Yılmaz DİKBAŞ



28 Şubat 1997 ABD-Siyonist İsrail Operasyonu / ‏Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 02 Temmuz 2011 01:08

Sayın Doğu Perinçek,

Konu: 01 Temmuz 2011 tarihli Aydınlık gazetesindeki “Kuvvet nerede, Öcalan orada” başlıklı yazınız.

Yazınızda;

“ABD, 28 Şubat’a siyasal cevap olarak, AKP iktidarını tezgâhladı”

Diyorsunuz.

Oysa, 28 Şubat 1997 Hareketi, bir ABD-Siyonist İsrail operasyonuydu.

Ben bunu, Amerikan belgelerine dayanarak, “İsrail’in Nükleer Silah Cephaneliği” adlı kitabımda ayrıntılarıyla yazmıştım. (Bakınız, sayfa:134–172)

ABD’nin, Siyonist İsrail’le beraber tezgâhladığı bir operasyona “siyasal cevap” vermesi mantıklı değildir! 

Asya Şafak Yayınları tarafından birinci baskısı Nisan 2006’da yapılmış olan kitabımı dilerseniz size ulaştırabilirim.


Saygılarımla,


Yılmaz DİKBAŞ, 1 Temmuz 2011
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
Yeni CHP Yöneticileri / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 18 Mayıs 2011 22:54

Yılmaz DİKBAŞ Anlatıyor:




"Yeni CHP'nin Parti Meclisi (PM), Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve milletvekillerine baktığımızda karşılaştığımız manzara şudur: Yeni CHP'de çok farklı odakların ve kesimlerin temsilcileri bulunmaktadır.


Sayalım:

FETHULLAHÇILAR: Dr. Muhammet Çakmak, Bülent Kuşoğlu
KÜRTÇÜLER: Sezgin Tanrıkulu, Mesut Değer, Hüseyin Aygün
KEMAL DERVİŞÇİLER: Kemal Kılıçdaroğlu, Prof. Dr. Hurşit Güneş, Faik Öztrak, Prof. Dr. Binnaz Toprak
SOROSÇULAR: Prof. Dr. Binnaz Toprak"


 

YENİ CHP YÖNETİCİLERİ-1





"Yeni CHP'nin 80 üyeli Parti Meclisi'nde, 20 üyeli Merkez Yürütme Kurulu'nda, milletvekilleri ve milletvekili adayları arasında Fethullahçılar, Laiklik karşıtları, Kürtçüler, PKK yanlıları, Kemal Dervişçiler, Siyonist Soros yanlıları, "Türk" sözcüğüne alerjisi olanlar, MASONLAR, ABD hizmetkârları, AB Mandacıları ve NATO'cular çok önemli güç elde etmişlerdir..."

YENİ CHP YÖNETİCİLERİ-2




"Kemalist Devrim Karşıtları, YENİ CHP'de yönetimi ele geçirmişlerdir.

Olası bir Yeni CHP iktidarı, mevcut AKP iktidardan çok daha yıkıcı olacaktır! Çünkü Yeni CHP; AKP'nin tüm olumsuz politikalarını, ATATÜRK'ün adını kullanarak uygulayacaktır!

Yeni CHP, Atatürk'ün partisi değildir! Gerçek Atatürkçüler, ulusalcılar, AKP'ye bir seçenek olarak Yeni CHP'ye oy verebilirler mi?"



YENİ CHP YÖNETİCİLERİ-3

 
KINAMA / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 05 Mayıs 2011 23:02

 


Türk analarının tümüne birden alçakça küfür eden, 1

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin beyin takımı subaylarımızı yetiştiren Harbiye’nin kökünden kaldırılmasını siyasi bir hedef olarak belirleyen, 2

Silivri’den gönderdiği mektupla, Emperyalist ABD’nin Başkanı Barack Obama’dan hiç utanmadan yardım dilenen  3

TUNCAY ÖZKAN’ı öne çıkaran yazılar yazan AYDINLIK gazetesini ve destek veren ‘Cumhuriyet Güçbirliği’ oluşumunun İstanbul yöneticilerini şiddetle kınıyorum!

