Yılmaz DİKBAŞ



Racon Kesildi / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Salı, 25 Eylül 2012 14:10

Baş rolünü Marlon Brando'nun oynadığı Baba (The Godfather) filmini sanırım izlemeyen kalmamıştır.

1930-1940 süreci, Amerika'da mafya çetelerinin cirit attığı dönemdir. Kumar, yasa dışı içki üretim ve satışı, kadın ticareti ve uyuşturucu bu çetelerin elindedir.

İşte böyle bir süreçte, Sicilyalı Don Corleone Ailesi de New York'ta borusu öten güçlü mafya ailelerinin en önde gelenlerindendir. Marlon Brando'nun canlandırdığı Don Vito Corleone, bu güçlü mafya ailesinin başıdır, yani o "Baba"dır.

Baba Don Vito Corleone, başı derde girip de yasal yollardan çözüm bulamayanları n ve doğal yollardan amaçlarına kavuşamayanların başvurduğu yüce bir kişidir. Kendisine gelip elini öpenleri, asla eli boş çevirmez.

Baba, yaptığı iyilikler karşılığı para kabul etmez. Onların kendisine dost olmasını ister, sırası gelince onlardan bir 'ricada' bulunacağını söyler.

'Baba' filminin hemen ilk açılış sahnelerinde işte bu ilişkilere tanık oluruz.

Huzura önce şişman fırıncı Nazorine girer. Kızının ciddi bir ilişki içinde bulunduğu İtalyan genci, Amerikada kaçak olarak yaşamaktadır.

Fırıncı, Baba'dan bu gencin Amerikan vatandaşı yapılmasını istemektedir.

Baba, gerekenin yapılacağına söz verir.

Peki, karşılığı ne olacaktır?

Racon kesilir: Sırası geldiğinde Baba, ondan bir 'ricada' bulunacak, o da bağlılığını kanıtlayacaktır.

İkinci olarak Baba'nın huzuruna, bir pizza lokantası açmak için paraya ihtiyacı olan genç An tony girer. Baba, gereken parayı verir.

Peki, karşılığı nasıl ödenecektir?

Racon kesilir: Günü geldiğinde Baba, Antony'den bir 'ricada' bulunacak, genç adam da duraksamadan hizmete koşacaktır.

Baba, 'özel konukları' kabulü sürdürür.

Bu kez karşısında, orta yaşlı Bonasera durmaktadır. Biricik kızı, iki kişi tarafından cinsel ilişkiye zorlanmış, kızcağız direnince de hayvanca dövülüp hastanelik edilmiştir.

Bonasera önce yasal yola başvurmuş, ancak mahkeme saldırganları salıvermiştir. Şimdi, Baba'dan adalet istemektedir.

Baba, adalet yerini bulacaktır, der.

Peki, Bonasera bu adaletin karşılığını nasıl ödeyecektir?

Racon kesilir: Bir gün Baba, ondan bu na karşılık bir hizmette bulunmasını isteyebilecektir.

Mafya kurallarına göre, racon kesildikten sonra sözünü tutmayanın kafası kopartılır!

Mafya örgütleri Amerika'da hiç eksik olmadı.

Değişen dünya koşullarına ayak uyduran ve gelişen teknolojik olanaklardan yararlanan mafya örgütleri büyüdüler, güçlendiler, siyasetin içine girdiler, polis şefleriyle ve yargıçlarla çıkara dayalı sıkı bağlar kurup uluslararası üne ulaştılar.

Bu örgütlerin bazıları öylesine güçlendi ki, birleşip, 'dünyayı yönetmek' isteyen bir "Küresel Çete"ye dönüştüler! Bu küresel çetenin en başına da; CFR, Trilateral ve Bilderberg gibi yarı-gizli örgütleri oturttular.

Bir de baktık ki, bu mafya örgütlerinin neredeyse tamamının yöneticilerini Siyonistler oluşturuyor! Ve bu kurna z Siyonistler, eylemlerini 'lobicilik' adı altında yürütüyor!

Artık 1940'ların Baba Don Vito Corleone'l eri tarihe karışmış, yerini çok güçlü Siyonist Lobiler almıştır.

Mafya örgütleri çağ atlamış, ama temel ilke değişmemiştir. Günümüzün en güçlü mafya örgütleri olan Siyonist Lobiler de, tıpkı 70 yıl öncesi gibi, kendileriyle iş tutanlarla racon kesmektedirler.

Buraya kadar anlattıklarımın Türkiye ile ne ilgisi var?

Son 60 yıldır Türkiye'yi yönetmiş olanların büyük bir bölümü, sırayla bu Siyonist Lobilerin tezgâhından geçtiler, racon kestiler!

