Mustafa YILDIRIM

Mustafa YILDIRIM



İmam’ın Dayak Fetvası / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 24 Mayıs 2012 11:16
Üniversitelerde öğrenciler yasaklardan sıkıldıklarında kıpırdarlarsa karşılarına çıkarıyorlardı binlerce müridi! Yönetimin sivil(!) koruyucuları dalıyorlardı öğrenci yurtlarına, sınıflarına; kırıp döküyor ve eziyorlardı! 

İlk yıllarda gençler daha güçlüydü. Üniversitelerde İmam’ı destekleyenlerin oranı %3’ü geçmiyordu. Gençler, Şah’a karşı nasıl ayaklandılarsa yeni diktaya karşı da öyle ayaklandılar. Üniversitelerden kente indikçe öteki gençler ve halk da katıldı onlara.

İmam’ın muhafızları, otomatik silahlarla taradı gençleri. Direniş yıllarında deneyim kazanmış gençlik önderleri hapishanelerde çürütüldü ya da kimseler duymadan kurşuna dizildi.

Yeni diktatörler, Üniversiteleri, yüksek okulları, enstitüleri 3 yıl kapattılar. Açtıklarında eğitim fakülteleri, sosyoloji, felsefe, müzik, tiyatro, sanat bölümleri kaldırılmış; dersler değiştirilmiş; bilim-teknik eğitimi bile mezhep ideolojisine uydurulmuştu.

İmam’ın atadığı rektörler, bir çırpıda 700 akademisyeni işten attı. Canlarını kurtarabilen binlerce akademiysen, teknisyen, öğretmen, doktor, sanatçı anayurtlarından kaçmak zorunda kaldılar. Kaçamayanlar savunmasız yargılarla içeri tıkıldı. Yazarlar, edebiyatçılar, şairler boğazlandı!

Gençler arada bir yine ayaklanıyorlar. Sayıları 1980’deki gibi on binleri bulmuyordu; ama özgürlük ateşini içlerinde taşıyorlardı. İmam, bir fetvayla onları hedef gösteriyor; sivil(!) milisler, silahlı muhafızların gözetiminde onları dayaktan geçirtiyor; biber gazıyla zehirliyor!

Anlayış işte budur. Üniversitelerde kız öğrencilerin oranı inkılâptan önce %40 iken daha sonra %10’a indi ya da indirildi. Rehber İmam da işi sıkı tutuyor; mezhebine ve meşrebine sahip çıkıyor. Müzik eğitimi isteyen gence bakın ne demiş:

“Müzik helaldir; ancak müziği desteklemek ve öğretmek kutsal İslam cumhuriyetinin yüksek değerlerine uygun değildir!”


Türkiye’de de tiyatrolar kapatılıyor. Başbakan sanatçıları sert sözlerle aşağılıyor. Muhalefet ayıplıyor, yazarlar ayıplıyor! Yine de şükretmeliler ki karşılarına siviller(!) çıkartılmıyor.

Yönetici de şimdilik
“çıkarırız karşılarına 5-10 bin kişi”
demekle yetiniyor! Sivas’ta insan yakanların yandaşları sopalarla, bıçaklarla üniversiteye dalıyor
“Yaktık yine yakarız!”
diye haykırıyorlar. “Hakaret” diye geçiştirilemeyecek sözlerdir bunlar! Bu sözler birer ön fetvadır!

Bakmayın siz yerli yönetici imamların Amerikalılarla içli dışlı olduklarına! Batılı egemenlerin umurunda değildir Türkiye’de rejimin değişmesi. Bilirler ki bu gidişin sonunda Türklerin egemenliği de, devletleri de yıkılacaktır.

4+4+4 eğitim düzeniyle cumhuriyet kökten sökülürken muhalefetin Zoraki Genel Başkanı’nın talimatıyla Anayasa mahkemesine usulen başvuruluyor! 2010 inkılap anayasasına “Gönül rahatlığıyla evet!” demiş olan çöplüğün soytarısı da gözlerini yummuş, öz-tatmin satırları döktürüyor!
Mustafa YILDIRIM / 21 Mayıs 2012
Not: Üstelik düşmanımın düşmanı da dostum değildir! Cumhuriyetimizin ezeli düşmanı Hizbullahiler, anti-Amerikan geçinseler de 19 Mayıs’ın dostu olamazlar! Bu konuya sonraki yazılarda döneceğiz.
Türkçe cinayetine karşı savaşım ve destek için: “www.10dakika.tv

 
Misyon İçinde Misyon / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 11 Mayıs 2012 00:17
Öyle öfkeli ki; “Ah onlar var ya” diyor, “liderimizin yanındakiler!” Liderlerini hep onlar yanıltıyormuş!

