Erkan GÜÇİZ



Debka: 'Türkiye İsrail'e Yaklaşmak İçin 40 Takla Atıyor!' / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 24 Mart 2013 21:38

Debka: 'Türkiye İsrail'e Yaklaşmak İçin 40 Takla Atıyor!'

İstihbarat ve güvenlik konularında uzmanlık iddiası taşıyan İsrail’den DEBKAfile haber ajansı, 23 Mart 2013 tarihli yazıda “İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın şerefini kurtardı.” diyor.
Haber, yorum karışımı olan bu yazıda, Mavi Marmara olayı ardından, “hiçbir şekilde özür dilemeyeceğiz” diyen Netanyahu’nun neden aniden bu tutumunu tersyüz ettiğini açıklanıyor.
Bu arada Türk halkından gizlenen Kürecik’le ile ilgili bilgiler ortaya çıktı; Başbakan Erdoğan’ın, bizim haberimiz olmadan, Türkiye’yi, Suriye’ye saldıracak birleşik kuvvetlere kattığını da böylece öğrendik.

“Obama, ABD’nin altı ay önce Türkiye, İsrail ve Ürdün’de kurduğu komuta merkezlerini ABD öncülüğünde tek bir noktada toplama planını anlattı.Bu birleşik komuta merkezi, Washington’dan gelecek emirle, dört ülke orduları ile koordine edilecek bir düzenle Suriye içinde hava ve kara harekâtına başlatmak üzere hazır bekleyecek.”

Yine hükümetin vatandaşlardan gizlediği başka birkaç konuya da ışık tutuyor bu yazı.
Böbürlenen, kötü niyetli, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu nispet edercesine, “Türkiye’nin temel talepleri karşılandı, istediklerimizi aldık” dedi. Çok iyi biliyordu ki geçen yıl, Ankara’nın dört temel konuda işbirliği isteğiyle devamlı sızlanmalarını, İsrail dışarıya belli etmeden olumlu olarak yanıtlıyordu.

Kudüs’ün onayı olmadan, ana parçalarından biri İsrail tasarımı olan Amerikan Boeing AWACS uçaklarının Türkiye’ye satışı durdurulmuştu. AWACS uçakları olmadan ABD’nin Kürecik’e yerleştirdiği radar sistemi tam verimli olarak çalışamaz. Kürecik’teki rampanın, ABD’ye ait İsrail’de, Negev’de aynı tip rampaya bağlı olduğunu Ankara saklıyor...

Kaynak: http://www.debka.com/article/22849/

Erkan GÜÇİZ, 24 Mart 2013

 
Afganistan ve Irak’ta Savaş Malzemeleri Satışları Azaldı; Yeni Pazarlar Lâzım / ( Çeviri: Erkan GÜÇİZ) PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 24 Mart 2013 20:35

2001 ile 2012 yılları arasındaki Afganistan savaşı ABD’ye 557 milyar dolara mâl oldu; 2013 bütçesinde Afganistan savaşı için ayrılan miktar 82 milyar dolar. 2003’de başlayan Irak savaşının ABD’ye bugünkü maliyeti 845 ise milyar dolar.
Eski ABD Başkanı Eisenhower 1961’de yaptığı veda mesajında “Ordu Sanayi Ortaklığına” karşı vatandaşlarını Kongre ve Senato üyelerini devamlı uyarmıştı.

(İngilizce’de “Military Industrial Complex” veya “Military–Industrial–Congressional Complex” olarak ifade edilir.)

Şimdi Afganistan ve Irak cephelerinde savaş araç ve gereçlerine ihtiyaç azaldı. Endüstriyel üretim değerinin yarısı bunlara bağlı olan ABD, ekonomisinin ayakta kalabilmesi için bu ürettiklerini ya dışarda çıkardığı savaşların taraflarına satacak, ya da onlar olmazsa kendi ordusu kullanacak, tüketecek...