Kimler miydi bunlar?

Hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığı yapmış olan Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Abdullah Gül racon kesmiş olanların en başta gelenleridir!

Ancak ben bu yazımda size, Siyonist Lobilerle en son racon kesmiş başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ı anlatacağım.

Baba'ların huzuruna çıkabilmek hiçte kolay değildir. Baba, öyle her isteyenle görüşmez!

Yukarıda söylemeyi unuttum, Baba Don Vito Corleone'nin huzuruna türlü isteklerle çıkanların hepsi İtalyan'dır ve Baba'nın uzaktan da olsa tanıdığı kişilerdir.

Baba, ya uzaktan da olsa tanıdığı, ya da güvendiği kişilerin önerdiklerini huzura kabul eder.

Bu durum, zamanımızda da aynen geçerlidir.

Öyle her ipini koparan New York'a koşup Siyonist Lobilerin önüne çıkamaz!

Önce, kişinin kendisini onlara 'güvenilir' olarak sunacak desteklere ihtiyacı vardır.

Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanlığı sürecinde (27.03.1 994 - 12.12.1997) önce ABD Başkonsolosu ile sıkı ilişkiler kurdu. Kendisini ona beğendirdi. New York'taki Siyonist Lobilere ilk olumlu sinyal o zaman gönderildi: "Recep Tayyip Erdoğan ile iş yapabilirsiniz!"

Recep Tayyip Erdoğan, yine belediye başkanlığı döneminde, İstanbul'da kurulu "Türkiye Musevileri Cemaati" ile çok içli-dışlı oldu. Onların bir dediğini iki etmedi. Kendisini onlara beğendirdi.


Şu çok önemli gerçeği anımsatayım.

*Tüm Siyonistler, Yahudi'dir.*

*Aman dikkat: Yahudilerini tümü Siyonist değildir.*


Bu nedenle, elbette Türkiye Musevileri Cemaati yöneticilerinin Siyonist olduğunu söylemiyorum! Ama şu gerçeği bilerek vurguluyorum: New York'taki Siyonist Lobiler, Türkiye Musevileri Cemaati yöneticilerinin sözlerine hep çok değer vermişlerdir. Onlardan gelen hiçbir isteği geri çevirmemişlerdir. İşte size örnek bir olay.

Günümüz CHP'sinin 'ağır toplarından' İstanbul milletvekili Şükrü Elekdağ anlatıyor:

"Ben ABD'de büyükelçi iken zora girdiğimde Jak Kamhi'ye telefon ederdim. 48 saat içinde uçağa atlar gelirdi. Washington'da, Kongre'de Kamhi, Yahudi Lobisi'yle mücadele eder, Yahudi Lobisi'ni bizim lehimize seferber eder, harekete geçirirdi. O bakımdan çok büyük yardımları olmuştur."

Türkiye Musevileri Cemaati'nden de New York'taki Siyonist Lobilere Recep Tayyip Erdoğan hakkında çok olumlu bilgiler gönderildi, "Recep Tayyip Erdoğan ile iş yapabilirsiniz!" denildi.

Artık Recep Tayyip Erdoğan için, ABD'deki Siyonist Lobilerin kapısı açılmıştı. O, bu kapıdan bir gün gireceğini çok iyi biliyordu.

Nitekim 4 Temmuz 2001 tarihinde aldığı özel bir davet üzerine ABD'ye giden Recep Tayyip Erdoğan, Siyonist Lobilerin huzuruna çıktı.

Recep Tayyip Erdoğan, isteğini bildirdi: Beni Türkiye'nin başbakanı yapın!

Bu istek kabul edildi.

Peki, Recep Tayyip Erdoğan bunun karşılığını nasıl ödeyecekti?

Racon kesildi: Başbakan olduktan sonra sırasıyla şu 'ricaları' yerine getirecekti:

  • Kıbrıs, Rumlara verilecek. (*Bu istek yerine getirildi*).


  • Ermenistan ile sınırlar açılacak, sözde Ermeni soykırımı tanınacak. (*Açılım başlatıldı*).


  • Güneydoğu Anadolu'da bir 'Federe Kürt Devleti' kurulmasının önü açılacak. (*'Kürt Açılımı' ve daha sonra 'Demokratik Açılım' adı altında girişim başlatıldı*).


  • Yeni Osmanlı' kavramı altında, Türkiye eyaletlere bölünecek. (*Siyonist Lobilerin medyadaki 'tetikçileri' propagandayı başlattı*).


  • Türk ordusu yetkisiz ve etkisizleştirilecek. (*'Tetikçi' yazarların yuvalandığı Taraf gazetesinin önderliğinde medyada saldırılar sürüyor *.)


