1. yüz (Toplam 1 yüz)

TESLİM OLUNMA

İletiGönderilme zamanı: Cum Haz 28, 2019 20:36
gönderen Feza Tiryaki
TESLİM OLUNMA

Yasalar zorlanarak, baskıyla, ben seçilmedim, o zaman bu seçimi saymam, yeniden seçim denilerek tüm yetkileri elinde tutan tek kişinin, partisinin adayını açıkça desteklemesiyle yenilenen bir seçime gidildi.

Seçime değil, iktidar adayının seçilme seçimine.

Sandıklarda, “Sisi mi diyeceğiz Binali Yıldırım mı?” diye bile soruldu. Bilmeyene açıklama; Sisi, Mısır’ın şu anki devlet başkanı, askeri darbeyle - halkının desteğiyle başa geçen, yaptığı ettiği bizi de hiç mi ilgilendirmeyen.

Hele son üç gündeki, iktidar partisinin, eli kanlı başcaniye sarılma haberleri... Yok mektubu, yok şunu dedi demeler, aranan terör suçluları arasında olduğu söylenen, kara bıyıklı, bayağı bir cüsseli “terörist kardeşi”nin devlet televizyonuna çıkarılması... Bu kişiye, karşı adayın kötülettirilmesi. Daha önce, Haziran başında, Diyarbakır’da, adaylarının sözüm ona “Kürtçe” halkı selamlaması. “Kürtçe” diye bir dil olsaydı, iktidarın, uzun yıllardır yaptırdığı TRT’deki yerel ağızlar yayınlarına “Kürtçe” derlerdi. Önce bu kanalı ilk kurduklarında 2008’de, TRT Şeş (altı) dedilerdi adına. 2015’te bir açılım daha yapıldı, yayının adı Farsçadan alıntı “Kurdi” oluverdi. Bu sözün i’sini de gülünç bir şekilde inceltiyorlar, farklılık yaratmak adına. Burası, Kurmançi Sorani ortak yayını imiş. Arada da Zazaca yayın yaparlarmış.

Bilgiağında ararsan burayı, (TRT Kurdi) karşına aynen şu çıkar: “Sahibi‎: ‎Türkiye Radyo Televizyon Kurumu. Genel merkez‎: ‎Ankara. Dili‎: ‎Kürtçe (Kurmanci ve Sorani); Zazaca ve T...”

Genellikle Kurmançi, Sorani yayını yapıyorlar. Hani nerede o “Kürtçe” dedikleri? Var mı böyle bir ad? Bakıyorsun birbirini anlamayan onlarca ağzın en yaygını ve siyasi nedenlerle en destekleneni Kurmançi. Nereden çıkarıyorlar Kürtçeyi? Kurmançi deyin, Kurmançi konuştu deyin. “İktidarın adayı Yıldırım gezisinde halkı şu yerel ağızla selamladı.” deyin. Böyle bir selamlamaya neden gerek duyuldu oraya hiç girmeyelim. Sonra yine orada, hiç olmayan, hayal ürünü “...istan”lı bölge adları ortaya atma, olmayan bu adlara, eskiden vardı demeler... Nedense, hemen Laz, Lazca diye bir ekleme daha yaparlar bölücüler bu ilkel yerel ağızlara dil diyebilmek, bölücülere destek vermek için. İktidar adayı da bu tehlikeli söylemlerden çekinmedi. Hepsi kendi ayağımıza kurşun sıkma, Batı’nın maşası bölücüleri heveslendirme. Ne uğruna? Seçilebilmek uğruna.

Feyzbuk’ta, anasayfada, bilgisayar kullanlar bilir, şu kalıp, açılım yıllarından beri durur. “Türkçe · Kurdî (Kurmancî).”

Türkçeye, ülkemizi bölebilmek için yakıştırdıkları dil kumasına, “Kurdi” demişler, yetmemiş, ayraç içinde “Kurmançi” yazmışlar.

Bu bölücü söylemi, dilimizin üstündeki tehlikeyi görmek istemeyenler, bari buna bakarak biraz düşünseler...

Soralım:

Bir seçim için değer miydi bu bölücü söylemlere?

Seçim, hizmet yarışına girenlerin, yapacaklarını tanıtanların arasından en iyisini seçmek değil midir?

