Durmak Yok Bölünmeye Devam! / Feza TİRYAKİ PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 21 Kasım 2010 01:12 ◙◙▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬◙◙ 3098 kişi bu içeriğe erişmiştir.
Paylaş

http://img189.imageshack.us/img189/7156/eeesl.pngBölünmedik, parçalanmadık hiç bir özelliğimiz, değerimiz, yerimiz kalmadı!

Dilimiz bölündü: TRT ikinci dili, TRT 6 kanalıyla 24 saat dinletiyor milletimize. 28 ayrı dilden 24 saat TV-radyo yayını da cabası!

Rengimiz bölündü:

Kırmızı –beyaz renkli, al bayraklı milli futbol formamıza bir de mavilisi eklendi. İsrail mavilisi!

Dinimiz bölündü:

Caminin yanında Cemevleri de bir ayrı dinin ibadet yeriymiş gibi gösteriliyor artık... Yasalarımıza girdi girecek AB’nin dayatmasıyla. Camilerin yanında cemevleri de bir ayrı dinin ibadet yeridir dendiği an da bir azınlık doğacak ülkemizde Lozan ’a aykırı.

Müziğimiz bölündü:

TRT radyoları Türk Sanat Müziğini ve Türk Halk müziğini ayırdılar birbirinden. İki ayrı kanal açtılar bunlara. Ya onu dinleyeceksin, ya öbürünü.

Radyolarımız bölündü: Bütün gün ve gece tek yerden yayın yapan TRT 4 Radyo kanalı üç yıldır bölgesel yayın yapıyor. Her saat başı başka bölge adını bas bas bağırıp iyice duyurtarak... Adları Trabzon radyosu, Diyarbakır radyosu GAP, Çukurova Radyosu, İzmir Radyosu ,Antalya ve Mersin Radyosu...gibi bölge adları devamlı tekrarlanan, milletimizin beynine girmesi için çalışılan bir projenin(eyalet sistemi) belirginleşen adımları bunlar. Özellikle Diyarbakır GAP dedikleri anda „zılgıtlar“ çekiliyor. Bir cümbüş, bir cümbüş...görmeyin gitsin...

Eğitimimiz bölündü:

Milli Eğitimimiz iki başlı yapıldı ve millî olma özelliği elinden alındı.

Ya İmam Hatip’e gideceksin orta öğretimde, ya orta okul ve liseye.

Ya İngilizce eğitim veren Anadolu Lisesi adlı sömürge lisesine gideceksin.

Ya Düz Liseye.(Düz Lise ne demekse, böyle diyorlar artık devlet okullarına)

Öğretmenlerimiz , memurlarımız bölündü:

Kadrolu- Sözleşmeli.

Son Milli Eğitim Şurası karar almış: Öğretmenlerin hepsi sözleşmeli yapılacakmış. İktidara boyun eğsinler, çağdaş , Atatürkçü çizgide millî bir eğitim vereceğiz diye direnen hiç kalmasın diye...

İşçilerimiz bölündü:

Sendikalı ve taşeron işçi .Taşeron işçi çalıştırmak teşvik ediliyor ki, işçiler ses çıkaramasın, en ucuza ve insanlık dışı şartlarda çalıştırılsınlar!

Toplum bölündü:

Cemaate girenler, bir cemaate ait alanlar, tarikata ait olanlar.

Bağımsız birey olarak kalmaya ne pahasına olursa olsun direnmeye devam edenler.

Basın ve yayınımız bölündü:

Televizyonlarımız iki çeşit oldu: Yandaş televizyonlar, Damat televizyonu, çeşitli nedenlerle (korkudan)taraf televizyonlar, radyolar bir yanda; sayısı üçü dördü geçmeyen tarafsız yani iktidara muhalefet edebilen televizyonlar, radyolar öte yanda.

Yandaş, yanlı, yalaka basın bir yanda; tarafsız( muhalefet edebilen) basın öte yanda.

Dış destekli, AB, ABD ve Yahudi parasıyla beslenen besleme basın, emperyalistlere hizmet eden basın bir yanda; halkının gücüyle ayakta duran, ulusal çıkarlarımızı savunan basın ve yayın bir yanda.

Başlarımız bölündü:

Açık-kapalı. Türbanlı- başörtülü.

Yollarımız bölündü:

Tek şeritli yollar ve iktidar mensuplarını, iktidarın adamlarını bu yolların yapım ihaleleriyle ihya eden çift geçişli (duble)yollar.

Taşımacılığımız ikiye bölündü:

Bu iktidardan önce üç çeşit taşımacılık vardı ülkemizde: Kara, deniz, hava taşımacılığı.