 

Yılmaz Dikbaş
04 Mayıs 2011

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

1 Yılmaz Dikbaş, “İĞFAL”, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, Ocak 2011, sayfa:597-601
2 A.g.e
3 Star, 5 Nisan 2009; http://www.mevzuvatan.com; http://www.timeturk.com.tr; http://www.gazeten.com

 




TUNCAY ÖZKAN ANALARINIZI “SİNKAF ETMEYİ” TASARLIYOR…

Partisinin programını hazırlama aşamasında Tuncay Özkan, temel ilkeyi şöyle saptamış:

“Milletin Anasını iyilikle s.k.ceksin…başka türlü büyüyemeyiz”

(Kaynak: Yılmaz Dikbaş, “İĞFAL”, Asya Şafak Yayınları, Ocak 2011, İstanbul, sayfa:598)

Bu bilgiyi internet ortamında onurlu ve şerefli halkımıza duyurdum.

İnternette Tuncay Özkan’ın ve Güncel Meydan’ın Facebook sitelerinde bazı kişilerin, bu bilgiyi öğrendikten sonra sarsılıp düşüneceklerine, bana hakaretler yağdırdıklarını gördüm.

Söyleyeceğim şudur:

Dünyada her toplumda “analarını sinkaf” eden kişilerden hoşlanan bazı sapkınlar bulunur.

Bizde de aynı nitelikte bazı kişilerin, analarının Tuncay Özkan tarafından sinkaf edilmesinden çok hoşnut olduklarını görmekteyiz.

Bu kişilerin tercihlerine karışmayız.

Ancak gerçek Atatürkçülerin; Türk analarının tümüne birden alçakça küfür eden, Harbiye’nin kökünden kaldırılmasını hedefleyen, ABD Başkanından hiç utanmadan yardım dilenen sahte Atatürkçü Tuncay Özkan’a asla oy vermeyeceğini en yüksek sesle haykırmayı sürdürürüz!


Yılmaz DİKBAŞ, 6 Mayıs 2011
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

Son Güncelleme: Cuma, 06 Mayıs 2011 16:22
 
Yatağa Atılan Gazeteciler / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 02 Nisan 2011 08:33

Irak’a karşı çok önceden tasarlanmış saldırının arifesinde, ABD Başkanı George W. Bush haince bir yalan uydurdu, “Saddam’ın elinde kitlesel imha silahları var!’ korkusunu dünya halklarının yüreklerine soktu.

ABD yönetiminin akıl almaz baskılarına karşın, Birleşmiş Milletlerin Irak’a gönderdiği silah başdenetçileri işlerini kaybetme pahasına dürüst davrandılar, ‘Irakta kitlesel imha silahı yok!’ diye raporlar yazdılar.

Yalanının tutmadığını gören George W. Bush hemen kıvırttı, ‘Irak’ta rejim değişikliği’ dünya barışı için gereklidir palavrasını uydurdu ve ABD ordusuna saldırı emrini verdi.

Yanına İngilizleri, Polonyalıları, Avustralyalıları ve Peşmergeleri de alarak 265 bin kişilik askeri güce erişen ABD ordusu, Mart 2003’te Irak’a girdi, 20 Mart’ta Bağdat düştü.

Yönetiminde Siyonistlerin egemen olduğu PENTAGON, yani ABD Genelkurmayı, Irak’a saldırırken 775 gazeteciyi de beraberinde götürdü. Ancak bu gazeteci, yazar, çizer, fotoğrafçı ve editöre yola çıkmadan önce bir kontrat imzalattı: 

“Pentagon’un görmediği, onaylamadığı hiçbir haber ya da fotoğrafı hiçbir yere göndermeyeceğime, yayınlamayacağıma ve Pentagon’dan izin almadan hiçbir haber yapmayacağıma söz veririm.”

Pentagon’la anlaşan bu 775 gazeteciye ‘Embedded’ gazeteciler adı verildi.

‘Embedded’ İngilizce bir sözcük, anlamı, bir şeyin içine girip yerleşmiş.


775 gazeteci, Pentagon’un içine girmiş, bu kurumla bütünleşmiş, özleşmişti.

