Mustafa YILDIRIM

Mustafa YILDIRIM



Karanlık Operasyonu Yazmak Günah mıydı? / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 20 Mayıs 2013 18:22
Halkı korkutmak için masallar yazmışım!

Ahtapotun kollarında kıvranıyormuşum!

Siyasetsizmişim; örgütsüzmüşüm, çözüm önermiyormuşum!

Böyle yazmışlar gazetenin başyazısında ve bu önyargıyı internette dağıtmayı iş edinenler çıkmış!

92 ülkeyi ve özellikle Türkiye’yi parçalamak, ulusal birliğini dağıtmak için sürdürülen operasyonu (Project democracy), kanıtlarıyla, örgütleriyle, operatörlerin adlarıyla, sanlarıyla, görevleriyle, Amerikan ve Avrupa hazinelerinden aldıkları paralarıyla ve amaçlarıyla sergilemiş; halkı uyandırmaya çabalamış ve savaşıma yönlendirmişim de çok ayıp etmişim öyle mi?!

CIA elemanlarının listesini, akademilerdeki devşirme elemanlarını, yeni sömürgeciliğin örgütü NATO’nun gençlik örgütlenmesini, devşirme programlarını belgelemişim de politikacıları, gençleri, yazarları, gazetecileri, sendikacıları uyandırmaya çalışırken siyasetsizleşmişim, öyle mi?

Meğer bir ömür boyu süren bağımsızlık-özgürlük savaşımımız, emeklerimiz boşunaymış, öyle mi?

Savaşım yöntemlerinin tarihsel örneklerini belge romanlarla anlatarak, güncel savaşıma kaynak önermişim de suç mu işlemişim?!

*

Kimden izin alacağız?

Araştırmadan, incelemeden, çözümlemeden ve yazmadan önce bir merkezden onay mı almalıydık?

Yazarak, anlatarak, bilgi ileterek ulusu uyandırmaya çalışanları kim izliyor ve izletiyor da yazanların örgütsüzlüğüne karar veriyor?

Hangi örgüt, örgütten sayılıyor ve örgüt seçerken kimden izin almalıyız?!

CIA uzantıları Sivil Örümceğin Ağında ve Ortağın Çocukları kitaplarını değersizleştirmek için çok uğraşmışlar; operasyonun parçaları davalar açmışlardı! Demek ki yetmemiş!

Her neyse; temel ilkemiz açıktır:

Düşmanımızın düşmanı her zaman dostumuz” değildir ve bağımsızlığın savaş yolunda yürürken yabancı devletlerden medet ummak, o devletlerin içimizdeki karanlık çalışmalarını, örgütlenmelerini, cumhuriyetimize karşı işledikleri cinayetleri görmezden gelmek, ecelimizi geciktirir; ama sonunda ölüm kesindir!


Daha yazacak çok şey var; ama Türkiye Cumhuriyetini kökten yıkarlarken, ulusal birliği korumak için duyarlı davranmak gerekirken hiç de zamanı değil!

Mustafa YILDIRIM / 15 Mayıs 2013

 
Irza Saldırı Dokunulmazlığı / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 02 Mayıs 2013 04:41

 

Devletin “T.C.”siz devlet bakanı, bir kadın vekili aşağılıyor; öteki kadın vekiller onu alkışlıyor.

Devletin “T.C.”siz kadından sorumlu kadın bakanı uçakta rastlıyor aşağılanan o kadın vekile ve üstüne yürüyor.

“T.C.”ni kaldırtan çoğunluğun vekili, bir başka vekilin kadın-anasının ırzına geçeceğini haykırıyor hem de “T”siz BMM oturumunda.

Çoğunluğun kadın vekilleri susuyor. “İrtica tehlikesi yoktur” diye TESEV raporları yazan Y-CHP’li kadın vekil Toprak Binnaz ve arkadaşları da susuyorlar.

