Yılmaz DİKBAŞ



Büyük Yazar! / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Salı, 10 Nisan 2012 14:57

CEREYANI GÖĞÜSLEYEN BÜYÜK YAZAR!

Her devrin adamı politikacılar vardır.

Devir değişir, iktidarlar değişir, siyasi liderler değişir; ama bir bakarsınız bazı politikacılar hep yerlerini korumuşlar.

Nasıl yaparlar bunu?

‘Giden ağam, gelen paşam!’ yöntemini uygularlar, nabza göre şerbet verirler.

Her devrin gazetecileri de vardır.

Devir değişir, iktidarlar değişir, siyasi liderler değişir; ama bir bakarsınız bazı gazeteciler hep yerlerini korumuşlar, hep ‘popüler’ kalmışlar.

Kimdir bu gazeteciler?

CIA/Mossad ajanı gazeteciler, bu türdendir.

‘Yatağa Atılmış’ gazeteciler, bunlardandır.

AB hibeleriyle, Soros dolarlarıyla iğfal edilmiş gazeteciler, bu türün önde gidenlerindendir.

Bir de, toplumun bir kesimini hedef alıp yalnız o kesimin nabzına göre şerbet veren kurnaz pazarlamacı gazeteciler vardır.

Pazarlamada temel ilke, ürününüzü toplumun hangi kesimine satacağınızı önceden belirleyip, sadece o kesime dönük söylemlerle hizmet vermektir.

Bu türün gazetecileri, herkesin nabzına göre şerbet vermezler!

Sadece hedef kitle olarak seçtikleri kesimin nabzına göre şerbet verirler.

Ülkemizin sivil-asker yönetici kadrolarında bulunmasalar da, Atatürkçüler halkımızın çok büyük bir kesimini oluşturmaktadırlar.

Öyleyse Atatürkçüler, kurnaz pazarlamacılar için çok verimli bir kitledir.

Yalnız Atatürkçülerin nabzına göre şerbet verecek kurnaz bir gazeteci, her zaman bir köşe sahibi olabilir, popüler kalabilir, hatta gün gelir ‘büyük yazar’ olarak bile ilan edilebilir.

Bekir Coşkun, işte bu tür gazetecilerin en seçkin örneğidir.

Bekir Coşkun, sadece Atatürkçülerin nabzına göre şerbet vermeyi becerebilen, çok yetenekli bir gazetecidir.

Bekir Coşkun, açık açık ‘AB Mandacısı’ olduğunu yazar, ama Atatürkçüler onu kucaklamayı sürdürür.

Bekir Coşkun, “…Tanığım” diyerek ‘Ermenilerden Özür Dileyenler’ arasına katılır, ama Atatürkçüler ona toz kondurmazlar.

Peki, Bekir Coşkun bunu nasıl başarır?

Bekir Coşkun, Atatürkçülerin en ince, en hassas damarını bulmuştur: Laiklik.

Bekir Coşkun, laiklik ilkesinin amansız savunucusu rolünde sağ iktidarlara, sağcı siyasi liderlere veryansın ettikçe, Atatürkçülerden alkış tufanı kopar!

Bekir Coşkun’un yazılarının neredeyse tamamı, laiklik ilkesi üzerinden iktidardaki yöneticilere saldırma, laiklik ilkesi üzerinden Atatürkçülerin beğenisini kazanma hedefine dönüktür.

İşte, Bekir Coşkun’un son yazısından bir bölüm:

“Cumhuriyeti yıkıyorlar şu an…
Laikliği savunan başta Genelkurmay Başkanı hapiste, şeyh imam okulda derse başladı önceki gün itibarıyla…
Kimsenin sesi çıkmıyor…
Herkes sindi…
Korkudan…”


Bu satırlara Atatürkçüler bayılıyor!

Recep Tayyip Erdoğan’a ‘şeyh imam’ dediği için zevkten sekiz köşe oluyorlar!

Hele bir de, hapisteki Genelkurmay Başkanını laikliğin savunucusu olarak gösterip savunmuyor mu, Atatürkçüler bir rahatlıyor bir coşuyor ki, hiç sormayın!

Pazarlama tekniğini çok iyi kavramış, Atatürkçüleri hedef kitle seçerek işini ve ‘popülaritesini’ koruyan Bekir Coşkun’a söyleyecek fazla bir sözüm yok.

İki kesime bir çift sözüm var.

Birincisi, Atatürkçülere.