İşte bundan dolayı, ABD Senatosunda Savunma Komisyonu Başkanı Carl Levin ve komisyonun kıdemli üyesi Senatör John McCain, 21 Mart 2013’de Başkan Obama’ya gönderdikleri mektupta Suriye’de katliamların durdurulması ve Beşar Esad’ı iktidarı terk etmeye zorlaması için daha etkili adımlar atmaya çağırdı.

70 bin kişinin hayatını kaybettiği Suriye’de kimyasal silahların kullanıldığı haberlerinden son derece rahatsız olduklarını ve kimyasal silahların yayılmasını önlemek için acilen harekete geçmek gerektiğini söylüyordu bu iki senatör.
Mektupta, “ABD askerini savaşa sokmadan, başka ülkelerin de katkısını alarak, sınırlı bir askeri hareket imkânın elinizde olduğuna inanıyoruz” deniyor.

“İlk olarak, size önerimiz, dostlarımız ve müttefiklerimizle birlikte Esad rejimini, hava savunma gücünü zayıflatmanız ve eğer istiyorsa, Türkiye’nin, Suriye’nin kuzey sınırı içinde bir tampon bölge kurmasına destek vermeniz. NATO Avrupa Komutanı Amiral Admiral James Stavridis'in bu hafta Savunma Komisyonundaki ifadesine göre, -Türkiye’nin rızası ile- Türkiye’nin güneyine yerleştirilmiş Patriot Füzeleri bu tampon bölgenin savunmasında kullanılabilir, bu da Esad rejimi pilotlarını o bölgeden uzak tutmaya yeter. Üstelik, Patriotlar Esad rejiminin gittikçe artan SCUD füzelerine karşı da kullanılabilir.” şeklinde devam ediyor mektup...

Böylece, silâh ihtiyacını Sovyet Rusya’dan karşılayan Suriye’ye bir şey satamayacak olan ABD “Ordu Sanayi Ortaklığı”, hem eskiden beri pazarı olan Türkiye’ye satışlarını arttıracak hem de kendi ordusuna satışları da eksilmeden devam edecek.

Kaynak:
Kaynak: http://www.levin.senate.gov/download/?i ... e226c62b44

Çeviri: Erkan Güçiz
Güncel Meydan

 
Suriye Politikasının Yetersizliği / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 21 Mart 2013 21:37

Suriye Politikasının yetersizliği

CFR (Dış İlişkiler Konseyi) yayın organı Foreign Policy dergisinde 21 Mart 2013’de Stephen M. Walt imzası ile çıkan yazıdan seçilmiş birkaç paragraf dünya politikasında ABD çıkarlarının her şeyin üstünde olduğunu vurguluyor. Önceden sonunu hesaplamadıkları Suriye politikasının çözülmez hale geldiğini kabulleniyor. Ancak en önemlisi, dış politika uzmanlarının “ilginç projelerini” gerçekleştirmede, ABD Başkanın ülkesinin üstün askerî gücünü keyfine göre kullanması.






    “Görüş ayrılıklarının toplandığı yer, ABD’nin dünya politikasında amaçlarının neler olduğu değil de neler yaptığı. Kısacası, daha değişik bir şekilde nasıl yaparız sorulan, yapmamız gerekli mi sorusu değil.

    ABD’nin çıkarları bu görüşlerde konu değil. ABD bir başka ülkenin iç işlerine müdahaleyi planladığında amaç nedir? Daha önemlisi, bir askerî müdahale bu müdahalenin malî yükünü taşıyan Amerikan vatandaşlarının güvenlik ve refahına ve yaşamını tehlikeye atan askerlere doğrudan ne fayda getirir?