Anlamak olanaksız; tarihi bilen ve iyice irdeleyip sonuçlar çıkaran değil midir lider dediğiniz?

Belirli bir hareket hattı, temel ilkeleri olan, fikriyle ve programıyla tutarlı, yönetmeyi bilen değil midir “lider” denilen kişi?

Fırka’daki bir üst düzey yönetici, “Bizim Başkan” demişti, “dinliyor, dinliyor, dinliyor; ama kendi siyasal fikrini hiç söylemiyor!

Bir başka yönetici de “Bizim Genel Başkan, herkesi konuşturuyor, ama kendisi fikrini söylemiyor! İstanbul’a gidip geliyor; ‘Kararım budur, böyle olacak’ diyor!

Genel Başkan ya da “Lider” kararı bildiriyor da onlar, Fırkamızın ilkeleri, siyasal hattımız falan demeden emri yerine getiriyorlar! Sonra da dışarıda sızlanıp, ondan bundan teselli arıyorlar!

10 Eylül 2010’da devletin kökü koparılmış, “Anayasa” olmuş “İslam İnkılâbı”nın temel hareket hattı!

Zoraki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, bir kerecik olsun devletten, kökten söz etmemiş; “Ben” demiş “ben de ben!”, “başa geçersem her şey yoluna girecek!

Sızlanıcılar, “Yaşa! Varol!” demişler! Neden demesinler ki?! Yakında seçim vardı, yağlı-ballı vekillik vardı!

Sonra “Lider” belledikleri Zoraki Genel Başkanları, açıldıkça açılmış ve döktürdükçe döktürmüş:

“Türkiye’de laiklik tehlikede değildir!”
“İyi cemaatler de var!”
“Devlet Öcalan’la da görüşebilir.”
“MIT-PKK görüşmesi yapılabilir!”
“Arap Baharı laiklik hareketidir!”
“Dersim’de katliam yapılmıştır!”
“Sabahattin Ali’yi CHP öldürttü!”
“TESEV’de iyi aydınlar var!”
“TESEV’den ayrılmayı düşünmüyorum!”
“O zamanlar (TESEV’de) Soros yoktu!”
(*)
“AKP, günümüzde ABD’ye karşı ikiyüzlü bir politika izlemektedir.”
“Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Bu ilişkiler istikrarlı ve üretici olduğu zaman bunun Orta Doğu’da ve diğer bölgelerdeki barış ve güvenlik üzerinde de yapıcı etkileri olur.”


Atadığı milletvekili Amerikan devletinden ödüller almış; usta operatörlerden ABD Büyükelçisi kokteyl düzenlemiş! Zoraki Genel Başkan’ın eşi ABD Büyükelçisinin koluna girmiş! Yetmemiş; Zoraki Genel Başkan, emniyette ve mahkemelerde cemaat varlığını inkâr etmiş. Sonra da ABD-AB eliyle parçalanan Yugoslavya’dan geri kalan Bosna’ya “ılımlı demokratik-İslam” planlarını gözden geçirmiş!

Ah o yanındakiler var ya, o liderin yanındakiler!

İyi de, o İstanbul’daki akıllılar kim? Yoksa seçimle Ankara’ya mı taşındılar?
Mustafa YILDIRIM / 9 Mayıs 2012
(*) Amerika ile Gerdeğe Girme Hazırlığı, Uyumlu-Ilımlı Turuncu-CHP Şöleni
Not: Türkçe cinayetine karşı savaşım ve destek için: “www.10dakika.tv
 
Sivil Örümcek Ağının Düğümcüsü TESEV-4 "Emperyalist Parasıyla Anti-Faşizm" / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 05 Mayıs 2012 21:06

TESEV’in Reagan-Bush partisinin örgütü IRI üstünden ABD merkez organı NED ile ilişkileri, 1995 yılında 79.000 dolarlık “proje” ile başlıyor. İlk yıllarda ağırlığı, Amerikalılarla Marmara ve Türkiye Belediyeler Birlikleri’yle yerel yönetimlerin “güçlendirilmesi”, “otonomlaşması” yani özerkleşmesine, siyasal partiler ve devlet reformuna veriyorlar.