Sizler, AB mandacısı olduğunu açıkça yazan, ‘Ermenilerden Özür Dileyen’ Bekir Coşkun’u, salt laiklik ilkesinin savunucusu olarak göründüğü için daha ne kadar süre kucaklayacaksınız?

İkinci sözüm, 7 Nisan 2012 tarihli Aydınlık gazetesindeki köşe yazısında Bekir Coşkun’u, “Cereyanı Göğüsleyen Büyük Yazar” olarak ilan eden Doğu Perinçek’e.

Bir yandan ‘Ne ABD ne AB’ deyip, sonra da tutup AB mandacısı olduğunu açıkça yazan Bekir Coşkun’u övmeniz, tutarlı bir davranış mıdır?


Bir yandan oğlunuz, çok değerli genç araştırmacımız Mehmet Perinçek, tamamı arşivlere, çok sağlam belgelere dayalı yazdığı kitaplarda Ermeni Soykırımının büyük bir yalan olduğunu kanıtlarken, bir yandan da sizin, “…Tanığım” diye yazarak Türklerin Ermeni Soykırımı yaptığını kabul eden ve ‘Ermenilerden Özür Dileyenler’ kervanına katılan Bekir Coşkun’u, “Cereyanı Göğüsleyen Büyük Yazar” olarak okuyucularınıza sunmanız, tutarlı bir davranış mıdır?

Bilge yazar Bertan Onaran’ın altın değerinde bir öğüdü vardır:

“Tutarlı olunuz” der ve ekler:

“En büyük erdem, tutarlı olmaktır.”

Atatürkçülerden tutarlı olmalarını beklemekte haksız mıyım?


Yılmaz DİKBAŞ
7 Nisan 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

 
Asker Ağlamaz! / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 30 Mart 2012 13:04

Komutanlarımız, askerlik görevine yeni başlayan gençlere ilk derste şöyle derler: Asker yorulmaz! Asker üşümez! Asker acıkmaz! Asker ağlamaz!

Bu ders, sık sık tekrarlanır.

Balyoz davasından tutuklu yargılanan Deniz Kurmay Albay Mehmet Örgen, bir gazeteye mektup yollamış.

Balyoz davası nedeniyle 4 Temmuz 2011 tarihinde tutuklanan Albay Mehmet Örgen, 250 gündür haksız yere hapis yattığını belirttikten sonra, duygusal açıklamalarda bulunuyor:

    “Ben 8 aydan fazladır evime niçin gidemediğimi delikanlı olduğunu düşündüğüm 12 yaşındaki oğluma anlattım, yaşı küçük ama anlıyor, ‘Baba sen benim kahramanımsın’ diyor. Ancak 4,5 yaşındaki kızım bunu anlayamaz. Eve gelmiyorum diye haftada 10 dakika olan telefon hakkımda küsüp konuşmuyor benimle. Tutuklanınca annesi ona bir hedef koyabilmek için ‘kar yağınca gelecek’ demiş. 2 ay önce kızım telefonda çok mutlu idi, ‘Baba Ankara’da kar yağıyor, geleceksin değil mi?’ dedi. Ben sesim düğümlenerek, ‘Kızım İstanbul’da daha yağmadı’ diyebildim. Geçen hafta eşim, kızımı bir köşede ağlarken görmüş ve niçin ağladığını sormuş, ‘Karlar eriyor, babam hâlâ gelmedi, gelmeyecek galiba’ diye cevap vermiş.”

 

4,5 yaşındaki kız elbette ağlar, uzun süre babasını göremeyince.Deniz Kurmay Albay Mehmet Örgen de ağlamaklı olmuş, kızıyla konuşurken sesi düğümleniyor, yani hıçkıra hıçkıra ağladı ağlayacak…

 

Kurmay Albay bu acıklı öyküyü anlatarak bizi de ağlatmak istiyor.

 

Ama biz ağlamıyor, “Asker ağlamaz!” diyor ve ona iki örnek sunuyoruz.

 

Kara Pilot Teğmen Mehmet Ali Çelebi, Ergenekon savunmasında bakın neler söylüyordu:


    “Zincire vurursanız, ellerimi ve ayaklarımı tehdit edebilirsiniz.

    Boynunu vurduracağım, derseniz boynumu tehdit edersiniz.

    Avukatını tutuklarım, derseniz savunmamı tehdit edersiniz.

    Hapiste çürüyeceksin, derseniz tehdit ettiğiniz şu zavallı bedenimdir.

    20 ay yattım, 120 bin ay yatsam ne olur?

    Ömrüm zindanda bitse ne olur?

