Erkan GÜÇİZ



UYUMAYALIM / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 20 Nisan 2012 21:47

ABD Ankara Büyükelçisi, ABD Savunma Bakanı Gates’in Ankara ziyareti öncesi, 26 Ocak 2010’da merkeze gönderdiği mesajda şöyle diyor.

“Füze Savunması konusunda, Türkleri burada bir anahtar radar sistemi kurulmasına ikna gayretlerimizi ilerletmemizde Savunma Bakanın yardımlarını bekliyoruz.

Füze Savunma Sistemi


Türkler, AN/TPY 2 ve diğer Füze Savunma sistemlerini Türkiye’ye kurma talebimize nasıl bir yanıt vereceklerini hala düşündüklerinden, Silah Kontrolü ve Uluslararası Güvenlik Bakan Yardımcısı Ellen Tauscher’ın ziyaretini ertelememizi istediler. Türkiye’nin teknik konularda bazı soruları henüz yanıtlanmamış olsa da esas sorular şimdi politik olanlar. Başkan Obama ile görüşmesinde Başbakan Erdoğan, hem iç siyasette hem de İran ile ilişkilerde oluşacak politik maliyeti azaltmak için böyle bir sistemin NATO çerçevesinde yapılanması gerektiğini söyledi. NATO’nun bu işlevi yapabilecek ´bir geçici kapasitesi olmaması` Öncelikli Bölgeler için benzer bir NATO Balistik Füze Savunma sistemi olduğunu göstermemizi güçleştirdiğinden şimdi sivil yetkililerin karar vermesi lâzım; politik olarak ´ne kadar NATO` gerekli onlar için. Erdoğan, Türkiye’nin katılımının ileride İran’nın bir karşı saldırısında bu sistemin İsrail’e koruma sağlayacağından endişeli.

AN/TPY 2 radarını Türkiye’ye kurmama kararı ile Türkiye’nin füze savunmasından yoksun kalacağını Türklere anlattık; bu politik bir kararın değil, fizik ve geometri kuralları sonucu olarak ortaya çıkacak. Başbakan Erdoğan’a (yumuşakça) bu hususun tekrar hatırlatılması önemli; Türkiye’nin katkısının bizim için değerli olduğunun altı çizilmeli, ve eğer Türkiye bize söylerse ne kadar NATO’nun yeterli olduğunu, bizim de sistemi o kadar NATO’laştırmaya çalışacağımız anlatılmalı.”

http://wikileaks.org/cable/2010/01/10ANKARA126.html

Buradan anlaşılan Kürecik Füze Savunma Radar sisteminin NATO ile bir ilgisi, bağlantısı yok; yalnızca ABD’yi İran’dan gelebilecek füze saldırılarına karşı uyarmak ve bu füzeler Amerikan topraklarına erişmeden önlemek için kurulmuş bir sistem. Bu radarın işlevi açıkça görülüyor şemada; İran’dan kalkması beklenen nükleer başlıklı füzelerin vurulup düşürüleceği yer de Türk toprakları olacak.

Başbakan Erdoğan’ın bunları bilerek, Türk halkına ve İran’a, bu ABD’ye ait radar üssünü NATO’ya bağlı bir savunma sistemi olarak tanıtmaya çalışmasının sebepleri de Büyükelçinin mesajında açıklanıyor. Başbakan Erdoğan, daha sonra da bu aldatmayı pekiştireceği düşüncesi ile İran televizyonuna verdiği röportajda "NATO, Türkiye'nin şartlarına uymazsa sistemin kaldırılmasını talep ederiz" diyor.

Devamlı bizi uyutmaya çalışıyorlar; uyutulmadığımızı, yutmadığımızı, günü geldiğinde hesap vermek zorunda olduklarını bilmeleri lâzım.


Resim




Erkan GÜÇİZ, 20 Nisan 2012

 
Kontaklarımız! / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Salı, 10 Nisan 2012 16:51

Değişik ülkelerde görevli Amerikan Büyükelçi ve Konsoloslarının Merkezle (Washington) yazışmalarından binlercesi Wikileaks (Hızlı Sızıntılar) tarafından İnternet yolu ile ortaya döküldü.

Bu yazışmalarda Merkezden kaynaklananlardan sonra, sayıca en fazla olan Ankara’dan merkeze gönderilenler. Bize bu kadar önem verdiklerine ve Obama’nın Erdoğan’a bu sıcak yaklaşımına da bakarsanız, Erdoğan’ın dediği gibi Türkiye “Butik Devlet” değil, “Dünyaya Açık Güçlü Devlet”.

Ankara’da Amerikan Büyükelçisini ziyaret ederek ve arzu ettiği bilgileri vererek bizi Butik Devlet olmaktan çıkarıp, değerimizi arttırarak böylesine Güçlü yapan kişilerin adları da bu belgelerde geçiyor. CIA kendi puan sistemine göre bu kişilere not vermiş. Aşağıda bunların karnesi var; hepsi sınıf geçecek not almış.

Karnelerine bakıp kişiler hakkında hemen gıyaben hüküm vermeyelim. Kişileri tanıyorsunuz, ülke için ne hizmetler verdiklerini biliyorsunuz; kafanıza fesat düşünceler sokmayın. Sakın ha, bunlar CIA ajanı gibi aşağılayıcı bir etiket takmayın, büyük haksızlık olur. Bizde, toplumun ahlak değerlerini çiğneyen işlere saplanmışlar için “kötü yola düşmüş kişi” derler. Bu vatandaşlarımızın ne zorunlu şartlar altında bu yükümlülük altına girdiklerini de bilmiyoruz, o yüzden böyle bir düşünceye de kapılmayın.

Bu durumlarını açıklayabilecek, aklıma gelen birkaç sebep şunlar olabilir:

    • Geçim sıkıntısı var; çoluk çocuk evde aç beklerken ülkeye olan sorumluluk hissi biraz arka plana itilmiş, ekmek parası için bu yola düşmüş.

    • Baskı altında; çek, senet mafyası gibi bazı kişilerin tehditlerinden çekinerek bu işe razı olmuş.

    • Şantaj yapılıyor; gizli kamera çekimlerinin kayıtları var CIA’nın elinde, ele güne rezil olmamak için kabullenmiş.


Hiçbir şekilde, bu hizmetlerinin karşılığı bir maddi, politik kazanç ve mevki beklentileri olduğunu sanmıyorum. Zaten ABD’nin bizim iç işlerimize karışıp bu kişilere herhangi bir şekilde bir imkân doğurmaları da olası değil.

Siz, cari açık, dış borçlar büyüyor, vergiler artıyor, geçim zorlaştı diyen nankörlere kapılmayın. Ekonomik bağımsızlığımızın bize verdiği güçle pekişen siyasi bağımsızlığımızı ABD bile sorgulayamaz. Bakın Libya için neler söyledik, neler yaptık; şimdi aynı Güçlü politikayı Suriye’de uyguluyoruz, Obama ve Clinton hayranlıklarını ne şekilde anlatacaklarını bilemiyorlar.

Sağlıkla kalın…

Kim Hakkında Kontağın CIA değerlendirmesi Ne zaman söylenmiş

(lütfen bilinmesin)
yakın 2005
yakın 2003
yakın 2003
yakın 2003
yakın 2004
yakın 2007
yakın 2004
yakın 2003
yakın 2003
sıradan 2003
sıradan 2003
sıradan 2003
sıradan 2004
sıradan 2002
sıradan 2003
sıradan 2003
sıradan 2005
sıradan 2002, 2003
iyi 2002
iyi 2002
iyi 2002
iyi 2007
iyi 2004
iyi 2002
iyi 2002
iyi 2006

(hiçbir şekilde bilinmesin)
iyi 2004
iyi 2002
iyi 2003, 2006
uzun zamandır 2002
uzun zamandır 2002
uzun zamandır 2005
uzun zamandır 2006, 2008
uzun zamandır 2002
uzun zamandır 2002
uzun zamandır 2004, 2005
uzun zamandır 2007
uzun zamandır 2004
ziyaretçi 2004
uzun zamandır 2007
ANAP’tan 2003
ANAP’tan 2003
devamlı 2005
Güvenilir ve uzun zamandır 2006
faydalı 2007
saygı değer 2007

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Erkan GÜÇİZ, 5 Nisan 2012


 

Özgün Hali


02ANKARA8382
--Deputy P.M. Mehmet Ali Sahin: Born in the coal and iron and steel region of Karabuk in 1950. Graduated from Istanbul U. Faculty of Law. Practiced law as a private attorney. Elected to Parliament in 1995 on the ticket of Islamist Refah Party of Necmettin Erbakan. Married with four children. An Embassy contact for several years.

--State Minister for Economy Ali Babacan: see ref (D). Good contact of Embassy. --State Minister for Foreign Trade Kursad Tuzmen: see ref (D). Long known to Embassy. --Justice Minister Cemil Cicek: Born in Yozgat in central Anatolia in 1946. Graduated from Istanbul U. Faculty of Law 1971. Practiced law for 10 years and has an excellent reputation as a jurist. Entering politics as a founder of Turgut Ozal's ANAP, he was close to Ozal and served as Mayor of Yozgat during the early Ozal years (mid-1980's). A state minister in the ANAP governments of Ozal, Yildirim Akbulut and Mesut Yilmaz. Was driven from ANAP after a dispute with Yilmaz and served as an independent M.P. Member of parliamentary Constitutional Committee. Joined AK only a few months before the November elections. Married with three children. Speaks English and French. Good contact of Embassy.