Bir avuç dürüst yazar bu ahlâksızlığa karşı çıktı, ‘embedded’ sözcüğü üzerinde oynayarak, bu gazetecilere ‘embedded’ değil, ‘inbedded’ demek yakışır dedi!

İnbedded’ sözcüğünün anlamı şu: ‘yatağa girmiş’



Açıkça anlaşılıyordu, 20 Mart 2003 günü ABD ordusuyla Bağdat’a giren 775 gazeteci, aslında, Pentagon’un ‘Yatağa attığı gazetecilerdi’.

Gönüllüyüm, imza bile veriyorum, beni yatağa atın, diyen gazetecilere, özgür gazeteciler diyebilir misiniz? Gazetecilerin yatağa atıldığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edebilir misiniz?

İşte bugün, 19 Mart 2011, ABD yanına İngiltere, Fransa ve İtalya’yı alarak Libya’ya saldırdı. Libya saldırısıyla ilgili haberleri tüm dünyaya, başlıca iki medya grubu veriyor, ikisi de Siyonistlerin: Reuters ve Associated Press.

Açın bizim gazeteleri, tüm Libya haberlerinin kaynağı olarak bu isimleri göreceksiniz.

Bu iki medya grubu, yatağa attığı gazetecilerle Libya haberlerini yapıp yayınlıyor…

Yatağa atılan gazeteciler ABD’de var da, Türkiye’de yok mu?

Hiç olmaz mı?

Türkiye’de en az 2000 gazeteci, yazar, çizer, editör, genel yayın yönetmeni ve televizyon programcısı, AB’den hibe aldılar.

Ben bunlara, AB’nin hibe vererek iğfal ettiği gazeteciler, adını verdim, yeni çıkan kitabım “İĞFAL”de bunları ayrıntılı olarak anlattım.

İşte bu, AB hibeleriyle iğfal edilmiş gazetecilerden biri, Mehmet Altan, 19 Mart 2011 tarihli Star gazetesindeki köşesinde, “Çanakkale Savaşı gerekli miydi?” başlıklı yazısında şöyle dedi:

    “Ve dün biz bundan doksan altı yıl önce kendi kendimize yarattığımız ve o dönemin en parlak insanlarını yok ettiğimiz ‘Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünü idrak eyledik…”


Tüm İngiliz tarih kitapları, Çanakkale saldırısının tasarımcısı ve Majesteleri Kraliçe’nin onaylamasıyla uygulayıcısının, görkemli Britanya İmparatorluğu’nun kibirli Bahriye Bakanı Winston Churchill olduğunu yazıyor, ateşli geçen savaş kabinesinin toplantı tutanakları devletin resmi belgeleri arasında duruyor.

Ama Mehmet Altan, Çanakkale Savaşını kendi kendimize yarattığımızı yazıyor!

Sakın ola Mehmet Altan’a; namussuz, şerefsiz, alçak, yalancı, sahtekâr gibi sözcüklerle yüklenmeye kalkışmayınız! Bu hem doğru olmaz hem de gerçeği görmenizi perdeler.

Gerçek şu: Mehmet Altan, görev adamıdır. Nasıl Pentagon’un yatağa attığı gazeteciler görev yapmışlarsa, AB hibeleriyle iğfal edilmiş Mehmet Altan da şimdi kendisine verilen, Türk tarihini çarpıtmak ve Mustafa Kemal Atatürk’ü değersizleştirmek görevini yerine getirmektedir .

Yine aynı yazıda, AB’nin iğfal ettiği Mehmet Altan şunu söylüyor:

    “Zaten Çanakkale savaşlarında komutan Alman Liman von Sanders, yardımcıları Vehip Paşa, Cevat Paşa, Esat Paşa’lardı… Miralay Mustafa Kemal Bey, komuta kademesinde ancak 34. sıradaydı…”



Çanakkale Savaşını tasarımcısı görkemli Britanya İmparatorluğu’nun kibirli Bahriye Bakanı Winston Churchill, tam 21 yerinde Mustafa Kemal’den söz ettiği, toplam 1668 sayfalık üç cilt, “The Great War” adlı kitabının 659. sayfasında şöyle yazıyor:


At the head of the 19th. Division there stood in this strange story, a Man of Destiny, Mustapha Kemal Bey

Türkçesi:

Bu garip öyküde, 19. Tümenin başında, geleceği Yazan Adam, Mustafa Kemal Bey bulunuyordu

Churchill’in toplam 1668 sayfalık üç cilt “Büyük Savaş” kitabında Alman General Liman von Sanders’in adı sadece 6 kez geçiyor, komuta kademesinde Mustafa Kemal’den çok üstlerde bulunan Vehip Paşa, Cevat Paşa ve Esat Paşa’ların esamisi bile okunmuyor!