  • Türklerin elindeki tüm fabrikalar, işletmeler, bankalar, hava ve deniz limanları, madenler ve tarım toprakları, 'özelleştirme' adı altında; ABD-AB-Siyonist İsrailli yabancılara yok pahasına satılacak. (* Bu yönde yolun yarısı geçildi*).


  • Başta Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki barajlar olmak üzere, Türkiye'nin tüm su kaynakları ve dağıtım şebekelerinin denetim ve yönetimi, ABD-AB-Siyonist İsrailli kurumlara devredilecek. (* Siyonist İsrailliler, GAP bölgesinde çok yoğun çalışıyorlar*).


  • İstanbul'da Heybeliada Ruhban Okulu açılacak, Fener Kilisesi Başpapazı 'ekümenik' kabul edilecek ve onun başkanlığında İstanbul'da bir 'Ortodoks Din Devletinin' kurulmasının önü açılacak. (* Girişime, Ruhban Okulu'ndan başlandı*).


  • İran 'hâlihazır düşman', Rusya ise 'potansiyel düşman' olarak kabul edilecek. (*İran düşmanlığı dayatılmakta*).


Bir kez daha tekrarlayalım: Mafya kurallarına göre, racon kesildikten sonra sözünü tutmayanın kafası kopartılır!

Kafa kopartma, her zaman fiziki anlamda uygulanmaz.

Siyonist Mafya, başbakanlık koltuğuna oturttuğu kişiyi, raconu bozduğunda, alaşağı edip siyasetten silerek de kafa kopartmış olur!

İşin özü şudur:

4 Temmuz 2001 tarihinde ABD'de Siyonist Lobilerle racon kesen Recep Tayyip Erdoğan bugünlerde çok sıkışmıştır.

Bir yanda, Siyonist Babalar, artık 'ricalarının' daha fazla geciktirilmeden yerine getirilmesini istemektedir.

Diğer yanda, tüm baskı, kuşatma ve dayatmalara rağmen ulusalcılar direnmekte, teslim olmamaktadır.

İşte bu koşullarda, Recep Tayyip Erdoğan; Anayasa, Anayasa Mahkemesi, Yargı, Yargının Bağımsızlığı, Basın Özgürlüğü, İfade Özgürlüğü gibi temel kurum ve; kavramları hiçe saymaktadır. Çünkü ya Siyonist Mafya'nın 'ricalarını' yerine getirecek, ya da 'kafası koparılacak', yani koltuktan alaşağı edilecektir!

Bu gerçek fotoğrafı göz ardı ederek medyada sözde uzmanların yaptığı tüm yorumlar, analizler, irdelemeler, saptamalar ve saatlerce süren oturumlar, paneller, birer gölge oyunundan başka bir şey değildir, halkımızı uyutup oyalamaktan başka hiçbir işlevi yoktur.



Yılmaz DİKBAŞ'ın, "İĞFAL" adlı kitabından Sayfa 211-218

Son Güncelleme: Çarşamba, 26 Eylül 2012 15:42
 
Atatürkçüler Yenildi!.. / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 24 Eylül 2012 13:47

Sayfa Sayısı: 704
Dili: Türkçe
Yayınevi: Enki Yayınları

Kitap Hakkında:

Türkiye, 1952 yılında NATO'ya girdi. Bu tarihten sonra CIA ajanları Türk ordusunun içinde istedikleri gibi rahatça örgütlendiler. Yüksek komutanlarımız bu gerçeği gördüler, ama ses çıkarmadılar. Son altmış yıl içinde ordumuzun en küçük birimlerine kadar giren CIA ajanları, bizim subaylarımızdan kendilerine ajanlar devşirerek istihbarat ve eylem ağını yaygınlaştırdılar.

Son altmış yılda ordumuzun, bakanlıklarımızın ve MİT'in içine girip kök salan CIA; medyaya, üniversitelere, işçi sendikalarına, belediyelere ve sivil toplum kuruluşlarına da kanser gibi yayıldı.

Menderes döneminde MİT müsteşarı olan Korgeneral Behçet Türkmen, CIA ajanıydı. CIA'dan düzenli para alıyordu...

Başbakan Nihat Erim, CIA ajanlarının devşirdiği bir ABD kuklasıydı...

Masonlar, 1950'den sonra ordumuzun en üst komuta heyetine kadar girdi. Çok sayıda komutanımız mason oldu. Son altmış yıldır ordumuz, mason komutanlar tarafından yönetildi.

