Y-CHP – İYİP İTTİFAKI: “DAR ALANDA KISA PASLAŞMALAR!” / Mithat AKAR

Üniversiteli Gençler Burada Yazıyor

Y-CHP – İYİP İTTİFAKI: “DAR ALANDA KISA PASLAŞMALAR!” / Mithat AKAR

İletigönderen mithat akar 1923 » Pzr Nis 22, 2018 15:39

Üretilmiş Muhalefet ve Küresel Güç Merkezleri

22 Nisan 2018 itibariyle, Y-CHP’den 15 milletvekilinin istifa ederek, İYİP’e geçeceği belirtildi. Böylece İYİP’in TBMM’de grup kurarak, seçimlere yasal zeminde dahil olabilmesi hesaplanıyor. Y-CHP’nin yönetici kadrosuna bildiklerimiz ölçüsünde kısaca bir göz atalım. “Dersimli Kemal”’in genel başkanı olduğu, partide sözde Ermeni Soykırımı iddiasını savunan, Türk Devleti’ne “Seri Katil” ifadesiyle saldıran şahsın 14 Ocak 2018’de İstanbul İl Başkanı olarak seçildiği… TSK’nın Eylül 2017’de Hakkâri’de SİHA ile düzenlediği operasyondan sonra “SİHA’lar sivilleri katlediyor” diyerek, TSK’nın iç güvenlik harekâtına saldıran kişinin 2010 – 2016 yılları arasında genel başkan yardımcısı olduğu Y-CHP ile İYİP’in ittifakı “anlamlıdır.” Çünkü İYİP’in programı ile y-CHP’nin ortaya koyduğu pratik örtüşüyor. İsterseniz kısaca İYİP’in programından birkaç maddeyi ele alarak bu “güzel uyumu” daha anlaşılır hale getirelim.
Resim

Ekonomi – politikada İYİP’in yöneliminin, diğer küresel merkezli – liberal partilerden hiçbir farkı yok. İYİ Parti’nin parti programı, EKONOMİ, sayfa 42 kısmında
“Ekonomi politikalarımızda yeni küresel ve bölgesel, ekonomik ve finansal çerçevenin önemli bir etkisi olacağına inanıyoruz.” İfadelerine yer veriliyor. Türkiye’de milli ekonomiyi çökerten, KİT’leri tasfiye eden küresel ekonomik uygulamalara güzelleme yapıldıktan sonra devam ediliyor. “Türk ekonomisinin küresel ve bölgesel düzenin güçlü ve saygın bir aktörü olabilmesini sağlayan bir modeli temel alacağız.” Peki, “küresel ve bölgesel düzen” nedir? Ve bu düzeni kim sağlar? “Küresel” merkezlerin “bölge” üzerinde egemenlik kurmak için öne sürdüğü temel politika, küresel sermayenin önünde temel engel teşkil eden devletçi – kamucu ekonominin tasfiye edilmesi ve ulusal kaynakların küresel merkezler tarafından yutulmasına neden olan “piyasa ekonomisini” hakim kılmaktır. “Küresel ve bölgesel düzen” denilen kavram budur. Bu düzeni sağlayan ise İngiltere, ABD, Fransa gibi Batı merkezli devletleri yöneten küresel şirketler olmaktadır. Bu ifadelerimizi doğrulayan maddeler yine İYİP’de mevcut. EKONOMİ, Temel İlkeler başlıklı programın 44. Sayfasında ““Yabancı yatırımcılara siyasi, yasal düzenleme ve ekonomi politikaları bağlamında güvenilir, öngörülebilir ve her şeyden önemlisi her türlü yolsuzluk ve kayırmacılıktan arındırılmış bir yatırım ortamı sağlanacaktır. Her türlü yabancı yatırımı desteklemekle birlikte…” Program maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere, yabancı sermayenin egemenliğini garanti altına alacağını taahhüt eden açıklamada, bunun ancak “Devletin piyasalara müdahalesinin en aza indirgenmesi” ile mümkün olabileceği ifade ediliyor.
Resim

Ekonomik politikalarda Batı emperyalizmine teslimiyet olur da, Milli Güvenlik gibi hassas bir konuda bu yönelime paralel bir adım atılmaz mı? Türkiye’nin 1952’de dahil olduğu, Türk Ulusunun ve Devletinin milli güvenliğini tesis etmekten çok, ABD ve genel olarak Batı’nın bölgesel egemenlik politikasına göre strateji belirleyen, Türkiye’yi “doğal düşman” olarak gören NATO ile ilgili bakın İYİP ne düşünüyor.