Hiç kademe komutasında 34. sırada bulunan bir subay, Tümen komutanı olur mu?

Peki, Churchill, sözü edilecek 33 komutan varken neden tutmuş da 34. sıradaki Mustafa Kemal’i öne çıkarmış? Hem de o çok kibirli Churchill’in Mustafa Kemal’i tanımlarken kullandığı deyime bir bakar mısınız: Man of Destiny, Geleceği Yazan Adam!


Biliyorum, komik olacak ama sorayım.

Siz Çanakkale Savaşının tasarımcısı, görkemli Britanya İmparatorluğu’nun Bahriye Bakanı Winston Churchill’in kendi yazdığı tarih kitabındaki sözlerine mi inanacaksınız, yoksa AB’nin iğfal ettiği Mehmet Altan’a mı?

Yatağa atılmış gazetecilere de asla inanmayız, AB hibeleriyle iğfal edilmiş gazetecilere de!

Bu gerçeği bıkmadan, usanmadan ve yılmadan halkımıza duyurmak, anlatmak birinci derecede görevimizdir.


 

Yılmaz DİKBAŞ
29.03.2011


 


Gazetecinin Evine Baskın / Yılmaz DİKBAŞ
Basını Kim Boğuyor? / Banu AVAR

Son Güncelleme: Cumartesi, 02 Nisan 2011 08:59
 
Gazetecinin Evine Baskın / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 06 Mart 2011 00:29

http://img826.imageshack.us/img826/2046/yb32.pngO çok ünlü bir gazeteciydi, çok ünlü ve çok satan bir gazetede yazıyordu. Sadece gazeteci değil, deneyimli bir araştırmacı yazardı da. Meslektaşları arasında en geniş, en zengin, dört dörtlük bir arşive sahip olduğu söylenmekteydi.

Ünlü Gazeteci son zamanlarda kafayı, hükümet üyelerinin bulaştığı büyük boyutlu yolsuzluklara takmıştı. Elinde sağlam belgeler vardı, bunları gazetesindeki köşesinden bir ucundan yayınlamaya başladı. Önce uyarılar geldi hükümetten ve hükümete yakın çevrelerden. Umursamayınca, korkutmalar ve örtülü tehditler yağmaya başladı. Bunları hiç önemsemeyen Ünlü Gazeteci, kör kör parmağım gözüne, der gibi hükümet üyelerinin ve yakınlarının gırtlaklarına kadar batmış olduğu yolsuzlukları, hortumlamaları belgeleriyle ortaya koyan bir kitap yazdı. Kitabın parçalı bomba etkisi henüz tam yayılmamışken, bir gün, sabahın köründe Ünlü Gazetecinin evini polisler bastı.

Evde, kendisinden başka hiç kimse yoktu. “Avukatımı arayacağım” dedi, telefona uzanırken. Odaya doluşmuş polislerden birinin ağır eli sertçe engelledi, “kimseyi arayamazsın, kimseyle konuşamazsın!” diye buyurdu, ağır elli kaba sesli polis, “sessiz ol, otur!”

Sabahın altısında başlayan arama tam on saat sürdü. Ünlü Gazeteci kendi evinde on saat tutuklu kalmıştı. Polisler, Ünlü Gazetecinin bilgisayarına, CD’lerine, cep telefonlarına, günlüklerine, notlarına, banka defterlerine ve tam 17 büyük karton kutusu dolu belgelerine el koyduklarını söylediler…

Baktı ki el koydukları özel eşyalarını polisler alıp götürüyor, Ünlü Gazeteci on saattir sabırla oturduğu yerden kalktı, “bunların dökümünü içeren yazılı, imzalı bir belge isterim! Hani, tutanak nerede?” diye diklenmek istedi. Ağır elli, kaba sesli polis, Ünlü Gazeteciyi elinin tersiyle itti, “tutanak mutanak yok!” deyip, diğer polislerin yüklenmiş olduğu eşyalarla çıkıp gitti.