Masonlar, İsmet İnönü döneminden başlayarak kurulan tüm Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinde bakanlık koltuklarına oturdular. Her hükümete girmeyi beceren masonlar, devletin yüksek bürokratları arasında da yoğunlaştılar. Medyada ve üniversitelerde de önemli köşe başlarını masonlar ele geçirdi.

Atatürk'ün kapattırdığı Mason Localarını yeniden açtıran İsmet İnönü, 1962-1963 sürecinde başbakanlığı döneminde, Rotary ve Lions kulüplerinin de açılmasına olanak sağladı.

27 Mayıs 1960 İhtilalcilerin kurduğu hükümette, toplan 22 bakandan 16'sı masondu.

27 Mayıs 1960 İhtilalinin lideri Org. Cemal Gürsel, yaklaşık 3.000 general, albay ve deniz binbaşıyı ordudan atmak için Amerikalılarla anlaştı. Zorunlu emekli edeceği subaylara verilecek 100 milyon lirayı da Amerikalılardan istedi.

"Bu gençlik, öteden beri para toplar, kibar dilenci şeklindedir."
Devlet Başkanı Cemal Gürsel.

"Sümerbank mağazaları kapatılsın!"
Devlet Başkanı Cemal Gürsel.

"Köylü, basit bir mahlûktur!"
Devlet Başkanı Cemal Gürsel.

"Karabük Demir-Çelik Fabrikası bizim başımıza beladır!"
Devlet Başkanı Cemal Gürsel.

"Her memleket, Yahudilere boyun eğmeye mecburdur!"
Selim Sarper, Cemal Gürsel Hükümetinin Dışişleri Bakanı.

"Laik okullarda yetişen gençlere memleket idaresi teslim edilemez!"
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay.
"İmam Hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. Türkiye, laikliği dinsizlik olarak algılamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. 1930'lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum."
Cumhurbaşkanı Kenan Evren.

"Ben bugünkü gözlemlerim içinde Fethullah Gülen'i ve çevresindekileri rejim için kaygı verici bir durumda görmüyorum. Laiklik açısından bir tehdit oluşturdukları izlenimini almıyorum."
Başbakan Bülent Ecevit.

Adalet Eski Bakanı, Avukat İsmail Müftüoğlu; nerede, ne zaman ve niçin Dışişleri Bakanı Turan Güneş'e tabanca çekti?

Siyonist İsrail devleti ile ilk askeri anlaşmayı gizlice kim imzaladı?

"Türk generaller İsrail'den yana çok güçlü duygular beslemektedir. İsrail'i kayıtsız şartsız desteklemeyen tek bir Türk yüksek subay bulunmadığına inanıyorum..."
Genelkurmay 2. Başkanı Org. Refik Tulga

Başbakan Bülent Ecevit, Siyonist İsrail devleti ile gizli bir askeri anlaşma imzaladı.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den Tel Aviv Üniversitesi'ne yılda 500.000 dolar bağış!

CHP 2011 Seçim Bildirgesi: Aldatmanın, Kandırmanın ve Yalanların Belgesi.

Atatürkçüler; CHP'nin çoktan beridir Atatürk'ün partisi olmaktan çıktığını görmediler, gerçeklerle yüzleşmediler ve sonunda Karşı Devrimciler tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldılar.

Günümüz Atatürkçüleri, "Sarı saçlı, mavi gözlü" bir kurtarıcı bekliyor. Sarı saçlı, mavi gözlü kurtarıcı, bir daha Samsun'a çıkacak, oradan da yürüyüp Türkiye'yi kurtaracak! Atatürkçülerin beklentisi bu..."

Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve artık Türkiye Haçlıların safında...

Son Güncelleme: Salı, 25 Eylül 2012 11:40
 
Mustafa Kemal’in Askeri Topkapılı Cambaz Mehmet / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 17 Eylül 2012 06:35

Samsun'a Çıkmak Çok Kolay mı Oldu?

Bundan 77 yıl önce 24 Haziran 1923'te TBMM aşağıdaki kararı oy birliği ile almıştı:

"TBMM Başkanlığından:

İstanbul'un düşman altında bulunduğu sırada, Osmanlı ordusunun depolanan silâh ve teçhizatını her an ölümle karşı karşıya kalarak Anadolu'ya kaçıran, düşmanın gizli istihbarat teşkilâtının içinde yuvalanarak, millî kuvvetlere çok yararlı bilgiler sağlayan M.M.Grubu Başkanı Topkapılı Mehmet Bey'e, Vatana Üstün Hizmet faslından ayda 1.500 lira maaş bağlanması Büyük Meclis'in 24 Haziran 1923 tarihli toplantısında oy birliği ile kararlaştırıldı."


Kimdi bu vatana üstün hizmette bulunmuş Topkapılı Mehmet Bey ?