Vekilin kadın-anasının ırzına geçeceğini haykırmakla kalmayan “edepli” vekil, o ananın oğluna “Seni geberteceğim!” diye de bağırıyor.

Gerçekten gebertebilir mi? Bunu çoğunluğun kadın vekilleri ya da o kişiyi vekilleştiren tek seçici daha iyi bilir.

Sivas’ta kız çocuklarının, kadınların da kaldığı oteli yakan Hizbullahilerin avukatıydı kadın-ananın ırzına geçeceğini söyleyen o “T.C.”siz “edepli” vekil.

Madımak’ı tutuşturan alevler gibi yakıcı bu sözler!

“Nihayetinde vatana namus borcumuzu ödedik” diyen Mareşal Mustafa Kemal’e hakaret eden Rizeli Şevki Yılmaz adlı vekilin de avukatı mıydı bu “edepli” vekil?

O dönemde sözde Müslüman vekiller öfke dağıtıyorlardı ve Mareşal’in kadın-anasının umum kadını olduğunu gösterir sahte belgeler İmam Hatip Liselerine fakslanmıştı.

Çoğunluğun “edepli” vekili aynı zamanda, vekillere “edepsiz” diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın da avukatı, yani yasal haklarının savunucusuydu.

Aradan yıllar geçti; ama öfke dinmedi. “Edep” ölçüsü günden güne değişti şimdi sormak zorunludur:

“T.C.”sizliği seçen çoğunluğun kadın vekilleri, “edepli” vekil gürlerken içlerinden ne geçirdiler?

Kadından, aileden sorumlu kadın bakan içinden ne geçirdi?

Hangi kadın vekiller içlerinden “Oh olsun!” dedi?

Hepsinden geçtik de, ABD hazinesinden Amerikan yobazları aracılığıyla para alarak “Kadın Adayları Destekleyen”, Anadolu’nun dört bir yanında şubeler açan KA-DER adlı sivilce örgüt, hangi kadın adayları desteklemişti?

NED-USA Dolarlı proje düşkünü KA-DER örgütünün kurucuları ve “Kızıl Feministler” kitabının yazarları, “Yetmez ama evet!” yerine “Yetmez ama artık hayır!” demeye başlamışlarsa bu soruları yanıtlasalar çok iyi olacak!


Notlar:
- Irza geçme kararlılığının ayrıntıları için bkz. “T”sizleşen BMM’nin tutanakları ve gazeteler.
- KA-DER’in güncel Yankee ortaklıkları için “Ortağın Çocukları” kitabından yararlanılabilir.
- Muğla’daki yurttaşlar yazıların bir yıldır oradaki gazetede yayınlanmadığından yakınıyorlar. Yazıları aylarca gönderdim. Nedenini bana değil, oradaki gazeteye sormalılar.

Mustafa YILDIRIM, 2 Mayıs 2013

 

Son Güncelleme: Cumartesi, 04 Mayıs 2013 04:48
 
Kürt Hizbullahileri – PKK Ortaklığı / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 08 Nisan 2013 19:33

Dikkatli okurlar İran devlet başkanı Ahmedinejad’ı, İran al-Kudüs Kuvvetleri’nin yerli uzantılarıyla birlikte Sultanahmet camisi çıkışında “Sardar! Sardar!” diye haykırarak selamlayanları anımsayacaklardır. (Serdar: Başkumandan)

Ne ki medyamız ve Cumhuriyeti savunanlar, yüzlerce işkence-cinayetten sorumlu önderleri salıverilmese Kürt Hizbullahileri unutmuşlardı. Oysa Kürt Hizbullahilerinin binlercesi tutuklansa da Güneydoğu’da 50.000 kişiyle gösteriler düzenlemişlerdi. Üstelik yalnızca Güneydoğuda değil kısa süre önce İstanbul’da da 20.000 kişiyi alana toplamışlardı.