    Adam olan yeminine sadık kalır. Ben askerlik yeminime sadık olarak bu dünyadan göçeceğim.

    Beni, benliğimi, ruhumu hiçbir şekilde tehdit edemezsiniz!

    Bunlardan biri için bile olsa korkuya kapılacak olursam, işte o zaman tehdit edilen gerçekten ben olurum.”

 

Teğmen bu savunmayı yaparken sesi düğümlenmiyor, tam tersine, vatanın her köşesinden işitilecek şiddette haykırıyordu!

 

Sesi düğümlenen, ağlamaklı olan Deniz Kurmay Albay Mehmet Örgen’e göstereceğim ikinci örnek bir subay değil, üniversite hocası bir sivil.Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Sakarya Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emin Gürses, yargıçların önünde şöyle dikleniyordu:


    “Ben ihtilalciyim. Kuvvetim olsa ihtilal yaparım!”

 

Emin Gürses, ‘cezaevi’ yerine ‘hapishane’ terimini kullandığını söylüyor ve ekliyordu:


    “Hapishane zorla getirilenlerin yeridir, ama şikâyetim yok.

    Üst katta çocuklar gürültü yapıyordu, ders çalışamıyordum. İyi oldu!”

 

Deniz Kurmay Albay Mehmet Örgen, 4,5 yaşındaki kızıyla konuşurken nasıl ağlamaklı olduğunu anlatıp bizi de ağlatmak isterken, Emin Gürses, hiçbir şikâyeti olmadığını vurgulayıp, inceden incey alay da ederek, iyi oldu hapishanede çocukların gürültüsü yok, rahat kitap okuyabiliyorum, diyor.Deniz Kurmay Albay Mehmet Örgen, 2001–2005 sürecinde, dört yıl ailesiyle birlikte Amerika’da yaşamış. Gururla söylüyor, NATO Karargâhında tek Türk subay olarak görev yapmış.İncitmemeye özen göstererek Albay Mehmet Örgen’e bir öneride bulunuyorum. Şimdi bol vakti var, NATO’nun bir Türk subayına, çoluk çocuğu ile birlikte, dört yıl Amerika’da neden rahat bir yaşam sunmuş olduğunu bir düşünsün…Bir de, Mehmet Örgen adına bir kaygım var.Şimdi 12 yaşında olan oğlu, babasının gözleri yaşlı bir subay olduğunu ileride öğrendiğinde, onu artık bir kahraman olarak göremeyeceğinden korkarım.

Yılmaz DİKBAŞ
29 Mart 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

Son Güncelleme: Cuma, 30 Mart 2012 16:33
 
Türk Gençliği’nin Gazi Mustafa Kemâl’e Yanıtı / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 19 Şubat 2012 18:36

Gazi Mustafa Kemâl, 15 Ekim 1927 Cumartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Nutuk’u (Söylev) okumaya başlar.

Nutuk’un okunması altı gün, 36 saat, 33 dakika sürmüştür.

Nutuk’un son bölümünde Gazi Mustafa Kemâl, “Ey Türk Gençliği!” diye başlayan, “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” diye anılan, ama aslında Gazi Mustafa Kemâl’in “Gençliğe Yazılı Görev Emrini”, gözlerinden yaşlar akarak okur.


21 Ekim 1927 günü “Türk Gençliği”, Gazi Mustafa Kemâl’e yanıtını verir.

Ankara Hukuk Fakültesi öğrencileri, hazırladıkları şu yazıyı gazetecilere dağıtırlar.

    “Ey Türklüğün büyük şahsiyeti,

    Ey bizim aziz babamız,

    Ruhlarına heyecan, dimağlarına ışık saldığın gençlik sana diyor ki:

    Senin sevgini gönlünde, gösterdiğin doğru yolu bilinçli adımlarının yönünde bulan gençlik, şüphesiz ki senin dehan ve azminle Türklüğe hediye edilen Cumhuriyeti, hayatından daha aziz ve kutsal tanımıştır.

    Onun müdafaası için hiçbir fedakârlıktan çekinmeyecek, onu gözlerken çok kıskanç davranacaktır.

    Bugün de seni görmekle bahtiyar olan gençlik, tarihte masum ve asil kalmış olan milletimize her köşede içten ve dıştan tuzaklar hazırlayan bu tarihi nasıl değiştirdiğinizden ve bunların acı sonuçlarından habersiz ve hissiz kalamaz ve kalmayacaktır.