İstanbul'un Topkapı semtinde yasayan, unvanı Cambaz olan Topkapılı Cambaz Mehmet, Çanakkale Savaşlarında sıradan bir erdir. Gösterdiği kahramanlıklardan dolayı, er Topkapılı'ya onbaşı şeridini Albay Mustafa Kemâl verir. "Göreyim seni Topkapılı" diyerek.


Topkapılı'nın kahramanlıkları sürer. Çavuş şeritlerini Topkapılı'ya uzatırken de Albay Mustafa Kemâl yine "Göreyim seni Topkapılı!" diyerek cesaretlendirir.

Çanakkale'de dökülen kanlara rağmen Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış ve 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Anlaşması ile silâhları bırakıp düşmana teslim olmuştu.

Anafartalar kahramanı Mustafa Kemâl Pasa da, Topkapılı Cambaz Mehmet de artık işgal altındaki İstanbul'dadırlar. Mustafa Kemâl Pasa, üç kez Padişah Vahdettin ile, birçok kez de Osmanlı hükûmetinin Başbakanı Damat Ferit Pasa ve kabine üyeleriyle konuşmuş, vatani düşman elinden kurtaracak önerilerde bulunmuş ama sonuç alamamıştır. Şişli'deki evinde en yakın arkadaşlarıyla sık sık gizli toplantılar yapan Mustafa Kemâl Paşa, Anadolu'ya geçip, Kurtuluş Savaşı'nı orada başlatmanın yollarını aramaktadır.

Şeytana külahını ters giydirecek kadar zeki, tazı gibi koşan, silâh atmada, bıçak sallamada rakibi bulunmayan, zalimlere karşı gaddar, ezilenlere karşı ise merhametli biri olarak tanınan Topkapılı Cambaz Mehmet ise, İstanbul'da kurulmuş MM Grubun adli gizli örgütün başıdır. Adi, Milli Müdafaa sözcüklerinin bas harflerinden (MM) oluşan bu gizli örgütte yüzbaşılar, binbaşılar, albaylar, doktorlar bulunmakta, ama başkanlığını ise askerlikte aldığı en büyük rütbe çavuş olan Topkapılı Cambaz Mehmet yapmaktadır!.. Nedeni çok şaşırtıcıdır: Topkapılı'nin İstanbul'da 50.000 silâhlı adamı vardır. Bunlar, vatanin kurtuluşu söz konusu olmadan önce birer it, kopuk, hırsız ve haraççıydılar. Ancak, Topkapılı Mehmet'e, Şişli'deki evinde Mustafa Kemâl Paşa ile görüştükten sonra, bu 50.000 adam, vatan için ölmeye ant içmiş birer kelle koltukta savaşçı olmuşlardır. Şişli'deki görüşmede Mustafa Kemâl Paşa, "Mehmet, Çanakkale'de nasıl kazandıksa yine öyle kazanacağız. Hele sizin gibi kahraman Türk çocukları oldukça, ordularımızın yenilmesi imkânsızdır!" demiş ve bu sözler Topkapılı'ya yetmişti. Mustafa Kemâl onu, "Göreyim seni Cambaz Mehmet Bey!" sözleri ile uğurlamıştı.

Mustafa Kemâl Paşa'nın koruma isini bizzat üzerine alan Topkapılı 5.000 silâhlı adamıyla Şişli çevresinde gerekli önlemleri alır.

İstanbul'da tam bir kargaşa yaşanmaktadır. İngiliz işgal kuvvetlerinin İstanbul Yüksek Komiseri, eski hükümet üyelerini, bazı subayları ve gazetecileri tutuklatmaktadır. İngilizlerin sürekli baskısıyla Padişah, ortalama her 45 günde bir yeni bir başbakan tayin edip, hükümet kurdurmaktadır. Mustafa Kemâl Paşa, iç ve dış düşmanların çok yakından gözleyip izlediği önemli bir kişidir. Ocak-Mayıs 1919 tarihleri arasında İstanbul basını O'ndan 32 kez söz etmiştir. 27 Şubat 1919'da bir gazetede Mustafa Kemâl Paşa'nın Genelkurmay Başkanlığı'na atandığına dair haber çıkar ama haber gerçekleşmez. 28 Şubat 1919'da, İngiliz Haber alma Teşkilatı İstanbul'daki merkezine gönderdiği bir raporda, içinde Mustafa Kemâl Paşa'nın da bulunduğu bazı kişilerin İstanbul'dan sürülmesini ister. 14 Mart 1919'da bir gazetede, Mustafa Kemâl Paşa'nın tutuklandığına dair bir haber çıkar, ama sonra haberin doğru olmadığı anlaşılır. İstanbul'da kalmanın giderek tehlikeli durum yarattığını gören Mustafa Kemâl Paşa, Genelkurmay'daki arkadaşlarının yardımıyla, kendisini 9. Ordu Birlikleri Müfettişi unvanı ve geniş yetkileriyle Anadolu'ya tayin ettirir. İlk durak Samsun'dur.