Kum kentinde Hizbullahileri uzun yıllar temsil edenler de hapisten çıkar çıkmaz, tıpkı İran’daki gibi, “Mustazaflar Derneği” adı altında yeniden örgütlendiler. Yeni örgütlenmenin onursal başkanı Mele Enver Kılıçaslan (Uzun yıllar Kum’da Ayetullahların yanında Hüseyin Velioğlu cemaatini-örgütünü temsil etmişti) fetvalarıyla 2010 Anayasa referandumuyla Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkımını destekledi. Şimdilik “Hizbullah (Allahın Partisi)” yerine HUDA-PAR’ı (Hur Dava Partisi) kurdular. “Huda”nın karşılığı da “Allah”tır.

Hizbullahi önderlerin dava avukatı M. Hüseyin Yılmaz, Mustazaflar (Humeyni’i emriyle İran’da da kurulmuştu) derneğinin başkanıydı; şimdi de partinin başkanı oldu. İran’da olduğu gibi Anadolu’da da halkı sokaklara dökerek iktidarı ele alacaklarını; ordunun bile bunu durduramayacağını açıklamıştı. HUDA-PAR Başkanı şimdi de Öcalan’la görüşmeleri destekliyor. Ancak PKK’nın Kürtlerin tek temsilcisi olamayacağını, kendilerinin de masaya kabul edilmesini istiyor. Kürt Hizbullahileriyle PKK yıllar önce Cumhuriyet Devleti’ne karşı uzlaşmışlardı. Uzlaşma sürebilir mi?

Kürt Hizbullahileri, Cumhuriyet devletinin parçalanmasından mutlular ve İran’a bağlılıklarını şimdilik koruyorlar. Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta İran-ABD-AB-İsrail-AKP desteğine arka çıkan Kürt Hizbullahileri, Suriye ve Lübnan’da İran egemenliğini destekliyor; ABD-AB-İsrail koalisyonuna karşı çıkıyorlar. Oysa PKK, uzun yıllardır Washington’dan yönetiliyor! AKP-BDP koalisyonu bu nedenle Kürt Hizbullahilerine dikkat ediyorlar; fakat şimdilik masaya çağırmıyorlar. Bu nedenle bir kez daha hocalığa soyunan Öcalan, Amerika hicretindeki Hocaefendi’ye selam yolluyor.

AKP hükümeti de Osmanlı-İslam bayrağı altında toplanacaklarını açıklayarak durumu kurtarmaya çalışıyor. Ancak Kürt Hizbullahileri ve PKK, dış devletlerin güdümünde ve etnik ayrımcılık temelinde yürürken her an taraf değiştirip kan dökebilirler; silahlarını her an ortaklarına yöneltebilirler! Onların ardına takılan Kürtler de emperyalist ülkelerin topraklarında sığınacak yer ararlar ya da anti-emperyalist savaşımların önderi Türklerden medet umarlar!

Araya kan ve ihanet girmişse, Türkler artık “kardeşlik” isterler mi?

Tarih gösteriyor ki, Türklere karşı “gâvurun kılıcını sallayan” azınlıklar, önünde sonunda yurtlarını yitiriyorlar!

Ama söyler misiniz, ihanetleri nedeniyle cezalandırılanların sayısı, 1923’te olduğu gibi, “150” ile sınırlı kalabilir mi?


Mustafa YILDIRIM / 8 Nisan 2013

 
Oylamayla Devlet Yıkılır mı? / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 05 Nisan 2013 17:49

“Eyalet” sistemi diyerek açıkça federe devletçiliği amaçladığını ilan etmiş; hem de değiştikten sonra.

Devletin ideolojisi olmayacak diyerek devleti kökten değiştireceğini de söylemiş; hem de başbakan olduktan sonra. Ayrıca “Başkanlık” düzeni kuracağını söylemiş ve kendisine “Başkanlık olacaksa eyalet (federasyon) sistemi gerekmiyor mu?” diye soruluğunda açıkça öyle olacağını belirtmiş.