Peki, kimdi bu Ünlü Gazeteci? Biliyorum, şimdi hepiniz birçok ismi sıralamaya başladınız bile! Ancak üzgünüm, bilemediniz!

Anlattığım gerçek öyküdeki Ünlü Gazeteci: Alman araştırmacı yazar Hans Martin Tillack.

Tillack, ünlü Alman dergisi Stern’in, AB’nin başkenti Brüksel’de muhabirliğini yapmaktaydı. 20 Mart 2004 günü, Brüksel’deki evi AB polisleri tarafından basılan, özel eşyaları ve yılların birikimi zengin arşivi kayıtsız kuyutsuz elinden alınan Tillack, baskından hemen sonra gazetesini, Stern’i arar. Tüm avukatlarıyla seferber olan Stern, baskını Hamburg’daki mahkemeye taşır. 1 Şubat 2005 günü, Hamburg Yüksek Mahkemesi kararı açıklar: Avropol (Avrupa Birliği Polis Örgütü) görevlileri dokunulmazlık hakkına sahip olduklarından, onlara karşı açılan dava düşmüştür. Tillack’ın evini basan Avropol görevlilerini yargılamaya, ne Alman ne de başka bir AB ülkesi ulusal mahkemesinin yetkisi vardı!

Peki, basın özgürlüğüne ne oldu? Hani, ifade özgürlüğü nerede?

Ben bu faşist baskının öyküsünü ve benzer daha birçok olayı, ilk basımı Kasım 2006’da yapılan ‘Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi’ adlı 756 sayfalık tamamı belgeli kitabımda anlatmıştım. 1

Biliyor musunuz, 6. baskısını yapan bu kitabıma bugüne kadar, bir elin parmakları kadar az yazarımız hariç, bizim sözde Yaygın Ulusal Medya sahip çıkmadı! Değil sahip çıkmak; gazetelerinde, televizyon programlarında ve internetteki sitelerinde tek bir satır yazmadılar, tek bir söz etmediler! “Avrupa Birliği’nde basın özgürlüğü yok, ifade özgürlüğü yok!” diye haykırıyor, belgeleri ortaya koyuyordum, hiç oralı olmuyorlardı. “AB, faşist bir devlet yapısındadır, işte belgeleri!” diye sesleniyordum, başlarını döndürüp bakmıyorlardı bile!

Peki, bizim sözde Yaygın Ulusal Medya neden böyle umursamaz duruyordu? Çünkü alayı, AB Mandacısıydı da ondan! Bir yandan halkımıza ‘ulusalcıymış’ gibi gözüküp bir yandan da AB yanlısı propaganda yürütüyor, kendilerince kurnaz, iki yüzlü bir oyun oynuyorlardı.

Peki, bu sözde ulusalcı gazeteciler, araştırmacı yazarlar haince kurnazlık yaptılar da ne oldu? Ne olduğunu hep birlikte gördük. Düzemce Ergenekon Tezgâhı onların da evine sabahın köründe baskınlar düzenleyince, “özgür basın istiyoruz!” diye ağlaşmaya başladılar. Hani siz AB yanlısıydınız? Size şimdi yapılanlar, AB yasalarına uygun! AB’de özgür basın yok!

Hem AB Mandacısı olacaksınız, hem de AB yasaları size de uygulanınca ağlaşacaksınız! AB Mandacılarının, her kim olursa olsun, AB yasalarının bu ülkede de uygulanmasına asla bir itirazları olamaz, olursa da ciddiye alınamaz!

Bu yargılamayı çok ağır bulanlar olabilir. Onlara söyleyeceğim şudur:

İşgali yaşıyoruz! Bundan daha ağırı olur mu?


1 Yılmaz Dikbaş, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi”, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, Kasım 2006


 

Yılmaz Dikbaş
3 Mart 2011, Antalya
Son Güncelleme: Çarşamba, 09 Mart 2011 16:57
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 6 / 6
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!