15 Mayıs 1919 günü, İstanbul Galata Rıhtımı'nda olağanüstü bir kalabalık vardı. Seyyar satıcılardan, ayakkabı boyacılarından, polislerden, jandarmalardan ve hamallardan geçilmiyordu. Bunlar, gizli örgüt MM Grubu'nun tepeden tırnağa silâhlı adamlarıydı. Görevleri, Mustafa Kemâl Paşa ile 19 kişilik maiyetinin Bandırma Vapuru'na sağ salim binmesini sağlamaktı. Operasyonu rıhtımda yöneten Topkapılı Cambaz Mehmet, iyi yüzme bilen, iyi silâh kullanan 50 İnebolulu fedai genci de Bandırma Vapuru'nun içine yerleştirmiş, bunlara gerekli talimatı vermiş ve Samsun'a kadar sürecek yolculuğun tüm güvenlik önlemlerini almıştı.

Daha Mustafa Kemâl'in Samsun'a vardığı 19 Mayıs günü, Ingiliz Karadeniz Orduları Kumandanı General Milne, Türk Harbiye Nezareti'ne gönderdiği notada Mustafa Kemâl ve yanındakilerin Samsun'a gönderilmesinin nedenini sorar. Yani, Mustafa Kemâl Paşa'nın Samsun'a çıktığı gün İngilizler bu işten kuşkulanmaya başlamışlardır.

Mustafa Kemâl Pasa, Samsun'a çıktıktan sonra Ulusal Güçleri örgütleme çalışmalarına başlarken, Topkapılı Cambaz Mehmet de İstanbul'da tarihe geçecek kahramanlıklar yaratır. İngiliz Gizli Servisi'nin en tehlikeli ajanı Papaz Fru'nun güvenini sağlayarak bu teşkilâtın içine sızar ve çok yararlı istihbarat bilgilerini elde ederek Mustafa Kemâl Paşa'ya ulastırır. Osmanlı ordusu dağıldıktan sonra el konulan ve cephanenin büyük çoğunluğunun depolandığı Maçka Kışlası'nı soyar ve tüm silâh ve cephaneleri Anadolu'ya, Mustafa Kemal Paşa'ya ulaştırır.

Belki tarihte bir benzeri görülmemiş bir olayın da kahramanıdır Topkapılı Mehmet. İstanbul'u işgal etmiş olan İngiliz Kuvvetlerinin Komutanı General Harrington'un makam otomobilini de çalar. Aksehir'e kadar sürer ve orada Mareşal Fevzi Çakmak'a teslim eder. Bu otomobil, Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa'ya verilir.

Artık büyük zafer kazanılmış, Atatürk Cumhurbaşkanı olarak Çankaya'dadır. Topkapılı'yı köşke çağırır. "Çok iyi çalıştınız doğrusu...Hakkinizi ödemek güç'" dedikten sonra, Topkapılı Cambaz Mehmet'e İstanbul Milletvekilliği teklif eder. Topkapılı teşekkür eder, ama teklifi kabul etmez'.

Ve bu yazımızın başında okuduğumuz 24 Haziran 1923 tarihli TBMM kararınca Topkapılı Cambaz Mehmet'e ayda 1.500 lira maaş bağlanır. O devirde bir tavuğun fiyatı 12,5 kuruştur. Bu demektir ki Topkapılı'ya bağlanan maaş, bugünün parasıyla ayda yaklaşık 10 milyar liradır.

Peki Topkapılı Cambaz Mehmet böylesine yüksek ve sürekli bir ödülü kazanınca ne der ?

"Ben bir şey yapmadım. Vatanım için, Mustafa Kemal Paşam için üzerime düşen görevi yerine getirmeye çalıştım. Hizmetleri gerçekleştiren arkadaşlarımdır. Ben buna layık değilim"


Topkapılı Cambaz Mehmet, bugünün parasıyla ayda yaklaşık 10 milyar lira maaşı Kızılay'a devreder. Tek kuruşunu bile almaz.

Siz ne sanıyorsunuz ?. Samsun'a çıkmak öyle kolay mı oldu?

Yılmaz DİKBAŞ
17 Eylül 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv


Dipçe: kaynak: Gaflet, Dalalet, Hıyanet Sf. 64 Yılmaz DİKBAŞ. Toplumsal Dönüşüm Yayınları. 3.Baskı. Ekim-2003 İstanbul.
 
