1. yüz (Toplam 1 yüz)

ABD'NİN "İYİ"LERİ VE KÖTÜLERİ KİMLERDİR? / Mithat AKAR

İletiGönderilme zamanı: Prş Kas 02, 2017 1:41
gönderen mithat akar 1923
HERŞEY SON ON BEŞ YILDA MI OLDU?

Küresel Güçlerin İktidarı ve Muhalefeti

Son dönemde, politik iktidara karşı farklı nedenlerden dolayı oluşan tepki, toplumun belli kesimlerini de kendiliğinden gelişen bir “muhalefet” zeminine yöneltti. Birbirinden bağımsız, kendiliğinden gelişen ve farklı gerekçelerle oluşan bu “karşı olma hali”, henüz eylemli bir karşı çıkışa veya bir program etrafında bir araya gelmeye dönük yönelime girecek olgunluktan ve nesnellikten uzak durumda.
Resim

Farklı toplumsal kesimler, merkezi iktidarın uygulamalarına yine farklı nedenlerden ötürü, farklı yöntemlerle tepki göstermektedir. Kimileri “Çözüm Süreci”, “Oslo Görüşmeleri”, “Dolmabahçe Mutabakatı” adı altında bölücü terör örgütünün alan hakimiyeti sağlamasına dönük süreci unutmamış ve bu uygulamaya karşı milliyetçi bir karşı duruş ortaya koymaktadır. İktidarın Milli / Üniter devleti siyasal ve kurumsal anlamda tasfiye etmesine karşı daha “politik” ve programlı olarak tepki gösterenler, milliyetçi temeldeki muhalefeti, laik / üniter devleti koruma refleksiyle gösterirken; “laiklik” ilkesine duyarlı olan kesim, Cumhuriyet ve laikliği koruma kaygısı ile iktidara karşı bir duruş ortaya koyuyorlar. Ana akım medya çok öne çıkarmasa da özelleştirmelere, işten çıkarmalara, sendikal haklara yönelik saldırılara karşı Gebze, Lüleburgaz gibi sanayi bölgelerinde gelişen işçi hareketi ise iktidara yönelik tepkisini zaman zaman eylemli olarak göstermektedir. Çiftçi, mazot fiyatlarına yapılan zamlardan; esnaf, vergi oranlarından; memur, hayat pahalılığından; öğrenci gençlik ise güvenilir bir geleceğinin olmamasından kaygılı ve şikâyetçi.

Daha derli toplu bir biçimde açıklayacak olursak: Özelleştirmelerle milli kaynaklarımızın yağmalanması, iç güvenlik tehdidinin bir dönem bölücü terör örgütü ile yapılan pazarlıklar sonucu, daha tehlikeli boyutlarla karşımıza çıkması; Türk Devrimi ile temelleri atılan Milli / Üniter Devlet yapısının kurumsal – siyasal olarak tasfiye edilmeye başlanması, küçük üreticinin büyük sermaye tarafından yutulması ve tasfiye edilmesi, doğa katliamı, işsizlik, hayat pahalılığı gibi sayacağımız yüzlerce sorun genel olarak bir toplumsal tepkinin koşullarını olgunlaştırmaktadır. Mevcut çelişkilerin; tabandan gelen, sistemi hedef alacak olan bir harekete yol açacağını bilen sistemin asıl sahipleri, doğru bir yönelimle halkın istemlerinin ve iradesinin bir iktidar biçimi halini alacağını da öngörmektedirler. Toplumsal sistemin asıl sahipleri ( küresel sermaye, iktidarların politikasını belirleyen uluslararası şirketler ) tabandan gelecek bu tepkiyi öngördüklerinden dolayı, kendi ekonomi – politikalarını uygulayacak, yürütme gücü üzerinden ( siyasi partiler aracılığıyla ) sistemin yeniden üretimini sağlayacak olan yönetim organlarını devreye sokarlar.
Resim