--State Minister for Economy Ali Babacan: see ref (D). Good contact of Embassy.

--State Minister for Foreign Trade Kursad Tuzmen: see ref (D). Long known to Embassy.

--Justice Minister Cemil Cicek: Born in Yozgat in central Anatolia in 1946. Graduated from Istanbul U. Faculty of Law 1971. Practiced law for 10 years and has an excellent reputation as a jurist. Entering politics as a founder of Turgut Ozal's ANAP, he was close to Ozal and served as Mayor of Yozgat during the early Ozal years (mid-1980's). A state minister in the ANAP governments of Ozal, Yildirim Akbulut and Mesut Yilmaz. Was driven from ANAP after a dispute with Yilmaz and served as an independent M.P. Member of parliamentary Constitutional Committee. Joined AK only a few months before the November elections. Married with three children. Speaks English and French. Good contact of Embassy. Probably a Naksibendi.

--Defense Minister Vecdi Gonul: Born in Erzincan in eastern Turkey 1939. Graduated from Ankara U. Political Sciences faculty (then the premier training ground for future high civil servants) 1962; earned an M.S. from University of Southern California. Joined the Interior Ministry; after service as an inspector and sub-governor, appointed governor of Kocaeli (Izmit), director general of security (National Police), governor of Ankara, governor of Izmir; was close to Turgut Ozal; a founding member of the High Education Council (YOK), Undersecretary of Interior Ministry under Minister Abdulkadir Aksu (see below); chairman of the Court of Accounts (Sayistay). Elected to Parliament 1999 on the ticket of Erbakan's Islam-oriented Fazilet Party. Joined AK in 2002. Married, three children. Speaks English. Long-time contact of the Embassy. Did his military service with President Sezer (a classic bonding experience). No base in AK's grass-roots. Considered an exemplar of Turkey's Deep State, and thus someone who will smoothly manage AK's relations with the Turkish military. Expected to be nominated by AK as its candidate for speaker of Parliament, but was brushed aside by party vice-chairman Bulent Arinc. Probably a Naksibendi.

--Interior Minister Abdulkadir Aksu: Born in Diyarbakir 1944. Of Kurdish origin. Graduated from Ankara U. Political Science Faculty. Joined Interior Ministry, served as Malatya police director, Kahramanmaras deputy governor, deputy director general of security (National Police), Rize governor and mayor, Gaziantep governor. Entered politics with ANAP, elected to Parliament from Diyarbakir. Served as Interior Minister 1988-91. Married, two children. Speaks German. Long-time Embassy contact. Probably a Naksibendi.

--Education Minister Erkan Mumcu: Born in Yalvac (former Pisidian Antioch) in south-central Anatolia 1963. Graduated from Istanbul U. faculty of Law. Entered politics as a rising star in ANAP, elected to Parliament on ANAP ticket 1995 and 1999. Served as Minister of Tourism for first part of the Ecevit government. Resigned from ANAP in summer 2002 after long-running dispute with ANAP leader Yilmaz and joined AK. Married, two children. Speaks English. Long-standing contact of Embassy. Has been sharply critical of the Kemalist State for years. Seen as too openly ambitious by many.

--Industry and Trade Minister Ali Coskun: see ref (D). Long-time Embassy contact. Possibly a Naksibendi.

--Energy Minister Hilmi Guler: see ref (D). Embassy contact.

--Culture Minister Huseyin Celik: Born in Gurpinar (Van) 1959. Graduated from Istanbul U. Faculty of Literature, Department of Turkish Language and Literature. Post-grad studies at the University of London. Chairman and staff member of Department of Turkish Language and Literature at Centennial U. (Van). Has also written history articles, including on the Armenian question. Elected to Parliament on the DYP ticket 1995. Joined Fazilet Party 1999. Joined AK when Fazilet was closed. Married, three children. Speaks English. Good contact of Embassy. Focused, sometimes intense, but good natured. Likes to pontificate. Has long urged restoration of the Armenian church on Akhdamar island in Lake Van.

02ANKARA8505

Turkish Defense Minister Mehmet Vecdi Gonul is a long-time Embassy contact. His vast experience (below) with the organs of the state -- and the Deep State (refs A,B) -- have earned him the confidence of many in the Kemalist Establishment. Gonul also served in the military with President Sezer, a classic bonding experience. As a result, he is considered by Kemalists to be one of the most "acceptable" senior figures in the Islam-influenced AK (Justice and Development) Party government.

First, we have on good authority that Gonul has ties to the Naksibendi tarikat. This is a nominally illegal sufi Islamic order, generally dominated by Kurds and characterized now by tendencies toward quietism and serious religious piety. Gonul's patron, the late P.M./President Turgut Ozal of the Motherland Party (ANAP) was a Naksibendi, as was Ozal's Islamist brother Korkut -- a long-time Embassy contact and senior Naksi figure in his own right. Gonul is reportedly close to Korkut. In private meetings with us, Gonul has evinced a remarkably intimate understanding of tarikat history -- he sees the orders as a natural part of Anatolian society -- and the current trends in tarikat politics in Turkey.


03ANKARA2258

On April 7, the Government replaced two Central Bank Board members at the Central Bank's regularly scheduled annual meeting. The two new Board members are: Durmus Yilmaz, a Deputy DG of the Central Bank's markets department and Embassy contact; and Dr. Mustafa Ilker, an economics professor from Uludag University. Central Bank official Ikler Domac told us Yilmaz is a religious Muslim, but not known to be close to AKP and is well respected at the CBT. The second appointee, Mustafa Ilker is an AKP cadre and close to MP Nazim Ekren. There are six GOT-appointed Central Bank board members, each has a three-year term.


03ANKARA2353

Elkatmis (Mehmet), an Embassy contact since 1996 and member of the more hard-core Islamist tendency in AK, has been a useful interlocutor in the past. However, this misstep, and a previous attempt by him to contribute to a smear campaign alleging USG support for the PKK (ref A), reflect the generally low quality and still embryonic understanding of democratic institutions shared by Elkatmis and other members of the Human Rights Committee. In this context, we note that Elkatmis and other Committee members: (1) profess to believe that the Committee's work is somehow unconnected to the wider traffic of parliamentary activity and USG-GOT relations -- despite their own sensitivities about U.S. Congressional attitudes towards Turkey; and (2) appear to derive considerable inspiration from fiery Speaker of Parliament Bulent Arinc, who has made no secret of his ambitions to challenge Erdogan for leadership of AK (ref B).


03ANKARA3507

We will follow up with members of Gul's delegation and with MFA contacts for first-hand readouts of what Gul said in his private contacts with the Syrians and Iranians when the del returns to Ankara week of June 2. But it is clear that Gul's comments are significant in several respects, particularly in terms of the domestic political and policy battles shaping up in Ankara. First, the philosophical: Gul's emphasis on "rational thinking," though coming from a political leader with impeccable "Islamic" credentials, runs counter to a theme recently reiterated in the Turkish Islamist press. Abdurrahman Dilipak, a columnist and Embassy contact with great influence over the Islamist hardcore rank-and-file, took issue recently with the West's allegedly "rationalist secular religion," which he charged has no respect for "sacred values."


03ANKARA3784

Selma Acuner, former chairman of the women's group Ka-Der, is a close Embassy contact with political ambitions whom Genc is trying to recruit. She told us recently that Uzan has quietly established a think tank-like organization in Ankara as a policy planning/propaganda center aimed at a more elite audience. According to Acuner, Genc is carefully trying to keep its distance publicly from this organization in order not to undermine its carefully-nurtured image as an "independent" -- and thus credible -- institution.


03ANKARA3992

In a June 19 meeting with poloff, Gokcek chief advisor Murat Dogru explained that the mayor wants to be on AK's ticket and that negotiations are still underway. Dogru claimed that there is resistance to Gokcek's membership in AK from F.M. Gul and those close to him -- including AK M.P. and Embassy contact Murat Mercan, who once worked for Gokcek. They view the incumbent as a potential national rival. Dogru expressed confidence that AK will eventually agree to make Gokcek its candidate. "It's the only thing that makes sense," he said. (Note: as reported reftel, Erdogan and Gokcek are seeking rapprochement. End note). According to an independent pollster/activist with excellent access to conservative circles, Gokcek, a skilled political operator, is assiduously lobbying AK party officials, including members of the Parliamentary group, to support his AK candidacy and legitimize his place as a national contender.


03ANKARA5652

Sahin (Mehmet Ali) has been a long-time Embassy contact as an Istanbul M.P. from AK predecessor parties, Refah and Fazilet, and earlier as an Istanbul political bigwig (he served briefly as mayor of conservative Fatih district and later was Refah's party boss for Istanbul in 1994). He has been an open, thoughtful interlocutor -- and one not prone to blustering or hyperbole. Our contacts say Sahin has a certain entree to P.M. Erdogan. Their relationship likely grew out of their time working together in Istanbul, where Erdogan served as mayor 1994-1998.


03ANKARA6447

The delegates approved the list of 50 Central Decision Making and Administrative Board (MKYK) members submitted by Erdogan. Notably, Erdogan excluded Defense Minister Vecdi Gonul, former Deputy PM Ertugrul Yalcinbayir, and Parliament Human Rights committee MP Ersonmez Yarbay, a close Embassy contact. Erdogan increased the number of women on the MKYK to 10 -- up from five -- which Erdogan had promised prior to the convention (Note: seven of the 10 women do not wear headscarves. End Note). Erdogan also included the AK provincial chairmen from Ankara and Istanbul -- a nod to the party grassroots.