Ermenilerden Özür Dileyenler / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 05 Eylül 2012 02:45

14 Aralık 2008 tarihinde kendi kendilerine aydın diyen bazı kişiler medyada ve internet ortamında bir kampanya başlattılar. Kamuoyuna duyurdukları bildiride şunları yazdılar:

“1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor.

Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”


Bu kampanyanın öncülüğünü yapan Prof. Dr. Ahmet İnsel, Prof. Dr. Baskın Oran, Dr. Cengiz Aktar ve gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu, herkesi yukarıdaki bildiriye imza atmaya çağırdılar.

İşte, bu bildiriye imza atmış olanların listesini aşağıda veriyorum.


Özür Dileyen Akademisyenler


• Prof. Dr. Ahmet İnsel
• Prof. Dr. Baskın Oran
• Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu
• Prof. Dr. Halil Berktay
• Prof. Dr. Murat Belge
• Prof. Dr. Atilla Yayla
• Prof. Dr. Asaf Savaş Akat
• Prof. Dr. Cemil Koçak
• Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem
• Prof. Dr. Nilüfer Göle
• Prof. Dr. Fatmagül Berktay
Özür Dileyen Sivil Toplum Örgütü Yöneticileri


• Ömer Faruk Gergerlioğlu
• Fikret Toksöz
• Orhan Silier
• Yavuz Önen
• Av. Yusuf Alataş
• Av. Hüsnü Öndül
• Feray Salman

Özür Dileyen Yazarlar, Çizerler ve Gazeteciler


• Ali Bayramoğlu
• Adalet Ağaoğlu
• Cengiz Çandar
• Fikret Başkaya
• Oral Çalışlar
• Tarhan Erdem
• Bekir Coşkun
• Enis Batur
• Murathan Mungan
• Ertuğrul Kürkçü
• Mine Kırıkkanat
• Nadire Mater
• Oya Baydar
• Semih Poroy
• Perihan Mağden
• Yasemin Çongar
• Hadi Uluengin
• İpek Çalışlar
• Hasan Cemal
• Alper Görmüş
• Piyale Madra
• Şahin Alpay
• Cezmi Ersöz
• Kemal Göktaş
• Ömer Madra
• Şirin Tekeli
• Soli Özel
• Şükrü Erbaş
• Sungur Savran
• Ali Kazancıgil
• Aydın Çıngı
• Ayhan Bilgen
• Ayşe Batumlu
• Derya Sazak
• Sema Kaygusuz
• Tuba Çandar
• Ümit Kıvanç
• Umut Özkırımlı
• Yalçın Ergündoğan
• Yiğit Bener
• Yıldıray Oğur
• Yıldız Önen
• Neşe Düzel
• Rasim Ozan Kütahyalı
• Roni Margulies
• Adnan Ekşigil
• Ahmet Soysal
• Alev Er
• Berat Günçıkan
• Bülent Aydın
• Faruk Bildirici
• Fatih Özgüven
• Zeynep Gambetti
• Sibel Özbudun
• Şeyhmus Diken
• Nil Mutluer
• Bülent Somay
• Doç. Dr. Uygur Kocabaşoğlu
Özür Dileyen Tiyatro, Sinema, Televizyon Ses Sanatçıları


• Lale Mansur
• Hale Soygazi
• Şanar Yurdatapan
• Halil Ergün
• Deniz Türkali
• Derya Alabora
• Nuran Terzioğlu
• Kornet Gürkan Coşkun
• Ferhat Tunç
• Işıl Kasapoğlu
• Julide Kural
• Ümit Güney
• Vedat Yıldırım
• Selçuk Demirel
• Yasemin Göksu
• Yücel Erten
• Zeynep Çelik
• Serra Yılmaz

Özür Dileyen Siyasetçiler


• Akın Birdal
• Ufuk Uras
• Şerafettin Elçi
• Cem Özdemir
• Dr. Lale Akgün
• Dr. Tarık Ziya Ekinci
• Ziya Halis
• Av. Ali Arif Cangı
• Ahmet Çakmak
• Sırrı Sakık



Yukarıdaki listede adları geçenler, Ermenilerden Özür Dileyenlerin sadece bir bölümüdür, tamamı değildir. Listenin tamamını görmek isteyenler, internette şu siteye girebilirler:

http://www.ozurdiliyoruz.com

Ermenilerden Özür Dileyenler, imzaladıkları bildiride, ‘soykırım’ sözcüğü yerine ‘Büyük Felâket’ deyimini kullanmışlardır. Bu deyim, soykırım sözcüğünün Ermenicesinin Türkçe karşılığıdır. Yani, Ermenilerden Özür Dileyenler, nedense biraz dolambaçlı yoldan ‘soykırım’ diyebilmişlerdir!