Onun amaçlarıyla, ABD, AB, Yunanistan, PKK, DTP, Azınlık Milliyetçileri, Ermeni Milliyetçileri, Rum Patrikliği, İran Kuyrukçuları, Kürt Nurcuları ve benzerlerinin oluşturduğu koalisyonun çalışmaları uyumlu değil mi?

Bu koalisyona ayrı ayrı tarikat örgütlerini, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine karşıt eleman yetiştiren mektepleri (medreseleri) de katmak gerekiyor.

Yıllarca federasyonun yasal tabanını (eski hükümetlerle başlatılmıştı) oluşturmuşlar; şimdi de, tüm yasaların üstünde yer alan ve Cumhuriyet devletinin varlığının en önemli ilkesi olan ulusal egemenliği (meclisten ibaret değil) koruyan hukuksal engeli yani anayasayı kaldırmaya çalışıyorlar.

Eyaletler Başkanlığı düzeni demek, cumhuriyet devletini kökten değiştiren (aslında kaldıran) yeni bir devlet kuracaklar.

İlk iş olarak devlet başkanını halkoyuyla seçmeye çalışıyorlar.

Başbakan ve eski bakanları “Osmanlı eyalet sistemi” dediklerine göre başkanlık, padişahlık demektir.

Bu aşamada başbakanının ulusal konularda “Ulemaya sormalı” dediğini ve ABD başkanlığındaki “Din Konseyi” ve Dışişleri’nde “Din Hürriyeti Komitesi” örneğini de anımsarsak padişahlığın halifelik ayağının da güncelleştirildiğini ayrımsayabiliriz.

Referanduma, yani apar topar halk oylamasına gelince; durumu açıkça görmeliyiz: Devletin niteliğini kökten değiştirecek bir oylamaya gidiyorlar; ama halka bunun ne anlama geldiğini açıklayacak zaman bırakmıyorlar.

Ana medyanın % 99,99’unu ele geçirmişler; yıllardır eğlence programlarıyla bile gün 24 saat devleti sarsıyorlar; şimdi kalkmışlar sandığa gidiyorlar.

Halk ne zaman nasıl bilgilenerek oy kullanacak?

Diyelim ki, durumun kötülüğünü anlatacaklara TV’lerinde (örneğin Can Dündar programında) yer verdiler; diyelim ki siz can alıcı noktaya gelerek durumu az da olsa açıklayacaksınız ve diyelim ki Can Dündar tam o anda sizin sözünüzü kesmedi ve siz yarım saat konuştunuz; yeter mi?

Onlar günlerce propagandalarını yapmayacaklar mı?

O zaman halk hangi bilgilenmeyle ve hangi özgürlük nortamında sandığa gidecek?

Beytüşşebap’ın bir köyüne, Van’ın bir ilçesine rahatça gidip halka gerçekleri anlatmanıza olanak verecek bir güvenlik ortamı yoksa bunun neresi propaganda özgürlüğü olacak?

Amerikan ajanları kol gezecek, halk cahil kalacak ve siz referanduma, seçime gideceksiniz.

Bu aşamada yalın gerçekleri sıralamaktan başka çare yok:

Cumhuriyet Devleti oylamayla ortadan kaldırılamaz; çünkü Cumhuriyet Devleti oylamayla kurulmamıştır.

Kör sandık oyunlarıyla, Amerikan mandacıları istedi diye, Cumhuriyet Devletini yıkarak başkanlık-padişahlık devleti kurulamaz.

Cumhuriyet Devleti nasıl kurulduysa, onun yıkımına da aynı yöntemle engel olunacaktır ve yüzdeleri kaç olursa olsun bilinçli yurttaşlar sonuna dek savaşacaktır.