IRI-TESEV-Belediye Birlikleri ortak projeleri için 1996’dan 1998’e dek NED’den alınan para 563.597 dolardır. Aynı dönemde TESEV’in yalnız başına AB’nin operasyonel ortaklığı olarak “Türkiye Devlet Reformu” için 600.000 Euro tutan bir çalışma yaptığı da eklenirse işin dış bağlantı ciddiyeti ortaya çıkar. 1

IRI, 2000-2006 arasında, KA-DER, ARI Derneği ve TESEV ile gençlik örgütlenmesi, konferanslar, yolsuzluk araştırmaları için NED’den aldığı 673.000 doları kullanıyor. TESEV, 2004’te ABD Ticaret Odası’nın uluslararası “demokrasi ihracı” kuruluşu CIPE’nin NED’den aldığı 100.485 dolarla elektrik reformu işine el atıyor ve aynı yıl NED’den bu kez aracısız 40.000 dolar alarak şeffaflık çalışmaları ve “NGO’lar ve gazeteciler için yasa üstüne eğitim toplantıları” düzenliyor. Bu iş için ayrıca AB’den 86.129 euro alıyorlar. 2

2006 yılında genel seçim kokusu alınmış olmalı ki, IRI hemen devreye giriyor ve Türkiye’de TESEV ve ARI Derneği ile ortaklaşa yürütülecek “Gençlik – siyaset, seçim kampanyaları eğitimi, IRI ayrıca stajyerlik, parlamento okulu, gençlik üstünde siyasi görüş araştırması, milletvekili adayları kampanya eğitimi” için NED’den 400.000 dolar aktarıyor. 3

QUANTUM’DAN MILYON DOLAR, AMERIKAN MARSHALL FONU’NDAN DESTEK

TESEV, Quantum bankerler şirketinin temsilcisi George Soros’u da ihmal etmiyor. Soros Türkiye’de en yoğun çalışmaları TESEV ile gerçekleştirdiklerini açıklıyor. Soros’un İstanbul’da kurdurduğu Açık Toplum Enstitüsü Derneği yönetiminde TESEV Başkanı Can Paker yer alıyor ve Soros’tan aktarılan paranın tutarı milyon doları geçiyordu. 4

TESEV’in ilişkileri yıllar içinde Amerikan yoğunluğunu aşıp Avrupa’ya yayıldı. GMF (German Marshall Fund of the United States) Türkiye şubesinin açılması ve Suat Kınıklıoğlu’nun temsilciliğe getirilmesiyle birlikte TESEV ile GMF ortak girişimleri de başladı. 2004’te İstanbul “NATO Zirvesi” öncesinde “Yeni Bir Yol Kavşağında Türkiye” konferansını düzenlendi. Konferansta Burak Akçapar, Mensur Akgün, Meliha Altunışık ve Ayşe Kadıoğlu, TESEV adına bir rapor sundular. 5

TESEV ve GMF ortak çalışmaları şöyle açıklanıyordu:

“Son olarak iki senedir TESEV'in Avrupa temaslarına destek vermekte olan GMF (German Marshall Fund of the United States) ofisini yapılan ziyarette Fransa'nın Mayıs 2007'de yapılacak seçimlerin yaklaşması sebebi ile iç politikada destek sağlamak için Türkiye'ye karşı söylemler oluşabileceğinin altı çizilmiştir. Girilmekte olan hassas dönemde Türkiye'de yaşanmakta olan gelişmeleri ve süreçleri anlatan yazıların Fransa basınında yer almasını sağlamak için GMF her türlü desteği vermeye hazır olduğunu belirtmiştir. Fransa'dan Türkiye'ye medya mensubu ziyaretleri organize ederek Türkiye'deki gelişmelerin anlaşılması konusunda işbirliği yapılacaktır.”

TESEV, Aralık 2007’de TSK’nın sınır ötesi operasyonuna başlayacağı günlerin hemen öncesinde ilişkilerini geliştirmek için Avrupa’ya gidiyor ve GMF Bürosu’na uğruyor. Daha sonra da Fransa’ya geçiyorlar ve Paris’te yarı-resmi kuruluşlardan IFRI (Institute Français des Relations Internationales) ile bir panel düzenliyorlar.