Demokrasi ve ifade özgürlüğü deyimlerini ağızlarından düşürmeyenler, yetmiş milyon nüfuslu bir ülkede birkaç bin kişinin böyle bir bildiriyi imzalamış olmasına, anlayışla yaklaşılması gerektiğini söyleyebilirler. Ancak Ermenilerden Özür Dileyenlerin bu eylemlerinin öyle sanıldığı gibi masum bir girişim olmadığının bir kanıtını hemen size sunmak istiyorum.

Ermenilerden Özür Dileyenler, yukarıdaki bildirilerini internet ortamında, Türkçenin dışında, 13 dilde daha yayınlamışlardır: İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, Rusça, İspanyolca, Portekizce, Farsça, Arapça, Yunanca, Kürtçe, Hollandaca ve Ermenice.

Ermenilerden Özür Dileyenlerin amacı, ‘Türk aydınlarının Ermeni soykırımı nedeniyle Ermenilerden özür dilediğini’ tüm dünyaya duyurmak olmuş ve bunda bir ölçüde başarı da kazanmışlardır. Nitekim Amerikan, İngiliz ve Avrupa medyası bu bildiriye yer vermiştir.


Yılmaz DİKBAŞ’ın, İĞFAL adlı kitabından alınmıştır. s.108~112

 
Gorbaçov da Yabancı Ajan! / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Salı, 03 Temmuz 2012 22:48

9 Haziran 2012 günü Rusya Halk Meclisi bir yasa çıkardı.

Bu yasaya göre, yabancı devletlerden ya da yabancı ülkelerdeki kuruluşlardan para alan Sivil Toplum Kuruluşları (STK), yapacakları tüm yazılı ve sözlü eylemlerde adlarının önüne “YABANCI AJAN” tanımını koymak zorunda kalacaklar.

Bu Yabancı Ajanlar, yılda iki kez raporlar yayınlayacaklar, yaptıkları tüm eylemler ve aldıkları tüm paralar hakkında ayrıntılı bilgi verecekler.

Bu yasaya uymayan STK yöneticileri 4 yıl hapis ve 300 bin Ruble para cezasına çarptırılacaklar.

2 Temmuz 2012 tarihli ünlü Rus gazetesi İzvestia yazıyor, dağılan Sovyetler Birliği’nin eski Devlet Başkanı Gorbaçov’un vakfı da “Yabancı Ajanlar” listesine girmiş.

Gorbaçov Vakfı uzun süredir başta Amerika olmak üzere yabancı devletlerden hibe almaktaydı.

Görüyor musunuz, bir zamanların güçlü lideri Gorbaçov artık Yabancı Ajan olarak yaftalanıyor.

Eğer bir gün Türkiye’de de Rusların çıkardığı yasaya benzer bir yasa çıkarsa, şöyle bir tabloyla karşılaşacağız:

Yabancı Ajan TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı).
Yabancı Ajan ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği).
Yabancı Ajan ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı).
Yabancı Ajan DİSK (Devrimci İşçi Sendikası).
Yabancı Ajan TDV (Türk Demokrasi Vakfı).
Yabancı Ajan SEV (Sağlık ve Eğitim Vakfı).
Yabancı Ajan TİHV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı).
Yabancı Ajan Boğaziçi Üniversitesi Vakfı.
Yabancı Ajan IPS (İletişim Vakfı).
Yabancı Ajan AÇEV (Ana Çocuk Eğitim Vakfı).
Yabancı Ajan İHD (İnsan Hakları Derneği).
Yabancı Ajan Helsinki Yurttaşlar Derneği.

Bu liste çok uzundur.

Bu listenin tamamını ayrıntılarıyla birlikte görmek isteyenlerin “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi” ve “İĞFAL” adlı kitaplarımı okumalarını öneririm.

Ruslar, bir yasa çıkararak yabancılardan hibe alan STK’ya “Yabancı Ajan” yaftasını taktılar.

Bizde böyle bir yasa olmadığı halde, beş yıl önce, yabancılardan hibe alan kurum, kuruluş ve kişilere “Truva Atı” yaftasını yapıştırmıştım.

Kemalistler iktidar olduklarında, Yabancı Ajanların yani Truva Atlarının izini bulmakta zorluk çekmeyecekler, yukarıda adlarını verdiğim iki kitabımı rehber olarak kullanacaklardır.

Yılmaz DİKBAŞ
2 Temmuz 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 6
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!