Erkan GÜÇİZ



Onur Öymen’e Soru / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 16 Şubat 2012 06:25

Sayın Öymen,

Facebook sayfanızda şöyle bir yazı var.
“Wikileaks belgelerine atfen basında yer alan bir habere göre Türk emniyet makamları ABD Büyükelçiliğine Ergenekon davası hakkında bir brifing vermiştir. Bu brifingde çeşitli kişi ve kurumları suçlayıcı ifadeler yer almış, bu arada o zamanki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal rüşvet almakla suçlanmıştır. Bu konuda şu sorulların cevabı ivedilikle araştırılmalıdır: Yürütülmekte olan bir dava hakkında yabancı ülkelerin temsilcilerine bilgi vermek yasalarımıza ve uluslararası tatbikata uygun mudur? Sayın Baykal hakkında şimdiye kadar rüşvet aldığı iddiasıyla her hangi bir suç duyurusu yapılmış mıdır, bir dava açılmış mıdır? Açılmamışsa, bir Büyükelçilikteki brifingde adli makamlara bile intikal etmemiş bir iddia hakkında ana muhalefet liderini itham altında bırakacak ifadelerde bulunulması yasal ve ahlaki açıdan savunulabilir mi? O brifingde hakkında ithamlarda bulunulan diğer kişi ve kurumlar hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı var mıdır? Aynı belgede yer alan ünlü bir davanın savcılarıyla Sayın Başbakan arasında düzenli görüşmeler yapıldığı iddiası doğru mudur? Doğruysa bu Türk yasalarına ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle Venedik Komisyonunun kararlarına uygun mudur? Muhalefet herhalde bu konuyu önemine ve ciddiyetine uygun bir duyarlılıkla Meclisin ve ülkenin gündemine taşıyacaktır. Hukuki ve siyasi boyutuyla çok ciddiğ sonuçlar doğurabilecek bu konu her halde tarihten hesap sormaktan daha öncelikli bir nitelik taşımaktadır. Türkiye'nin bir hukuk devleti özelliğini hala taşıyıp taşımadığını sorgulayanlar bu soruların cevaplarını merakla bekleyeceklerdir.”

Sayın Öymen,

Wikileaks belgelerinin Türkiye ilgili olanların tamamını indirdim, birer birer inceleyip kimin kim olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Yukardaki yazınızda şikayetçi olduğunuz ana konu Baykal hakkındaki iftiralar ve yürütülmekte olan bir dava hakkında yabancı ülke temsilcilerine bilgi vermenin yasa dışı bir davranış oluşu. Nedense, Amerikan Büyükelçisi’ne Türk Emniyeti’nin brifing vermesinin sebebini hiç sormuyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti bir müstemleke ülkesi mi ki efendilerine her yaptığının hesabını vermek zorunda. İktidara gelmiş olsa idiniz siz de bu brifingleri devam ettirecek miydiniz?
Pek çok belgede sizin adınız da geçiyor; çoğunda ülkemizin dertlerini Amerikan Büyükelçisine serzenişle anlatıyorsunuz. Merak ettiğim, siz nerede görüyorsunuz bu adamı acaba; ülkemizin kaderi onun elinde imiş gibi bir yaklaşımınız var.
Bu görüşmelerinizi neden Türk vatandaşları ile paylaşmaktan kaçındınız; bunlar cahil anlamaz diyerek mi?
"In private meetings over the last month, however, CHP M.P.s have expressed overwhelming support for continued Turkish-U.S. relations. Our contacts include: CHP vice chairman Sinan Yerlikaya; Foreign Affairs Committee member and former ambassador to NATO Onur Oymen; Human Rights Committee member Engin Altay; Ataturk's right-hand man Ismet Inonu's granddaughter and Ankara deputy Gulsun Bilgehan; and pro-U.S. Kurdish M.P. Esat Canan."
http://wikileaks.org/cable/2003/04/03ANKARA2800.html


Buradaki, "Private meetings" dedikleri nedir, kimlerden, neler, niçin saklanıyor? Yoksa yine bizim cehaletimiz mi engelledi sizi açıklamaktan. Türk Amerikan ilişkilerine neden bu kadar “büyük destek” veriyordunuz? Şimdi de vermeye devam ediyor musunuz?

"He reitereated party leader Deniz Baykal's desire to visit Washington this spring.
He echoed in more concrete terms CHP Party chief Baykal's desire to visit Washington in the spring. But, as we told Oyman, Baykal's expectations -- or perhaps preconditions -- for a visit, such as time with the President, will be very hard to deliver."
http://wikileaks.org/cable/2010/01/10ANKARA121.html


Neden Baykal adına yalvardınız, “ne olur Başkan Baykal’ı kabul etsin” diye; onun da başkaları gibi icazete mi ihtiyacı vardı?