    ABD’nin stratejik çıkarları Suriye’nin politikasını yeniden şekillendirmemizi gerektiriyor mu? Bunu nasıl yapacağımız hakkında bir fikrimiz var mı? Nasıl yapacağımızı bilsek bile, bölgede birbirinden çok farklı görüşler ve iktidar sahibi olmaya çalışanlara bakılırsa, geleceğin Suriye hükümetinin güvenilir ABD yanlısı olması da garanti değil. Bu arada ABD’nin Ortadoğu politikasının oranın insanlarını ABD’den soğuttuğunu da eklemek lâzım.

    Söylemeye gerek yok; Suriye kazanına daha da fazla silah doldurmakla olmayacak bu iş ve ADB ordusu da bu işe karışmaya hevesli değil.
    Peki, o kimyasal silahlar ne olacak? Esad onları kullanmaya başlarsa yahut onlar dünya silah piyasasına dökülürse veya ABD karşıtı grupların eline geçerse iyi olmayacak tabii ki. Bunlar istenmeyen ellere düşmeden sınırlı bir operasyonla toparlanıp imha edilebilir düşüncesi geliyor akla. Fakat kimyasal silahlar tehlikeli olsalar da nükleer silah değil; bu işe kalkışmadan dikkatli bir kâr-zarar hesabı yapmak gerekiyor.

    Bugün, ABD’nin askeri gücünün üstünlüğünden dolayı Başkanın kendi keyfine göre savaşlar seçme serbestisi var, bu da dış politika uzmanlarına oturdukları yerden ABD’nin gücünü nasıl ilginç şekillerde kullanacaklarını tasarlama fırsatını veriyor.”


Kaynak: http://walt.foreignpolicy.com/posts/201 ... y_on_syria

Erkan GÜÇİZ, 21 Mart 2013

 
Tarihi Düşmanlar Chavez’in Sağlığına Zarar Vermeye Çalıştılar / Çeviri: Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 08 Mart 2013 08:36

Venezüella basınından:

Agencia Venezolana de Noticias -

5 Mart 2013 Caracas -

Salı günü, Başkan Yardımcısı Nicolas Maduro, “ülkenin tarihi düşmanlarının Başkan Hugo Chavez’in sağlığına zarar vermek için bir zayıf nokta aradıklarından şüphesi olmadığını” söyledi. 

Chavez’in ölümünün, iki yıldır mücadele ettiği ve son olarak 11 Aralıkta Havana’da ameliyat geçirdiği hastalık yüzünden olup olmadığını araştıracak bir ilmî kurulun ileride kurulacağını belirtti.

Caracas’da hükümet merkezi Miraflores Sarayı’nda Bolivya Devriminin politikacıları ve yüksek rütbeli subayları ile görüşmesi esnasında Maduro, “Hiç şüphemiz yok, vakti geldiğinde Başkan Chavez’in bu hastalığa tutulduğunu kanıtlayacak bir ilmî kurul oluşturulacak” dedi.

Bu konuda pek çok belirti olduğunu fakat ne derece önemli olduğu göz önüne alındığında “bilim adamlarından oluşan özel bir kurul tarafından araştırılması gerektiğini belirtti.

Maduro, Chavez’in hastalığı konusundaki görüşlerini kamu ile paylaştığını ve tarihte buna benzer pek çok olay olduğunu hatırlattı.

Maduro, “Son olarak Filistin lideri Yaser Arafat var. Gizliliği kaldırılmış belgeler ve bu işe dâhil olmuş kişilerin ifadeleri hastalığın kendisine enjekte edildiğini kanıtladı; Filistin halkı ve dünya liderlerinin çoğu bunu kınasa da, Batı basını konuyu alaya alma ve çarpıtma yoluna saptı” dedi.