Our contacts -- including a leading national security analyst, the Aksam journalist, and AK Ankara chief and MKYK member Nurettin Akman -- confirm press reports that, in re-shaping the MKYK, Erdogan has begun the process of decreasing the influence of the Islamist Milli Gorus foundation, which they say Erdogan sees as exploiting religion for personal material gain. In doing so, they say Erdogan is attempting to bring in a more modern, forward-thinking, and responsive cast that is closer to the PM and the AK Party decision-making inner circle. The Aksam journalist argued that leaving Gonul off the MKYK will actually strengthen his position as a Minister, because Gonul will no longer have to devote his energy to party business. Akman told poloff Oct. 14 that Gonul simply did not have enough time to devote to party affairs. Yalcinbayir is considered a chronic naysayer by AK insiders. Meanwhile, Yarbay -- a thoughtful observer -- may have dug his own grave recently by criticizing Erdogan for authoritarian tendencies, a useful warning but one made too bluntly in the press, our contacts say.


03ANKARA6535

In his address to the crowd, Bahceli strongly criticized the AK Government's Iraq policy, claiming the GOT had surrendered to outside powers. He said the GOT has dishonored Turkey and has not pursued any policies that have benefited the Turkish nation. Opposition CHP Vice Chairman and close Embassy contact Sinan Yerlikaya, who attended the MHP convention, told poloff Oct. 17 that after hearing Bahceli's speech, he believes MHP will react quickly and loudly to any Turkish casualties resulting from a troop deployment to Iraq (Note: CHP also opposes deploying Turkish troops. End Note). In a subsequent Oct. 17 conversation, Huseyin Kocabiyik, who once served as advisor to former PM Ciller and who maintains extensive contacts on the political right, echoed Yerlikaya's sentiment, saying that Bahceli's speech suggests the party will organize its extensive grassroots youth organizations in universities and elsewhere to demonstrate against the GOT, especially if Turkish troops take casualties.

Our contacts suggest that Bahceli will make at least some changes to the party administration. Mehmet Telek acknowledged that the party will bring in some new faces, but he does not believe there will be very many additions. MHP Vice Chairman and close Embassy contact Sevket Bulent Yahnici told us after the convention that the party assembly will choose MHP executives (Vice Chairmen, administrative board) next week. Yahnici, who has largely withdrawn from party activities and does not expect to serve as Vice Chairman again, was dismissive of any potential changes. He averred that any new party executives will be chosen by the current unsuccessful, Bahceli-led administration. As a result, the party will have the same uninspired leadership with little "vitality," he claimed.


03ANKARA7411

The inability to criticize the party reflected in the above comments will carry over into the party's policies at least until local elections, according to our CHP contacts. In private conversations recently, several party deputies told us that they do not expect any major shift in the party's direction following the late October general convention that manipulated Baykal's reelection as CHP leader. Close Embassy contact and CHP M.P. from Hakkari Esat Canan, who admitted to poloff that he has contemplated leaving the party, said there will be no change in party policy before local elections. He asserted that while many in the party are looking for former State Minister Kemal Dervis -- now CHP Vice Chairman -- to assert himself and make the party more appealing to the public, Dervis lacks the courage and political skill to pull it off. He added that Dervis is not fit to lead.


03ANKARA7641

Our ANAP contacts -- including Kececiler, Dincerler, and long-time ANAP activist and Embassy contact Ali Turktas -- tell us Nas has long been associated with former ANAP leader Yilmaz, who, along with several former Ministers, is about to be examined by a parliamentary high court (Yuce Divan) for corruption. Nas would only say to us that Yilmaz "does not oppose" her candidacy; in the past she has told us more openly that she favors his comeback. Dincerler, who Dec. 10 resigned his position as advisor to the ANAP chairman, told us Nas' emergence probably means Yilmaz is planning an eventual comeback, which Dincerler claimed would destroy the party. Dincerler admitted that he privately hopes Nas becomes ANAP chairman, performs poorly, and is forced out so that the Yilmaz faction within the party will be discredited further. While acknowledging that Nas is likely paving the way for Yilmaz' return, Kececiler pointed out that Yilmaz will do nothing to pursue his comeback while the corruption investigation continues.


04ANKARA126

FM Gul, the top GOT official responsible for human rights, personally asked Bicak to replace an ineffective predecessor as head of the Human Rights Presidency, according to our contacts. A long time Embassy contact, Bicak (Vahit) is sometimes seen as arrogant and aloof, which explains his failure to consult with human rights NGOs on this regulation. However, he is respected as an authority on human rights issues, and he is clearly trying to provide much-needed structure to a chaotic human rights monitoring system that to date has served as mere window-dressing. As an indication of the system's low status in the GOT, Bicak's office, part of the Prime Ministry, does not have a separate budget. And it is woefully underfunded -- Bicak has asked a number of embassies to donate 10 computers to supplement the two his office currently has.


04ANKARA2119

In an April 12 meeting, CHP Diyarbakir M.P. and close Embassy contact Mesut Deger confirmed to us that Baykal is not going anywhere soon. Deger explained that Baykal convened both the party assembly and provincial chairmen on April 10-11 in Ankara. Both groups -- whose members owe their jobs to Baykal -- gave the CHP leader a vote of confidence, according to Deger, suggesting that change is not in the offing. Deger added that the party is awaiting the results of a research committee -- headed by Tanla -- that is reportedly evaluating the election results in detail.

Like Baykal, Tanla was dismissive of opposition in the party, even though nine prominent M.P.s, including Embassy contact and party executive board member Hakki Akalin, had just called for Baykal to resign. Tanla suggested that discontent is the point of equilibrium for a CHP Parliament group, adding that opposition inside the party had always existed since the time of Ismet Inonu, Ataturk's right-hand man. As if searching for any theme that could mollify the party's critics, Tanla asserted that the party needs young faces, although he could not explain how that might happen. Without prompting, Tanla rejected the possibility that Dervis could mount a serious challenge: "I meet with Dervis all the time; he doesn't even want to be leader."

CHP Denizli M.P. Mehmet Nessar, who serves on Parliament's NATO assembly and who is normally free of knuckleheaded thinking, told us recently that the thrust of Dervis' criticism is that: 1) Baykal has refused to accept new members into the party; 2) CHP provincial and district level officials are only out to benefit materially from their positions; and 3) the party is stuck in the 1930's. While conceding that Dervis' points are true, Nessar nevertheless claimed that Dervis would have been better served if he had worked behind the scenes versus expressing his criticisms aloud.


04ANKARA2291

MHP intellectual and long-time Embassy contact Riza Muftuoglu, who unlike most of his party colleagues is usually a free thinker, offered to us April 20 a more even-handed analysis of the party's performance. Muftuoglu explained that MHP leaders can spin the results as a "victory" by noting that the party finished third in votes for provincial councils and that this is a tacit blessing of the party's general direction. On the other hand, Muftuoglu argued that after factoring in the thirty percent of Turks who did not vote March 28, MHP's showing is much less impressive. "If these had been national elections, we still would not have entered Parliament," he asserted.


04ANKARA4524

A key Embassy contact on Islam in Turkey is launching an effort within the Muslim world to turn Mecca and Medina into an autonomous zone. He seeks USG financial support to bring his project to fruition. We will inform him that the U.S. cannot support such an initiative unless Department instructs us otherwise by Aug. 20

Habiboglu (Bedreddin) has raised with us an idea to make Mecca and Medina an autonomous zone, somewhat similar to an Islamic Vatican. He asserts that the idea is different from proposals to re-establish the caliphate. He claims the idea as his own, and demands that we keep his approach and idea closely held. We note, however, that the idea has circulated in Turkey at various times over the past 30-35 years, including under the late PM/President Turgut Ozal.


04ANKARA6490

Close Embassy contact Hak Is Labor Union President Salim Uslu, as well as other union contacts, accuse the MOLSS of unnecessarily shifting hospital facilities to the MOH and ultimately attempting to privatize state hospitals, a move which is expected to make the cost of health care more expensive for union members. Uslu, who portrays himself as close to PM Erdogan, alleges the "bureaucrats" misled the prime minister in citing a 22 quadrillion Turkish lira (approx. USD 1.5 billion) health care financing deficit for the first nine months of 2004. Uslu also cites "corruption" by pharmaceutical companies using a two-tier pricing system as contributing to cost overruns, possibly with reference to accusations that Roche has overcharged for medicines. Uslu does not see any practical benefit to be derived from transferring MOLSS-operated hospitals to the MOH and believes the central government could do a better job of managing hospitals and health care. He suggests it would be more efficient to consolidate various small non-MOLSS hospitals.

Yildirim Koc, special advisor to the President of Yol-Is (Highway Workers Union), affiliated with the more left-leaning Turk-Is Union, and another longtime Embassy contact, insisted to us that the U.S. and the EU want to dismember Turkey and carve it into several smaller states. Koc asserts the health care financial problems are related to MOLSS corruption and mismanagement and are being camouflaged under the pretext of making health care services more cost-effective by transferring them to the MOH. Koc describes this transition as going "from a republican system to a federal system" and cites what he calls failures to deliver good health care under privatized systems in Algeria, Egypt and the Palestinian Territories as examples of a vacuum in services that will set the stage for Islamists to take over and improve inferior quality state medical care in Turkey, as well.