“Türkiye’nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalar ve stratejiler uygulamaya engel değildir.” (DIŞ POLİTİKA, NATO, sayfa 69-70.) Acaba Türkiye’nin Kıbrıs’taki Türk katliamlarına karşı müdahalesini engelleyen ve sonrasında her şeye rağmen Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştiren Türkiye’ye ambargo uygulayan “Papua Yeni Gine” gibi bir devlet miydi? Ya da Suriye’nin kuzeyinde bölücü terör örgütüne sağlanan silahlar, “Mozambik Devleti”nden mi gelmektedir? Beşiktaş’ta Çevik Kuvvet’e yönelik saldırıda kullanılan RDX türü fabrikasyon bomba, Mikronezya’da mı üretildi? NATO’ya dahil olarak milli politika üreteceğini sanan tutulmuş akıl, ancak ABD’nin milli politikalarını uygular. NET!
Batı ile köklü ve kurumsal ilişkilerin devam edeceğini vurgulayan bir partiden farklı bir tavır da bekleyemeyiz tabi ki. Parti programına eklenen ve sonrasında gelen tepkiler üzerine alelacele programdan çıkarılan “Eşit Vatandaşlık” maddesinden ise hiç bahsetmeye gerek yok.
“1930’ların CHP’si olmayacağız” diyen “Dersimli” Kemal’in partisindeki Kürtçü – Ermenici tezlerle; İYİP’in parti programı arasında bir uyum bulunmaktadır. Dolayısıyla üretilmiş muhalefetle, “ABD’nin yenisi” arasındaki ittifaka şaşırmamak gerekiyor.

“Sen bunları söylüyorsun da, iktidarda bunlar mı kalsın, sen bunlardan memnun musun, şimdiki iktidarı mı destekliyorsun?” diyecek olanlara da bir açıklama yapayım. Defalarca açıkladım ama daha iyi anlaşılması için madde madde açıklayayım burada:
1 – Politik iktidara karşı olmak için, üretilmiş muhalefete yedeklenmek gerekmediği gibi; üretilmiş muhalefeti eleştirmem de iktidarı desteklediğim anlamına gelmiyor. Bu satırları yazan kişi olarak ben, zaten partiler üstü mücadeleye inanıyorum.
2 – Politik iktidarın Amerikancı, AB’ci olması, muhalefet adına ortaya çıkanların Amerikancı, AB’ci olmasını meşru kılmaz. Üretilmiş muhalefetin dışa bağımlı olmasını eleştirmem, iktidarın dışa bağımlı olmasını meşru gördüğümüz anlamına da gelmiyor.
3- Muhalefet adına ortaya çıkanların, iktidarın savunduğu NATO’cu, Kürtçü tezleri savunması onları gerçek muhalif yapmaz. Ancak Batı’ya parmak kaldırarak “Onların yapamadığını ben daha iyi şekilde yaparım” demek anlamına gelir.
4 – Türkiye’deki sorunlar siyasi iktidarların el değiştirmesi ile çözüme kavuşturulamaz. Operatör aynı kaldıktan sonra, numara değişmiş ne fayda? Uygulama aynı, paket program aynı, tarife aynı kaldıktan sonra, numaranın değişmesi ne gibi bir değişiklik yaratacak.
5 – Türkiye’deki temel sorunlar, köklü ve yapısal dönüşüm üzerinden çözüme kavuşturulabilir. Bu da Müdafaa-i Hukuk ekseninde, ortak payda ve programda bir araya gelecek olan, partiler üstü zeminde hareket eden, tabandan gelen bir halk hareketi ile mümkün olacaktır.

Türkiye’de gerçek istikrar, gerçek anlamda bir milli güvenlik stratejisinin geliştirilmesi, yoksulluğun en alt seviyeye çekilmesi, işsizliğin ortadan kaldırılması gibi temel sorunlar, ancak ve ancak Türkiye’nin “Kuruluş Ayarlarına” dönmesi ile mümkündür. Peki, gerçek gün gibi ortadayken neden hiçbir siyasi parti Türk Devletinin kurucu ilkeleri üzerinden bir siyasi program belirlemez? Kimi nedenlerden dolayı, oy oranı az olan meclis dışındaki bir – iki parti dışında, mevcut ana akım partiler arasında siz hiç “Devletçilik – Halkçılık – Milliyetçilik – Laiklik – Devrimcilik” ilkelerine bağlı bir propaganda geliştiren parti gördünüz mü? Göremeyiz. Çünkü bu temel ilkeler, Batı’ya uyumlu mevcut partilerin varlık nedenleri ile çelişir. Sadece iktidar partisi değil, umut olarak piyasaya sürülen, milli güvenliğimizi NATO’ya bağlayan yeni parti de, bölücü terör örgütünün uzantısı ile iç içe geçen üretilmiş muhalefet partisi de bu sistemin “Kan Ünitesi” görevini üstlenmektedir.

Örneğin ABD’nin Suriye’ye karşı gerçekleştirdiği saldırıyı aynı anda, iktidarı ve muhalefeti ile bütün partilerin desteklemesi dahi, hepsinin aynı merkeze bağımlı olduğunun göstergesidir.

Sorun sistemin içinde kalarak değil, sistemin dışına çıkarak çözülebilir. Türk Ulus Devleti, “oy – sandık” denkleminde kurulmadı. Yine oy ve sandık temelinde de kurtarılmayacak. Türk ulusuna ve vatana karşı “partiler” zemininde ve “oy kullanarak” sorumluluğumuzu ve vazifemizi yerine getireceğimize inananlar, Ulusal Kurtuluş Savaşı dönemini bir daha incelesinler. “Ama o dönemdeki koşullarla içinde bulunduğumuz dönem farklı.” şeklinde düşünenlerin ise o dönemi incelemelerine gerek yok zaten.

Mithat AKAR

https://www.facebook.com/profile.php?id=100006232153226
Kullanıcı küçük betizi
mithat akar 1923
Üye
Üye
 
İletiler: 298
Kayıt: Çrş Ağu 28, 2013 16:18

Şu dizine dön: Gençlik Diyor ki

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x