Çeviri: Erkan GÜÇİZ

Son Güncelleme: Pazartesi, 11 Mart 2013 11:43
 
“Türkiye’nin Başbakanı, Kürt mahkûmu ile Kaderini Belirleyecek Bir Kucaklaşmaya Kilitli” / (Çeviri: Erkan GÜÇİZ) PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 06 Mart 2013 04:45

İlgili yazı 'İngiliz Guardian Gazetesi'nin 1 Mart tarihli sayısında çıktı. Burada öne çıkan birkaç cümleden çok daha önemli olan yazıya ekli haritadır. Zira; yazıda kaynak alınan, İngiltere’nin Osmanlı’ya dayattığı 'Sevr' haritasıdır. Kurulmak istenen 'Kürdistan' bu haritadadır! 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması’nda öngörülen ve Ermenistan - Kürdistan sınırlarını belirleme yetkisini kendisinde bulan (!) ABD Başkanı Woodrow Wilson, 22 Kasım 1920’de bu haritayı imzalayarak işgal kuvvetlerine göndermiştir. Cömert davrananılan (!) Wilson haritasında; Ermenistan olarak gösterilen toprakların bir kısmını da Kürtlere bağışlanmıştır!..“Oslo görüşmeleri” nin mimarı olan İngiltere, şimdi de “İmralı'da yer alan terörist” ile yapılan süreci yönlendiriyor... Sınırları yeniden belirme yetkisini kendilerinde (!) görüyor, Lozan’da İngiliz delegesi Lord Curzon’un, İnönü’yü tehdit ettiği gibi bugün de İngiliz yazarlar Erdoğan’ı tehdit etme cesaretini kendilerinde bulabiliyor...
Kendisini ve ülkesini 'pazarlayan' biri bunu zaten hak etmiştir!..
Okuyalım:




Türkiye’nin Başbakanı, Kürt mahkûmu ile kaderlerini belirleyecek sımsıkı bir sarılış içinde... Türkiye içinde ve sınırlarındaki felâketler Erdoğan ve Öcalan’ı barışa doğru itiyor. Bakalım yakalayabilecekler mi?

Türk Devleti’nin giriş çıkışı yasakladığı İmralı Ada’sı, İstanbul marinalarının iki saat güneyinde, Marmara Denizi’nin ortasında. Ada Türkiye’nin en yüksek güvenirlikli hapishanesi – Alkatraz veya Güney Afrika’nın Robben Adası gibi. Türk Devleti’ne karşı ayaklanmayı 30 yıl sürdüren Silahlı Kürt savaşçılarının, Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kurucusu Abdullah Öcalan’ı hapsetmek için özel olarak düzenlenmiş burası...

Türkler için en büyük halk düşmanı, Kürtlerin ise kahramanlaştırdığı, 14 yıldır tecrit halinde hapiste tutulan Öcalan, Ankara tarafından zebani olarak gösterildi. Başbakan Erdoğan yakın geçmişte "Öcalan idam edilseydi bundan memnun olurdum" dedi.
Son haftalarda bu değişti; 30 yılda 40 bin kişinin yaşamına mâl olan, dünyada en uzun süren ve en fazla hasar yaratan etnik çatışmalarından birini çözme yolunda bir çıkış umudu belirdi.


Türk istihbaratının başı Hakan Fidan Öcalan’ı kazanmak için adayı ziyaret ediyor.
Mahkûmu ziyaret eden birkaç politikacılardan biri olan Kürt Milletvekili Ayla Akat, “Fidan ve Öcalan birbirlerini anlamayı başardılar” dedi.
Mahkûmun kardeşi Mehmet ziyaretçi oldu. Erdoğan, gerilla şefine televizyon verildiğini ilân etti. Devlet, Öcalan’ın kaç kitap okuduğunu ve adada yanına verilen diğer beş mahkûmla futbol ve basketbol oynadığını anlatma derdinde...
Kısacası "Türkler"in, Öcalan’ı zebani olarak göstermelerinin yerini insanileştirme alarak, bazı Türklerin ve Kürtlerin Birleşik Krallık – İrlanda arasındaki Kutsal Cuma anlaşmasına benzettikleri, barış görüşmelerinin yolu açıldı.

