1. yüz (Toplam 1 yüz)

Bitmiş

İletiGönderilme zamanı: Çrş Eki 23, 2019 15:51
gönderen zafer atun
Birkaç gün önce İzmir’den Küçükkuyu’ya kadar gitme şansım oldu. Yaklaşık 10 yılı aşkındır bu taraflara gitmemiştim. Gezi benim için tam anlamı ile şok oldu.
İzmir Edremit arası artık Karadeniz sahil yolunu andırır olmuş neredeyse hep yerleşim yerlerinin içinden gidiyorsunuz. Eski yola alternatif yeni, güzel çift taraflı otobanlar yapılmış ya da yolu genişletmişler. Nasıl yapılmış diye sormayın her gün zeytin yemiyorsanız sizin için çok önemli olmasa gerek.
Edremit ise Küçükkuyu ile birleşmiş dersem abartmış olmam.
Baktıkça insanın içi acıyor. O güzelim zeytinliklerin yerinde artık yeller esiyor.
Hepsi koca koca beton apartmanlara, alışveriş yerlerine dönüşmüş.
İda dağlarının yarı beline kadar yazlıklar ve evler yapma becerisini göstermişiz.
İşin kötü yanı Çanakkale otobanının her iki yanı da evlerle çevrelenmiş.
Otobana 10-15 metre mesafede oturmak istermiydiniz. Ben istemezdim.
Daima bir araç gürültüsü devamlı egzoz dumanı ve toz çekilir değil.
Ama insanlar yolun kıyısından evlerini almışlar ve güzel güzel oturuyorlar.
Yani artık alışmışlar kanıksamışlar. Gürültü ve pislik onları etkilemiyor! Sağlıklarını etkilemesi ayrı.

Toplum olarak bir adım ötemizi görmeyişimiz veya umursamayışımız bunun bize dönüş bedeli ayrı bir tartışma konusu.
Ülkemizin yaklaşık son yirmi yılı beton ekonomisine inşaat lobilerine cahil ve paragöz müteahhitlere teslim edildi.
Ülkem vatandaşı, dünyada mekân ahrette iman şiârını benimsedi.
Bir evi olanlar bile borç harç ikincisini edindiler. Beton ekonomisi palazlandı, semirdi.
İnsanlar borcun altına girdikçe eridiler, yoksullaştılar.
Fakirleştiklerinin ayırdına varamadılar bile.
Ülkemizin en güzel en nezih yerlerini, beldelerini artık yaşanamaz hale getirdik.
Oraların artık bir özellikleri güzellikleri ise kalmadı. Her yer vıcık vıcık insan boy boy ev, apartman.
Bir kafa dinleme imkânınız bile yok. Tüm bunlara karşın bu betonland’da yaşam bir de aşırı pahalı, 20-30 kuruşluk Su 2.00 lira. Gözleme 12-15 lira, Neskafe 12.00 lira mübarekler Bodruma özenmişler zahir.
Yaz gelip tatilciler buraları doldurduğunda ne fiyatları nede sağlıklı hijyen yiyecek ihtimalini düşünemiyorum.
Devir nede olsa tüketim ekonomisi devri.

Ülke olarak ve ülkenin doğası bu kötü ve ölümcül aşamaya bir anda gelmedi.
Bir anda doğayı ağaçları katletmedik.
Her şey yavaş yavaş ürkütmeden, insanların aç gözlülüklerinden yararlanılarak gözlerinin içine baka baka göstererek ve işbirliği içerisinde gerçekleşti.
Türk insanının mülkiyet duygusu sonuna kadar sömürüldü.
Ülkenin itici gücünün inşaat sektörü olduğu zannedildi. Çünkü inşaat sektörü 250 civarındaki sektörü tetikliyordu.
Hesapta ülke gelişiyor hep birlikte büyüyorduk.
Aslında olan biten bir avuç yağmacı inşaat firmasının paralarına para katması daha da varsıllaşmalarından başka bir şey değildi.
Olan sadece bir servet transferiydi.
Abuk subuk rakamlara insanlara evler satıldı.
İnsanlar da o rakamlara o evleri aldılar.
Eskiden dubleks dediğimiz evlerin adı villa oldu!
İnsanlar sınıf atladıklarını zenginleştiklerini zannettiler.
Bir ev almayla zenginleşilseydi herkes zengin olurdu bunu düşünemediler.
Çünkü düşünme yetilerini kaybetmişlerdi.
Rüzgar esiyor onlar da rüzgar nereye eserse o tarafa sürükleniyorlardı.

