Türkiye'yi Bekleyen Tehlike: Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect) / Murat Can BAYRAKTAR PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 19 Ağustos 2012 16:48 ◙◙▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬◙◙ 3486 kişi bu içeriğe erişmiştir.
Paylaş

11 Eylül saldırıları sonrası dönemin ABD başkanı George Bush yaptığı açıklamada ‘’Terörizme karşı yürütülen haçlı seferi (olacak) bu biraz zaman alacaktır’’demişti. 

ABD’ye göre terörist olanlar ve teröre destek veren devletler hedef tahtasına oturtulmuştu. Önce Afganistan işgal edildi sonra Irak. İşgallerde milyonlarca Müslüman hayatını kaybetti. Bush’un belirttiği gibi haçlı seferi zaman alacaktı ve terörizmle savaş sürmeliydi. Fakat direnişçiler tarafından öldürülen, savaşın gerginliğine dayanamayıp intihar eden ABD askerleri, ülke ekonomisinin uğradığı kayıplar da aynı zamanda ABD toplumunda kıpırdanmalar yaratmıştı. Bu nedenle işgallere yeni bir boyut kazandırıldı. Artık hem ekonomik kayıplar azaltılacak hem de ABD askerlerinin can güvenliği tehlikeye atılmayacaktı. 

Yeni konsept doğrudan ABD müdahalesinin yerini dolaylı müdahaleye bırakıyordu. Hem de bu dolaylı müdahaleler uluslararası hukuk kuralları içinde yapılacaktı. Birleşmiş Milletler(BM)tarafından 2005 yılında kabul edilen ‘’Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect)’’ kavramı ile BM Güvenlik Konseyi’ne bir ülkede sivillere karşı mevcut hükümetin uygulayacağı şiddete karşı müdahale hakkı tanınıyordu.

Anahtar kelime ‘’sivillerdi’’. BATI devletleri çıkarları doğrultusunda hareket eden silahlı grupları sivil olarak tanımlarken kendi çıkarlarına ters düşenleri ise terörist kategorisine sokuyordu. Sivil olarak tanımlanan grupların yaptığı katliam ve kıyımlar özgürlük mücadelesinin gereği olarak kabul ediliyordu. Libya’ya yapılan müdahale ‘’koruma sorumluluğu’’çerçevesinde yapılmıştı. Libya bir anda karışmış, terör eylemleri ülke geneline yayılarak BATI’ya müdahale için uygun zemin hazırlanmıştı. Olaylar neticesinde Libya NATO uçakları tarafından günlerce bombalanmış, binlerce masum insan hayatını kaybetmiş ve BATI’nın sivil olarak tanıttığı insanların liderleri Kaddafi’yi linç etmesi sonucu ülkeye nihayet demokrasi(!) gelmişti.

Geçmişe baktığımızda ise ‘’koruma sorumluluğu’’na benzer bir uygulamayı BATI devletlerinin Türk Milletine uygulamaya çalıştığını görebilmekteyiz. Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasındaki bazı maddeler emperyalist devletlerin temel stratejilerinin yıllar geçmesine rağmen değişmediğini bize göstermektedir.

Özellikle bu antlaşmanın;

7.maddesinde belirtilen ‘’İtilaf devletleri,güvenliklerini tehdit eden bir durumda istedikleri herhangi bir stratejik bölgeyi işgal edebileceklerdir’’ ve

24.maddesindeki ‘’Doğu’daki altı ilde KARIŞIKLIK ÇIKARSA oralar İŞGAL edilecektir’’


kısımları bugün ‘’koruma sorumluluğu’’ olarak tanıtılan kavram ile BATI işgallerine BM eliyle meşruluk kazandırmaya çalışan devletlerin bakış açısının yıllardır aynı olduğunu çok açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bir ülkede (nedense hep doğal zenginliklere sahip ve stratejik bir konumda olan İslam ülkeleri oluyor) karışıklık çıktığı zaman mevcut ülke otoritesi müdahelede bulunursa BATI ülkeleri ‘’insani yardım’’ adı altında ülkenin silahlı muhalif gruplarına her türlü desteği sağlıyor eğer silahlı gruplar başarılı olamazsa ‘’koruma sorumluluğu’’çerçevesinde ülkeye müdahalenin önü açılıyordu. Yani ilk olarak muhalifler silahlandırılıyor, Suudi Arabistan, Katar gibi Amerikancı politikalar izleyen petrol zengini ülkeler eliyle gerekli finansman sağlanıyor hedef ülke terör ortamına sürüklenerek ‘’istenmeyen adamların’’gitmesi sağlanıyor veya hedef ülke emperyalist devletlerin çıkarları doğrultusunda tekrar dizayn ediliyordu.

Daha iyi anlaşılması için Türkiye üzerinden bir senaryo çizersek;

‘’Yıllarca BATI ülkeleri tarafından beslenen PKK bir kalkışmada bulunuyor. Bölgede siviller öldürülüyor. Devlet yetkilileri kaçırılıyor, suikastler, bombalama eylemleri düzenleniyor. Neticede ülke bir kaos ortamına sürükleniyor. TSK olaya müdahale etmek zorunda kalıyor. Şartların ağırlığı olayların şiddetini artırıyor ve PKK ‘’Türkiye Cumhuriyeti bize şiddet uyguluyor, Kürtler insan hakları ihlallerine maruz kalıyor’’ propagandası yaparak BATI’ya müdahale için yeşil ışık yakmış oluyor ve nasıl olur onlar terörist diyerek TSK operasyonlarına destek verenler ise dünyaya BATI medyası tarafından servis edilen yalan haberler,videolar ile susturuluyor...’’

Tüm bu senaryolar komplo teorisidir diyerek hedef saptıranların fazla uzaklara değil komşu ülkelere bakmaları yeterlidir. ABD’nin yeni stratejisinde artık doğrudan işgallere gerek kalmamıştır. Prof. Dr. Hasan Köni’nin de belirttiği gibi ''ABD artık askeri güç kullanarak ülkeleri işgal etmek yerine o ülkelerdeki muhalefeti silahlandırıp özel kuvvetleriyle hedefine ulaşma stratejisini‘’ benimsemiştir. Sıra Türkiye’ye geldiğinde de Libya’da, Suriye’de uygulanan ve uygulanmaya çalışılan bu stratejinin aynı şekilde bize karşı uygulanmayacağının garantisini kimse veremez. Bu nedenle yetkililer milletimizi ateş çemberine düşürecek günlük, kişisel menfaatlere dayalı politikalardan vazgeçerek ülkemizin geleceği için daha yapıcı politikalar üretmelidirler.

Murat Can BAYRAKTAR, 19 Ağustos 2012

Paylaş
3486 kişi bu içeriğe erişmiştir.
 
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!