Çatışmaları inceleyen Cengiz Çandar, “Yeni olan devletin Öcalan ile görüşmesi değil – bu önce de oldu – bunu yaptıklarını kabullenmeleri” dedi. “Bir çözüm için beklentileri arttıran şimdiye kadar yaşanmamış şeyler var. Bu çok tehlikeli de olabilir.”

Irak, İran, Suriye'de yaşayan tahminen 30 milyon Kürdün yarısı Türkiye’de, bunların çoğu da Güneydoğu'da; fakat aynı zamanda, 3 milyonu İstanbul’da olmak üzere ülkenin batısındaki büyük şehirlere de dağılmış olanlar var.
Görünüşe göre, bölgede ve Türkiye’de olagelen trajedi ve afetler sonunda her iki taraf da savaşla kendilerini bir çıkmaza soktukları sonucuna vararak “İmralı süreci” olarak adlandırılan barış görüşmelerini başlattılar...
Akat, “Politik bir çözüm olmalı. Silahlı mücadelenin işi bitti. Fakat bir çözüm olmazsa PKK savaşa devam edecek. Her iki taraf ta bunun böyle olduğunu biliyor” dedi.

International Crisis Group’a göre, Öcalan’ın 1999’da Kenya’da yakalanmasından bu yana en yüksek zayiat olarak, son 18 ay, 900 kişinin ölümü ile 30 yıl süren ayaklanmanın en şiddetli dönemlerinden biri oldu.
Bu süreçte Türk hükümeti binlerce Kürt eylemciyi hapsetti; 600 kadar mahkûmun açlık grevine başlamasına sebep oldu. Ekim ayında, açlık grevleri tam ciddiye sardığında, Öcalan "grevin sonlandırılması emrini" verdi ve grevciler bu emre uydu.
Bu, 14 yıldır hapiste olan bir liderin gücünü inandırıcı bir şekilde gösterdi; Erdoğan’ın, barış istiyorsa, Öcalan ile dolaylı olarak konuşması gerekliliğini ortaya koydu.

Kürt liderin avukatlarından biri, Mazlum Dinç, “Öcalan olmadan da savaş devam edebilir; fakat Öcalan olmadan barış olamaz. Bunu herkes anlıyor.” dedi.
İstanbul’da, International Crisis Group araştırmacısı Hugh Pope, “Öcalan bir uzlaştırıcı anlaşmayı onaylayacak tek kişi. O hâlâ en yukarıda olan.” dedi.

Akan kan, hapisler ve sonu olmayan çıkmaza girilmiş olması tarafları müzakere masasına oturtuyorsa da Erdoğan’ın yumuşatan diğer güçlü sebep de bölgede Kürtlerin, Türklere göre daha avantajlı bir duruma geçmiş olması.
Irak savaşı sonucu Kuzey Irak Kürtleri kendi vatanlarını kurmuş durumdalar. Yaklaşık 3 bin PKK savaşçısı Irak’ta Kandil dağında, bir o kadarı da Türkiye içinde. Fakat düzeni değiştiren en son olay, Türkiye’nin Güneydoğu sınırında, Suriye’deki iç savaş oldu. PKK’nin Suriyeli hısımları şu anda Suriye’nin Kuzeydoğu sınırlarının bir bölümünü kontrol altına almış durumda ve iç savaş sonrası bölgesel özerklik alması bekleniyor.
Sınırın yaklaşık 700 kilometrelik bölümü Türk ve Suriyeli Kürtlerin kontrolü altında.

Avrupalı bir diplomat, “Bu, Beşar Esad’ın Erdoğan’dan intikam alması. Kuzeydoğu Suriye’yi Kürtlere teslim etti, Ankara’ya sorun yaratmak için.” dedi.
Diğerleri, bölgenin Kürtlerin kontrolü altına girmesi savaşın doğal sonucudur, görüşünde. Pope’a göre, “Türkiye’nin Ortadoğu politikası çöktü; Kürtlerin önünü açtı. Bağdat ve Tahran karşısında daha güçlü olabilmek için PKK ile bir uzlaşmaya gitmek zorunda.”

