Mustafa YILDIRIM

Mustafa YILDIRIM



TSK’nin Asıl Zaafı ve Gazi’nin “Mertlik ve Özveri” İlkesi / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 18 Mart 2013 15:45

TSK yöneticisi General kestirip attı; “Komuta kademesinde zaaf yok!” dedi.

Doğru söylüyor General!

Zaaf” olmasın diye, her komuta kademesinden bir-iki değil, yüzlerce subay, yukarıdan aşağıya “casus” diye suçlanarak tutuklanmış!

Anlatmaya çabaladıkları odur ki, yıllarca casusların(!) egemen olduğu bahriyeye güvenerek huzur bulmuşuz!

Şimdi “zaaf” ortadan kaldırılmış! Her rütbeden savaş pilotları, hem de yüzlercesi, ordudan ayrıldı diye endişelenenleri neredeyse “hain” ilan edecekler!

Ayrılmalar hukukidir” diyorlar. “Hukuki” dedikleri ayrılmalar, tutuklanan yüzlerce komutanı da kapsıyor herhalde! Yönetici generallerle denizaşırı eşkıya müttefikleri “zaaf”tan böylece kurtuluyorlar.

Komşu devletleri parçalamak için çocukların, kadınların kanını dökenlere yataklık etmektir onlara göre zaaftan kurtulmanın yolu! Mahkeme kapılarında gazetecilere, yaşlılara “Gözünüze gaz sıkarım ha!” diyen subaylara kumanda etmektir onların zaaflarından kurtulmaları.

Askeri savunma işbirliği diye yutturulan siyasal örgüt NATO’nun dünyanın yeniden ele geçirilmesindeki zorbalık işlevini sezenleri yok ederek “zaaf”tan kurtulacaklarını sanıyorlar!


TÜRK ORDUSUNUN ASIL ZAAFI


Tastamam 65 yıldır, yayılmacı eşkıya devletin modern silahlarına güvenerek yaşayan generaller, Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk’ün subay tarifini unutmuşlar! Bağımsızlığın ve özgürlüğün Başkumandanı arkadaşına diyor ki:

Sen, “Mertlik ve özveriyle desteklenmeyecek teknik bilgi birikiminin başlı başına amaca ulaşmayı sağlayamayacağını”
ileri sürüyorsun.

Böyle düşünmekte ne kadar haklısın!

Hatta ben senin savını tersine çevirerek, ileri sürerim ki:

Asıl ilke mertlik ve özveridir!


Başkumandanın bu satırları yazmasının (1914) üstünden 99 yıl geçti.

Türk ordusu, 68 yıldır “mertlik ve özveri” ilkesinden uzaklaştıkça zaafa uğradı.

Yeniden karanlığa gömülen dünyamızda asıl ilkenin “mertlik ve özveri” olduğunu unutmayanlar, kuşkusuz öne çıkacaktır.

Öncülerin yanması kaçınılmazdır; ama onların izinden yürüyenler, insanlığa yaraşır ilkelerini koruyacaklar ve Türk ordusunu yeniden kuracaklardır!

Mustafa YILDIRIM / 12 Mart 2013

 

 

 
Uyanamayanları Yıkarlar... / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 07 Mart 2013 12:09

Tamı tamına 13 yıl önce belki uyanan çıkar diye “Sevr Mevr Demode! Mozaik kaç parça?” başlığıyla yayınlanmıştı. Şimdi “Ulus mu, millet mi?” diye bulanıklık yaratmaya çalışanları, “Türkiye geçmişiyle yüzleşmeli” diyen Y-CHP’lileri gördükçe o yazıyı yinelemek gerekti:

"Dersimiz bölme!" diyordu! Türkçesi de güzeldi doğrusu:

"Bölmenin anası etniktir: Türkler / Kürtler / Çerkesler / Gürcüler / Arnavutlar / Araplar / Yahudiler / Ermeniler / Rumlar / Lazlar vb.”

