış hatta bir kere ziyaret bile etmemiş insanların, milyonlarca Türk vatandaşının adına konuşmasına, ordu yönetimini tercih ederim deme noktasına kadar gitmesine bayılıyorum(!) Sanki bu insanlar ordu yönetimiyle sivil yönetim arasındaki farkı ayırt edemeyecek kadar olgun değiller. Tam tersine, bu ülkenin insanları dört darbe tecrübe etti; bu yüzden ikisi arasındaki farkı daha önce -böyle çağdışı bir yönetim biçimi altında asla yaşamamış insanlardan- çok daha iyi biliyorlar. İlk elden tecrübeleri var, sizden daha iyi biliyorlar. Türk ve ABD demokrasileri arasında sağlam bir karşılaştırma yapabilecek kadar uzun süre ABD'de yaşadım. AKP yönetimindeki Türkiye'de demokrasi ABD'dekine benzer bir nitelik kazandı. Son bir söz, lütfen bilginiz dâhilinde olmayan konulara yorum yapmayı bırakınız; çünkü gerçeği arayan diğerlerini de yanlış yönlendiriyorsunuz.


heyhat heyhat:
Sevgili Keith, Türkiye'deki iktidar partisinin İslâmcı olduğunu düşünmene sebep olan nedir?


Kemal Turkcu:
Amerikalılar sadece demokrasiden değil, devlet ve dini ayıran anayasalarından da yararlanıyorlar. Bakalım bu kavramlar Türkiye'de AKP hükûmeti tarafından nasıl uygulanıyor. Seçimlerden hemen sonra AKP kadınların okul ve devlet binalarında türban takarak örtünmelerine izin vererek kadın özgürlüğünü geliştirdi(!) Daha sonra zinayı suç kapsamına sokmayı denediler, sonra kadınları çocuklar ve engellilerle aynı kategoriye koyan bir kanun geçirmeye çalıştılar ve hatta pornografik içerikli her türlü materyali satın alanların kaydedilmesini öneren bir yasa teklif ettiler. Sadece günlük sosyal yaşamda siyasal İslâm'a dair birkaç örnek. Görünüşe göre bir çoğu Avrupa Birliği ve muhalefet partilerinden gelen itirazlar neticesinde geçmedi. Şüpheyle bakmama rağmen bir İslâmcı yazara göre ordu bile karşı çıkmış. Evet, eğer doğruysa, ordu ne hakla kadınların örtünmesine, zinanın suç kapsamına alınmasına, kadınların sınıflandırılmasına ve porno fişlemesine karşı çıkar! Türk Ordusu yeniliklere ve demokrasiye karşı olmalı! Umarım hepimiz İslâmcıların yaptığı bu daha geniş demokrasi tanımının kıymetini anlarız! Evet, ordu kışla sınırları içinde kalmalı ve İslâmcılar ya da köktendinciler de cami sınırları içinde kalmalı. İkisi de parlemento holü, siyasetin ve yasamanın yapıldığı hükûmet kurumlarına ait değil.


BRIAN MACDOUGALL:
Neden AKP'nin Putinvari medya şirketlerini kapattırma taktiklerinden bahsedilmiyor? Son yıllarda okuduklarımıza bakılınca, İslâmcı AKP hiç de yazarların göstermeye çalıştığı demokrasi savaşçıları değilmiş gibi görülüyor.

heyhat heyhat:
Sevgili Brian, Türkiye'deki iktidar partisini İslâmcı yapan nedir?

John Bond:
AKP İslâmcı bir partidir. Saadet Partisi'nin devamıdır ve Saadet Partisi de MSP'nin devamıydı. Şu anki başbakan dindar bir adam, karısı da öyle, başını İslâmî örtüyle kapatıyor. AKP'nin Avrupa Birliği düzenlemeleri bahanesiyle devlet okullarından Atatürk resimlerinin kaldırılmasını dayatması ve AKP'nin emekli asker politik liderlerine, özellikle de parlak kariyerleri olanlara oynadığı suçlama oyunu, iktidar partisinin İslâmcı olduğunun açık kanıtlarıdır. Bunun ötesinde, AKP şu an PA'da yaşamakta olan Fethullah'la bağlantılı ve hayâlleri bir gün Fetullah'ı Türkiye'ye getirmek; tıpkı İran'a Ayetullah Humeyni'nin İslâmcı devrimden sonra getirildiği gibi. Ben şu an Türkiye'de gördüğümdense askerî yönetimi yeğlerim. Atatürk'ü geri getirme şansım olsaydı dünyadaki en mutlu insan ben olurdum. Çünkü Atatürk bu İslâmcı AKP'nin ülkeyi bugün yaptıkları gibi mahvetmesine izin vermezdi.

