Yeniden "İstiklâl Savaşı"! / Figen ÖZEN

Yeniden "İstiklâl Savaşı"! / Figen ÖZEN

İletigönderen Oğuz Kağan » Pzt Ara 30, 2013 16:20

Yeniden "İstiklâl Savaşı"!

Bir zamanlar BOP, Dinler Arası Eşbaşkanı’ydı. Sırtı sıvazlanarak iktidar koltuğuna oturtuldu. Ama zat-ı şahanelerinin önünün açılması ve ikbalinin parlaması için cilalanması gerekiyordu. Ve öyle yapıldı.

12 Aralık 1997 tarihinde Siirt'te, düzenlenen bir mitingde yaptığı konuşma nedeniyle Diyarbakır DGM Savcılığı'nın "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" gerekçesiyle açtığı davada Türk Ceza Kanununun 312. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

"Türkiye’de düşünce özgürlüğü yok ve ırk ayırımı yapılıyor. Referansımız İslamiyet. Bizi hiçbir zaman sindiremezler. Batı insanının bile inanç hürriyeti var. Türkiye’de neden buna saygı gösterilmiyor? Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler ise kışlalarımızdır. Okunan ezanı kimse susturamayacak. Türkiye’deki ırk ayırımına kesinlikle son vereceğiz. Çünkü RP, diğer partilerle zıt fikirde.”

Kendisinin iddia ettiği gibi, şiir okumaktan değil, halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği için mahkum oldu Eşbaşkan. Siyasi yasaklıydı. Ama bir el, demokrasi havarisi kesilerek, onu Başbakanlık koltuğuna oturttu. TCK’nın, 312 Maddesi’nin 2.Fıkrası el çabukluğuyla değişiverdi.

Zat-ı muhterem “Ben şiir okuduğum için hapse, mahkum oldum.” diyerek halkı, gözlerinin içine baka, baka aldattı.

Ne zaman başı sıkışsa ALLAH’ın arkasına sığındı, Ezan-ı Muhammediye’yi kalkan yaptı kendine.

Baktı gene dar boğazda, türbanı öne çıkardı. “Benim kızlarım başları örtülü olduğu için Türkiye’de okuyamadılar. Amerika’ya gönderdim onları. Hiç kimse benim hanım kardeşlerimin baş örtüsüne dokunamaz. Başörtüsü, bizim namusumuzdur.” dedi.

O, “Baş örtüsü bizim namusumuz” derken, vatana tecavüz ediliyordu. Açıkça “Ben ülkemi pazarlıyorum.” söylemiyle vatanı sattığını açıkça itiraf etti. Ancak vatanın tüm değerlerini satarken, ailesini, yandaşlarını asla ihmal etmedi.

Millet fakirleşirken, onlar haram para ile zenginleşti. Ceza evleri “TAAHÜTLÜ”lerle doldu. TOKİ’nin, bankaların kredi tuzağına düşenler borçlarını ödeyemedikleri içindir ki hapse, mahkum oldu.

Türkiye kara para cenneti haline geldi.

Ülkeyi böldü, parçaladı, teröristlerle masaya oturdu. Yetmedi. Türk ordusunu esir etmeye kalktı. “Ocalan’la, PKK’yla, görüşen şerefsizdir.” dedi. Sonra Oslo çıktı ortaya, o da yetmedi, heyetlerin İmralı canisi ile masaya oturduğunu bizzat kendisi itiraf etti.

Şeref’in şerefi iki paralık oldu. Adı Şeref olanlar adını değiştirmeye koyuldu. Şerefsizler utandı…

Hedefi Atatürk ilke ve devrimleriydi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti’nin Başbakanı’ydı. Ama Gürcistan ziyaretinde “Ben Gürcü’yüm, ailem Batum’dan Rize’ye göç etti.” itirafında bulundu. Sonra NTV’de katıldığı bir programda “Ben Türk’üm” diyerek kendi, kendini yalanladı.