Şaşkınlığa uğradım. O bunu fırsat bilip, sesini yükseltti:

Bu etnik toplulukları da kendi içinde bölmek olanaklı. Örneğin Çerkesleri; İnguşlar, Çeçenler, Abhazlar diye bölebiliriz.”
Amaç Türkleri bölmekse, kökenlerine başvurulabilir: Türkmenler / Özbekler / Kazaklar / Kırgızlar vb”.


“Bunu nasıl becereceksiniz? Biz artık kendimize ‘Türk’ demeyi benimsedik, senin dediklerin çok gerilerde kaldı.”

Göçmenler / Yerliler /Mubadiller, diye ayırıyoruz. Nasıl olsa siz Avrupalı olmaya kararlısınız. Balkan göçmenlerine ‘Siz Avrupalısınız, medenisiniz; oralarda malınız mülkünüz kaldı’ diyoruz.”

Bölme işlemine iyice kaptırmıştı:

“Göçmenleri kendi içinde bölebilirsiniz: Yugoslav göçmenleri / Makedonya göçmenleri / Bulgaristan göçmenleri / Trakya göçmenleri vb. Yerlileri bir başka şekilde bölüyoruz: Karadenizliler / Egeliler / Doğulular / Batılılar / Karamanlılar / Dersimliler!”

"Bitti mi?"

Noo!.. Öbekler, bir ortak çıkar uğruna yan yana gelebilirler ve bölme işi toplamaya dönebilir.

O nedenle, bölme işini ufalama eylemiyle ve kolayca kışkırtılabilen duygularla örülmüş kine dönüştürebilirsiniz. Yapılması gereken, kutsallıkla oynamaktır. İnananlar / İnanmayanlar gibi."

"Neden Müslümanlar ve Hıristiyanlar değil de, inananlar ve inanmayanlar diye bölünecek?"

"Müslüman ve Hıristiyan olarak bölünürse; Müslümanları birlik olmaya itelersiniz. Bu durumda etnik bölme operasyonu zarar görür. Artık inananların içine Ortodokslar, Museviler, Katolikler, Protestanlar, Süryaniler, Müslümanların sünnisi, Alevisi, Şafisi, Caferisi vs. girecek."

İnanmayanlar kim? Komünistler mi?"

"O eskidendi. Yönetim düzeninde, din esas olarak alınmadığından laiklik birleştirici oluyor. Şimdi ‘inanmayan’ demek; laikliği savunan, din esaslarının yönetimde etkisini istemeyen demek oluyor."

"Yani laiklik taraftarı olanlar, inanmayanlar mı oluyor?"


"Aynen böyle! Kilise, cami, dergâh egemenliği isteyenlerle istemeyenler çatışması verimlidir. İnananlardan Müslümanları da ufalayabiliriz: Kürt Sünniler / Şafi Sünniler / Kürt Aleviler / Türk Aleviler / Hanefi Türkler / Caferi Türkler / Rufailer...”
“Mezhepler birleştirici olur!”

“ Kolayı var! Mezhepleri alt öbeklere, tarikatlara bölebiliriz: Nakşiler / Süleymancılar / Nurcular / İlimciler / Menzilciler / Kadiriler / Nizam-ı Âlemciler…

Böl bölebildiğin kadar.

Sınıfsal bölmeleri eklersek değme bilgisayar programı Anadolu insanını bir araya getiremez! Hele bir de işe partizanlık karıştırdın mı deme gitsin!"

"Coğrafi olarak bölemedikten sonra, mozaik senaryonuz gazetede kalır. Buradakiler, Amerika’daki gibi oradan buradan toplama halkınıza benzemez!"

"Yes Sir! You are right! Harita üstünde Sevr-Mevr yok artık, güçlendirilmiş yerel yönetimler var! Merkezi devlet yok; özerk-otonom devletler var! Ulus yok; sivil toplum örgütleri, vakıflar, şeyhler, dedeler, seyyidler, çelebiler, babalar, emirler, falcılar, büyücüler, üfürükçüler, nüshacılar, ağabeyler, bacılar...