İşte bu nedenle “Referandum” oyununu tanımıyorum; çünkü Cumhuriyet Devletini kökten değiştirmeye kalkanlarla Cumhuriyet devletinin yasal zeminlerinde ne tartışılır ve ne de oylama yapılır.

Cumhuriyet Devletinin varlığını yok etmeye çalışanlarla tartışmaya girmek Cumhuriyet devletinin yıkımında uzlaşmaya çalışmakla birdir!

Artık gri yoktur: Siyah ya da beyaz vardır!

Ya eyaletli padişahlıktan ve Kürt, Laz, Abhaz, Çeçen, Adige, Dersim vb. eyaletlerinden, federe devletçiklerden yana olacaksın ya da bağımsız-bağlantısız, ulusal merkezli Cumhuriyet Devletini koruyacaksın!

Artık ortada kalınamaz: Ya Cumhuriyet devletini sonuna dek savunan safta olacaksın ya da yıkıcıların safında…

Ağustos 2010
(Kaynak: Mustafa Yıldırım, THE GENERAL, UDY, 2011, s. 91-92)

Mustafa YILDIRIM, 05 Nisan 2013

 
Kalleşlerden Ulusal Kahraman Olmaz! / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 22 Mart 2013 21:15

Küresel fırtına içinde unutulup giden acıma duygusunu canlandırmak için gençlere örnekler verilince çoğunlukla şu kısa yanıtı alıyoruz: “Duygu sömürüsü yapma!”

Ülkeyi yönetmekle görevlendirilen ekibin başındaki 2 Numara da “açılım” sözcüğünün altını göstermek yerine, coşkulu bir vaiz tavrıyla sesini yükseltiyor: “Kimse anaların gözyaşları üstünden pirim yapmaya kalkmasın!”

Ses metalik, söz güzel; ama gerisi yok.

Oysa soru çetin: Hangi anaların gözyaşı?

Mühendisler - İşçiler

Mühendisler, başlarına geleceği düşünmeden krom işletmesine gidiyorlardı. Otomatik silahlılar araçlarını durdurdular. Mühendisleri Onları sıraya dizdiler ve mermi yağdırdılar.

Mehmet Çetin, Bülent Fidan, Orhan Yeler, F. Mehmet Bakar, Selim Şahin, Aydın İnceoğlu, Hüseyin Yeğenoğlu, Mehmet Zeki Özçelik silahsızdılar, kimseyle bir alıp veremedikleri de yoktu; ama öldürüldüler.

Petrol sondaj kuyularında çalışan A. Hakan Yılmaz, Hakan Bayla ve Mustafa Yelkenci’yi yan yana sıraladılar ve birer mermiyle vuruldular.

Öğretmenler

Elazığ ilinde köy okuluna gelen katiller, öğretmenlerin ailelerini bir odaya kapattılar. Öğretmen Selahattin Kurtuluş, Hikmet Kurtuluş, İzzet Yüksel, Ahmet Bekâr ve Bayram Yeşil’i okul sıralarına oturttular; yaylım ateş açarak öldürdüler.

Tunceli’nin Bükardı köyünün okulunda Öğretmen Hamza Çetin’i, Erkan Aydın’ı da kurşuna dizdiler. Yine Tunceli’nin Pirincik köyü okulunda öğretmen Fevzi Katar, Taşkın Şengen, Ünal Atlı ve Orhan Bakış’ı öldürdüler. Öğretmen Cemal Ünlü ağır yaralandı.

Tunceli Mazgirt ilçesi, Darıkent Beldesi ilkokulunda öğretmen Ali İhsan Çetinkaya, Metin Kaynar, Buminhan Temizkan, Mustafa Karınca, Rüstem Şen ve Vedat İnan’ı evlerinden çıkardılar ve yaylım ateşle öldürdüler.

Öldürdüler; çünkü ABD’nin “Gerilla Savaşı” talimatında devlet görevlilerinden “özenle seçilmiş hedeflerin, planlanarak nötralize edilmeleri” yazılıydı. “Nötralize etme”nin katletmek olduğunu söylemeye gerek yok.