Hapishaneye gemi seferleri hafta sonunda hızlandı; – İrlanda’da Sinn Féin, IRA için ne ifade ediyorsa, PKK için aynı durumda görülen – Barış ve Demokrasi Partisi’den (BDP) üç milletvekilinin, Öcalan’ın barış görüşmeleri hakkında görüşlerini almak için sıkı bir kontrol altında sekiz saat süren ziyaretlerine izin çıktı ve onlar liderlerinden aldıkları uzun bir mektupla geri döndüler.
Ankara ve İstanbul’da dolaşan haberler şöyle: PKK gelecek ay, Kürtlerin yeni yıl kutlamaları (Nevruz) sırasında ateşkes ilân edecek, PKK’nin elindeki rehinelerin bırakılma ihtimali var ve Ağustos’tan itibaren savaşçılar silahlarını bırakarak Irak’a çekilecek.
Perşembe günü Türk basınına sızan bilgilere göre Öcalan, ziyaretçilerine "barış süreci başarıya ulaşmalıdır, diğer seçeneğin, 50 bin Kürt isyancının Türk devletine karşı sonu getirecek savaşı büyüttükleri 'savaş ve kaos' ortamı olacak" dedi. Görüşme tutanaklarını kimin, neden sızdırdığı pek belli değil; fakat bu olay süreci saran komplo ve bulandırma havasını iyice ağırlaştırdı. Eğer Öcalan hâlâ sorgusuz sualsiz Kürtleri kontrol ediyorsa, 10 yıldır tartışma götürmez bir şekilde kararların başladığı ve bittiği yer olan Erdoğan için de aynen gelecek yıl, Rusya’da Vladimir Putin’in yaptığı gibi, yeni bir anayasa altında, başbakanlığı yetkili bir cumhurbaşkanlığı ile takas etmeyi hedefliyor.

Bu hafta Erdoğan yüksek sesle PKK’nin silah bırakmasını beklediğini söylerken bir yandan da bölünmüş toplumlara karşılıklı güven verecek birinin tutumu olamayacak şekilde, Kürtleri aşağılayacak laflar ediyor. Erdoğan’ın son öfke gösterisi, Türkiye’yi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’in Erdoğan’dan, "Siyonizm bir insanlık suçudur" sözlerini açıklamasını istemesiyle ortaya çıktı.
Erdoğan, gizemli tutumu ile meşhur...
Barış sürecinin Kürtlere neler getireceğini veya mesajlarını taşıyan Fidan’ın Öcalan’a neler vadettiğini açıklamayı reddediyor. Bu samimiyetsizlik Kürtler tarafında şüphe ve suçlamalara sebep olurken barış sürecini genel olarak destekleyen ana muhalefet partisinden de şikâyetler geliyor.

Bir Kürt politikacısı olan Hayri Ateş, “Savaştan başka hiçbir şey bilmeyen bir yeni nesil Kürt var” diyor. “Köyleri harap edilmiş, bir sürü çözülmemiş cinayet ve kaybolan insanlar. Son derece yoksullar. Ve bütün şikâyetlerin sorumlusu Türkler. Kızgın bir nesil. Şimdi ülke kutuplaşmış ve Erdoğan’ın partisi baskıcı. Kürtlerle eşit şartlar altında görüşmek zorunda.” Hükümet tarafından yapılan açıklamalar Erdoğan’ın iyi niyeti hakkındaki şüpheleri kuvvetlendiriyor.
Başbakan Yardımcısı Hüseyin Çelik,“Kürt olamayan vatandaşların da hassasiyetlerini göz önüne almalısınız, kamu görüşünü yönlendirmeliyiz. Öcalan, örgütü üzerinde hâlâ etkisi olan bir siyasi mahkûmdur. Fakat Öcalan ve PKK insanları öldürerek bir yere varamaz. Bir yumrukla el sıkışamazsınız.” dedi.