Yurttaşlık bitti; ‘mensupluk’ var! Daha da eşit olmak için mensup olmak yetmez, ‘meczup’ olacaksın!"


"Bu işlerin mümkünü yok!"

"Çoğu oldu bile! Önce ‘Kimliğiniz nedir, Batılı mı, Doğulu’ mu?’ diye, sorduk. ‘Bizim kimliğimiz nedir? Büyük büyük dedem asil miydi? Bizim aslımız Türk değil mi acaba?!’ diye kendi kendinize sormaya başladınız."

“Doğru! 1980’lerde böyle başlamıştık.”

1000 yıldır sizi Anadolu’da bir arada tutan ne varsa yıkıyoruz. ‘İnsan hakları’ diyerek, ‘Demokrasi, din ve inanç özgürlüğü’ diyerek,‘sivil toplum’ diyerek, ‘resmi tarih’ diyerek, ‘ezen ulus-ezilen ulus’ diyerek; kutsal devlet adına çeteleştirerek, ülkenizin topraklarını beyaz zehir ticaretine yol ederek, babalarla devlet yöneticilerini aynı fotoğrafa sokarak, mafyanızla sağ ve solu birleştirterek, devlet yönetimini toplumuna yabancılaştırarak, ‘yurtta sulh’ünüzü bozarak, komşularınızla aranızı açıp ‘cihanda sulh’ünüzü silerek...

Yuvarlak masa, vakıf, burs, ziyaret, ticaret, konferans... Amerika severlerinize Amerikan Enstitüleri, “think tank”ler, Almanseverlerinize Kondrad, Ebert vakıfları; din severlerinize Hıristiyan diyalogçuları, Moon tarikatı, Presbiteryen, Evangelist misyonerleri, Nurculuk uzmanları, solcularınıza insan hakçıları, sağcılarınıza inanç hürriyetçileri yolladık. Doğudan Humeyni hattında Hizbullahi akınına ses etmeyerek ve hatta kışkırtarak!”


Biz sabırlıyızdır! Gün olur uyanırız!”

“”Uyumuyorsunuz ki! Uyanıksınız, ama artık aklınız şaştı... Üstelik aşağılık kompleksine kapılmayınız diye, Amerika'da eğitilmiş Uzakdoğuluları, Yahudileri, Afrikalıları size uzman olsun diye yollamaya çaba gösterdik. Burslar verdik; en zeki çocuklarınızı kendimize benzettik. Onlar şimdi özel-resmi üniversitelerinizde mensup, liberal gençler, liberal Müslümanlar, lider arılar eğitiyorlar!”

“Milli devlet, güçlü iktidar, ulusal birlik, mukaddesat diyenler susmaz!”

“Milliyet-ulus bitti, Yaşasın global dünya! Yaşasın tek dünya, tek devlet, tek din! Yok istiklal! Yok, başına buyruk yönetimler! Yaşasın Ronald, George, Billy, Hillary, Blair, Schroeder. Little Targıt, Hodja!.. Dede, Baba! Molla! "
Adaptasyon, entegrasyon-Prezidıntt, Suvpır Steyt, frend Yurop... İnşaa- Allah, Teksas, Yu Key, Pop, Bişop, Hodja... Effendiy, Rabbiy, Oya, Merve, Gül, Denis, Bulend... Barzan, Tayyib, Talaban ve Apo!"

Gazetedeki yazı adamın söylediklerini onaylar gibiydi:

Almanya Rügen Adası'nda çoğunluğu Kürdistanlıların yaşadığı mülteci kampı, esir kampından beter – PKK Başkanlık Konseyi Üyesi Mustafa Karasu: Asıl bölücü Ecevit- FEK (Kürdistan Aleviler Federasyonu) Kongresi sonuçlandı: Aleviliğin okullarda tek başına ders olarak verilmesi için çalışmaların yürütülmesi… Kongremiz ayrıca geçtiğimiz 29 Ekim'de 2. Barış ve Demokrasi Grubu ile Türkiye'ye giden FEK eski başkanı İmam Canpolat'ı ve PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ı selamlayarak kongre adına mesaj gönderilmesi..."