Hangi açılım?

Kimlerdi o katiller ve onların anaları ağladı mı?

Mühendisleri, masum emekçileri öldürenler, kültürel haklar için mi bastılar tetiğe? Savcılar onları mahkemeye çektiler mi?

Yargıçlar, otomatik silahları, mühendislerin, öğretmenlerin bedenlerine saplanan mermileri katillere veren devletleri sorguladılar mı?

Katilleri eğiten EOKA deneyimli Yunanlı subaylar hiç sorgulandılar mı? Katilleri besleyen uyuşturucu parasının kaynağı araştırıldı mı?

Yok muydu katliamlarla ilgili gizli-açık tanıklık edecek itirafçılar?

Zalimlilerin ortakları

Katilleri “ulusal kurtuluş savaşçısı gerillalar” diyerek kutsayanlar, Ağrı’nın Dibinde ağlayıp gezenler, hiç kuşkusuz bu cinayetleri, “asimilasyona tepki” diyerek zafere dönüştürebilirler!

ABD’nin katillere yardım ettiğini bile bile, Amerika ile köklü-tarihsel ilişkilerden söz ediyor The General.

The Generaller, MGK toplantısında “Açılıma devam” derken asli sorumluluğunun güvenliği sürdürmek ve katilleri yakalamak olduğunu birden unutuveriyorlar.

Bu arada Kürt yurttaşlar da yanılıyorlar; çünkü mühendislere, öğretmenlere kıyanlar, dünyayı kana bulayan devletlerin koruması altında onurlu bir devlet kuramazlar.

Ulusal kahraman olarak yutturulan katiller, kısa süre sonra cana kıyan baskıcı diktatör olurlar. Katiller de ancak kalleşliğin simgesi olabilirler.

Öte yandan eşkıya devletlerle işbirliği bağımsız Cumhuriyet Devletinin yıkımını da hızlandırmaktadır.

Yıkıma ortaklık, “üniterlik”, “demokrasi” ve “hukuk” nutuklarıyla ancak bir süre örtülebilir. Önünde sonunda yıkımın yolunu açan görevliler de yargılanmaktan kurtulamazlar.

“The General -2010” kitabında da yer alan bu satırlara ekliyorum ki;

“Kalleşlerin elinden tutanlar, katiller katilini padişah katına yükseltenler bugün arkalarını verdikleri emperyalistlerin iteklemesiyle sırıtarak gezebilirler. Ancak kalleşlerin ardına takılan azınlıklar, acı ve ağır sonuçlara katlanıp gerçek gâvur asimilasyonuna uğrayacaklar!

Öyle olacağını anlamak için “İstiklal-i Tam” harbi sonrasında emperyalist uşağı katiller sürüsünün sonuna bakmak yeterlidir!

Adındaki “cumhuriyet”le idare edenler de kalleşlerin dolaylı ortaklığında boğulurken bin yıldır bu toprakları yurtlaştıran Türkler, kaderlerini Türklerle birleştiren Bosna-Balkan-Kafkas göçmeni yurttaşlarımızla birlikte yine erdemli bir devlet kuracaklar!

Hiç ama hiç kuşku yok!


Dipçe: -1984-2008 katliamlarının tümü için: Ümit Özdağ, Pusu ve Katliamların Kronolojisi, Kripto Kitaplar, Ankara, 2009.

- PKK padişahı Öcalan’ın emriyle katledilen PKK’lılar için:

Aliza Marcus, Kan ve İnanç – PKK ve Kürt Hareketi, İletişim, 2009

- Bir sonraki yazı: Kürt Hizbullahileri de PKK ile aynı masada



Mustafa YILDIRIM, 22 Mart 2013

Son Güncelleme: Cumartesi, 23 Mart 2013 12:15
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 4 / 13
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!