Anlaşılan odur ki aracılar, “İçimize mi kapanalım?” diyerek tıpkı Osmanlı yöneticileri gibi düşünüyorlar ve adına ‘konferans’ denilen karşılıklı toplantılarda içlerini döküyorlar. Yabancı katılımcılar kendi ülkelerinin ve kurumlarının çıkarlarına uygun bilimsel(!) konuşurken, Bizans İstanbul’undan gidenler, fırsat bu fırsat deyip, Türkiye’yi karalamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

İşin daha kötüsü, toplantıya katılan T.C. Dışişleri görevlileri ya da Ankara’daki kurumlar bu karalamaları yanıtlamıyorlar. Aslında o görevliler o toplantılara katılmakla bir bakıma karalayıcıları onaylıyorlar. IFRI ile yapılan panel-toplantı bu tutuma iyi bir örnek oluşturuyordu.

7 Aralık 2007’de yapılan o panel-toplantıda Helsinki Yurttaşlık Derneği (Her yıl ABD’den 37.500 Dolar alır) kurucusu, Soros’un Açık Toplum Derneği danışmanı, dönekliği “fikir o…puluğu” olarak niteleyecek denli açık sözlü olan Burhan Belge’nin oğlu, bir zamanların antiemperyalizm kuramcısı Murat Belge ile Woodrow Wilson Center kursiyeri-bursiyeri Osman Cengiz Çandar’ın açıklamaları çarpıcıdır.

Eczacıbaşı-Tekfen-Ankara Üniversitesi Vakfı ortak kuruluşu olan TESEV’in Paris toplantısında Murat Belge ve Osman Cengiz Çandar’ın söyledikleri Türkiye’de yankılanmadı; ancak onlar görevlerini yapmanın huzuruyla İstanbul’a döndüler.

Huzurlu kişilerden Murat Belge de o toplantıda, Avrupa’nın Türkiye’ye karşı daha çok dayatmalarda bulunması gerektiğini şu sözlerle diledi:

“Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyorum ancak benim için AB daha önemli. Türkiye'nin gerekli şartları yerine getirmemesi halinde AB'ye üye olmasını istemiyorum… Ayrıca soykırım zamanında doğmamış olmama ve bunun sorumluluğunu taşımama karşın, Türkiye'nin bugünkü inkârından dolayı kendimi sorumlu hissediyorum…”

“Bunlar bildik şeyler” demeden önce Murat Belge’nin kesin yargısını okuyalım:

“Bu şartlarda Türkiye'nin AB üyesi olmasını desteklemek, Türkiye'de hâkim faşizme katkıda bulunmak anlamı taşımaktadır."

Murat Belge, şeyhlerle, şıhlarla, azınlık milliyetçileriyle, Amerikan-AB-Suudi hazinesiyle ortaklaşa kurulmuş olan demokrasi cephesinin temel görevinin “anti-faşist” mücadele olduğunu ne de güzel açıklıyor.

Osman Cengiz Çandar’ı ayrıca tanıtmaya gerek yok. O işinin iyi bir ustası olduğundan daha da artistik konuşmuş:

“Türkiye uzun dönem Orta Doğu'ya ilgisiz kalmıştır. Son dönemde Türkiye, anormal olarak nitelenebilecek bu durumdan çıkıp, bölgesini adeta yeni baştan keşfetmekte; birçok sorunda önemli ve etkin bir kolaylaştırıcı rol oynamaktadır. Öte yandan, Türkiye'nin bölgedeki bu etkinliğinin ülkedeki İslami etkiyle ilgili olup olmadığı sorusu akla gelebilir. Bu sorunun cevabı evettir. Bir akademisyen gözüyle, PKK'nın adını her andığımda başına terörist sıfatını ekleme zorunluluğu duymuyorum. Aslında bu yanlıştır da.”

Kendisinin ‘akademisyen’ olduğunu vurgulayan Osman Cengiz Çandar, Paris’te kendini gösterdikçe göstermiş ve demiş ki:

“PKK'nın mücadele gücü zayıftır ve stratejik saldırılarla yetinmektedir, Türk Ordusu ise bu örgütle mücadelesinde merhametsizdir.”