    Dedelerinin gafletiyle yuvarlandıkları çukurlara bir daha düşmemek için bugünün dersini pek kara ve karanlık olan dünden, kurtuluş ve uyanışının hassasiyetini ise senin varlığından ve iradenin ateşinden alacaktır.

    Milletinin hissiyatı ve sevgisini ondan aldığı saf ve mert kanla damarlarında dolaştıran gençlik, Türk’ün geleceğinin evlatları, milletin varlığına ve onun kalbi olan aziz Cumhuriyetine en ufak yan bakışların hayal ve düşüncelerine uyuşuk ve hareketsiz kalamaz.

    Adı Türk, kanı Türk, bütün varlığı Türk olan millet ve onun gençleri, kendisini yokluktan varlığa, ölümden hayata, karanlıkta ışığa ulaştıranların açtıkları kurtarış çığırında her zaman bağımsızlığın ve geleceğin koruyucusu, kan ve candan çizilmiş hudutların bekçisi olacak ve sonsuza dek de öyle kalacaktır.”


85 yıl sonra soruyorlar:

‘İçinde bulunduğumuz durumdan nasıl kurtulacağız, çare nedir?’

Yanıtlıyorum:

Eğer Türk Gençliği, 85 yıl önceki gibi, Cumhuriyeti kendi hayatından daha aziz ve kutsal tanıyorsa, hiç boşuna tasalanmayın, dünyada Türk’ü yenecek hiçbir güç yok, demektir!


Yılmaz Dikbaş
8 Şubat 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

 

Son Güncelleme: Pazar, 19 Şubat 2012 18:59
 
Ulusal Kanal'a Açık Mektup / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 20 Ocak 2012 01:28

Sayın Yalçın Büyükdağlı

Ulusal Kanal Yönetim Kurulu Başkanı

İstiklal Caddesi Deva Çıkmazı No:7/5
Beyoğlu-İstanbul
Tel: 0212 – 251 50 90
Faks: 0212 – 245 50 92
Cep: 0555 501 44 23
E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


Televizyon kanalınızda sürekli program yaptırdığınız Mete Akıncı, İnternette kendi Facebook sayfasında, 07 Ocak 2012 tarihinde, benimle ilgili şunları yazıp yayınladı:

“Yılmaz Dikbaş gibi iftiracılar şebekesi, 10 Kasım sabahı daha Atatürk’ümüzün naşı kaldırılmadan Türkiye’yi İngiliz Mandasına dönüştürme çabalarına başlayan sahte Atatürkçülerin bursu ile İngiliz Kraliyeti’nin himayesinde üniversitelerde okutulmuş, daha sonra sanayimizi sabote etmek amacıyla KİT’lere yerleştirilmiş sözde mühendis taifedir…”

Sayın Yalçın Büyükdağlı,

Ben 1961 yılında, Sümerbank Devlet Bursunu sınavla kazanarak, İngiltere’ye gittim. Sınavla kazandığım bursun dayanağı olan yasayla ilgili temel bilgileri aşağıda veriyorum:

Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun
Kanun Numarası: 1416
Kanun Tarihi: 8.4.1929
Yayımlandığı Resmi Gazete: Tarih 16.4.1929 Sayı: 1169
Yayımlandığı Düstur: Tertip:3 Cilt: 10 Sayfa: 407
Kanunu İmzalayanlar:
Cumhurbaşkanı: Mustafa Kemal Atatürk
Başbakan: İsmet İnönü
Milli Eğitim Bakanı: Hüseyin Vasıf Çınar


Sayın Yalçın Büyükdağlı,

Televizyon Kanalınızda sürekli program yaptırdığınız Mete Akıncı, sınavla kazandığım yurtdışı bursunu gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Hüseyin Vasıf Çınar’a, “Türkiye’yi İngiliz Mandasına dönüştürme çabalarına başlayan sahte Atatürkçüler” yakıştırmasında bulunmaktadır.

İngiltere’de, London Üniversitesi ve Leeds Üniversitesi’ni bitirip, Tekstil ve Kimya Yüksek Mühendisi olarak yurda döndükten sonra, almış olduğum burs koşulları gereği, Sümerbank’ın Bursa’daki Merinos Yünlü Sanayi Müessesi’nde göreve başladım. İşletme Mühendisi ve İşletme Şefi unvanlarıyla çalışırken, iki büyük yatırım projesinde görev aldım. Bu proje çalışmalarıyla bağlantılı olarak çeşitli Avrupa ülkelerine ve Japonya’ya araştırma yapmak üzere gönderildim.