Bir başlık daha vardı:

"MGK'nın ‘tehlike’ dediği okullara olumlu rapor. T.C, Moskova Büyükelçisi Hocaefendinin okullarını övdü."

Siyah beyaz gazetedeki yazı da çarpıcıydı:

"Alman Hıristiyan Demokrat Kondrad Vakfı ve Türk Demokrasi Vakfı, Türk Anayasası reformu için TBMM'de toplantı düzenledi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, toplantıyı açış konuşmasında ‘Anayasa reformu yapılmalıdır’ dedi."

Sabır taşım çatlamıştı. Ulus'a koştum. İstiklal Meclisinin salonuna girdim; mebusların oturduğu okul sıralarına, ortada duran küçük odun sobasına baktım. Salonun ağır sessizliğinde, başkanlık kürsüsüne doğru ilerlerken derinlerden sesi geliyordu:

"Benim anladığıma ve katiyen hüküm verdiğime göre bu millet karar vermiştir!
Ya namusu ile yaşayacaktır veyahut bütün memleket yansın, yıkılsın, harap olsun, gene bu (savaş) devam edecektir!
Bu memleketin en son tepesine kadar çıkacağız ve en son nefesimizi orada teslim edeceğiz. Ancak ondan sonradır ki düşmanlar bu memlekete sahip olabilirler."


Utançtan ne diyeceğimi bilemedim; ancak "Koruyamadık, Gazi Paşa!" diye fısıldayabildim.

29.10.2000 (Tümü için bkz: Savaşmadan Yenilmek, UDY, 2008, Sayfa: 261-266)

Dipçe: Orada burada "Amerika'dan yanadır! Avrupa'dan yanadır!" diye müzevirlik edenler, kendileri yazacak kadar yürekli olamayan, kıvırtarak internette yazar gibi yaparken takma ad kullanan ödlekler midir, yoksa karanlık kişiler midir? Yakında adlarıyla ortaya dökülecekler... Başka yolu yok!



Mustafa YILDIRIM / 7 Mart 2013

Son Güncelleme: Cumartesi, 09 Mart 2013 04:13
 
Kadınlarımızın STÖ'lerle İmtihanı / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 24 Şubat 2013 01:16
Denizli "Kadın Platformu" üyelerine Alman "Böll" örgütüyle işbirliğinin görüşüleceği önceden duyurulmamıştı. Nasıl olsa kimse karşı gelmezdi!

T.C. devleti kuruldu kurulalı hiç bu duruma düşmedi; gelen giden oynuyor:

Yabancı devletlerin siyasal partileri Türkiye’de şubeler açmışlar; harıl harıl çalışıyor; `proje' adı altında paralar vererek çevrecileri, kadınları, gençleri, gazetecileri, işadamlarını, belediye çalışanlarını, parti militanlarını ve özellikle `azınlık milliyetçilerini' örgütleyerek T.C. devletinin hükümranlığını `piç' edecek bir siyasal şebeke kurarak sömürge yönetimi oluşturdular.

ABD ve Alman siyasal partileri Ankara ve İstanbul’da merkezlerini kurmuşlar; Anadolu'da vakıf-dernek şebekesini ya kendileri kurduruyor ya da kurulu olanı ele geçiriyor.

*

Yalnız Amerikalılar, İranlılar değil, Almanlar da çok planlı ve etkili çalışıyor.

Alman Hıristiyan Demokrat ve Sosyal Demokrat Parti şubeleri, yazarlarla, işadamlarıyla, siyasal partilerle, gazetecilerle içli dışlı çalışırken Yeşiller Partisi elini çevrecilere ve kadınlara atıyor. Yeşillerin çekici adına kanıp bu şebekeyi masum sananlar için geçmişten bir örneği analım:

Alman milletvekili Claudia Roth, Ankara’nın göbeğinde megafonu eline almış; halkı devlete karsı eyleme çağırmıştı. Başka herhangi bir devlette olsa yabancı milletvekili hemen sınır dışı edilirdi; ama Roth işi ilerletti ve İstanbul’da büro açtı; demokrasi, kadın hakları derken Kürt milliyetçiliğine başladı.