Siirt’te Arap, Karadeniz’de Laz, bilmem nerede Çerkez’di. 37 etnisiteyi (!) diline doladı. Dini alet ederek sadece yabancılarla ilişki kurmadı. ALLAH’la kandırarak, Türk vatanını bölmeye kalktı.

Ergenekon, Balyoz davalarında PKK ile savaşan kahramanlar, emekli Genel Kurmay Bşk.nı , generaller, albaylar, gencecik teğmenler sabahın alaca karanlığında polisler tarafından ite, kaka arabalara bindirilirken “Polis” onun polisiydi.

Yargı görevini yapıyordu, bağımsızdı. Hatta kendini “Ergenekon Davası’nın savcısı” ilan etti.

Soruşturma bilgileri, kovuşturma sayfa, sayfa basına sızdı. Bülent Abi’si “İyi ki bunların zamanında savaşmamışız.” dedi.

Aklınca orduyu alt etmişti, “Askeri vesayete son verdik. İleri demokrasi, analar ağlamasın.” iye meydanlarda kasıldı.

Sonra bir Amerikalı çıktı ortaya. Eski CIA uzmanı Henri Barkey… “Biz AKP ile Türk ordusunu kafesledik.” dedi. Hiç sesi çıkmadı, gık bile demedi.

Silivri zulüm hanesinde kimi kanserden öldü, kiminin boynu kırıldı. Suçlamalara dayanamayan onurlu Türk subayları intihar ettiler. Usta hayatından memnundu. Türk askerinin şerefi ve haysiyeti ile oynandı. Aslan(!) yürekli savcılar istedi, adaleti, ayaklarının altına alan hakimler üsttekilerin hukukuna uyarak Türk ordusunun “babalık hakları”nı elinden aldı.

Rüşvetin, rantın ve hatta kara paranın kazandığı, ihalelerle yapılan işletmeleri, “YA ALLAH- YA BİSMİLLAH” diye merasimle açtı. Etrafındakiler onu avuçları patlayıncaya kadar alkışladılar. O da daha ö çok kibirlendi.

• Kendini “Dünya lideri” ilan etti. Dünya liderinin eşi, oğlu, yakınları Harun oldu, Karun oldu. Servetleri hastanelere, gemiciklere, şirketlere, marketler zincirine, tırlara sığmaz oldu. Fakirin ekmeğinden KDV alınırken, pırlantadan alınmadı.

Cemaatle koyun, koyunaydı. Ama, bir gün yatak arkadaşını görmezden geldi. Çıkarlar çarpıştı. Dershanelerin kapatılması bahaneydi. Aslında, isim babası CFR’ye verdiği sözü yerine getirmek zorundaydı. Bir de bölücülerin sırtını yasladığı “İKİZ YASALAR “ vardı.

CFR’nin memorandumundan kopyalanan AK KİTAP Sayfa 41′de ise eğitimin küreselleşme odaklarının şehir devletleri planı gereği zamana yayılarak yerelleştirileceği ifade edildi.

“Temel eğitim hizmetlerinin verilmesi pilot uygulamalarla, merkezi idarenin taşra birimlerine ve yerel yönetimlere aktarılacaktır. (CIA’nın ÇETECİLERİ-11-12)”

Türkiye bölünüyordu. Güneydoğu’da it izi, at izne karışmış, devlet ricat ettirilmişti. Ordu kışlasındaydı. PKK asayiş gücü kurmuştu. Yurtsever subayların yüreği dağlanıyordu.

Karamozov kardeşler sahneye çıkmıştı bir kere… Polis, savcı el, ele operasyon düzenledi. Yolsuzluk, rüşvet, kara para hepsi tek, tek ortaya döküldü.

Artık polis, onun “polis”i değildi. Soruşturmayı yürüten savcılar “dış güçler”in emrindeydi. Sabahın erken saatlerinde insanlar neden evlerinden alınmıştı? Kaçacak halleri yok tu ya… Hele basın hangi hakla bu insanları afişe ediyordu? Türkiye’nin istikrarını bozmak için, oğlu Bilal’in üzerinden ona gelmek istiyorlardı.

"Anlaşıldı Vehbi'nin kerrakesi/ yolsuzluktan cübbe oldu karının feracesi!"

