1. yüz (Toplam 1 yüz)

'TCG Hasdal' / Meriç VELİDEDEOĞLU

İletiGönderilme zamanı: Cum Ara 28, 2018 9:16
gönderen Oğuz Kağan
'TCG Hasdal'

Önceki “Genelkurmay Başkanı”, günümüzün “AKP” iktidarının “Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar”, “Hasdal”dan söz edince (18.12.2018) beş yıl öncesinin “29 Ekim” gününü anımsadım.

O gün, Hasdal’da tutuklu bir Kd. Kurmay Albay’ı, ailesiyle birlikte ziyarete gittiğimizde, Hasdal’ın artık “TCG Hasdal” olduğunu öğrenmiş ve “TSK”nin, “Balyoz Davası”ndan tutuklu komutanlarından burada olan 36 komutanımızla birlikte, Cumhuriyet’in 90. yaşını, bir tören düzeninde kutlamıştık, yürekten taşıp gelen bağlılıkla, inançla dolu dolu olarak...

Törenden sonra komutanlar ziyaretlerine gelen aileleriyle, yakınlarıyla bir arada olabileceklerdi; birlikte geldiğim ailenin tutuklu oğullarının ilkokul öğrencisi kızı Zeynep, biz büyüklerin konuşması uzayınca dayanamadı, babasına sarılıp, coşkuyla iki kuvvetin peşinde olduğunu söyledi: Bunlardan biri, insanı küçültebilmek, öteki de ışınlamaymış; böylece Zeynep, küçülüp ışınlanacak, babasının cebinde olabilecekti, babasını her özlediğinde...

Hasdal’ın bir yüzü de buydu.

Ayrıca Hasdal’a ziyaretçi olarak girmek de öyle pek kolay olmamıştı; bu konuya da şöyle bir dokunmak gerekir; “TSK”ye, “Balyoz” iner inmez, “Simgesel Eylem Grubu”muzla, Beşiktaş’ta başlattığımız, “Sessiz Çığlık Eylemi”ni tutuklu komutanların yakınlarının katılımıyla birlikte, kimi “STK”lerin ve halkın da desteğiyle sürdürmeye başladık.

Bu eylemler sırasında, “Balyoz Davası”nın yargı süreci de işlemiş, bir yerel mahkemenin -“20 yıla varan”- tutukluluk cezasını içeren kararı çıkar çıkmaz, “Yargıtay”a taşınmıştı.

Ne ki, “Yargıtay Savcısı”nın bu kararı onaylamakla kalmayıp daha ileriye götürmesi bir yana, iddianamenin gerek dil, gerek imla kuralları bakımından da inanılmaz yanlışları ve ayrıca, yüzlerce “zaman çelişki”sini içeren bir metinden oluşması karşısında, Hasdal’daki bu “36 komutan” bir basın açıklaması yaptı.

Türkiye’deki, “hukuk” ve “adalet”in bitme noktasına geldiğine dikkat çekmek için, “üç günlük açlık grevi” yapacaklarını bildirdiler. (29.6.2013)

Dolaysiyle o gün, “Sessiz Çığlık Eylemcileri” olarak, Beşiktaş’taki seslenişimizin ardından “Hasdal”a gittik; Hasdal’ın “Ana Nizamiye” kapısının önünde toplanıp, tel örgülere dayanarak “36 Komutan”ımıza seslendik: “Geldik! Yanı başınızdayız!” diye... Böyle bir direnme sürecinden sonra başlayabildi ziyaretler...

Ve “Hasdal”ın adının, “TCG Hasdal” olmasından söz etmeden önce, Balyoz’un inmesiyle tutuklanan, “TSK”nin “26 yıllık” mensuplarından “Mustafa Önsel”, “Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu” adlı kitabında Hasdal’dan söz eder; kısaca değinelim; “Hasdal Garnizonu’nu kurduğu için Hasdal soyadı verilen General Hasdal’ın torunu Alb. Ege Hasdal’ı tanıyarak mesleğine başlamış Önsel, Hasdal Askeri Cezaevi’nde de mesleğinin sona ermiş” olduğuna vurgu yapar. Ve değerli dostlar, “Balyoz” günlerinin sözcüsü “Bülent Arınç Beyefendi” “Balyoz Davası” için: “Türkiye bağırsaklarını temizliyor!” demişti (Temmuz 2008).

“Bağırsak” adını verdiği “Türk Silahlı Kuvvetleri”nde (TSK), bu temizlik yapılırken, “Bakan Akar neredeydi?” Yanıtı rahatlıkla verdi, “Hasdal”da imiş, 3. Kolordu Komutanı olarak!”

Sıra geldi, “Hasdal”a, neden “TCG Hasdal” adı verildiğine; “TCG”nin açılımı anlaşılacağı gibi “Türkiye Cumhuriyeti Gemisi”; Hasdal’da tutuklu komutanların çoğunluğu, “Deniz Kuvvetleri”nin komutanlarından olduğundan, Hasdal’ın da böyle bir gemiye dönüştürüldüğü düşüncesiyle bu ad uygun görülmüştü.

Yazıyı noktalamadan önce, geride bıraktığımız “salı” günü, Erdoğan, Bakan Akar’ı eleştiren “CHP”nin Grup Başkanvekili Özgür Özel için: “Gerekli dersi tabii ki yargıda vereceğiz (...) Önce tazminat sonra ceza!” dedi...

Değerli dostlar, ortaçağın “Engizisyon Mahkemeleri”nde bile, yönetici otoritenin bu denli müdahalesi görülmemiştir; bu konuda en ünlü örnek olan ve tüm ayrıntıları bilinen “Galile Davası”nda da rastlanmaz...

Ve ülkemizin yüzünü yine kızartan davada, M. Akpınar ve M. Gezen’e uygulananların, sanat ve sanatçı bağlamında da, koyu dinci, tarikatçı, çağdışı kişiden, “Hikmetyar”dan “feyz” alarak yetişmenin sonuçlarından kaynaklandığı açıkça ortada değil mi?

Ne dersiniz?

Meriç VELİDEDEOĞLU, 28 Aralık 2018