Irini Fountoulaki:
Türkiye konusunda Beltway kuruluşundan daha bilgili bazı Amerikalıların olduğunu görmek umut verici; yukarıdaki iki insan gibi. Makale Türkiye'deki İslâmcı rejime benzerlik hisseden Foggy Bottoms ve BHO'nun geleneksel bilgeliğini yansıtıyor. Türkiye'deki İslâmcıları, saf insanları kandırdıkları için suçlayamazsınız. Beltway'de ve mutlak kör inançlarından dolayı kendi aptallıkları. Atina'daki siyasî kuruluş da çok daha parlak değil, yine de şu an ki başbakan (Jeffrey) George Papandreou Amerika'da doğmuş bir Yunan'dır, popülist sosyalist BHO akımındandır.

heyhat heyhat:
Sevgili Irina, Türkiye'deki iktidar partisini İslâmcı yapan nedir?

Daniel Jean:
Haha, anlamsız sorunu tekrarlamak WSJ'de bir değişiklik yapacak mı zannediyorsun? Hey, bu senin alıştığın dinî tarikat ortamın değil. Lütfen, John Bond'un yanıtını oku ve İslâmcı AKP'nin 7,5 yıllık gündemine bak. AKP yetkililerinin, özellikle giderek zorbalaşan Erdoğan'ın Davos'ta Shimon Peres'e yaptığı anti-semitik yorumlardan tut, alışılagelmiş günlük Fethullah tarikatı müritlerinin konuşmalarına kadar... Batı hükûmetleri bu sözde ılımlı İslâmcıları sadece diğerlerine bir örnek olarak gösterebilmek için destekliyor. Morton Abromovitz dürüst bir gözlemci olarak anılmak istiyorsa Erdoğan ve Fethullah'la ilişkisini açıklamalı. Neden Bay Abromovitz Erdoğan'ın açıkça anti-semitik söylemleri hakkında yorum yapmıyor? Keza Fethullah için de...

heyhat heyhat:
Öncelikle ben dindar değilim, liberal bir insanım. Bu arada, iddiaların zihniyetinin güzel bir göstergesi. J. Bonds'un yorumlarına gelince, bazı düzeltmeler yapacağım:

-AKP İslâmcı bir partidir. Saadet partisinin devamıdır(Saadet Partisi halen aktif olduğundan ve AKP birçok liberal barındıran bir parti olduğundan, AKP Saadet Partisi'nin devamı sayılamaz).

-Şu anki başbakan dindar bir adam(Ne olmuş? Bir insan inançlı olamaz mı? Başkan Bush ne olacak? İnanç bir insanın devredilemez haklarından biri değil midir?)

-Karısı da öyle, başını İslâmî örtüyle kapatıyor(Bu saçma bir ifade. Örtünmek en doğal hakkı. Olaya tersinden bak. Ben örtünmeyen bir bayana gidip niye takmıyorsun diye suçlama hakkına sahip miyim?)

-AKP'nin Avrupa Birliği düzenlemeleri bahanesiyle devlet okullarından Atatürk resimlerinin kaldırılmasını dayatması(Bu tamamen bir yalan, yapamazlar, fakat yapabilmelerini dilerdim, bu Türk halkını, kendi baskıcı amaçlarını gerçekleştirebilmek uğruna Atatürk'ün düşüncelerinin uydurulmuş yorumlamalarıyla, ona tıpkı Stalin'inkine benzer kişisel bir kült özelliği atfederek halkı sömürenlerin baskıcı ortamından kurtarabilirdi. Neden Amerikalıların Washington'u eleştirebildiği gibi biz de Atatürk'ü eleştiremeyelim?)