04ANKARA7106

Long-term Embassy contact with deep experience in intel and national security analysis has relayed to us from his sources the belief that (1) PKK and Sunni radicals collaborated in Dec. 17 murder of five Turkish security guards in Mosul; (2) PKK is readying a serious terrorism campaign in Turkish cities; (3) Turkish Jandarma intel is besieged by paranoid orders from Ankara to uncover "Armenian separatists" and an "Israeli land grab" in the southeast; and (4) a serious disinformation and psyops campaign against NATO is being waged on more junior Turkish officers. Our contact has proven accurate in the past but we caution that we have no corroborating evidence for much of the information in this cable -- especially relating to the Mosul attack.

Just returned from two trips to Turkey's southeast, where he is involved in a major anti-smuggling investigation at the behest of Turkey's Energy Minister, a pre-eminent Turkish national security analyst (Faruk Demir -- strictly protect) briefed us Dec. 20-21 on several aspects of current Turkish security questions, and, in particular, Jandarma intel (JITEM) ops and preoccupations. He based his report to us on meetings with approximately 40 JITEM officers -- lieutenants, captains, and majors, some of whom were our contact's students -- involved in field investigations and ops from Mersin to Mardin.


05ANKARA198

Baykal's ability arbitrarily to manipulate CHP rules and machinery makes it more difficult to predict the outcome of the current struggle. Erol Cevikce -- a former CHP State Minister and longtime Embassy contact on intra-CHP politics who correctly predicted two weeks ago that the YDK would not convict Sarigul -- estimates that 700-800 of the approximately 1,200 party delegates are currently in the pro-Baykal camp. He also believes, however, that the wind is blowing in Sarigul's favor. Cevikce claims that Sarigul will muster 30,000 supporters to rally outside the party convention hall and pressure the delegates to back Sarigul. Cevicke also believes that the delegates' own political ambition may aid Sarigul. Many delegates want to be elected to parliament or other public offices, where they anticipate they can benefit from Sarigul's pork barrel largesse, and they believe that their chances are dim as long as the unpopular and elitist Baykal remains the leader of the party.


05ANKARA776

Oya Aydin, a Board member and attorney for Kaboglu, told us the AKP leadership is dismissing the 14 Board members early, but there is a deeper motive beyond the minorities report. Shortly after the controversy over the minorities report, FM Gul announced that he had selected a number of candidates to fill upcoming openings on the 78-member Board. The new appointees included bitterly anti-Western, Islamic fundamentalist columnist Abdurrahman Dilipak, of the daily Vakit, and others known for Islam-oriented views in line with those of the AKP leadership. They will replace members who generally hold leftist, or Kemalist/secular views. The MFA has refused to respond to our repeated requests for confirmation that Gul indeed appointed Dilipak.


05ISTANBUL377

TESEV's report and conference may stimulate more debate among Istanbul academic and media circles, which have lagged far behind the rest of the country in questioning the Diyanet and its relation to Islamic thought and practice. The future of the Diyanet is central to the question of the relationship between Islam, the state, and society. Although near-term consensus is unlikely, TESEV has made an important contribution by placing the issue squarely in the public domain and stimulating an open debate. TESEV Chairman Can Paker told poloff that he was pleased with the cooperation they received from the Diyanet in preparing the report. Participation in the conference and comments by senior Diyanet officials, moreover, suggest that they themselves are preparing for change. Co-author of the report Irfan Bozan told poloff most agree that the current system has failed in its basic purpose - to control religion in Turkey. What remains to be seen is what will be done about it. We will continue to track the debate and government statements or proposals to assess whether Turkey is moving in the direction of securing religious freedom and equal treatment for all groups or whether reforms are used to advance the interests and influence of some vis-a-vis others.


05ANKARA1231

A close Embassy contact in the Ministry of Justice (MOJ) retired early in frustration after being unable to overcome resistance within the ministry to EU reform; she returned at the insistence of the Justice Minister. The official, an expert on EU law, told us the MOJ Undersecretary has consistently blocked her efforts to enact regulatory reform required by the EU. She said the majority of MOJ bureaucrats openly oppose EU membership. GOT has thus failed to enact many reforms required for EU accession, including changes to the GOT's High Council of Judges and Prosecutors, which the EU has criticized for restricting judicial independence. Moreover, the GOT failed to hold an interministerial meeting after the October EU progress report and December EU Summit to coordinate response to issues raised by the EU, leaving each ministry to develop its own approach. Her observations indicate that Turkey will be off to a slow start when accession negotiations begin in October.

We met with Ayse Saadet Arikan, director general of the MOJ's General Directorate for EU Affairs, on March 4, shortly after Justice Minister Cicek persuaded her to reverse her decision to take an early retirement. Arikan (please protect), a close Embassy contact, is a key figure within the GOT bureaucracy working on the nuts and bolts of EU harmonization. She is one of Turkey's top experts on EU law -- she studied EU law in Amsterdam and London and wrote her Ph.D. thesis on Turkey-EU relations -- and a strong advocate of EU-related reform. Over the past two years, she has expressed to us her increasing concerns about what she views as the sluggish, unprofessional approach of the GOT and ruling AK Party (AKP) to EU harmonization. Her experience serves as a gauge of Turkey's capacity to meet the long-term demands of the EU accession process.


05ANKARA2072

In a meeting March 31 with EconOff and Econ Specialist, Board Member Galip Zerey expressed enthusiasm for a yet-to-be-scheduled expert trip to the FCC Washington. Zerey met Ambassador David Gross at the recent 3GSM Conference at Nice, France. He stated that the specific purpose of the trip would be to gain knowledge on 3rd generation GSM; the more broad purpose would be to gain general best regulatory practices from the FCC. EconOff also encouraged the Turkish visitors to meet with State Department telecom experts. Zerey stated that the board has increased its outreach to EU members' bodies. According to Zerey, the previous Board President's term ended March 29 and the Prime Minister had not yet named a new one. Zerey said that his name was one of two on the short list. Faruk Comert (another regular Embassy contact, also eager to pursue contact with the FCC) is acting President.


05ANKARA2784

As noted in reftel, the official unemployment figure published by the Turkish State Statistics Institute, which indicated Turkish unemployment was at 11.5 percent in January 2005, may understate the severity of the problem. Concurrently 13.1 percent (3,189,000 people) were working part-time because full-time employment was not available. One Embassy contact, economist and polling company owner Tarhan Erdem, suggests the real unemployment rate may be closer to 12 million, or approximately one-quarter of the work force. Most economists do not believe the official statistics are that far off. As noted reftel, unemployment data are difficult to capture with accuracy in Turkey because of high unemployment and the large unregistered economy.


05ANKARA4857

There is substantial evidence, however, that MHP,s popularity is not on the rise. MHP deserves credit for hosting a rally with 500,000 attendees, but this is roughly the same number as have attended MHP,s Erciyes Mountain rallies in previous years. ANAR pollster Ibrahim Uslu, moreover, recently told POLOFF that his polls indicate that MHP is still below the 10 percent threshold for representation in parliament. Ozgur Unluhisarcikli of the ARI movement told POLOFFs that his liberal-nonpartisan organization,s recent surveys indicated that MHP is polling only around 6 percent. A recent TNS/PIAR poll published in Radikal newspaper also placed MHP,s support at around 6 percent. MHP member and longtime Embassy contact Riza Muftuoglu also believes that MHP remains below the 10 percent threshold and he blames this on the failure of the current party leadership.


05ANKARA4857

Ozdag also argues in his book -- and in conversations with POLOFFs -- that the Europeans are trying to create a "Turkish Milosevich," i.e. someone who will lead Turkey into an ethno-religious civil war that will result in the dismemberment of the country. Ozdag says that Turkey must resist this; but given the relish with which he discusses this scenario, we suspect he harbors dark fantasies of being Turkey's nationalist leader during a time of ethno-religious civil war.

Dr. Riza Ayhan is a professor of international trade law at Gazi University in Ankara and another candidate to replace Bahceli. In manner and demeanor he is the exact opposite of Ozdag: Ayhan is very smooth and self confident with a patrician (if not imperial) style. Ayhan told POLOFF that nationalism must adapt to the realities of globalization, but he was unable to elaborate on what he meant by this phrase. As with Ozdag, Ayhan recognizes many of the problems facing Turkey and Turkish nationalism, but he is unable to come up with more than vague policy recommendations.

Sevket Bulent Yahnici is considered by many Turkish observers to be another leading MHP intellectual. Yahnici is a former MHP MP from Ankara, but he is not a candidate to replace Bahceli. Yahnici is slovenly and disorganized. He met POLOFFs in his office/apartment which was littered with books and papers. He sat in a large chair next to a nargile (Turkish water pipe) with ashes on the floor. He started the conversation by trying clumsily to bait POLOFF with anti-Christian rhetoric. He then complained about rural migration to Ankara and lamented that he was one of the few Ankara-born MP to represent the province in the last parliament. (Note. He claimed that most of Ankara's twenty-nine MPs were born elsewhere. End Note.)


05ANKARA6540

The former president of the Tunceli Bar Association, Huseyin Aygun, told us in an October 25 conversation that the military had been carrying out intensive operations in the province over the past seven or eight months. The military portrayed these operations as a continuation of ongoing operations, but Aygun believed the operational tempo had increased in recent months over the previous period. ¶9. (C) Tunceli Governor Erkal warned us in an earlier October 25 conversation that Aygun was under investigation on charges of fraudulently filing a case, that he was trying to get rich by suing the Turkish state and appealing , case to the European Court of Human Rights (ECHR), and that he was not to be trusted. Aygun told us these charges are false. He explained that an elderly client who was living in Thrace had sent Aygun a power of attorney document allowing him to pursue the client,s Tunceli-based case regarding forced removal from his village in the 1980,s or 1990,s. The client died before Aygun opened the case in the ECHR, but the surviving family members neglected to tell Aygun that his client had passed away. The government claimed that Aygun had submitted fraudulent documents to the court. Aygun then obtained power of attorney from the client,s heirs to continue to pursue the case, which he successfully completed. Aygun added that public prosecutors and other state authorities believe that no case should be brought before the ECHR; they believe doing so shows disloyalty to Turkey.