Size yönlendirilen en ağır eleştirileri olgunlukla karşılayıp, sükûnetle cevap verdiğinizi biliyorum. Bu son derece uygar davranışınıza dayanarak sizden bir ricam var. Amerikan büyükelçisi ile görüşmelerinizi içeren Wikileaks belgelerini size göndereyim; siz de, bu görüşmelerin neden yapıldığını, neler konuşulduğunu, karşılıklı beklentilerin neler olduğunu, ve sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin kazançlarının neler olduğunu yukardaki yazınıza ekleyerek yine facebook’ta açıklayın.

Lütfen, “Atatürk’ün partisiyiz” diye reklâm yapan CHP’nin başkan yardımcısı olarak Amerikan Büyükelçiliği görüşmelerinizi Atatürk ne derecede tasvip ederdi sorusuna da bir cevap verin.

Saygılarımla,

Erkan GÜÇİZ, 12 Şubat 2012

Son Güncelleme: Perşembe, 16 Şubat 2012 06:29
 
ABD: ‘Nihayet Askerden Hesap Soruluyor!’ / Erkan GÜÇİZ PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 09 Ocak 2012 00:45

6 Ocak 2012’da Atlantic Council adlı enstitünün yayın organında, Amerika’nın 2005 ile 2008 yılları arasında Ankara Büyükelçiliğini yapmış olan Ross Wilson’un bir yazısı yayınlandı. Başlığı “Erdoğan Türkiye’de sivil otoriteyi pekiştiriyor”. 1

Yazıda, Erdoğan’ın Türkiye’ye Demokrasi getirmek için nasıl cesaretle davrandığını şöyle anlatıyor.

“Eski Genelkurmay Başkanı emekli general İlker Başbuğ’un 6 Ocak’ta tutuklanması,
Türk Ordusuna karşı yaptırımlarda yeni bir adımı işaretlediği gibi, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan hükümetinin ülkenin geçmişini karartan sivil yönetim karşıtlarının üstüne ne kadar
korkusuzca yürüdüğünü de gösterdi.”

 

Askerlerin artık tam olarak sivil otoritenin kontrolü altına girdiğini belirtiyor Ross Wilson ve ekliyor:

“Saatler süren sorgulamadan sonra, savcı Başbuğ’u “terörist bir organizasyonun başı” olmak ve hükümeti devirmeye teşebbüs ile suçladı. Başbuğ, son iki yıl içinde birçok komplo iddiaları ile suçlanarak tutuklanan yüzden fazla yüksek rütbeli subayların sonuncusu oldu. Daha beş yıl önce, bu kişilerden birinin sözde veya hakiki davranışlarının hesabını vermelerinin sivil otorite tarafından istenmesi düşünülemeyecek birşey idi. Artık değil.



Eski Büyükelçi, askerlerin sivil otorite tarafından kontrolünün yalnız ileriye dönük değil, geçmişi de kapsayacağını hatırlatarak, “Daha önemli olan ise, 3 Ocak’ta başka bir savcının, Türkiye’nin 1980’deki son hakiki askeri darbesinin hayatta olan iki lideri hakkında mahkemeye başvurusudur” diyor.

“Türk muhakeme usullerine göre mahkeme onbeş gün içinde iddaanameyi ya kabûl edecek veya reddedecek. Kabûlüne şimdiden olmuş gözüyle bakılıyor. İhtilâlin arkasından cuntanın başında olan ve daha sonra asker tarafından zorla kabul ettirilen anayasa yolu ile cumhurbaşkanı seçilen 94 yaşında emekli general Kenan Evren’e de sıra geliyor olmalı. Bu, askerin hesap vermesinin, yeni ve çok daha çarpıcı bir görüntüsü olacak.”



'Anayasa değişikliği için faydalı olur!'

Bu ‘yeni ve çarpıcı’ gelişmenin sebeplerini analiz eden Wilson, uygulanan stratejinin Atlantik ötesinden verildiğini de satır aralarına yerleştiriyor..

“Hukuki olarak tutarlıkları ne olursa olsun Başbuğ ve Evren hakkındaki davalar hem politika arenasında ülkenin tartışmalı yeni anayasası ile ilgili olarak, hem de hakiki bir hesaplaşma olarak önemli. Toplumun dikkatini bunlar ve diğer yüksek rütbeli subayların sözde veya gerçek yasadışı davranışlarına odaklaştırmak son zamanlarda sönmeye yüz tutmuş anayasa değişikliğine yeniden şevk ve ivme katmaya yardım edecek; ordu içinde, yargıda, ve her konumda bu değişimi kısıtlamak ve AKP’nin boyunu aşan işlerini engellemek isteyenleri atacakları adımları hesaplamaya ve kendilerini ne şekilde savunacaklarını düşünmeye zorlayacak.