Bizde böyle olmuyor. Bizde,”gelip de gitmemek” demek, seçilmek. Yoksa tarihte kurulduğu şüpheli, bir iki tarihçi yazdı diye inanmaya kalktığımız “Rum- Pontus “hayali devleti adına sarılmak, bir bölgede yaşayanların bu yüzden Rum olduğunu varsaymak, ülkeyi 17 yıldır yöneten bir iktidar partisine yakışır mı? Böyle bir yakıştırma Yunan’ın bitini kanlandırmaz mı? Onların Kurtuluş Savaşı ile söndürülen, bitmeyen yayılmacı heveslerini uyandırmaz mı? Muhalefet adayının kravatının ne renk olduğunu bile konu etti İktidar vekilleri. Maviymiş. Yunan rengiymiş, kendini belli etmişmiş. Peki size sormazlar mı, Atatürk’ün Gazi Meclisi’nin kırmızı halılarını büyük masraflarla neden birden maviye çevirdiniz? Onca yıllık kırmızı şeref halısının rengini neden mavi yaptınız iktidarınızda, bir oldu bittiyle? Tören kıtası askerlerinin giyimi, kapıda nöbet tutan koruma polislerinin giyimi neden masmavi oluverdi sizin zamanınızda?

Yine 17 Haziran’da gazetelere düşen şu haber akılları iyice karıştırmıştı:

“Herkes sonuca rıza göstermeli” sözü iktidar partisinin genel başkanının 17 Haziran’da gazete başlıklarına geçen bir sözü. Devamı şöyleydi:

”Demokrasiye ve hukuka saygısı olan herkesin Pazar günkü seçimin sonucuna rıza göstermesi, teslim olması şarttır.”

Buradaki “teslim olması şarttır” sözü, herkesi kapsıyor. Adayları, seçmenleri, vatandaşları...

Teslim olma, ne demektir? “Seçim”le “teslim olma”nın birbiriyle bir ilişkisi var mıdır?

Konuya kısaca bakarsak:

“Teslim” Arapça kökenli bir söz. “ Bir şeyi sahibine verme.” diye açıklanıyor TDK sözlüğünde. Bu açıklama, teslim etmenin karşılığı.
Teslim olmak, geçiyor üstteki sözde. Teslim olmak varsa, bunun karşıtı teslim almak da var.

- Emaneti geri verme :Teslim etme.

-Bırakma, terk etme: Teslim etme.

-Tutsağı olmak, teslim bayrağı çekmek, yenilgiyi kabul etmek: Teslim olma.

- Güç karşısında mücadeleden vazgeçmek yenilgiyi kabullenmek: Teslim olma.

-Birinin eline kendini bırakma, kendini verme: Teslim olma.


Altmışlı yılların bez ciltli eski basım 828 sayfalı TDK Türkçe Sözlük’te “Teslim” sözünün daha farklı örneklerini görürüz:

“Teslim!” sözü, orada; “kendini teslim et, yoksa vururum” anlamına; “teslim oluyorum, ateş etme anlamına.” denilerek açıklanmış.

Bizim bir de ünlü bir şiirimiz var teslim olma üzerine. İç burkan, Türk askerine teslim olmasını söyleyebilen, bir ihanet şiiri:

Nazım Hikmet Kore Savaşı’nda (1952) Türk askerine, Mehmetçiğe, “Ahmet” diye seslenerek onların Kuzey Kore’ye teslim olmalarını istemiştir.

“Ne halt edeyim? deme Ahmet, / teslim ol. / Haneni, köyünü, / memleketini seviyorsan şu kadarcık, / teslim ol.”

Sözü fazla uzatmadan, söz konusu tümceyi bir kez daha yazarsak: ”Herkesin seçim sonucuna rıza göstermesi, teslim olması...”

Sözlüklerdeki örneklerde bu söz, “seçim” için kullanılmıyor. Bir eşyayı, evrağı teslim etme anlamında örnekler verilmiş. Bir de askerlik terimi olarak kullanılmış.

Seçimde teslim olma, ne yapılırsa yapılsın yenilgiyi kabul etmek mi demek acaba?

Seçim yapılır. Yasalara uyulur, mühürsüz, hatalı mühürlenen oylar geçerli sayılmaz. Yasal süreçte sonuç açıklanır.

Tutanaklar, sonra mazbatalar teslim edilir.

Teslim olunmaz, emanet edilen görev yeni sahibine teslim edilir.

Tıpkı Pazar gecesi İmamoğlu’nun seçimi kazanması, görev belgesinin birkaç gün içinde ona teslim edileceği gibi.


İktidar partisi bu seçimi kazansaydı teslim mi olunacaktı partilerine?

Onu bunu bilmeyiz ama seçimi ikinciye, hem de bu kez rakibini eze eze kazandığı seçimde, önce partim değil ülkem gelir diyen Ekrem İmamoğlu’nun o gece Beylikdüzü’nde dediği şu sözler ister istemez o geceyi aşmış ve tarihe geçmiştir:

“Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin, Atatürk Cumhuriyeti'nin projesiyim”.