Televizyon Kanalınızda sürekli program yaptırdığınız Mete Akıncı, benim Sümerbank’taki konumumu ve yukarıda çok kısa özetlediğim çalışmalarımı, “Sanayimizi sabote etmek amacıyla KİT’lere yerleştirilmiş sözde mühendis taifesi…” olarak nitelemektedir.

Sayın Yalçın Büyükdağlı,

Hakkımda tamamı yalan yakıştırmalarda, iftiralarda ve hakaretlerde bulunan Mete Akıncı’yı sorgulamayacak mısınız?

Mete Akıncı’yı, benimle ilgili iddialarını kanıtlamaya davet etmeyecek misiniz?

Yalnız benim değil, tarihin en büyük devrimcileri ve ülkemizin halk önderi aydınları hakkında da sürekli yalanlar uyduran, iftiralarda bulunan ve hakaretler yağdıran Mete Akıncı’ya Televizyon Kanalınızda sürekli program yaptırmayı sürdürecek misiniz?

Ulusal Kanal’ın, “Ulusal Kanal Gönüllüleri’nin” bağışlarıyla ayakta durduğunu söylüyorsunuz.

Söylemlerinin tamamı yalana, ifitraya, hakaret ve küfüre dayalı olan Mete Akıncı’dan, Ulusal Kanal Gönüllüleri’nin çok rahatsız oluşu sizi de rahatsız etmiyor mu?

Sayın Yalçın Büyükdağlı,

Mete Akıncı, 07 Ocak 2012 tarihinde Facebook’taki sayfasına yazıp yayınladığı, benimle ilgili yazısını şöyle bitiriyor:

“…Ben henüz Dikbaş ve şürekâsını gömmedim… sabır”

Sayın Yalçın Büyükdağlı,

Uydurduğu yalanlara, yaptığı iftiralara, savurduğu hakaretlere bir de tehdit ekleyen Mete Akıncı’ya, Ulusal Kanal’da daha ne kadar süre program yaptıracaksınız?

Sizi, saygıdeğer halkımızın önünde cevap vermeye çağırıyorum.

Esenlikler diliyorum,
Yılmaz Dikbaş
18 Ocak 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.dikbas.tv
0532 233 31 52

Yılmaz Dikbaş
18 Ocak 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

 
Cılk Yumurtlayan Şarlatan... / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Cuma, 06 Ocak 2012 12:55

18 Eylül 2011 Pazar günü, SKY TURK televizyon kanalında, Gürkan Hacır’ın sunduğu “Şimdiki Zaman” adlı programda stüdyo konuğu olan Mete Akıncı, 20. yüzyılın büyük devrimcileri Che Guevara ve Fidel Castro’yu aşağılayan, değersizleştiren, tamamı asılsız, kara propagandaya dönük sözler söyledi.

 

1 Ekim 2011 günü, internetteki sitemde, www.dikbas.tv , yaptığım görüntülü konuşmamda, “Uluslararası Finans Danışmanı” kimliğiyle tanıtılan Mete Akıncı’nın söylediklerinin tamamının yalan olduğunu kanıtladım.


Bu konuşmam bugüne kadar 5.604 kişi tarafından izlendi, izleme sürmektedir. Ayrıca yüzlerce beğeni ve kutlama iletisi aldım, ilgi devam etmektedir.


23 Kasım 2011 günü Mete Akıncı bu kez Ulusal Kanal’da boy gösterdi. Çetin Ünsalan’ın sunduğu, “Ekopolitik” adlı programda “Suriye Meseleleri” konuşuldu.


Bakın, Mete Akıncı Suriye konusunu çözümlerken neler anlattı.


“1683 yılında 2. Viyana kuşatmasında biz kaybettiğimizde, Rothschild Londra’ya kaçmıştı ve Viyana’yı Türklerin alamadığına inanmamıştı. Kendisine verilen habere inanmamıştı, gidip kendi gözlerimle göreyim, demişti ve Viyana’ya gelmişti şu lafı söylemişti:


'Mademki Türkler Avrupa’yı bu hale getirdiler, ben bunu Türklere ödeteceğim! Bundan sonra tek hedefim Türkleri kendi milletlerine ve kendi dindaşlarına uğruna savaştıkları din uğruna bir birleriyle savaştırmaktır!' demişti.”

 


Mete Akıncı’yı ağzı açık dinleyen Çetin Ünsalan, konuşmanın burasında hayranlığını şöyle ifade etti:


“Bu çok tarihi bir laf!”