In an October 26 conversation, Elazig Human Rights Association (HRA) President Nafiz Koc told us that he had personally seen some mutilated male bodies, including the body of a male Iranian national, which had since been retrieved by his parents who came from Iran for the body. Koc believed that some of the bodies he had seen showed indications of torture before being shot at close range or otherwise killed. Indicating that mutilation took place after death, some of the bodies had their eyes gouged out and some had parts of their skulls removed then re-attached. Koc mentioned that he had also seen the body of a female Syrian national whose face had been burned. Another member of the Elazig HRA told us he had seen three bodies that appeared to have been dragged behind a vehicle.


06ANKARA786

Oran (Baskin), a longstanding Embassy contact not known for humility, caustically mocked the prosecutor and ridiculed the indictment. He detailed what he said were the many factual errors in the document, which he said the prosecutor could have avoided by simply checking the encyclopedia. Oran asserted that he deserves a "better indictment," adding, "I believe that I deserve better than this prosecutor, who pretended to be an academician and tried to undermine a scientific thesis, but in each case made himself look worse." He told the court he wanted to issue a counter indictment accusing the prosecutor of violating free expression, interfering with academic autonomy, and abusing the power of the judiciary.


06ANKARA3312

Yusuf Alatas, attorney and president of the Human Rights Association, told us he believes the draft bill is part of a broader effort by the security establishment to regain powers curtailed under recent legal reforms. Alatas averred that the long list of crimes included in the bill would give prosecutors broad leeway to assert that common criminal suspects are linked to terrorism, and thereby to try their cases in the specialized heavy penal courts that handle crimes against the state. These courts operate under special rules that favor the prosecution.


06ANKARA3899

According to our contacts, the DTP remains the main political force in the region. The gains the Justice and Development Party (AKP) made locally in the run-up to the 2004 local elections appear to be softening as tension and violence have increased. (Comment: Diyarbakir AK officials claim just the opposite and bank on a previously untapped Islamic female vote to buoy their future numbers. Even if these predictions hold true, much urban Kurdish support and most village support squarely is in DTP,s corner. End Comment.) Close Embassy contact and former MP Hasim Hasimi, who himself has a wide range of contacts both among Kurds on the left and among more conservative, pious circles, told us that although the DTP was primarily run by leftist intellectuals who have little contact with man-on-the-street Kurds, the party is still the only legitimate political force in the region for now. Hasimi argued that DTP,s enduring popularity is tied directly to its relationship to the PKK. As clashes with the PKK have increased, support for the DTP has also gone up. Yet, Hasimi asserted, there is a significant portion of Kurds in the Southeast (he couldn,t say what percentage) who are disenchanted with DTP politics--particularly more religious Kurds, who see the DTP as Marxist-Leninist and therefore atheist, but also among moderate Kurds who want to distance themselves from PKK violence. Tanrikulu told us that there is a perception among many Kurds that neither the DTP nor the AKP has been able to address their concerns and they want an alternative.


06ANKARA4102

Over the past few months, Prime Minister Erdogan and the senior leadership within AKP have repeatedly interfered in local AKP conventions. The AKP leadership wants local party conventions to nominate only a single individual for that province's party chairmanship. In some cases, the AKP leadership is openly intervening in the process in favor of a handpicked candidate. The AKP leadership has further intervened to postpone conventions in Isparta, Bingol, and several other provinces when the delegates refused to nominate only one candidate for the chairmanship. Erdogan summoned the nine strongest of twenty-three candidates in Agri province to Ankara and ordered them to nominate a single candidate for their convention. In Ankara province, Erdogan and other senior party leaders openly intervened to support incumbent chairman Nurettin Akman --- an AKP moderate and longtime Embassy contact --- against a more radical challenger from the poor district of Altindag.


06ANKARA4236

AKP whip and Ankara MP Salih Kapusuz, a reliable and longtime Embassy contact, reflected both party and public opinion in a July 19 conversation with us. Currently, Kapusuz said, Israel is killing peace and chances for peace. It was wrong for Hizbullah to kidnap the two soldiers, but Israel,s attacks on infrastructure and civilians are the biggest blow to the peace process. The Turkish public, he stated, did not welcome President Bush,s remarks on the Israeli attacks because they appeared one-sided. Although the public generally has little sympathy for Russia, people were attracted to Putin,s words. The U.S. must, he said, exert more pressure for peace.


07ANKARA1326

An Embassy contact at the Turkish General Staff, J-5 Plans officer Colonel Oktay Bingol, claimed to be unaware of any extraordinary deployments. He noted that counter-terrorist operations against the PKK in southeastern Turkey continue, as is routine in the spring and summer months.

Long-time Embassy contact and Turkey's German Marshall Fund director Suat Kiniklioglu, who holds the number two slot in Cankiri (all three of which went to AKP in 2002).

Prominent Alevis, including close Embassy contact Reha Camuroglu and Ibrahim Yigit, will work to tap the previously incompatible Alevi vote; Camuroglu has a safe place on the Istanbul list; Yigit is just three slots behind. In strongly Alevi Tunceli province, Alevi Haydar Dogan tops AKP's list.


07ANKARA1769

In a recent conversation, Yusuf Alatas, a long-time Embassy contact, independent thinker and outgoing president of Turkey's Human Rights Association (IHD), was pessimistic about the current political situation and enormously skeptical as to whether the pro-Kurdish Democratic Society Party (DTP) is capable of playing a constructive post-election role. He also focused on what he sees as many Turkish Kurds' main desire: respect for their ethnicity, culture and language. He is worried about the military, worried about ultra-nationalism, and worried about the state of democracy in Turkey. For a person who calls himself an optimist, he is currently downbeat, perhaps natural for someone who has worked incessantly to try to improve the situation and now sees his country as taking two steps back rather than one forward. This cable represents one free-thinking man's view.


07ANKARA2014

TUNCA TOSKAY. A former academic elected with MHP in 1999, Tunca Toskay served as State Minister in the DSP-MHP-ANAP coalition. A good Embassy contact before the MHP defeat in 2002, Toskay returned to his hometown, Antalya, and taught at Antalya University after AKP came to power in 2002.

OKTAY VURAL. Also personally loyal to Bahceli, former Transportation Minister (1999-2002) Oktay Vural is now a deputy party leader. He is known for transcending intra-party feuds and will likely provide his boss with balanced council. He is pro-West but very skeptical of the EU. He was a member of the NATO Parliamentary Assembly and chairman of the TGNA Industry, Trade, Energy, Natural Resources, Information and Technology Committee. Vural has been a useful Embassy contact. He is intelligent and speaks English, though he prefers not to.


07ANKARA2036

Turkey's parliament elected Koksal Toptan, a widely respected moderate, its new Speaker in condensed voting on August 9. Toptan, the ruling Justice and Development Party's (AKP) Zonguldak deputy, is a former True Path Party (DYP) member with 30 years in government. Viewed across the board as fair, intelligent and clean, Toptan was mentioned as a consensus presidential candidate last spring. Nationalist Action Party (MHP) candidate Tunca Toskay and independent deputy Kamer Genc also ran but AKP's 341 seats, bolstered by support from CHP and others, ensured an easy victory for Toptan. A well-respected Embassy contact, Toptan will bring a balanced, experienced approach to managing Turkey's fractious new parliament. The every-man's choice of Toptan as Speaker may be AKP's attempt to smooth the way for FM Gul's more contentious presidential candidacy. Debate continues on whether PM Erdogan will name his cabinet or his presidential candidate next.


08ANKARA575

Initial open insubordination by the military toward the new president had gradually been supplanted by a working relationship that Gul nurtured with strong language on national security issues. Gul's apparent accommodation with the Turkish General Staff (TGS) was reflected in his recent invitation to Iraqi President Talabani, at which he had hinted for several months. In January, TGS chief Buyukanit restated his view that there was no benefit to meeting with Talabani, but in contrast to a similar statement made in February 2007, indicated that the TGS could not impose its view on other institutions of the state. Two days after Gul chaired his third National Security Council meeting (February 20), which the press portrayed as having been preoccupied by the headscarf controversy, the military launched a limited land operation (CBO) against the PKK into Northern Iraq while Talabani received his invitation to Ankara -- he visited March 7, a week after the CBO wrapped up. Long-time Embassy contact Hasim Hasimi, who met with Gul for two hours on March 9, says Gul will reciprocate the visit sometime in the next two months.