TESEV’in alt müdürlerinden Mensur Akgün, tepe başkanlarından Can Paker, Ahmet İnsel, TÜSİAD temsilcisi Serap Atan da orada konuştular ya da konuşmaları yönlendirdiler; ancak T.C. Dışişleri’nin resmi görevlisi, Avrupa Birliği’ndeki Genel Sekreteri Oğuz Demiralp’in orada bulunma gerekçesi ve şu yaklaşımlara verdiği (ya da vermediği) yanıt her zaman merak konusu olacaktır.

Paris-Almanya dönüşünde TESEV müdürü televizyonlara çıkıp, ABD - Türkiye - AKP işbirliğini allayıp pulladı. ABD – AB - Soros - Alman parasıyla işleyen TESEV’in asıl patronları olan Eczacıbaşı ile Tekfen Holding sahiplerinin bu olan bitene bir diyecekleri de olmalı kuşkusuz.

Ancak şu halimize bir bakınız ki; yüzyıl önce yabancılar doğrudan önemli görevlere getirilirken, son yıllarda yabancıların yerine Türkçe adlı temsilcileri, Amerikan ve İngiliz vatandaşları ülke ekonomisini yöneten bakanlık koltuğuna oturuyor, Akev tercümanları milletvekili oluyor; eski Hava Kuvvetleri subayı, Marshall Fonu temsilcisi, TBMM Dış İlişkiler Komisyonu’nun sözcülüğüne getiriliyor.

Bu durumdan yüksünmeyip, “Hiç olmazsa bunlar Türk” diyenler de çıkabilir. Özgürlük ve onur duygusu ne de olsa bir tıynet sorunudur. 2007


Not: 1- TESEV (1-2-3) yazıları kaynağı: Mustafa Yıldırım, Savaşmadan yenilmek, UDY 2006.

2- TESEV-4 Yazısı Kaynağı Mustafa Yıldırım, THE GENERAL, UDY, 2011

3- TESEV’in NED, Amerikan Cumhuriyetçi Parti-IRI, Amerikan Demokrat Parti – NDI, Amerikan işadamları örgütü CIPE aracılığıyla Amerikan hazinesinden ve Amerikan-Avrupa kartellerinin ortak kasasından aldığı para ve görev listesi, ARI-IRI-NDI buluşmalarının ayrıntıları; Quantum bankerlerinden destek görenlerin listesi için bkz. Sivil Örümceğin Ağında ve Ortağın Çocukları son baskıları)

4- TESEV kurucularının, yüksek danışmanlarının tam listesi için bkz. Sivil Örümceğin Ağında 23. ve 24. Basım



1 Türk Belediyeler Birliği Derneği ile Alman Hristiyan Demokrat Parti örgütü Konrad Adenauer Stiftung arasında yapılan katkı sözleşmeleri tutarı, yalnızca 1997-2001 döneminde, 1.650.000 DEM’dir. Ergün Poyraz, AKP’nin Temel İçgüdüsü, Toplumsal Dönüşüm Y ., İst. 2004, s.283.
2 AB’nin para akıttığı tüm ilişkiler için bkz. Yılmaz Dikbaş, Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi, Asya Şafak Y. ,İst., 2007.
3 Güncellenmiş listeler ve ayrıntılar için Bkz. Sivil Örümceğin Ağında, 22 Basım ve Ortağın Çocukları kitapları.
4 Can Paker, gazetelere Soros’tan 2 milyon Dolar aldıklarını açıkladı.
5 Dışişleri Bakanlığı elemanlarından Burak Akçapar, daha sonra Washington’da görevlendirildi.



Mustafa YILDIRIM / 2007


Not: Türklerin Türkçeyi öldürme girişimlerine karşı savaşınız! Yazarları, yayıncıları, televizyoncuları, öğretmenleri uyarınız! Konuyla ilgili yazılar için bakınız: “www.10dakika.tv

 
Sivil Örümcek Ağının Düğümcüsü TESEV-3 "Yabancının Resmi Parasıyla 'Sivil' Raporlar" / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 02 Mayıs 2012 10:56

ABD’yi oluşturan herhangi bir federal devlette, ya da herhangi bir AB devletinde, bir dernek ya da vakıf, ya da kişi, yabancı devletten para alarak iç siyasete müdahale ederse,

Ülkesinde etnisitelere ayrılıkçılık düşüncesini aşılamaya girişir ve ülkesinin anayasasını değiştirmek için çalışır ve parayı veren devletin politikalarına (çıkarlarına) uygun olarak, komşu devletleri kayıran ya da komşularını işgal edenlerin arkasına kitle desteği yığmaya girişirse,.