 


Ben şimdi, baştan aşağı yalan olan bu düzmece sözlerin hangisini düzelteyim?


Dünyanın en zengin ve en ünlü banker ailesi Rothschild Hanedanı’nın kurucusu, Mayer Amschel Rothschild’dir.


Mayer Amschel Rothschild, 23 Şubat 1744 tarihinde Almanya’nın Frankfurt kentinde doğmuştur.


1683 yılında Osmanlının 2. Viyana Kuşatması sırasında, Mayer A. Rothschild henüz doğmamıştı bile!


Ama Mete Akıncı onu, doğmadan 61 yıl önce tarih sahnesine çıkarıyor!


Mayer A. Rothschild, Almanya’da ufak tefek bankerlik işleriyle başlamıştır. Daha sonra İngiltere’ye göç etmiş, beş oğlunu Londra, Paris, Frankfurt, Napoli ve Viyana’ya göndererek Rothschild Hanedanlığı’nın temellerini atmıştır.


Mete Akıncı’ya göre, 2. Viyana kuşatmasından 61 yıl sonra doğan Mayer A. Rothschild, Viyana kuşatması sırasında Londra’ya kaçmış!


Siz bu tür yalanı rahatlıkla üreten başka bir “uluslararası” yetenek tanıyor musunuz?


Aklınıza şu soru gelebilir: Mete Akıncı’nın sözünü ettiği, sakın Mayer Amschel Rothschild’in babası olmasın?


Mayer A. Rothschild’ın babasının adı, Amschel Moses Rothschild.


Amschel Moses Rothschild 1710 yılında Frankfurt’ta doğmuş, 1755 yılında ölmüş.


Amschel Moses Rothschild, Osmanlının 2. Viyana kuşatması 1683’den 27 yıl sonra doğmuştur! Yani, Mayer A. Rothschild’ın babası Amschel Moses Rothschild da Osmanlının 2. Viyana Kuşatması sırasında henüz daha doğmamış bile!


Kaldı ki, baba Rothschild Frankfurt’un Yahudi gettosunda döviz alım satımı ve ipek kumaş ticareti yapan küçük bir tacirdir. Adını sanını Yahudi gettosunun dışında duyan, bilen yoktur!


Tekrarlayalım: Rothschild adının uluslararası sahneye çıkmasını, 1744 yılında doğan Mayer Amschel Rothschild sağlıyor, beş oğluyla beraber Rothschild Hanedanlığı’nı kuruyor.


Osmanlının 2. Viyana kuşatmasından 61 yıl sonra doğmuş olan Mayer Amschel Rothschild, Mete Akıncı’nın yumurtladığı gibi, Türklerle ilgili hiçbir söz etmemiştir!


Mete Akıncı’nın Mayer Rothschild’a yakıştırdığı, “Türklere ödeteceğim, Türkleri bir birine kırdıracağım” sözleri baştan aşağı uydurmadır, cılk yumurtadır, Mete Akıncı yumurtlamıştır!


Mete Akıncı, Ulusal Kanal’daki konuşmasını şöyle sürdürdü:


“1890’da Birinci Siyonist Kongre toplandı. Nerede? İsviçre’nin Basel kentinde. Altını çiziyorum, Basel kentinde. Orada ne karar alındı? İşte, İsrail’in kurulması, Osmanlı’nın parçalanması, 1890’da. Peki, şuna da dikkat çekelim. 1990’da ne oldu, tam 100 yıl sonra? Birinci Basel Anlaşması yürürlüğe girdi, resmen! Fiilen uygulanması 1991’de Reagan’ın vergileri düşürme yasası ile Amerika’da.


Demek istediğim şu, 100 yıl aradan sonra aynı filmi şimdi seyrediyoruz.”

 


Mete Akıncı’nın bu anlattıkları başta aşağı uydurmadır!


Doğruları anlatayım.


Siyonizm’in babası sayılan Dr. Theodor Herzl, 29 Ağustos 1897 tarihinde İsviçre’nin Basel kentinde Birinci Dünya Siyonist Kongresini topladı. (Mete Akıncı’nın altını çizerek söylediği gibi 1890 yılında değil, 1897 yılında).


Kongreye, Yahudilerin yaşadığı 17 ülkeden 240 delege katıldı.


Kongrede, Dr. Theodor Herzl’in “Yahudi Devleti” adlı kitapçığındaki öneriler ele alınıp tartışıldı. Devletin kurulacağı yer olarak Filistin kararlaştırıldı.