12 Eylül 80 darbesinden sonra, çok ince işlenen bir toplum mühendisliği sergilendi ülkemde.
İnsanların bakış açıları değer yargıları yavaştan değiştirildi.
Maddiyat ve ben merkezcilik ilk sıraya oturtuldu.
İnsanlar hep daha daha fazlasını ister oldular. Alçak gönüllülük, tok gözlülük ve kalenderlik yok oldu.
Nede olsa 21 yüzyılın insanlarıydık artık.
Yaşam çok hızlı akıyor bizler de onu yakalamaya çalışıyorduk.
Para da kazandığımız için artık evlerimizde yemek dahi yapmıyor hatta kahvaltıya yani bruch’lara bile dışarılara gidip etrafa para saçıyorduk.
Kısaca elimize iki kuruş para geçince ne yapacağımızı şaşırdık. Buldumcuk olduk.
Elin gavuru 1700-1800 yıllarında yapılmış binalarda otururken, halâ kapaklı aptal telefonlar kullanır, eski püskü arabalara binerken biz o eski evlerimizi yıkıp yerine devasa siteler bloklar kurduk 20’ci katta 30’cu katta kutu kutu ama çok pahalı evlere tıkıldık. En yeni akıllı telefonları edindik.
Teknoloji şirketleri en yeni ürünlerinin lansmanını bizim ülkemizde yapmaya başladılar. Dükkanların önünde insanlar geceden kuyruğa girmeye başladılar.
En yeni, en güzel, en pahalı arabalar ülkemizde peynir ekmek gibi satılmaya başladı. Nede olsa büyüyor gelişiyor bir de üstüne Avrupalı oluyorduk. O kadar da olsundu.
Ülkemize geldiğinde Alaman başbakanı Merkel’i bile altın varaklı taht benzeri ihtişamlı koltuğa oturttuk kadının yüzü hala gözlerimin önünde (şaşkınlık ve hayret).

Evet neredeydik nerelere geldik.
Harcadıkça rahatladık gevşedik kendimizi bir şey zannettik.
Düzen hep böyle gider zannettik.
Ülke ve ülke insanı tüketim ekonomisine teslim oldu.
Hep daha fazla harcamak, hep almak, hep değiştirmek, yenilemek amaç oldu.
Günden güne kişi olarak değil ülke olarak fakirleştiğimizi anlayamadık.
Halen de anlamıyoruz.
Her şeyin bir sonu olabileceğini göremedik.
Çok uzun bir süre sonunda değil, kaçınılmaz sonu önümüzdeki sene hep birlikte göreceğiz.
Bu çetrefilli (tüketim ve dejenerasyon) yoldan tüm dünya ülkeleri birer birer geçtiler. Kimi hızlı geçti, kimi yavaş, neticede bu bir süreç, bakalım Türkiye bu sürecin sonunu ne zaman görecek,ne zaman olan biteni idrak edecek, kendine gelecek.
Bunu da hep birlikte yaşayarak deneyimleyerek göreceğiz.
Çarpıcı ve acı gerçek ise geçmişini bilmeyen, geçmişini hatırlamayan, bilgisi, görgüsü, kültürü, öngörüsü olmayan toplumların her şeyi kısa sürede tükettikleri, yok ettikleri, bitirdikleri sonra da kendilerinin yok oldukları gerçeği.

Zafer ATUN
23/10/2019
zaferatun.wordpress.com