Ülkedeki rejim karşıtı girişimlerde bulunanlara, “düşünce özgürlüğü” ya da “din hürriyeti” diyerek arka çıkar ve devletinin kuruluş ilkelerinin değiştirilmesi için çabalarsa,

Yabancı devletlerin deneyimli istihbaratçılarıyla yabancı devletin ulusal çıkarlarını korumak için yemin etmiş elemanları da ‘danışman’ ya da ‘konferansçı’ adı altında çalışmalara katılırlarsa.

Bu elemanlar içerdeki siyasal partilere eleman eğitimi verir ve ülkenin gençlerini içerdeki ortağın çocuklarıyla birlikte örgütlerler ve NATO gençlik örgütleri kuraralarsa.

Yabancı devletin resmi parasıyla beslenen örgütler, TBMM Anayasa komisyonuyla birlikte çalışır ve komiteler kurarlarsa,

Bir derneğin başkanı, “Amerika’nın yerinde olsam yasalar çıkmadan bir kuruş vermem!” diyerek kendi ülkesine karşı bir tür şantaj önerirse,.

Eylemleri çoğaltmak olası, ama bu kadarı bile, ister ABD’de, ister Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da, İspanya’da, İtalya’da olsun, devletin bağımsızlığına, egemenliğine, ulusal güvenliğine aykırı görülür ve ağır ceza verilir. Söz konusu devletlerin hiç, ama hiçbiri, yabancı bir devletin siyasal partilerine bağlı örgütlerin, kendi ülkesine gelerek bürolar açmalarına ve iç siyasetini, yasalarını değiştirmek için çalışmalarına izin vermez!

T.C’nde ise tam tersidir. Devletin güvenlik kurumları yasalara dayanarak, derneklerin-vakıfların yabancı devletlerden para almasına, nyabancı güdümünde siyasal çalışmaları onaylamaktadır.

*

Bu satırların bazıları, kalburüstü işadamlarının, üniversite rektörlerinin, II. Cumhuriyetçi akademisyenlerin, kendi kendilerine ‘aydın’ diyen medyacıların örgütü TESEV’i anımsatıyor.

T.C ordusunun demokratikleştirilmesi ana başlığı altında, ordunun etkinliğini azaltma raporu üstüne Genel Kurmay Başkanı konuşmasaydı, TESEV’in işlevi sorgulanmayacaktı bile.

Bu rapor genellikle yukarıda sözü edilen eylemlerden ayrılarak eleştirilmektedir. Bu rapor, ülkenin ulusal merkezi otoritesinin zayıflatılması, ‘yerel otonomiler adı altında parçalı federe devletler yaratılması’, azınlıklara anadilde eğitim (dikkat anadil öğretilmesi değil) isteklerinin desteklenmesiyle, soykırımın tanınması konferanslarıyla, Lozan eleştirileriyle birlikte ele alınırsa, bir anlam kazanır.

Yalnızca, “Orduda itaatsizlik öneriyor” ya da “Ordumuzu suçluyor” denilirse ve konu, şu ya da bu tarikatın ve Quantum şirketi temsilcisi George Soros’un desteğine indirgenirse, ABD-AB ortak operasyonu bilerek ya da bilmeyerek gizlenmiş olur.

Aslında TESEV raporu, ABD tarafından dayatılan “project democracy” operasyonun temel ilkelerinden birini yerine getirmektedir. Rapor, ulusal orduların, devletlerin merkezi yapılarını sürdürecek olan orduları bir tür paralı askeri birlikler düzeyine indirmeyi amaçlayan AB ve ABD demokratikleşme ilkelerine de uygundur. (Bu operasyon düşünce temelinde göründü sonu Silivri’de tamamlandı)