08ANKARA1392

Turkish Land Forces Commander General Ilker Basbug (pronounced BAHSH-boo) was named as Turkey's next CHOD at the Turkey's Supreme Military Council (YAS) that concluded on August 4 (full YAS results reported septel). Despite some shifts in civil-military relations, the CHOD is still one of Turkey's top policymakers. A regular embassy contact since 2003 when he served as the Deputy CHOD, Basbug is favorably disposed to the U.S. In his capacity as DCHOD, Basbug was instrumental in overcoming strained bilateral mil-to-mil relations in the aftermath of the March 1, 2003 vote and the July 4, 2003 "hooding incident." The change of leadership at TGS is unlikely to lead to any significant policy shifts at TGS. Basbug appears to understand the struggle against the PKK cannot be won by military means alone and has expressed support for the government's initiative to begin Kurdish language broadcasts on state-run stations. While Basbug is a committed secularist, media reporting suggests he is philosophically opposed to military intervention in politics, a view reportedly shaped by the events during and following the 1960 coup, when he was still a cadet in the military academy. Basbug's "secret" meeting with a Constitutional Court judge days before the filing of the closure case against the AKP (ref a) suggests he might have had prior knowledge of the case and provided at least tacit approval of it. Having someone with Basbug's experience and understanding of the U.S. and NATO as the CHOD should be beneficial for overall bilateral relations.
Son Güncelleme: Çarşamba, 11 Nisan 2012 21:04
 
Hrant Dink, Lozan, Kemalizm / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 30 Mart 2012 10:30

Hrant Dink cinayeti hiçbir şekilde kabul, her hangi bir bahane ile izah edilebilecek bir şey değil. Kişinin düşünce ve fikirleri bizimkilerle uyuşmasa da, hatta tam karşıtı olsa da verilecek yanıt, uygarlık ve terbiye sınırlarını aşmayan yazı ve sözden öteye geçemez. Keşke yaşasaydı, karşılıklı konuşabilseydik, sorabilseydik ona, ABD elçilik ve konsolosluğuna neden böyle sık sık gittiğini, bu ziyaretlerde neler konuşulduğunu, neden “AKP’yi Kemalizm’e yeğlediğini” onlara anlattığını. 1

Bunlara yanıt alamayacağımız için, Hrant Dink’i oraya iten, bunları söyleten neydi, onları aramaya, anlamaya çalışalım. Bunu yaparken kendimizi daha iyi tanıma, anlama fırsatı çıkacak, Hrant Dink’i kendi kıstaslarımızla yargılamadan, böylesine hain cinayetlerin tekrarını önlemek için neler yapmamız gerektiğini tartışabileceğiz.

Lozan Antlaşmasının ‘Azınlıkların Korunması’ başlıklı III. Bölümünde ikinci paragraf şöyle:

    Madde 38 — Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, soy, ya da din ayırt etmeksizin, Türk halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerini, en geniş biçimde, korumayı yükümlenir.

Bu maddenin ifade tarzından çıkan sonuç, Türkiye Hükümetinin yurttaşları ile ilişkisi kendi özgür iradesi ile değil, antlaşmayı imzalayan emperyalist güçlerin baskısı doğrultusunda düzenlenecektir. Buna, Azınlık haklarının korunması konusunda, aşağıdaki 44. Madde daha da açıklık getiriyor, bu sonucu doğruluyor.

Lozan Antlaşması ile ‘Müslüman olmayanların’ ‘Azınlık’ olarak tanınması ve onlara Türk vatandaşı olmalarına rağmen bazı ayrıcalıklı haklar tanınması, Lozan günlerinde silkeleyip atamadığımız, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’in üzerine yıkılan büyük enkazın bir parçasıdır. Onur kırıcı bu maddelerin antlaşmada yer almasına en büyük sebep Osmanlı düzeninin Müslüman olmayan tebaasına karşı, vergi dışında, her konuda olumlu ayrıcalıklı tutumu idi. Lozan Antlaşmasında, ‘Müslüman olmayan’ emperyalist güçler kendi dinlerinden olanların kazanılmış haklarını, Türkiye Hükümetine, bir ‘yükümlülük’ olarak dayatıyorlar ve bu hakların korunmasını da Uluslararası kuruluşların güvencesi altına koyuyorlardı.

    Madde 39 — Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşları Müslümanlarla özdeş medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklardır.

    Resmi dilin varlığı kuşkusuz olmakla birlikte, Türkçeden başka dil ile konuşan Türk yurttaşlarına yargıçlar önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için gerekli kolaylıklar gösterilecektir.

    Madde 44 — Türkiye, işbu Bölümün yukarıdaki Maddelerinin, Türkiye'nin Müslüman olmayan azınlıklarına ilişkin bulunduğu ölçüde, uluslararası toplumu ilgilendirici nitelikte yükümler getirdiğini ve onların Milletler Cemiyetinin güvencesi altına konulmasını kabul eder.

Lozan’dan sonra da, şimdi yeniden hortlayan, o Osmanlı kafasında ve rüyasında olanlar bu ‘Azınlık’ tarifini din düşmanı olarak algılamaya devam ediyorlar ve doğal olarak da kendilerine göre ‘gerekeni’ yapıyorlar.

Hrant Dink’i yanıltarak onu Kemalizm karşıtı, AKP yanlısı yapan şartları ve ortamı Kemalistler değil; kendilerini Kemalist tanıtıp uyuşturucu baronluğuna soyunan katilleri kiralayan, pohpohlanarak büyük işler yaptığını zanneden henüz rüştünü ispat etmemiş çocukları katil olarak kullanan politikacılar yarattı.

‘Hepimiz Hrantız’, ‘Hepimiz Ermeniyiz’ pankartları ile her fırsatta gösteri ve yürüyüşlere katılan ‘Kemalist’lerimizin, Hrant’ın ABD’lilerle görüşmesine bakıp durdukları yeri yeniden tartmaları, yalnız pankart taşıyarak Kemalist ideolojiyi koruyamayacaklarını anlamaları gerekiyor. Her şeyden önce, Kemalizm kisvesi altında bu inancın hiçbir şekilde kabul etmeyeceği eylemleri yapanları açığa çıkarmalı, kamuya tanıtmalıyız. Sonra da, ABD ve AB iradesi ile silinmeye, ortadan kaldırılmaya çalışılan Kemalizm’in ne olduğunu, onu kaybedersek benliğimizi de kaybedeceğimizi, Kemalizm’i korumak ve yaşatmak için onu anlamamız, birlikte olmamız gerektiğini halkımıza anlatmalıyız.

Hrant Dink hakkında ABD İstanbul Konsolosluğundan merkeze gönderilen 30 Ocak 2007 tarihli mesaj şöyle:

Konu - Hrant Dink: Türkiye’de din özgürlüğü konusunda ABD Uluslararası Dinî Özgürlükler Komitesi ile görüşmesi


19 Ocak’ta Ermeni Türk insan hakları savunucusu Hrant Dink’in feci bir cinayete kurban gitmesi Türkiye için büyük bir kayıp. Yıllar boyu, Hrant Dink ile sık sık ilişkileri olan elçilik ve konsolosluk mensupları onu son defa 14 Kasım 2006’da ABD Uluslararası Dinî Özgürlükler Komitesi (United States Commission on International Religious Freedom) ile İstanbul’daki buluşmasında gördüler. Son cümlesi ‘Geçmişe bakıldığında kötü olayların sebepleri din değil, milliyetçilik’ suikastı ve onu çevreleyen olayları açıklıyor.

    “Görünüşte kiliseleri, okulları, ibadeti kısıtlamayan bir dinî özgürlük var fakat bu türlü özgürlük yanıltıcı. Bu aynen kanatları kırılmış bir kuşun teori olarak uçmakta özgür olması gibidir.”

    “Ben azınlıkların, dinî azınlık olarak düşünülmesini biraz karşıyım. Ermeniler bu topraklarda 4000 yıldır yaşıyorlar, ne yazık ki onlar bir dinî azınlık durumuna indirgenmişlerdir ki bu kabul edilemez. Türkiye laiktir ve kendi Türk çoğunluğunu bir dinî grup olarak görmüyor fakat azınlıkları bir dinî azınlık olarak kabul ediyor; bu problemlere sebep oluyor. Lozan Antlaşmasına ve Anayasa vatandaşların eşitliğini içermesine rağmen Cumhuriyetin başlangıcından beri Türkiye azınlıkları hiçbir zaman kendi vatandaşları olarak kabul etmedi. Altmış bin Ermeni ikinci sınıf vatandaş olarak kaldı. Devlet her zaman onları bir güvenlik tehlikesi olarak gördü fakat bu gün sayıları o kadar azaldı ki artık tehlike değil geçmişten kalmış bir şey olarak görülmeleri mümkün. Türkiye bundan faydalanmaya çalışıyor. Bu gün bile toplumun (Ermeni) hakiki hakları yoktur.”

    “Devletin gayrimenkulleri (azınlık vakıflarına) geri vermesi hakkında görüşmeler var. Muhalefet bunu Sevr’e geri dönüşle eşit saydı. Gelirlerimizin kaynağı olan mallarımızı devlet elimizden alarak kuşlarımızın kanatlarını kırdı. Yeni yasaya göre azınlıklara yabancı muamelesi uygulanıyor. Türkiye’de problem olan yasaların niteliği değil ne şekilde uygulandıkları. Avrupa birliğine katılma süreci istek değil korku üzerine kurulu olduğu için bu kadar yavaş ilerliyor.”

    “Her türlü aşırılık ‘derin devlet’ tarafından kontrol edilebilir. Otuz yıl önceki Türkiye ile bu gün arasında çok büyük fark var. Otuz yıl önce, Hristiyanları düşman Batılıları kâfir olarak tanıtan Erbakan baş aktör idi fakat bugün kökleri İslâm olan, Batı ile bağlarını güçlendirmiş bir parti var. Yine de bazı aşırılıkçılar var fakat etkileri az.”