-AKP'nin emekli asker politik liderlerine, özellikle de parlak kariyerleri olanlara oynadığı suçlama oyunu, iktidar partisinin İslâmcı olduğunun açık kanıtlarıdır. Bunun ötesinde, AKP şu an PA'da yaşamakta olan Fethullah'la bağlantılı ve hayalleri bir gün Fetullah'ı Türkiye'ye getirmek; tıpkı İran'a Ayetullah Humeyni'nin İslâmcı devrimden sonra getirildiği gibi...(Bütün bunlar sadece senin hüsnükuruntun.)

- Ben şu an Türkiye'de gördüğümdense askerî yönetimi yeğlerim. Atatürk'ü geri getirme şansım olsaydı dünyadaki en mutlu insan ben olurdum. Çünkü Atatürk bu İslâmcı AKP'nin ülkeyi bugün yaptıkları gibi mahvetmesine izin vermezdi.(Bu tarz düşüncelere çok saplanmışsın. O gitti. Bu gerçekle yaşamayı öğren ve kendi saplantılarını bize kabul ettirmeye çalışma.)

Sirun Arhanian:
Atatürk olmasaydı ülkendeki camilerin minarelerinden ezan sesini duyamazdın. Atatürk olmasaydı ülkende dinini özgürce yaşayamazdın. Atatürk olmasaydı ya bugünün İngiliz sömürgesi ülkelerinden biri olurdun ya da ülken Fransız ve Ruslar tarafından işgâl edilmiş olurdu. Baskıcı hava yaratıcısı dediğin Atatürk'ü eleştirmeye devam et, AKP ülkenin topraklarını, şirketlerini, bankalarını, hastanelerini, fabrikalarını daha önce savaşla kazanamayanlara satmayı bitirdiğinde ne anlama geldiğini anlayacaksın. Evet, o gitti ama gölgesi Türk insanlarının ve AKP'nin nefret ettiği Türk Ordusu'nun üzerinde ilelebet kalacaktır. Madem Atatürk'ten nefret ediyorsunuz, AKP'yi seviyorsunuz, partinin İslâmî olduğunu düşünmüyorsunuz, bayanın islamcı olduğunu düşünmüyorsunuz, neden gidip İran ya da Suudi Arabistan'da yaşamıyorsunuz? İran'da İslâmcı hükûmet ve Humeyni var, sizin için çok daha kolay olur. Neden İran'a taşınıp hayâl ettiğiniz hayatı orada yaşamıyorsunuz? Evet Türkiye'nin gelecekte ikinci bir İran olmasından çok korkuyorum, evet İslâmcı parti AKP'nin yarattığı karşı-laiklik yüzünden ülkenin karanlık geleceğinden korkuyorum ve bu konuda takıntılıyım.


Özgün Metin:
By MORTON ABRAMOWITZ AND HENRI J. BARKEY

An unprecedented political drama has been unfolding in Turkey, leading toward the elimination of military tutelage over the country's political life. Prosecutors recently arrested some of Turkey's most senior military leaders, both active and retired.

How this civil-military struggle evolves is critically important for Turkey's future, but also has global significance. If the ruling Justice and Development Party (AKP) is successful in tapering Turkey's escalating political polarization, avoiding petty religious issues, and enhancing its own democracy, the impact in the Islamic world, however intangible, could be enormous. Turkey's friends can help by both making it clear where they stand, and by holding AKP's feet to the fire.

Shortly after the 2002 AKP electoral victory, elements of the Turkish military, including senior commanders, began worrying that the AKP would transform Turkey from the secular democracy inherited from Ataturk to a more religious and authoritarian state. Some, as we now know, began plotting against the new government. Their fears turned out to be correct, not because the AKP has turned Turkey into an Islamic state—it has not and is not likely to—but because it has gone very far in eliminating the military's role in Turkish political life. That is an extraordinary achievement, although it is not AKP's alone. Rather, it is the result of a profound and long-coming societal change—namely, the emergence of a conservative and pious middle class.