TESEV, AB’ne uyum değişikliklerinin ve ABD’nin demokrasi ihraç politikasının gereğini yapmaktadır. AB fonlarından ve ABD hazinesinden NED aracılığıyla milyonlarca dolar ya da Euro almaktadır. Quantum Bankerleri’nin temsilcisi George Soros’tan aldıklarından çok, Amerikan Dışişleri onayıyla ABD hazinesinden alınan paralarla sürdürülen politika belirleyicidir. Quantum bankerleri, açılan piyasalarda vurgunu düşünürler. ABD’nin hedefi yeni kolonilik politikasına uygun olarak Türkiye’yi mozaik-federe devletlere bölmektir. (TESEV-NED-Quantun Bankerleri ağı şeması için bkz. Sivil Öümceğin Ağında ve Ortağın Çocukları)

AB’ye giriş ‘müteaddit defalar’ desteklenmişse, ABD’ye bağlı örgütlerin, Alman-İngiliz-Fransız vakıflarının çalışmaları demokrasiye katkı olarak değerlendiriliyorsa, rapordaki birkaç taciz edici cümleye ilişkin sınırlı eleştiriler, TESEV’e ve işbirlikçilerine karşı haksızlıktır da, denebilir. Aslında TESEV’in hazırladığı raporu, kurucu ortaklardan Bülent Eczacıbaşı’nın, Tefken Holding sahibi Feyyaz Berker’in, İshak Alaton’un onaylayıp onaylamadıkları da sorulursa, durum daha iyi anlaşılacaktır.

Bu arada bir yandan generallerin konuşması için her türlü kışkırtıcı eylem gerçekleştirilmekte, öte yandan silahlı kuvvetlerin gücünü temsil eden görevlilerin iç siyaseti doğrudan etkileyecek biçimde konuşmaları yadırganmaktadır.

Ancak unutulmamalı ki, dünyanın hiçbir yerinde, bir ülkeyi bölmek, kargaşa ortamına sürüklemek için silahlı silahsız, açıktan ya da örtülü olarak çalışılıyorsa, bağımsızlığı tehdit eden her türlü terörist eylemi ABD-AB ülkelerince türlü kamuflajla destekleniyorsa, içerde ayrışmayı hızlandırıcı etnik kışkırtıcılık alıp başını gitmişse, dinsel öbekler yabancılar tarafından korunup kollanıyorsa, siyasal partiler sivil(!) toplumun desteğini alacağız diye dolaylı ya da doğrudan yabancıların güdümüne girmişse.

Böyle bir ülkede, konuşulmakla yetinilmesine şükredilse yeridir. ABD ve Batı hayranlarının sandıkları gibi, yabancının iktisadi ve siyasi köleliği altında demokrasi geliştirilemez.

İşin aslına bakılırsa, Türk ulusu gıpta edilecek bir demokrasi kurma yeteneğine sahiptir.Bağımsız, egemen Türkiye Cumhuriyeti’nde kurulacak olan gerçek demokraside, askerlerin siyasete doğrudan karışmasına da, yabancı devletlerin güdümünde sivil örgütlenmeye ve askeri darbelere izin verilmez.

Ancak yayılmacı devletler de böyle bir demokratik gelişme istemezler! Onlar için asıl sorun, T.C.’nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak güçlenmesi ve öteki uluslara örnek olmasıdır!

Bu durum şimdilik bir kör düğümü andırmaktadır. Ne var ki, her türden ihanete karşın, bu kördüğümü ulus kendisi çözecektir. Biraz daha acı çekilecektir, ama kesinlikle çözecektir.


Mustafa YILDIRIM / 10 Ekim 2006


Not: Türklerin Türkçeyi öldürme girişimlerine karşı savaşınız! Yazarları, yayıncıları, televizyoncuları, öğretmenleri uyarınız! Konuyla ilgili yazılar için bakınız: “www.10dakika.tv

Son Güncelleme: Çarşamba, 02 Mayıs 2012 19:40
 
Gafletle İhanet Arasındaki İnce Çizgi / Mustafa YILDIRIM PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 26 Nisan 2012 17:28


Abdullah Öcalan’ın avukatlarından, hırçın-uzlaşmacı ve en “barışsever” milletvekili Hasip Kaplan demiş ki: 

“İnanın hiçbir siyasi parti, hiçbir güç 75 milyonu birbirinden ayıramaz. Biz eşit, özgürlükçü, adaletli bir ülkede yaşamak istiyoruz!”


Doğrudur! Batılı-Doğulu Emperyalizmin kanatları altına sığınıp kan döktükçe 75 milyonu birbirine kenetlemektedirler:

Gencecik öğretmenleri Türk olduklarına karar verip öldürmediler.