Ergun Poyraz’ın AKPapa'nın Temel İçgüdüsü kitabında yer alan Roth'un sözleri çok acıktı:

Leyla Zana'nın Türkiye büyükelçisi olarak atanmasını istiyorum. Türkiye' de Kürt kimliği tanınmalı, af cezaevindeki Kürtleri de (PKK demek istiyor) kapsamalı. Kürt güneşi parlamakta. Bu Kürt güneşinin ışıklarından birini cezaevindeki arkadaşım Leyla Zana'ya göndermek istiyorum. (s. 67)


*

Roth'un Yeşiller Partisi'nin Türkiye şubesi de boş durmuyor; aynı kitapta yer alan müfettiş raporuna göre iyi de para harcıyorlar.

Yeşiller Partisi, Tarih Vakfı, Ka-Der, Mor Çatı, Uçan Süpürge, Ege Kadın Dayanışma Vakfı ile ortak çalışıyor. Kıyılardan içerilere doğru yabancı kolonileri oluşan Ege'ye büyük önem veriyorlar ve yıllardır Ege Kadın Buluşması adı altında işbirliği toplantıları düzenliyorlar. Başta İzmir belediyeleri olmak üzere birçok devlet kuruluşu Yeşiller'e yardım ediyor.

Her kentte oluşturulan "Kadın Platformu" yönetimleriyle içli dışlı çalışıyorlar. Aşırı iyi niyetliler, bu parti şebekesinin kadınların iyiliğine çalıştığını ileri sürüyorlar; ama onların ayni zamanda "azınlık hakları" adı altında ayrılıkçılığın önünü açtığını görmezden geliyorlar.

*

Yıllardır Egeli kadınların bu şebekeleşmeye karsı çıkmasını bekledik, kitaplar yazıldı, konferanslar verildi. Sonunda emeklerin boşa gitmediğini gördük:

Yeşiller Partisi'nin şebeke örgütü Heinrich Böll Stiftung, Ege'de yeni bir atağa kalktı ve bir dizi toplantıya başladı; İzmir, Aydın derken Denizli'ye dayandılar.

Denizli Kadın Platformu üyelerine Alman Böll örgütüyle işbirliğinin görüşüleceği önceden duyurulmamıştı. Nasıl olsa işbirliğine alışılmıştı. Nasıl olsa kabul ederler, diye düşündüler. Ne var ki, ulusal bilinci ve aklı yerinde kadınlar (adları şimdilik bende saklı) yabancı partilerin oyununu bozdular. Erkekler çene çalmakla yetinirken platforma üye bu yiğit kadınlar, toplantıda sözlerini esirgemediler:

Denizli Kadın Platformunda yabancı devletlerin vakıflarının ya da STK'lerinin propagandası ve tanıtımı yapılamaz. Yabancı siyasal parti örgütleriyle etkinlikler düzenlenemez ve yabancı vakıf ve örgütlerden para kabul edilemez.

Ulusal egemenlik ve bağımsızlık yanlısı duruş ve onur sahibi Denizli Kadını bu tur oyunlara izin vermeyecektir.


Sonuç olarak: Denizli Kadın Platformu'nda, Yeşiller Partisi şebeke örgütü Böll Vakfı ile işbirliği kararı alınamadı. Hem de "Yabancı devletlerin vakıflarından para almanın ne sakıncası var? Biz zaten bu parayı projelere harcıyoruz" diyenlerin çoğunluğuna karşın.

*

Yurttaşların çoğu "Durumu anladık; ama neyi nasıl yapacağımızı söyle" diyordu. Aslında durumu yeterince anlayanlar, neyi nasıl yapacaklarını da pek güzel buluyorlar ve hiçbir çağrıya gerek duymadan hemen birleşip gereğini yapıyorlar.