Bu durumda, iktidar partisi, yürütme organı olarak işlev görür. Böylece toplumsal sisteme karşı olan tepki, iktidar partisine, hatta o partinin genel başkanına gösterilen tepki olarak sınırlandırılmış olur. Yani perde önündekiler, perde arkasındakileri kamufle etmiş olur. Tabandan gelecek olan tepkinin, mevcut iktidar partisini aşarak, egemen oldukları sistemi de tehdit edeceğini öngören merkezi güç; kendiliğinden gelen toplumsal tepkiyi denetim altına almak için, bu kez de yine sistemin denetiminde, kendisini sistemin kurallarıyla sınırlandırmış, çoğu zaman küresel güç odaklarına bağı “muhalefet” güçlerini devreye sokar. Halkın kabul edilebilir ve haklı istemlerini sürekli dillendiren ve iktidar partisine karşı olduğunu öne süren “denetimli muhalefet” , birbirinden bağımsız, kendiliğinden oluşan halkın gerçek muhalefetine karşılık gelen “umut” olarak sahaya sürülür. Böylece denetimli muhalefet organı ile halkın büyük bir çoğunluğunun gerçek muhalefetinin de bu yolla denetim altına alınması hesap edilir. Sistem böylece kendisini yeniden üretecek ve ömrünü biraz daha uzatacaktır. Eğer iktidar partisi ve o partinin yöneticileri gözden çıkarılmışsa, yaşanan bütün sorunların ( işsizlik, yoksulluk, terör tehdidi, dış ilişkilerde yaşanan olumsuzlukların ) müsebbibi olarak onlar gösterilir. Sistemin asıl sahipleri bu yolla kendilerini güvence altına almış olurlar. “Umut” olarak sahaya sürülen odak ise, yine sistemi elinde bulunduran güçlerin elinde olan ana akım medya tarafından parlatılır. Kimi zaman, “mağduriyet üzerinden” kazanım elde etmeleri için, iktidara yakın olan medya aracılığıyla, muhalefet yersiz bir eleştiriye tabi tutulur. Yabancı medya organlarının, küresel sivil toplum örgütlerinin desteğini de alan muhalefet, halkın tepkisini sistemin potasında, tek merkezde toplamaya ve orada eritmeye çalışır.

Bu yollar kullanılarak mümkünse “yumuşak geçiş” yöntemiyle, iktidar partisi devrilir. “Barışçıl kitle gösterileri”, “Erken Seçim” söylemi, “Adalet İçin” yürüyüşler, her kesimden oy isteyen ve her şeyin kendi iktidarlarında “İYİ” olacağını vadeden Yeni Amerikancılar sahadaki yerlerini alırlar. Eğer “Yumuşak Geçiş” yöntemi başarısız olursa, hali hazırdaki “Barışçıl kitle gösterileri”, “denetimsiz” sertlik uygulayacak şekilde bir geçiş yaparak iç çatışma ortamı oluşturulmak istenir. Mümkünse etnik – dinsel çatışma yolları da kullanılır. Toplumun fay hatları gerginleştirilir. İç çatışma yolu üzerinden, uluslararası müdahaleye zemin hazırlanır. 15 Temmuz İç Savaş ve İşgal girişimi, bu duruma yönelik net bir örnek oluşturmaktadır. Arap Baharı, Turuncu Devrimler ise bu ve benzeri yöntemlerin onlarca örneğini içinde barındırır.
Resim

Son Söz

Yukarıdaki anlatımdan birilerini aklamaya çalıştığım sonucunu çıkaracak olanlar olabilir tabi. Ancak, sistemin bütününü görmeyenlerin bu suçlamasına hak veririm. Çünkü körün fili tarif etmesi gibi, sistemi tarif etmeye kalkanlar; sorunun sadece bir yönünü görürler. Yani, parçayı, bütün yerine koyarlar.
Türkiye son 60 yılın en derin krizini ve çelişkilerini yaşamaktadır. Son 15 yıllık süreç, Türkiye’nin yapısal bunalımının en derinden yaşandığı, farklı bir ifadeyle onlarca yıllık toplam sorunun en yoğun, hissedilir, yakıcı ölçülerde yaşandığı dönemi simgelemektedir. Bu yakıcı sorunu yaşayan halkın büyük çoğunluğu, sorunun tek sorumlusunun, doğal olarak iktidar partisi olduğunu düşünerek hareket etmektedir. Özellikle 90’lı yılların ortalarında doğan ve şimdi 20 – 25 yaşlarında olan, toplumun en dinamik gücünü oluşturan ve kendisini milliyetçi, Atatürkçü, Türkçü olarak tanımlayan gençlik, yaşanan iç ve dış sorunlardan tek başına iktidar partisini sorumlu tutarak, “Bunlar gitsin de kim gelirse gelsin” düşüncesi ile bir yönelime girmiş durumdalar. Bu dinamiğin nabzını İYİ okuyan emperyalizm aslında programı, stratejisi, siyaseti Türk milletinin temel istemlerine hiç de yanıt vermeyen; kendilerine doğrudan bağlı olan partileri, sivil toplum örgütlerini ( NGO’ları ) devreye sokarak, sistemi kurtarma derdine düşmüş durumdadırlar. Hali hazırdaki merkezi iktidar partisi ise artık ABD’nin ve diğer küresel güç odaklarının ihtiyacını karşılayamamakta, dahası bir dönem destekledikleri parti ile bu güçler çelişmektedir.
Resim