Shaken by the arrests, a tough response from the Turkish military cannot be ruled out. Senior judges and prosecutors remain squarely in the military's camp even if their subordinates do not, and the military may rely on the Turkish judiciary to somehow check the AKP, as it has tried to do before. Even if that succeeds, it would be a Pyrrhic victory and, in the end, be unlikely to change the course of Turkish politics' steady civilianization. The Turkish military will, of course, not lose its importance. It is a formidable force in an unstable area and Turks cherish its patriotism and its contributions to the country's security. It will retain much of its independence and remain a thorn in the side of the AKP. But its days as a kingmaker of governments are coming to an end.

The military's past attempts at interfering in political issues, ranging from the selection of the president to judicial processes, have served to undermine its own legitimacy, while helping the AKP win a second electoral victory in 2007. Still, the paralysis and distraction engendered by the court cases against the military have also taken a toll on the AKP. The party remains the most popular and powerful, but it is more vulnerable than ever, with its poll numbers dropping.

The AKP has done much to modernize and democratize Turkey—something only a pious and conservative party could have achieved. However, its increasingly combative style and its modus operandi of picking domestic fights rather than carrying out meaningful economic and political reforms have helped reduce its popularity. Its all-powerful prime minister, Recep Tayyip Erdogan, has turned into an increasingly authoritarian leader, contemptuous of criticism. Mr. Erdogan's proclaimed activist foreign policy in the Middle East, especially his softness on the Iranian nuclear program and harshness on Israel, has won him domestic and occasional foreign plaudits, but it has also contributed to his sense of invincibility. Neither will his international efforts, however popular at home, compensate for rising unemployment and stalled reform efforts. A party cannot live by foreign policy alone, especially when it also sets the stage for serious overreaching and the alienation of friends and allies. Mr. Erdogan's remarkable outburst threatening to expel all "100,00 Armenians living illegally in Turkey" in retaliation for the adoption of resolutions in some countries recognizing the 1915 Armenian Genocide, is likely to call into question Turkey's sincerity in reconciling with its neighbor Armenia, and has even earned him criticism at home.

Turks will make up their own minds about how to deal with the AKP. Turkey's tragedy has been the absence of a serious opposition to challenge the AKP. The resulting vacuum has usually been filled by the military. The inability of the opposition to focus effectively on economic or judicial reforms may be a major boon to the ruling party, but it has seriously undermined Turkish democracy.

Despite Turkey's impressive strides under AKP rule and the praise it has received from the West, the U.S. and other Western countries still have to put their money where their mouths are. While a genuinely free-market party, the AKP is not a liberal party in the traditional sense—Mr. Erdogan rules his party with an iron fist. Nor does the AKP appear to have much time for the needs of those who oppose it. It has ignored the legitimate fears of pro-secular groups, especially women, and it is intent on subduing the media rather than reforming it. It has also yet to effectively tackle the major cleavages in Turkish life: It made a start on the Kurdish issue but has lost its appetite; has long ignored the need to overhaul its authoritarian constitution and unfair election practices; and has failed to make clear to the public whether it is a truly secular party, as it proclaims.

Turkey will only move forward if the AKP reshapes itself and acts on its promises to make Turkey a better-functioning democracy. That will not be easy, since politics in Turkey have been a zero-sum game this past decade. The West has praised the AKP until now, but it does Turks no favors by shying away from declaring that major changes are essential for Turkey to be a part of the EU and the wider democratic world. If the AKP doesn't hear and heed that message, it may engender precisely what Turkey's Western friends would loathe to see: The re-emergence of an authoritarian society, or even the military's political comeback.

Mr. Abramowitz, a senior fellow at the Century Foundation, was American Ambassador to Turkey from 1989 to 1991. Mr. Barkey is a visiting fellow at the Carnegie Endowment for International Peace and a professor of international relations at Lehigh University.



Kaynak:
İm (Kod): Tümünü seç
http://online.wsj.com/article/SB10001424052748704207504575129313434669400.html?mod=WSJ_latestheadlines#articleTabs%3Darticle

[mod="ÖNEMLİ"]Çeviriler, GüncelMeydan.com'un kaynak gösterilmesi koşuluyla, başka sitelerde yayınlanabilir.[/mod]
Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.

Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir!
Kullanıcı küçük betizi
Ram
Zûlme Karşı İsyan!
 
İletiler: 8167
Kayıt: Sal Şub 20, 2007 1:06
Konum: Aç haritaya bak!

Şu dizine dön: İzlem (Strateji)

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x