Sonra yine Ekrem İmamoğlu’nun, Trabzon’da son gezisinde topluma söyledikleri unutulmayacak, uzun yıllardır duymaya hasret kaldığımız sözlerdir:

“Bir avuç insanın yaptığı yanlışlardan milletimizi kurtarmak istiyoruz.”

Şimdi gel de, bu sözü duyunca heyecanlanma!

“Ne güzelsin benim doğduğum şehir Trabzon. Sizleri çok seviyorum. Bu güzel gönlümdeki sevgiyi, bu şehrin çocuklarına, gençlerine, kadınlara, ağabeylerime, ablalarıma anlatmaya söz yetmez. İyi ki varsınız.”

Doğduğumuz, büyüdüğümüz yerlere karşı hepimizde aynı duygular yok mudur? Bu nasıl bir toplumla özdeşleşmedir?

“Bana anacığım derdi ki, “Uşağum, kötü uşak olma.” Ben, Trabzon’un bir uşağıyım. Trabzon’un uşağı, kötü söz söylemez, milletine örnek olur.”

Karadenizlileri anlatan, analarımızın yüreğini gösteren bundan daha güzel, daha içten bir örnek söz olabilir mi?

“Gazeteci bana terör örgütünün kucağı vesaire dedi. Ben bir tek anamın kucağını biliyorum”.

Herkesin şucu bucu olduğu, bir tek kendisi olamadığı günümüzde, işi gücü suçlamak – insan karalamak olan partizanlara, bundan daha anlamlı bir karşılık verilebilir mi?

Seçildiği gece teşekkür sözlerinden sonra İstanbullu’ya ilk verdiği sözler:

“İstanbul’da yeni bir başlangıç: İsraf, şatafat, kibir ve ötekileştirme bitecek!”

Ya kaç gündür dillerden düşmeyen, ilk seçildiğinde makam odasına astırdığı (bizim de evimizde aynı resim girişte duvarda yıllardır durur.) Atatürk’ün halkın arasında dert dinlediği fotoğrafının, görevini elinden aldıklarında duvardan indirilip götürülmesinin resmi. Görevliler sırıtıyorlar. Niye? Duvardan Atatürk resmini indirdikleri için. Şimdiyse aynı resim Ekrem İmamoğlu’nun buyruğuyla aynı yere yeniden konuyor. Bu bile sevinmemize yetmez mi?

Sevgi diline; çekincelerimizi içimizde tutarak, aksine bir gelişme görene kadar teslim olmaya ne dersiniz?

Böyle teslime can kurban...

Çok uzun yıllardır göremediğimiz, unuttuğumuz bazı güzel şeyleri yeniden yaşamaya da hazır olmalı...

Atatürk Cumhuriyeti’nin köklerinin çok derinlerde olduğunu, bunca fırtınaya karşın bu yüzden ayakta kalabildiğimizi hiç unutmamalı. Atatürk kuşakları, ulusal bayramların heyecanıyla yetişti, o havayı soluyarak ülkesini sevdi. Ne diyordu Ekrem İmamoğlu en son Trabzon’da, meydanda:

“Bu meydana, çocukluğumda heyecanla milli bayramlarda yürüyüş yapmaya gelirdim. Bu yollarda tüm heyecanımla bir Türk çocuğu olarak yürürken, bayrağını ve milletini hisseden, Cumhuriyet’i benimsemiş, Atatürk’ün bir evladı olarak yol yürüyeceğim. Ne mutlu bana.”

Bize bundan sonra umutlu bir bekleyiş düşer.

En umutsuz günlerimizde umuda teslim olmak...

“Her şey çok güzel olacak” sözünü vatandaşlar boşuna söylememiş...

İlk kez, seçim sonuçlarını arabaların aynı anda çalan korna sesleriyle, geçit alaylarıyla kutladı çevremdeki insanlar...

Yenilmez denilenleri, çeyrek asır sonra yenmeyi başarmak az iş midir?

Yeni bir sürece girildi ülkemizde:

Kutlama yapma sırasının Atatürkçülere geldiği...

Sevinmeyi, sevinenlere çok görmemeli.

Sevince teslim olmak, karamsarlığı ara sıra bırakmak sağlığa da iyidir.

Şurası kesin:

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak...

Feza Tiryaki, 25 Haziran 2019
(Ek: Üç gündür süren bilgisayarımdaki teknik bir sorun yüzünden yazım gecikerek yayınlanabildi, kusura bakmayınız.)