Deniz yolları sırf İstanbul için Marmara’da yapılacak şekilde bırakıldı, Karadeniz ve Akdeniz’den kaldırıldı. Karadeniz feribot seferleri 2003’ ten beri yok...Yani taşımacılığımız artık iki çeşit: 1-Kara(otobüs- tren) 2-Hava(uçak-helikopter)

Yazarlarımız, bilim adamlarımız, emekli askerlerimiz, muazzaf askerlerimiz, aydınlarımız bölündü:

Suya sabuna karışmayanlar, yani tehlike arzetmeyenler. ( bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenler)

Bir de toplum için konuşmaları, önderlikleri, bilgi ve tecrübe birikimleri tehlike yaratan, susturulması gerekenler.(Bu grubun çoğu Silivri’de toplandı)

Atatürkçüler de ikiye bölündü:

Tabelâ Atatürkçüleri -sözde, konuşmada Atatürkçü olanlar- ve Atatürkçülüğü özümsemiş, gerçek Atatürkçüler, bağımsızlıkçılar...

Ekonomik bakımdan halkımız ikiye bölündü:

Kredi borcu olmayan, kendi yağıyla kavrulabilenler..Başı dik gezenler.

Kredi borcu olan veya bu borç yüzünden malına mülküne haciz gelenler...Diz çöktürülenler.

Siyasi bakımdan da halkımız ikiye bölündü:

Bağımsızlıktan yana olan, ne AB, ABD’de, tam bağımsız Türkiye diyenler, Mustafa Kemal askerleri bir yanda...

ABD, İsrail ve AB fonlarıyla, parasıyla beslenen beslemeler, bunların kandırdıkları zavallılar bir yanda...

Korkaklar, hainler, satılmışlar bir yanda, bu Cumhuriyet bize Atamız’dan emanet diyenler, bu emaneti korumalıyız, koruyacağız diyenler öte yanda!

Milliyetçiler bir yanda, sömürgeciler öbür yanda...

„Ne Mutlu Türküm Diyene“ diyenler , bu sözü yürekten benimseyenler hep var. Bunlar hep çoğunlukta ama bunun yanında Türküm demeyi içlerine sindiremeyenler, Türklüğü bir etnik kimlik basitliğine indirmeye kalkışanlar, Türk Milleti diyemeyenler, Türkiyelilik gibi bir bölücü söylemle milletimizin kafasını karıştıranlar var bir yanda.

Bizim Kürtlerimiz var. Devletine, vatanına, milletine bağlı ama terör belasından çaresiz bırakılmış ...Bir de dış destekli hareket eden, bölücülük yapan, eli kanlı örgüt başına „sayın“ diyebilen , bunu içlerine sindirebilen, şehitlerimize, gazilerimize saygısızlık yapan maşa Kürtler...

Görüldüğü gibi bölünmedik, parçalanmadık, didik didik edilmedik tek bir yerimiz, tek bir özelliğimiz, tek bir değerimiz kalmamış...



Geçenlerde bütün bu bölünmüşlüklerimiz üzerine yeni bir bölünme eklendi.

İktidar adayı, halkın umudu, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu altı oklu , Atatürk devrimlerinin savunucusu ve koruyucusu olması gereken muhalefet partimiz CHP de bölündü!

Önce, Kemal Kılıçdaroğlu yanlıları...Önder Sav yanlıları...diye.

Yeni CHP ve eski (?)CHP dendi bunlara sonra.

Laik CHP - türban savunucusu CHP.

Çarşafa rozet takan CHP- Halkçılığa inanan kadın haklarını savunan CHP…

Af diyen- affa karşı çıkan,

AB diyen- AB’ye karşı çıkan,

Yandaş basın yayında övülen- yandaş basın yayında yerilen,

Bu yol iyi diyen - öbür yolu beğenen,

Lideri partisine söz geçiremeyen, lideri ülkeyi kucaklayamayan, lideri iktidar başına karşı yaptığı konuşmalarda her cümlede on kere“sayın“ diyen, olanı biteni, bu küresel düzeni açık açık halkına anlatamayan bir CHP...

Lideri, hoş görünmek, bazılarına yaranmak uğruna adi bir katilin, bir hakimi herkesin gözü önünde belindeki silahıyla bilerek isteyerek öldüren ve bu suçtan hüküm giymiş adi bir suçlunun mezarını ziyaret etmekten çekinmeyen , bu mezarın başında dua eden bir CHP.

Yine PKK kanlı terör örgütü elemanlarıyla kolkola Almanya’da sahnelere çıkan, bu örgütün acımasız bir katil olan başı için onu çok özledim diyebilen , canilerle aynı söylemlerde birleşen bir şarkıcının mezarını ziyaret eden bir lideri olan CHP!

Öldürülen o hakimin mezarını da ziyaret etseydiniz o zaman! Aynı gün önce şehitliklerimizi ziyaret edip yine Fransaya dönseydiniz değil mi madem bunu yapacaktınız!..

Üç beş oy uğruna, binlerce oyu kaybetmeyi göze alabilen , belkemiksiz CHP!

Yeni lider çıkaramayan, devlet adamları yetiştiremeyen, veya yetişenleri halkına tanıtamayan, onları partisinin yönetimine getiremeyen CHP!

Bir yanda, umudumuz CHP! Hemen yanında umudumuzu yitirdiğimiz CHP!

İki büyük muhalefet partimiz var zaten: CHP ve MHP.