Ne Yapmalı?

Şu anda yaşadığımız temel sorunun, Batı emperyalizmine bağımlı olmaya başladığımız son 60 – 65 yıllık genel dönemin toplam sonucu olduğunu tespit ederek işe başlamamız elzemdir. Yani sorunun kökenini doğru tespit etmek yakıcı bir ihtiyaçtır. İktidar partileri ise mevcut sistemin, yürütücü siyasi gücü olarak görülmeli ve değerlendirmeler bu gerçeğe göre yapılmalı. Gerçek istemlerimiz temel olarak Milli Bağımsızlık, Türk ulusunun yeniden egemen ulus olması, Cumhuriyet çatısı altında bağımsız Milli Devletin yeniden kurulması olarak şekillenmeli. Tam bağımsız olmayan bir ülkede, seçimler, siyasi partiler, medya, sivil toplum örgütleri sadece birer perdeleme aracıdır. İktidarı ya da muhalefetiyle, “İYİ” siyle, kötüsüyle sistemi yeniden besleyen, sistemin ömrünü biraz daha uzatacak olan partiler ise küresel emperyalizme bağımlı olan sistemin yürütücü organlarıdır.
“Muhalefet etmek” adı altında, emperyalizme bağımlı olan başka bir gücün iktidar olmasına çalışmak, bilinçli ya da bilinçsiz, karşı çıktığımızı iddia ettiğimiz siyasi sisteme hizmet etmektir.

Batı emperyalizmine bağlı olan sistemden kaynaklanan sorunlara, bu sorunların yol açtığı sonuçlara karşı, Türk ulusunun tepki duyması tamamen haklı ve meşrudur. Bunun aksini iddia etmek de, açıkça halk düşmanlığı yapmaktır. Yoksulluk, özelleştirmeler, iç güvenlik, bölgesel güvenlik sorunu, terör, hayat pahalılığı gibi yüzlerce soruna karşı elbette Türk ulusu tepkisini ortaya koyacak. Ancak, bizim kaygımız, bu haklı ve meşru olan tepkilerin dış dinamiklerin müdahalesine yönelik bir suistimal aracına çevrilerek, Türkiye'nin ve Türk milletinin başka bir uluslararası operasyona maruz bırakılma ihtimalidir.

Türk ulusu, yukarıda saydığımız, küresel merkezlerin yürütme gücüne yönelik olan tepkisini, yani politik iktidara karşı olan tavrını; yine kendi iç dinamiklerine, milli güç temellerine dayanarak ortaya koyacaktır. Yıllarca söylediğimiz gerçeği yinelemekte fayda var: Partiler böler. Çözüm,partiler üstü zeminde, Türk ulusunun ortak paydalarda bir araya gelerek kendi mahallesinde, çalıştığı atölyede, okuduğu üniversitede, ekin ektiği köylerde ortak çözümler üretmesinden geçiyor. Türk milletine güvenmeyip de, çözümü kimi partilerde arayanlar, ancak sisteme biraz daha suni tenefüs yapmakta ısrar edeceklerdir. Ancak ölümünün üzerinden yıllar geçmiş bir beden, suni tenefüsle sürekli nefes alamaz.

Mithat Akar / 2 Kasım 2017
https://www.facebook.com/profile.php?id=100006232153226