    “Tarih boyu laikliğin dini kendi çıkarları için kullandığına şahit olduk. İslâm görüşlü özgürlük ve demokrasinin yükselmesi dinî azınlıklar için bir fırsat. Türkiye’de hakiki laikliğe değişik dinlerin özgürlüklerine sahip olması ile varılır. Demokratlaşma ile hakiki laikliğine doğru gidiyoruz. Kemalistler hâlâ korkuyorlar. Türkiye komşuları için iyi bir model olabilir.”

Türkiye’de hangi partinin ‘hakiki laikliği’ benimsediği sorulduğunda Dink “AKP” diye yanıtladı. Bir dinî azınlık mensubu olarak İslâm görüşlü bir partinin artan gücünden korkuyor musun sorusuna “Hayır” dedi.

Kemalizm’den vazgeçmenin Şeriat Düzeni getirmeyeceğini ne derecede kabul ettiği sorulduğunda, “Şeriat Düzeni getireceğine inanmıyorum, aksine demokrasiye yönlendirecek”. Neden inanmadığı sorulduğunda, “Kemalistler demokratik değil, Ermeni olduğumu söylediğim için Kemalist bir hükümet tarafından yargılandım. İslâmî lider zamanında böyle bir şeyle hiç karşılaşmadım.”

Dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi politik İslâm’ın Türkiye’ye Şeriat Düzeni getireceğine inanmadığı sorulunca, Dink yanıtladı: “Batı Dünyası çok kültürlü birlikteliği daha yeni anlamaya başlıyor. Batı’da, değişik kültürlerin bir arada yaşaması yeni bir oluşum. ABD’de seksen yıl önce başladı, AB’de kırk yıl önce. Batı Dünyası bununla zorlanıyor. Karşılaştırıldığında, Müslüman bir dünyada yaşayan bir Hristiyan olarak çok şanslıyım. Geçmişe bakıldığında kötü olayların sebepleri, din değil, milliyetçilik.”

Yorum: Türkiye’nin dinî azınlıkların durumlarının karmaşıklığını ve değişkenliğini vurgulayacak bir şeyi de Ermeni Patriğinin sözcülerinden, Ortodoks cenaze merasimi yapılmasına rağmen hem Dink’in hem de cenaze korteji başlamadan önce barış için anlamlı bir çağrı yapan eşi Rakel’in Ermeni Ortodoks kilisesi mensubu değil, Protestan Hristiyan olduklarını öğrendik. Ermeni Patriğinin sözcüleri, Rakel’in anlamlı konuşma yeteneğini pek çok kadın taraftarları olan büyük bir cemaatin ‘vaiz’liğinden kaynaklanan deneyimine atfettiler.
_____________________________________________________________
1 Wikileaks belgesi - http://wikileaks.org/cable/2007/01/07ISTANBUL66.html


Erkan GÜÇİZ, 29 Mart 2012

Son Güncelleme: Cuma, 30 Mart 2012 15:49
 
Yandaş Basının Dış Aynası / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 24 Mart 2012 16:16

Mustafa Akyol’un (1) Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations - CFR) kuruluşunun yayın organı Foreign Affairs dergisinde 21 Mart 2012’de çıkan Türkiye ve İran (Turkey Vs. Iran) (2) başlıklı yazısının Akyol’un kendi İnternet sitesinde (3) Türkçe’sinin olmaması ülkemiz için büyük bir eksiklik!

Önce bu CFR nedir, ona bakalım.

CFR Yahudilerin dünya politikasını kendi kontrolleri altında tutmak amacıyla Yahudi Walter Lippman önderliğinde kurulmuştur.

Bu kuruluşun bütün maddi giderleri Yahudi J.P.Morgan & Co, Cornegie Vakfı, Rockefeller ailesi ve öteki Yahudi Wall Street bankerleri tarafından karşılanır. Bu çevrelerin yoğun destekleriyle kuruluşundan çok kısa bir süre sonra dış politikada etkili rol oynamaya başlamıştır.

CFR son 50 yılın Dışişleri Bakanlığı için eğitim ve çıkış yeri olmuştur. John Foster Dulles'le başlayan tüm Dışişleri Bakanları, sadece biri hariç, CFR üyesiydi. Bu bakanlar, Dean Rusk, Cyrus Vance, Edmund Muskie, Henry Kissinger, George Schultz, Alexander Haig'tir.

Foreign Affairs dergisi CFR’nin dünya kamuoyunu politik yönlendirme aracıdır. CFR, çalışmalarının gizli olmadığı intibaını yaratmak için bu dergiyi kullansa da diğer Gizli Dünya Devleti organları gibi son derece gizli çalışmaktadır.

Genç yaşta yıldızı parlayan, CFR’nin gözüne giren Akyol’un gelecekte onların Türkiye uzantısı olacağından emin olabiliriz. Mustafa Akyol’un yazısından birkaç alıntı ile CFR himayesinde ve gölgesinde çalışan AKP yandaş basının ülkemizi dış dünyaya nasıl tanıttığına bakalım.

    “Arap Baharı, Orta Doğuda Ankara ile Tahran arasındaki ideolojik gerginliği arttırdı; görünüşe göre Türk Modeli kazanıyor. Geçen yıl İran, Arap devrimlerinin, yılların arkasında kalmış olan İran devrimine benzediklerini iddia ediyordu. Aksine, Tunus ve Mısır’da İslâmcı partiler halkı, İran tipi din temelli bir devlet yönetimine değil, doğrudan ‘Türk Model’ine çağırarak seçimleri kazandılar.”


Müslüman Kardeşlerin egemen olduğu Mısır’ın ve şeriat düzeni getireceklerini söyleyen Tunus iktidarının Türk Model’ini uyguladıklarını söylersek bizim modelin nasıl bir şey olduğunu fazla düşünmeden anlayabiliriz.

Irak’ta, Şiilerin koruyucusu İran’dır; Orta Doğu’da pek çok kişinin gözünde, Sünni ve Kürtler’in politik ve ekonomik korucusu ise Türkiye’dir.

Akyol, Türkiye Kürtler’in koruyucusudur diyor; öte yandan Kürtler Cudi’de Türk evlatlarını katlediyor. Herhalde yeteri kadar korumuyoruz Kürtleri.

    “Aslında, geçen son on yıl boyunca Türkiye’nin dış politikası, Doğu ile Batı veya Amerika ile İran arasında basit bir tercihten öteye geçmeyen olgunlaşmamış bir tutum idi. Şimdi, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin bütün komşuları ile ekonomik ve politik ilişkiler kurarak üçüncü bir yol izledi.”


Amerikan yönetimi Davutoğlu’nu “Tehlikeli Adam” olarak tarif ediyor, biz ise onu eski, köhne düzeni yıkıp yerine ‘üçüncü yol’u getiren kahraman olarak anlatıyoruz.

    “AKP’nin ılımlılık ve yenilikçilik üzerine kurulu üçüncü yolu, Batı ile iyi ilişkilerine değil, partinin demokratik sistemine ve uygulamacı tutumuna dayalı. Partinin üst düzey yöneticileri genellikle dindar olmasına rağmen, bazı laik Türkleri korktuğu gibi Türkiye’de şeriat düzeni uygulamadılar ve dış politikalarını İslâm dinini yayma üzerine kurmadılar. Onun yerine, yumuşak güç ve ekonomik çıkarlar üzerinde odaklandılar. Örneğin, İslâmcı partiler faizi kabullenmeyen ‘İslâmcı ekonomi’ yi yeğledikleri halde, AKP küresel ekonomi ile kaynaşma ve oldukça serbest bir ekonomi politikası seçti. Hükümet, ‘komşularla sıfır problem’ düsturu ile ticaret ve yatırımları köreltecek hareketlerden kaçındı.”


Önce AKP’ye içten bir teşekkür borçluyuz, ellerinde imkân olduğu halde ülkemize şeriat düzeni getirmedikleri için. Diğer dünya ülkeleri de aynı derecede borçlu, AKP İslâm dinini Türkiye dışında yaymaya başlamadığı için. Yumuşak güçle, göstermeden, kimlerin ekonomik çıkarlarına odaklandıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz. Küresel ekonomi ile kaynaşarak, başıboş ekonomik politikaların ülkeyi nereye getirdiğini satın alma gücümüzdeki kayıplarla tartabiliriz. Suriye ile ticaretimizin sıfıra inmesini de ‘komşularla sıfır problem’ düsturu ile sağladık.

    “Türk politikasının İslâmcı fikirleri ima eden bir havası olduğunu söylemek yanlışsa da Müslümanlığı ima ettiği muhakkak.”


Burada beyniniz biraz zorlanacak; İslâmcı nedir, Müslümanlık nedir, Akyol bunları açıklamadığı için. Bu ‘cı’ eki genelde bir mesleği tanımlar, örneğin ‘pazarcı’ gibi. İslâmcı da herhalde bu tür bir şey olsa gerek, ‘Müslümanlık satan kişi’ en yakışanı. Zaten Erdoğan da, ‘Pazarlama derken hep bunu konuştum, anlattım. Dünyada nasıl ekonomideki metanın pazarlaması gerekirse, siyasi, sosyal olayların pazarlaması vardır. Bunların böyle bilinmesi bilimsel bir gerçektir' dedi.

    “Erdoğan, 2008 Temmuz’unda Irak’ı ziyaret ettiğinde, “Şii de, Sünni de değilim, ben bir Müslümanın dedi.”


Bir parça din bilgisi olan bilir; Şii ve Sünni dışında olan Müslümanlara ‘Haricî’ denir. Biz bu güne kadar Erdoğan’ın bu tarafını bilmiyorduk, Akyol sayesinde bilgi dağarcığımız zenginleşiyor.