Kongre şu yemini ederek sona erdi:


“Ey Kudüs, eğer seni unutursam, sağ elim de yeteneklerini unutsun!”

 


Dr. Theodor Herzl anılarında, Birinci Dünya Siyonist Kongresi’nin sonuçlarını değerlendirirken şunları yazdı:


“Basel’de ben, Yahudi Devleti’ni kurdum. Eğer bunu bugün yüksek sesle söylersem, tüm dünya bana gülecektir. Fakat beş yıl içinde ya da elli yıl sonra hiç kuşkum yok ki, herkes bunun böyle olduğunu görecektir.”

 


Birinci Dünya Siyonist Kongresi’nde Osmanlı’nın adı hiç geçmemiştir! Mete Akıncı, uydurmaktadır!


Birinci Dünya Siyonist Kongresi’nde ‘Osmanlı’nın parçalanması’ diye bir deyim asla kullanılmamış, böyle bir karar alınmamıştır! Mete Akıncı, uydurmaktadır!


Birinci Dünya Siyonist Kongresi, dünya Yahudilerinin bir toplantısı olmuştur.


Tarihte, ‘Birinci Basel Anlaşması’ diye bir anlaşma yoktur! Mete Akıncı, uydurmaktadır!


Anlaşma, en azından iki kişi, iki devlet ya da iki kuruluş arasında yapılır.


Basel’deki Birinci Dünya Siyonist Kongresi’nde sadece bir taraf vardır, o da dünya Yahudileridir. Dünya Yahudileri kendi aralarında toplanıp konuşmuşlardır.


Basel’deki Birinci Dünya Siyonist Kongresi’nde alınan kararların 100 yıl sonra, resmen yürürlüğe girdiği, tam bir safsatadır! Mete Akıncı, uydurmaktadır!


Mete Akıncı’nın uydurmasına göre, Basel Birinci Dünya Siyonist Kongresi’nin aldığı kararlar 1991’de fiilen uygulanmış!


Peki, nasıl uygulanmış?


ABD Başkanı Reagan, Amerika’da vergileri düşürme yasasını çıkararak uygulamış!


Siz bundan bir şey anladınız mı?


1897 tarihinde Basel’de toplanan Birinci Dünya Siyonist Kongresi’nde alınan, Filistin’de Yahudi devleti kurma kararı ile 1991 yılında Amerika’da Başkan Reagan’ın vergileri düşürme yasası arasında nasıl bir bağ var?


Ve bu bağ, günümüz Suriye sorununu nasıl aydınlatıyor?


Peki, Mete Akıncı tamamı uydurma bu masalları anlatırken, programın yöneticisi Çetin Ünsalan ne yapıyor?


“Mete Bey, abuk sabuk laflar ediyorsunuz, lütfen biraz mantıklı olun!” diyor mu?


Hayır!


Ağzı açık ayran budalası gibi sadece dinliyor…


23 Kasım 2011 günü Ulusal Kanal TV’de yaptığı konuşmada, Mete Akıncı bakın en son ne yumurtladı:


“Şimdi neden bunları anlattım, ön planda? Suriye’deki olaylar bununla ilgili. Çünkü Suriye, yani o zamanki Suriye-Filistin cephesi aynı zamanda Kuva-yi Milliye’nin kurulduğu yer, Atatürk ve Şahin Bey tarafından. Daha sonra Atatürk diyor ki, ben Anadolu’ya gidiyorum, mücadeleyi sürdürmek ve Cumhuriyeti ilân etmek için. Mücadelemiz büyük, sen burada Kuva-yi Milliye’yi örgütle, teşkilatlandır. Şimdi garip olan şu, 100 sene önce Kuva-yı Milliye’nin kurulduğu topraklar sayesinde biz, Güneydoğu illerimizi kurtarabildik”

 


Çetin Ünsalan: “100 yıllık bir çelişki aslında!


Mete Akıncı: Kesinlikle!”


Mete Akıncı’nın bu sayıp döktüklerinin tümü uydurmadır, tümü yalandır!


Bir bir açıklıyorum.


İşgalcilere karşı ilk silahlı direniş, 19 Aralık 1918 tarihinde Hatay’ın Dörtyol ilçesinde görülür. İşgalci Fransızların, Ermenileri de yanlarına almasıyla halk ayaklanmıştır. İşgalcilere karşı “İlk Kurşunun” da burada atılmış olduğu söylenir.


Dörtyol’da Fransızlara karşı bir direniş vardır, ama henüz ortalıkta örgütlü bir Kuva-yı Milliye hareketi yoktur.