Şantiyelerine giden mühendislerin yolunu kesip, salt Türk oldukları için öldürmediler. Bir mühendisin kimliğine bakıp, eşinin ve çocuğunun gözü önünde vurmadılar.

Köydeki okulları basıp öğretmenleri öğrencilerin gözü önünde keleşlerle taramadılar. Evleri basıp çoluk çocuk, kadın erkek demeden yakmadılar.

Güpegündüz alışveriş merkezini kundaklayıp savunmasız kadınları da yakmadılar.


Gerisi elbette var, ama şimdilik en “Kürt Bilgesi” olarak ünlendirilen Anter’e başvuralım: “Kürtler Şamani, Göçebe ve cahil Oğuz Türklerini” bağırlarına basmış; “Müslüman etmiş”, “sünnet” etmiş ve “boktan yecüc mecüc adları olan tokuş mokuş adlarını” değiştirmiştir. [*]

Anter’e göre Kürtler, Türkleri ehlileştirmiştir. Hayvanların da ehlileşirken insanların elini ısırmasını örnek gösteren Anter, şöyle yazmış:

Ama terbiyeci insan bunları hep görür ve yine de o vahşi hayvanın ehlileşmesine sabırla fedakarlık gösterir. Biz Kürtler de böyle sabırlı ve karakterli insanlarız.(Musa Anter, “Kemalizm nedir?”, 28 Temmuz 1992)


En Milliyetçi ve En Türkçü Devlet Bahçeli de 23 Nisan 1920 - İstiklal Meclisi’nin açılışının yıldönümünde buyurmuşlar ki:

“İlk defa sivil nitelikli yeni bir anayasa yapım süreci önemlidir ve sonuca ermesi bizim açımızdan elzemdir. TBMM’nin değerli başkanının; kararlı, samimi ve gayretli çalışmalarıyla yürüyen Anayasa Uzlaşma Komisyonu, temsil edilen partilerin oy oranlarına bakılmaksızın verilecek katkı ve çabayla amacına ulaşmalıdır. Türk milleti hak ettiği yeni anayasaya, gelecek yıl kutlayacağımız TBMM’nin 93’üncü yıldönümüne (23 Nisan 2013) kadar mutlaka kavuşmalıdır. Parti olarak biz yeni bir anayasa hazırlanması konusunda elimizi taşın altına koymaya varız ve bunda da son derece kararlıyız.” (Gazeteler)


Bu sözleri yorumlamak bile karanlık vadiye düşmek demektir! Devlet Bey’e de bir şey olmaz! Parti kaygılarıyla Türklerin esirleştirilmesine seyirci kalan o MHP milletvekilleri düşünsün!

Dersimin “katliam” takipçisi, CHP’nin Zoraki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na televizyonda sormuşlar:

Poliste veya yargıda camiamın hakim olduğuna dair görüşler var, size böyle bir rapor geldi mi? Poliste veya yargıda böyle bir örgütlenme var mı?


Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti Anayasası’nın örtülü uzlaşmacısı Kemal Bey de hemen yanıtlamış:

Elimizde böyle bir veri yok. Ben bir belge görmeden anlatımlardan yola çıkamam... Benim bir şeyi dillendirmem için bir kaynak, bir belge olması lazım.


Nazımiyeli (Kızılkiliseli) Kemal Bey, içerdeki-meclisteki kendi atadığı milletvekillerinin soru önergelerini de mi bilmiyor? Pes yani!

The General”, Amerika ile ilişkilerimiz ortak değerlere dayanır; tarihidir, köklüdür ve hukuk da hukuk, diye, diye Amerika’nın federasyon projesine kurban oldu. “Atatürk” kitabı yazıyormuş. Dilerim “istiklal-i tam” ilkesini bu arada öğrenirler! Hiç olmazsa öteki zabitler hataya düşmesinler, diye kendi gafletlerini sıralayıp, özür dileyebilir ve ondan sonra “Millet bize sahip çıkmadı” diye yakınma hakkını elde edebilir!
[*] Kötü sözcüğü, Anter’in yazısından aynen aldım. Yazmak zorunda kaldığım için okurdan özür dilerim.
Mustafa YILDIRIM / 23 Nisan 2012
Not: Türkçe cinayetine karşı savaşım ve destek için: “www.10dakika.tv
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Nisan 2012 23:20
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 9 / 13
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!