Türklüğün bunca aşağılandığı, bunca kan kaybettirildiği bir dönemde etkisiz bir muhalefet yapan MHP!

Her sıkıştığın da bu sıkışan ve dara düşen iktidar partisinin imdadına koşan, ona koltuk değneği olan MHP!

Ülkemizin çıkarlarına ve millî çıkarlarımıza aykırı kararlara imza atan bir iktidar!

Bu duruma karşı etkili bir birlik çağrısı yapamayan muhalefet!

İrili ufaklı onlarca da küçük muhalefet partilerimiz var...

Hepsi ayrı telden çalıyor! Hepsi, insanı dehşete düşüren, ülkemizin geleceğiyle ilgili planlanan şeyleri iş lafa geldi mi söylüyor! Sadece söylüyor! Ne yapacağız dendiğin de , sandıkta cevabını vereceksiniz...diyorlar.

Hemen dönüp, "Sayın falan, sayın filan diye saygı ve sevgilerini pekiştiriveriyorlar o eleştirdikleri yöneticilere...



Sandıkta milletimiz ne yapacak? İki buçuk ulusal gazete, üç buçuk ulusal televizyon yayınıyla mı bu tehlikeleri görecek, aklını başına alacak ve oylarını muhalefete yağdıracak?

Bu yandaş, yalaka ve dış merkezli beyin yıkayan basın yayınla mı uyanacak bu halk?

Nasıl cevabını verecek?

Nasıl vereceğiz cevabımızı sandıkta ? Bu baskılarla mı? Bu dağıtılan rüşvetlerle mi, sadakalarla mı? Bu devlet imkanlarıyla yapılan seçim propagandalarıyla mı? Bu borca batırılan, dinî duyguları kullanılan toplumla mı?

Ya veremezsek? Ya iş işten geçerse? Ya bu iktidar bir kez daha başta kalırsa?

Ya Anayasa tehlikeye girerse? Ya -ağzımızdan yel alsın- Anayasayı değiştiriverirlerse, bir dil daha eklerlerse içine, bir millet daha icat ederlerse, bir olan yapımızı ikilerlerse, sonra da Birleşmiş Milletlerin meclisimizce kabul edilen "İkiz Yasaları" uyarınca da yarattıkları bu ikinci halk onlardan yardım isterse ve Birleşmiş Milletler bunun üzerine bize müdahale eder, bizi işgal eder, resmen ikiye bölerlerse bizi...



Bölünüyoruz...Bölünüyoruz...Bölünüyoruz...

Bir bütünleşme, bir toplanma yok ufukta...

Tam yazımı yazdım gönderiyorum gözüm haberlere takılıyor. İran Devrim Muhafızları örneği bir özel ordu kuruluyormuş. TSK lâğvediliyormuş kimseye çaktırmadan...
TSK"nın yanında ikinci ordu kuruluş yolunda mı? diye soruyor Ümit Özdağ. Ve devam edyor: "Bir ülkede bir tek ordu olur. O orduda milletin ordusudur. Bu ordunun görevi milleti ve milletin menfaatlerini savunmaktır. Ancak Nazizm, Humeynizm ve Saddamizm gibi rejimlerde rejimler var olan orduların yanına kendilerini millete ve milletin ordusuna karşı korumak amacı ile SS’ler, Devrim Muhafızları, Cumhuriyet Muhafızları gibi adlarla özel ikinci ordularını kurarlar. Çünkü bu anti-demokratik rejimler orduları kendi hizmetkarları/partizanları olarak görmedikleri için bu ordulara güvenmezler. Kurdukları özel orduların asıl amacı dış düşmanlara karşı değil, kendi ordularına karşı savaşacak bir ordu hazırlamaktır."
Ordumuz da bölünüyor demek ki. Bir ordumuz varken iki olacak!

Seçime dokuz ay var.

Anne karnında çocuk dokuz ay on günde gelişiyor...

Biz bu sürede ya yeniden doğacağız, aklımızı başımıza alarak, bütünleşerek...

Ya da bölünmeyi durduramayacağız, ABD’nin BOP projesine boyun eğeceğiz...

Kendi askerimize , ordumuza karşı kurulacağı söylenen ABD’nin "Füze Kalkanı"projesi hayata geçecek!

ABD ve NATO askerlerinin Doğu Bölgemizi işgalinin taşları döşenecek!

Bunlar Atatürk Cumhuriyeti’nin „Ruhuna Fatiha“ okutacaklar ...

Seçim bizim!

Durum ortada!

Bizim artık bölünmeye tahammülümüz yok, yeniden toparlanmaya ise zamanımız çok az...Örümcek ağı gibi etrafımız sarıldı...

Bölüyorlar, parçalıyorlar...

Düşmanlar keyiften avuçlarını ovuşturuyor...



Ne dersiniz, bölünmelere devam mı?

Yoksa kurtuluşa kadar birlik ve beraberlik mi?



Feza Tiryaki, 18 Kasım 2010

Paylaş
3098 kişi bu içeriğe erişmiştir.
Son Güncelleme: Pazar, 21 Kasım 2010 01:18
 
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!