Yabancı devletlerin (ne yazık ki T.C. devleti görevlileri de yardımcıdır) önünde durulmaz sanılan gücünden korkmayarak yalnızca ve yalnızca vicdanlarının sesini dinleyen kadınlarımız, Denizli'de olduğu gibi, gereğini yapıyorlar…

Kuşku yok ki yurdun her kentinde yurdun bağımsızlığını korumayı namus görevi sayan kadınlarımız vardır; onları da yakında duyacağız, hem de pek yakında! Bu oyunun içinde bilerek rol alanlar için artık `bilerek ya da bilmeyerek' diye yazmak olanaksız; çünkü onların bilmeleri için para listeleri, adlar da dâhil her turlu yayın yapıldı.

Bundan böyle kimse kalkıp da "Vallahi biz proje parası alıyorduk; iyi şeyler yapıyorduk" diyerek yakasını kurtaramaz!

Mustafa YILDIRIM / 19 Şubat 2013 - GerçekEdebiyat.com
Notlar:
Yeşiller Partisi’nin ünlü yöneticisi T.C. uyruklu Alman vatandaşı Cem Özdemir’in ABD’deki özel ilişkileri için Ortağın Çocukları 3. Basım, UDY, 2011

Türkiye’de kadın örgütlerinin ABD Hazinesinden aldıkları parların ve görevlerinin 1988- 2006 listesi için Sivil Örümceğin Ağında 25. Basım; 2006-2010 listesi için Ortağın Çocukları 3. Basım’dan yararlanılabilir.
Yazının özgün yayın tarihi: 26.12.2007 - Savaşmadan Yenilmek
Son Güncelleme: Pazar, 24 Şubat 2013 01:17
 
Analar Ağlıyor Soytarılar Kına Yakıyor / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 10 Şubat 2013 02:00

Bir arkadaşım dedi ki “Hep kötümser yazıyorsun!”

Dedim ki “Gerçeği görmezden mi geleyim?”,

“Neden iyi bir şeyler…” diye soracak oldu.

Sözünü kestim:

“Operatörler ‘Kirli İşler’ kotarırken iyimserlik, hayalcilik neye yarar?”

“Yazınca ne olacak?” diye sordu.

Yanıtladım hemen:

“Oyunu göreceksin, düşmanının neler yaptığını iyice kavrayacaksın ve oyunu bozmak için işe koyulacaksın!”

“Zor iş vallahi” dedi.

“Sana kitaplar dolusu anlatsam da anlamakta zorluk çekeceksin” dedim ve ekledim:

“En iyisi ben kirli oyunun sonunda ‘demokrasi” mi, ılımlı ılımsız İslam mı var demeden karşılaşacağın cehennemi özlü satırlarla anlatayım!”

Okudukça öfkelendi ve “Öyleyse?..” deyip yüzüme baktı.

Yanıtladım:

“Öyleyse bu işlerin sonunun Demokrasi-İslam-Kürtçülük ile sınırlı olmadığını; direnebilecek bir devleti yok etmek olduğunu anlayalım! Anlayalım ki sonu Irak’ın Ayta köyündeki gibi olmasın! Onlar eşkıya, onlar kanı seviyorlar! Onlar kardeşlerine bile kıymaya dünden razılar!”

Sizin de Ayta’da olanları okumanızı diliyorum

Şİmdi “Lanet”ten uzak kalmak için göreve!


Ayta’nın laneti

Akşam güneşinde parıltılı jetler
korkusuna yenilmiş Ayta köyü
Dicle bulanık Dicle suskun
Musul’u sıyırarak geliyor roket
şaşmaz lazerli kumandası
yaklaşıyor roket
yaklaşıyor
cehennem sesi yırtıyor ıssızlığı
kara buluta gömülüyor evler
o kadar yakınmış kıyamet

Yan yatıyor mavi yıldızlı jet
captain pilot bağırıyor
“Okey, well done!”
köylüler çıkıyor inlerinden
elleriyle eşeliyorlar yıkıntıyı
dişler arasında dudaklar kanıyor
anneler, dedeler çocuklar
on dört beden toprakta yatıyor.
sessizce kazılıyor mezarlar

Bağdat’ta general ciddi
poker-face kimlikli
ince dudakları sanal oyunlardan çalıntı
bir açıklaması olmalı Aytalı çocukların
ve ölüm tıslıyor Bağdat gecesinde
“Gentlemen”
diyor general
“yanlışlıkla vurduk!”