Dörtyol, Filistin’de değildir!


19 Aralık 1918 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’dadır, Suriye-Filistin cephesinde değil!


Örgütlü ilk Kuva-yı Milliye hareketi, İzmir’in 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlılar tarafından işgalinden sonra Ege Bölgesi’nde başlamıştır. İzmir/Ege Bölgesi, Suriye-Filistin topraklarında değildir!


Suriye-Filistin cephesinde bir Kuva-yı Milliye örgütü kurulmamıştır. Yunanlıların İzmir’i işgalinden bir gün sonra, 16 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, Bandırma vapuruyla İstanbul’dan Samsun’a doğru yola koyulur.


Asıl adı Mehmet Sait olan Şahin Bey, 1877 yılında Antep’de doğdu. 1 Nisan 1919 tarihinde Fransızlar Antep’i işgal edince, Kilis Kuva-yı Milliye Komutanı olarak çarpıştı. Fransızları Antep’e sokmamak için kahramanca savaşırken şehit düştü.


Şahin Bey, Suriye-Filistin cephesinde bulunmadı!


Şahin Bey, Suriye-Filistin cephesinde Kuva-yı Milliye örgütü kurmadı!


Şahin Bey, Suriye-Filistin cephesinde Mustafa Kemal Paşa ile buluşmadı, konuşmadı, emir almadı!


Mustafa Kemal Paşa, Filistin cephesinden sonra, orada bulunmayan Şahin Bey’e, “Sen burada kal, Kuva-yı Milliye’yi örgütle” demedi!


Söylev’i ve Kurtuluş Savaşı tarihini okumuş olanlar, Mustafa Kemal’in şu sözünü çok iyi bilirler:


“Ben Cumhuriyeti vicdanımda bir sır gibi sakladım.”

 


Cumhuriyetin ilânın zamanlamasını vicdanında bir sır gibi saklayan Tuğgeneral Mustafa Kemal’in tutup da rütbesiz bir askere, Mete Akıncı’nın yılışık anlatımıyla, Cumhuriyeti ilân etmek için ben Anadolu’ya gidiyorum” demiş olması mümkün müdür?


Mete Akıncı, Ulusal Kanal TV’de, göz göre göre, Kurtuluş Savaşı tarihimizi tahrif etmiştir, bozmuştur, kirletmiştir!


Bunu, Mete Akıncı’nın cehaletine vermeyiz!


Mete Akıncı tüm yalanlarını, bir amaç doğrultusunda, bilinçli olarak uydurmaktadır!


Mete Akıncı’yı hayran hayran dinleyen Çetin Ünsalan’ın, Sizyonizm’in Tarihini bilmediğini, bu nedenle Rothschild ve Birinci Dünya Siyonist Kongresi hakkında Mete Akıncı’nın yalanlarını yuttuğunu kabul edebiliriz.


Ancak Çetin Ünsalan, Mete Akıncı Kurtuluş Savaşı tarihiyle ilgili de palavralar uydururken ağzı açık ayran budalası gibi dinleyip sesini çıkarmamışsa asla bağışlayamayız!


Çetin Ünsalan, 30 ciltlik “Atatürk’ün Bütün Eserleri” ne de şöyle bir göz dahi atmamışsa, bağışlanabilir mi?


Peki, Ulusal Kanal yöneticilerine ne demeli?


20. yüzyılın en büyük devrimcileri hakkında yalanlar uyduran, hakaretler kusan Mete Akıncı hangi nedenlerle Ulusal Kanal’da sürekli program yapabiliyor?


Siyonizm Tarihi ile ilgili masallar uydurup palavralar atan, Kurtuluş Savaşı tarihimizi bozup kirleten Mete Akıncı, Ulusal Kanal’ın hangi yayın politikasına uygun düşüyor?


Ulusal Kanal’ın sahibinin, Ulusal Kanal Gönüllüleri olduğu söylenmektedir.


Ulusal Kanal Gönüllüleri, her programa çıkışında sayısız cılk yumurta yumurtlayan Metin Akıncı hakkında yöneticileri sorgulamayacaklar mıdır?


Eğer sorgulamayacaklarsa, bana söyler misiniz, Ulusal Kanal’ın o çok eleştirdikleri “Cemaatlerden” farkı nedir?


Yılmaz Dikbaş

2 Ocak 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

 

Son Güncelleme: Cuma, 06 Ocak 2012 12:59
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 4 / 6
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!