...

“Hükümet karşıtı davranışların uzun uzun düşünüldüğü, baskı uygulandığı, belki de bazı planların var olduğunun , herkesçe bilinen bir sır olduğu 2000’li yıllarda, Başbuğ orduda yüksek komuta seviyesinde görevli idi. Fakat yine de, yarattığı imaj, ülkenin ordusunun başı olarak sivil otoriteye saygılı şerefli bir general idi. PKK terörizmiyle mücadelede yalnız güç kullanmak değil, politik, ekonomik ve toplumsal sorunların da ele alınması gerektiği konusunda açıkça beyanlarda bulundu. Türk ordusunun modernleştirilmesi gerektiğini biliyordu ancak iki yıllık döneminin sonuna doğru çok az katkısı olmuştu. Orduda pek çok kişinin düşüncesine göre Başbuğ’un kendinden öncekilerin AKP hükümetine açıktan düşman davranışlarından daha yumuşak davranması halk gözünde ordunun prestijini düşürdü, ve Erdoğan ve müttefiklerinin emellerini oyun dışı bırakmak ve kısıtlamak elde kalan son imkanları boşa harcadı. Ordunun başından ayrılışı ordu saflarında bir üzüntü sebebi olmamıştı. Ordu kademeleri ve genelde toplum davalara büyük önem atfetmiyor ve münferit talihsiz olaylar olarak görüyor.”



Aynı Ross Wilson Ankara’da görevli olduğu günlerde Washington’a amirlerine gönderdiği 4 Ağustos 2008 tarihli bilgi notunda 2 , çok iyi tanıdığı yeni Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u yere göğe sığdıramamıştı.

'Başbuğ'un Amerika'ya karşı tutumu olumludur ama...'

“Genelkurmay Başkan Yardımcısı olduğu 2003’den beri devamlı bağlantımız olan Başbuğ’un Amerika’ya karşı tutumu olumludur; 1 Mart 2003 tezkeresi ve 4 Temmuz 2003 “Çuval” olaylarından kaynaklanan Amerikan ve Türk orduları arasındaki gerginliğin yumuşatılmasında başı çeken kişi odur.”

Daha sonra, ordu, bürokrasi ve hükümet beyanları ile tekrar yoluna giren Amerikan Türk ilişkileri, Başbuğ’un 26 Ocak 2005 basın toplantısında Türk Amerikan ilişkilerininin derinliğini ve önemini açıklaması ile başladı. Başbuğ’un İncirlik’deki kargo merkezinin kuruluşunda ve bir süredir ara verilmiş olan yıllık Yüksek Seviyede Savunma Grubu toplantılarının 2005’de yeniden düzene girmesinde emeği geçmiştir.”



Wikileaks bilgi notunda, Ross Wilson İlker Başbuğ’un AKP’ye ve ileride Amerika’ya zararlı olabilecek taraflarına da değinmişti..

Başbuğ’un ,Türkiye’nin laik yapısının korunması konusunda sert konuşmaları var. 2006 Eylül’ünde Harp Akademisi’nde kurmay subaylara yaptığı konuşmada “Türk Silahlı kuvvetleri bugüne kadar laik, bölünmez, ulus devleti korumuştur, bundan sonra da korumaya devam edecektir” demiştir. Aynı konuşmada, laiklik karşıtı güçlerin artan etkilerine karşı da uyarıda bulunmuştur. Başbuğ’un, Anayasa Mahkemesi Hakimi Paksüt ile, Cumhuriyet Başsavcısının AKP’yi kapatma davasını açışından birkaç gün önce, 4 Mart tarihli “Gizli Görüşmesi” de konu hakkında önceden bilgilendirildiği ve en azından tasvibinin alındığının işaretidir.’



Ross Wilson, yazısında, Amerikan “dostu” olarak gördüğü ve “yardım”larından teşekkürle bahsettiği Başbuğ için adil yargılama diliyor ardından davanın bir an önce sonuçlandırılmasını öneriyor, sonra da bu beklentisinin boş olduğunu bildiğini de söylüyor (!).

“Türkiye’nin önündeki görev, Başbuğ ve Evren yargılamalarıyla, geçmişle barışmak, adil, tarafsız, ve kısa zamanda yargı sürecini sonlandırmak..Benzer davalardaki ağır ilerleme beklentinin karşılanamayacağını gösteriyor. Bu durum, Erdoğan ve çevresi üzerinde bir leke ve ülkenin itibarını zedeliyor.”

 


Erkan GÜÇİZ, 8 Ocak 2012


Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Ocak 2012 02:44
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sayfa 8 / 8
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?