Dünyanın en zengin sekizinci başbakanıydı. Mal varlığını oğlu Bilal’in düğününde takılan altınlardan elde etmişti. Wikileaks‘in yayınladığı belgeler arasında Erdoğan’ın İsviçre’de 8 hesabı olduğu iddia edildi.

YOLSUZLUK BELGELERİ

Belgelerin içinde ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın AKP hükümetindeki yolsuzluk iddialarına dair geçtiği gizli belgeler de bulunuyor. Ankara’dan 30 Aralık 2004 tarihinde geçilen belgenin 21. maddesinde Erdoğan’ın İsviçre Bankası’nda 8 ayrı hesabı olduğu iddia ediliyor.

21. maddede şu ifadeler yer alıyor:

“AKP iktidara yolsuzlukların kökünü kazıyacağını söyleyerek geldi. Halbuki AKP’lilerin bize anlattığına göre, partinin ulusal, bölgesel ve yerel seviyesinde ve bakanların aile üyeleri arasında çıkar çatışmaları ve ciddi yolsuzluklar var.

ERDOĞAN’IN 8 BANKA HESABI

İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var. Erdoğan’ın varlığının oğlunun düğününde gelen hediyeler ve dört çocuğunun okul masraflarını karşılıksız ödeyen Türk işadamından kaynaklandığını söylemesi ise çok yüzeysel”

Ha, bir de Habur kopyası Diyarbakır faciası var. Barzani, Şivan Perver ve Erdoğan kol, kola.. Ve zat-ı muhterem, kürsüden şöyle buyurdu. “Güneydoğu’da ölen subaylarımız ve askerlerimiz boşuna öldüler.”

Türk ordusunun şeref ve onurunu koruması gereken “özel” kişi her zamanki gibi sessiz kalmayı tercih etti. Baş eğdi hazır ola geçti.

Kantarın topuzu kendini işaret edince birilerinin aklına “ İstiklâl Savaşı” geliverdi. Türk milletini İstiklâl Savaşı’na çağırdı.

Varız be usta; İstiklâl Savaşı’na varız. Ama seninle değil. Cemaatle hiç değil. Amerika’nın gölgesine sığınıp, bu ülkenin bağımsızlığını pazarlayanlarla, kamu ihalelerini “üçe bağla” diye ahkam kesenlerle, işimiz yok bizim.

Ali Hoca gitsin, Hoca Ali gelsin diyenler bir tuzağın içindeler. Adı ne olursa olsun, kim küresel güçlerin koynuna girdiyse üzerine kocaman bir X koyarız. Bu da böyle biline.

Kumpas diye kurtulamazsın. Hesap vereceksin, vermek zorundasın. Mahdumlarının, kerimelerinin kurduğu vakıf var daha….

Bize gelince ilk kez seni dinleyeceğiz. İstiklâl Savaşı vereceğiz. Önce ana düşman, küresel çetelerin icra organı Amerika’yı kovacağız ülkemizden. Üsleri kapatacak, anlaşmaları yırtıp, çöpe atacağız.

Sonra kim bu ülkeyi soymuşsa, yetim, dul hakkı yemişse, şehitlere, Türk askerine hakaret etmişse, İmralı’daki cani ile masaya oturmuşsa hesap verme sırası onlara gelecek.

29 Ekim 2004'de bu milletin egemenliğini AB Anayasa’sını imzalayanlar, “İstiklâl Savaşı”nı bilmezler. Ben “Gürcü’yüm” diyenler, Türk milleti için bağımsızlığın ne olduğundan habersizdir be usta…

İstiklâl Savaşı’nı biz vereceğiz ve kazanacağız usta.

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Sen derdine yan be usta.

Not: 2014 yılının, yolsuzlukların, yoksullukların, yalanın, dolanın yok olduğu, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’nin Türkler için, Türkler tarafından idare edildiği ülke olmasını dilerim. Sağlıkla, huzurla ve azim kararlılıkla, nice yıllara.

Figen ÖZEN, 29 Aralık 2013
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12309
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Figen ÖZEN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x