Tayyib’in duası kabul oldu
sağ salim dönecek evlerine pilotlar
mezar başına çöküyor Aytalılar
Türkiye jetleri duymuyor
gözleri yaşarmıyor anaların
Türk aydınları ödül peşinde
medya meyhanesi duman altı
editörler çok satışlar hesabında
İnsan hakçılar
kadınlarla dayanışanlar
Erasmus projecileri
stiftung hibesi kolluyor
dolarla yıkanıyor kanlı
eller
bağlıyor gözleri Soros çocukları



Mustafa YILDIRIM / (Yürekler Kör, UDY, 2008'den)

 
Mr. Obama’nın Kan Losyonu / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 31 Aralık 2012 10:03

Her yılın sonunda neşemin ortasına yerleşir o cansız çocuk bedenleri.

Mr. Barrak Obama, ağlayıp durdu. Hastalıklı çocuk katiller üreten eşkıya devletin ürünü hasta ruhlu katil, 28 çocuğu öldürmüştü okulda.

Aynı günlerde Suriye’de bombayla katlettiler 28 öğrenci çocuğu Riyad’ın, Mısır’ın, ABD’nin ve AB’nin “demokrat” dindarları.

Bomba, “demokrat” yaftasını eşkıya devletten, yol iznini ve manevi desteğini Türkiye’den aldı!

Türkiye’yi yönetenler kan döktükçe teröristler “Suriye’den iyi sinyaller alıyoruz” diyorlar!

Turuncu CHP’nin Zoraki Başkanı, Dersim Eyaletçisi Kılıçdaroğlu Kemal BeySuriye’de Esad, Türkiye’de Tayyip” deyip kapatmaya çalışıyor eşkıya devletle ortaklığını!

Eşkıya Amerikan federe devletinin “demokrat” losyonu kanlı elleri ve yalan kusan ağızları yıkıyor bir çırpıda!

Barışın diliymiş!

Lanet olsun öyle barışa!

Gazeteci Ali Tartanoğlu, Irak’ta kalmıştı uzunca süre; tanığıydı çocuk ölümlerinin; haberlere katamadığı isyanını şiire vurmuştu.

2012’yi Tartanoğlu’nun “Aşktadır Dervişlik” kitabındaki dizeleriyle kapatıyorum:

Aranırken ak gövdeli analarını
kara, kocaman gözlü bebeler
kapkara bir dehşetin uçuştuğu
Mezopotamya yıkıntıları arasında
Kara bomba bulutlarıyla çıldırırken
ak tenli kara talihli Ümmü Mustafalar,
Halide binti Ali’ler
kucaklarında ve düşlerinde ölen bebeleri
ve kara bıyıklı erkekleriyle
Kirletirken Dicle'yi Doğu'nun saddamlığına gizlenip
aşüfte Apaçelerin kıçından dökülen
uğursuz Batı namussuzluğu
Kopmuş bacağını sıvazlayıp duran
gazi yüzbaşı Hasan Müeyyed
bir uygar bombanın Dicle'ye gömdüğü
Cumhuriyet köprüsünün altında
Şimdi artık bir muvazzaf deli!
sayısız çiçek yürekli
Yürek yürek ağlarken güzelim Bağdat'a,
Şuh bir karabasan dellenmesiyle
kadın asker Melisa çökmüş
hi-ç-ok milyon satışlı Buştiyet sayfalarına

Mustafa YILDIRIM / 31 Aralık 2012


Not: Ali Tartanoğlu, Aşktadır Dervişlik, UDY, 2011
Son Güncelleme: Salı, 01 Ocak 2013 04:09
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 5 / 13
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!