    “Bütün problemlerine ve içerideki eksikliklerine rağmen Türkiye, bölgede, özellikle halklarının hizmetinde olacak ve demokratik politikalar izlemek isteyen İslâmcı partiler için hâlâ bir ilham kaynağı. Çünkü AKP’nin üçüncü yolu belirgin Müslüman kültürü ile birlikte, demokrasi, insan hakları ve piyasa ekonomisi gibi evrensel değerleri de muhafaza eder.”


AKP’nin üçüncü yolunun piyasa ekonomisine getirdiklerinin başında ülkemize başıboş girip çıkan, bizi soyup soğana çeviren sıcak para var. Dış borç alarak yatırım yapmıyoruz; bu borçlarla ara malı, hammadde ithalatı ve tüketim malı ithalatı yaparak içinden çıkamayacağımız bir kısır döngüye saplandık. Akyol’a göre bunun adı ‘Müslüman kültürü’.

    “Liberal bir düşünce kuruluşu olan TESEV tarafından yakın zamanda yapılan bir ankete göre Arapların çoğunluğu önce Müslüman olduğundan, sonra da demokratik, açık, ve refah düzeyinden dolayı Türkiye’yi “örnek ülke” olarak gördüklerini söylüyor.”


Arapların çoğunun haberi yok açık ve demokratik Silivri’de kaç gazeteci var. Erdoğan, ‘bunların çoğunun basın kartı yok’ dedi, dolayısı ile içeride olmalarında bir sakınca yok diyorsanız o başka. Refah düzeyine gelince; değeri milyon dolarlarla ölçülen yat sahipleri bir mutlu azınlığımız var, buna karşılık devlet istatistiklerine göre yaklaşık 22 milyon insanımız yoksulluk sınırında veya altında yaşıyor.

    “Ülkesinin politikasının değerlerini gören Erdoğan, Arap Baharı’nın başından beri bunlara daha önem verdi. Geçen yılki Mısır, Tunus, Libya gezilerinde Arap İslâmcıları şaşırtarak, “Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, ve ateist bütün dini inançlara aynı mesafede” bir laik devleti savundu. Ve geçen hafta, Türk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu duyguyu Tunus ziyaretinde tazeledi. Tunus parlamentosuna yaptığı konuşmasında İslâm’ın “demokrasi, Pazar Ekonomisi ve çağdaşlıkla” bölgesel bir senteze ihtiyacı olduğunu vurguladı.”


Erdoğan her ne kadar Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, ve ateist’e aynı mesafede olmalı diyorsa da Türkiye’deki uygulamasında Alevileri bu listenin dışında tutuyor. Gül, Pazar Ekonomisi ile İslam’ın sentezi çağrısıyla belki de Bosna için Erbakan’la birlikte topladıkları bağışları bir İslâmi düzen ile nasıl buhar ettiklerini anlatmaya çalışıyor.

    “Suriye konusunda Obama yönetimi ile yakın bir çalışma ile Erdoğan dindar ve bağımsız bir Müslüman liderin Batı ile ortak hedeflerde birlikte çalışabileceğini gösterdi. Ve son olarak, Türkiye içinde, Erdoğan’ın AKP’si İslâmcı değerlerden esinlenen bir siyasi hareketin o değerleri zorlamaya gereksinimi olmadığını gösterdi.”


Suriye’deki Müslümanları kırdırmak pahasına da olsa Obama’nın her dediğine ‘baş üstüne’ diyen Erdoğan’ın yaptıklarına ‘ortak çalışma’ deniliyor. Ve son olarak, Erdoğan’ın 4+4+4 eğitim düzeni için söylediği "Sincan'da tanklarla gelen uygulamayı demokrasi ile rafa kaldırıyorum" zorbalık yapmadan İslami değerlerin getirebileceğini gösterdi.



(1) 1972 Ankara doğumlu olan Mustafa Akyol, TED Ankara Koleji, Nişantaşı Anadolu Lisesi ve Özel Tercüman Lisesi’nde okuduktan sonra 1996 yılında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü’nden mezun oldu.
Aynı üniversitedeki Atatürk Enstitüsü’nde, “Kürt Sorununun Kökeni” başlıklı master teziyle tarih yüksek lisansı yaptı. Bu tezin genişletilmiş ve güncelleştirilmiş bir versiyonu, “Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek: Yanlış Giden Neydi, Bundan Sonra Nereye” başlıklı bir kitap olarak yayınlandı. (Doğan Kitap, 2006)
Sonraki yıllarda, Türk ve Amerikan medyasında, Türkiye, İslam ve Ortadoğu konularında yazmaya başladı. Makaleleri, bugüne dek, Foreign Affairs, Newsweek, Washington Post, Wall Street Journal, International Herald Tribune, Washington Times, Weekly Standard, Islam Online gibi yabancı yayınlarda yer aldı.
Mustafa Akyol, halen Star ve Hürriyet Daily News gazetelerinde düzenli köşe yazarıdır. Bu sitede Türkçe yazılarına, İngilizce sitesi TheWhitePath‘de ise İngilizce yazılarına ulaşabilirsiniz. http://www.mustafaakyol.org/hakkinda/


(2) http://www.foreignaffairs.com/articles/137343/mustafa-akyol/turkey-vs-iran

(3) http://www.mustafaakyol.org



Erkan GÜÇİZ, 23 Mart 2012
Güncel Meydan

 
Stratfor Tanıtıyor Kendini! / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 15 Mart 2012 19:58

Wikileaks, Stratfor yazışmalarını ortaya dökmüş ve kurucusu Julian Assange, Stratfor’u “Gölge CIA” olarak tanımlamıştı. Bu yakıştırmayı abartma olarak görenler oldu. Ama Stratfor yazışmalarına derinden bakıldığında “Gölge” olmaktan çok daha ötede oldukları aşikardır.

CIA’nın yanında, ona paralel, hatta birkaç adım daha önde hizmet vermeye yönelik çalışmaları ortadadır.

Örneğin, bir Stratfor çalışanı Aralık 2011’de merkeze gönderdiği bir e-posta yazışmasına gözatın:

“Öğleden sonramın büyük kısmını Pentagon’da Amerikan Hava Kuvvetleri Stratejik Araştırma grubunda çalışanlarla geçirdim – hani şu eylem yaptıkları bölgelerde neler döndüğünü anlamaya ve Amerikan Hava Kuvvetleri Komutanı’na açıklamaya çalışan kişilerle. Suriye’deki stratejik durum hakkında onlar benden bilgi almaya çalıştılar; sonra da ben onlardan askeri durum hakkında bilgi almaya çalıştım.”

Yazışmanın devamında, Suriye olayları ve aktörleri, olabilecek gelişmeler hakkında etraflı görüş alış verişleri anlatılıyor. Derlenen bilgiler “Devlet Sırrı” niteliğinde; karşı tarafın eline geçtiğinde Amerika ve Suriye olaylarındaki yandaşlarına büyük zararlar verebilecek derinlikte, öyle dedikodu diyerek geçiştirilebilecek şeyler değil.

http://wikileaks.org/gifiles/docs/16714 ... rawal.html

Stratfor’un kurucusu ve şirketin genel müdürü George Friedman çalışanlara gönderdiği “Stratfor dışına çıkmaması gerekli” dediği yazışmada, Amerikan Deniz Piyade Kuvvetleri ve diğer devlet kuruluşları tarafından Stratfor’un çalışma tekniklerini onlara öğretmelerini, onları da “Devletin Stratfor”u olmak için eğitmelerini istediklerini anlatıyor.

Devamla, “Amerikan hükümetine, düşündüklerimizi, okuyucularımıza söylediklerimizi, aynen söyleyeceğiz. Hükümete ilk dersimiz, istihbarat organizasyonlarının varlık nedeni karar mevkiinde olanları rahatsız etmektir, verdikleri kararlardan dolayı kendilerini rahat hissettirmek değil” diyor.

http://wikileaks.org/gifiles/docs/12200 ... -are-.html

Müşteri Listesi başlıklı Nisan 2011 tarihli bir yazışmada, fatura gönderilenlerin arasında Amerikan Hava Kuvvetleri ($119950) ve Amerikan Deniz Piyade Kuvvetleri ($48000) var.

http://wikileaks.org/gifiles/docs/40739 ... list-.html

Tüm bu bilgilerden sonra ortaya çıkan sonuç şöyle özetlenebilir:

· Amerikan hükümetinin CIA’ya güveni yok (Kennedy’i CIA’nın öldürttüğünü iddia eden çok inandırıcı binlerce belge var)

· CIA beceriksiz, Stratfor CIA’nın bilmediklerini biliyor (meşhur Küba’daki Bay of Pigs çıkartmasındaki beceriksizlik örneklerinde olduğu gibi)

· Kirli çamaşırlar ortaya çıktığında “Bu işi devlet veya CIA yapmadı” deme imkânı doğuyor

· Stratfor bu işi CIA’den daha ucuza yapıyor


Eğer hâlâ Stratfor’un ne olduğu hakkında bir şüpheniz kaldıysa, ya “çok iyi niyetlisiniz” ya da görmek istememenize sebep olan yalnız sizin bildiğiniz bir şeyler var demektir….



Erkan GÜÇİZ, 15.03.2012, Güncel Meydan

Son Güncelleme: Perşembe, 15 Mart 2012 20:11
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sayfa 7 / 8
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?