Batılı diplomatlar, tarafların ciddiyeti hakkında şüpheli; savaşarak iki taraf da bir çıkmaza girdiler; fakat daha üstün bir güç ile karşı tarafın hakkından gelebilecekleri umudunu yitirmiş değiller, görüşündeler...
Erdoğan’ın stratejik bir ileri görüşle değil de yeni anayasa yoluyla politik gücünü arttırma taktiği kullanarak hareket ettiği şüphesi çok daha kuvvetli...
Her şeye rağmen, halk önünde oynanan barış süreci oyunu bugüne kadar görülenlerden farklı olarak Kürt tarafına ihtiyatlı bir iyimserlik umudu veriyor.
Bu çatışma konusunda tarihçi ve İstanbul’da sosyolog Mesut Yeğen, “1993’den beri pek çok barış görüşmeleri girişimleri oldu, bu defa farklı. Erdoğan güvenebileceğimiz bir ortak. Ve Türkiye, Öcalan bunu yapabilecek durumda iken hareket etmeli.” dedi.
Ankara’da, bir terörle mücadele uzmanı olan Nihat Ali Özcan’a göre zamanlama ve bölgenin politik dinamikleri Kürtlerin lehine. “Öcalan’ın adada çok zamanı var, Erdoğan’ın ise çok pahalı bir saati... " dedi. Yıllar süren karşılıklı vahşet, değiştirilmesi zor olan, affetmeyen bir ortam doğurdu. “Yılda 500 kişinin ölümüne katlanabiliriz. Bu olağan olarak görülüyor.”

Erdoğan’ın bir şey verip vermeyeceği belli değil, verirse de onun ne olduğu bilinmezken Kürtlerin istekleri 90 yıl önce kurulan cumhuriyetin ilk gününden beri kendilerine tanınmayan hakların tamamı: kendi dillerinde eğitim; tasarlanan yeni anayasada Türkiye’nin yalnız Türklerin cumhuriyeti değil, Kürtlerin ve diğer 40 etnik azınlıklara ait olduğu; Kürtlerin parlamentoda temsilini kısıtlamak için düzenlenmiş seçim barajının indirilmesi; idarenin daha yerel yönetime dönük hale getirilmesi ve bölgesel hükümet. Kürtler ayrıca, Öcalan’ın adadaki tecridinin ev hapsine çevrilmesini isteyecekler.
Pope, “1925’den beri Türkiye Kürtlere karşı affedilmez bir politika izledi ve birçok imkânı heba eyledi” diyor. “Bu şimdi eşit haklar ve hukuk adına.” Bu güne kadar böylesine bir çıkış imkânın az görüldüğünü söylüyor. “Hiç görmediğim kadar yaratıcı bir ortam” diyor.


Erdoğan ve Öcalan kaderlerini belirleyecek sımsıkı bir sarılış içinde iki ezeli düşman görünüşünde; Türkiye’nin geleceği de onların barış için yeteri cesareti göstermelerine bağlı.
Başarısızlığın bedeli çok yüksek; hükümetin verdiği bilgilere göre bugüne kadar Türkiye’ye maliyeti 450 milyar dolar olan kan dökümünün daha da şiddetli olarak geri gelişi olacak.
Bir anlaşmanın ödülü Erdoğan’ın cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ten sonra en büyük millî kişilik olarak tarihe yerini yazdırması ve Nobel barış ödülü alması olacak. Çandar, “Bu son şans da değil, en iyi şans da değil; fakat iyi bir şans” diyor.

Kaynak: http://www.guardian.co.uk/world/2013/ma ... oner-peace?

Lan Traynor ve Constanze Letsch / İstanbul, Guardian Gazetesi, 1 Mart 2013
Çeviri: Erkan GÜÇİZ

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 8
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?