Yılmaz DİKBAŞ



Komutanlar İtiraflara Başladı... / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Pazar, 24 Şubat 2013 11:05

http://guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/2_SalikRes/02/18.pngBeş ay önce yayımlanan “ATATÜRKÇÜLER YENİLDİ” adlı kitabımda, çok sağlam belgelere ve kaynaklara dayanarak son 60 yılımızın geniş bir değerlendirmesini yapmıştım.

Kitabıma ilgi çok büyük oldu, bu ilgi artarak sürmektedir. Okuyanların neredeyse tamamı; üzüntü, öfke, aldatılmış duygusu, karamsarlık ve kaygı yaşamış olsalar da, beğenilerini ve övgülerini yazarak, telefon ederek ve şahsen beni gelip görerek duyurdular.

Kitabın adına takılıp kalan, aldatmaya ve aldanmaya, avutmaya ve avutulmaya yatkın olanlar, kitabımı okumadan tepki gösterdiler. Kitabımı okumaya cesaret bile edemeyenlere ben diyebilirdim ki?


21 Şubat 2013 günü Aydınlık gazetesini aldım.

Gazetenin ön sayfasının tamamını kaplayan haberi okudum ve kendi kendime, “Atatürkçüler Yenildi” kitabım umduğum olumlu yankıyı yapmış, diyerek sevindim.

Gazetenin ön sayfasının tümünü kaplayan haberde, Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ve Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’un Silivri’den yolladıkları mektup ayrıntılarıyla verilmekteydi.

Ben sizlere o mektuptan sadece iki paragraf aktaracağım.

Bakın, Silivri’deki bu iki komutanımız neler diyor:


“Ülkemiz, 1952’de NATO’ya girdikten sonra, kendi omuzlarının üzerinde başkasının kafasını taşımanın bir bedeli olarak, düşünme yetisini kaybetmiştir.

NATO döneminde halkın kaderini paylaşma zayıflamış, onun değerlerinden uzaklaşılmış, Ordumuz kendisine kan pompalayan damarları kendi içerisinde çürütmüştür.”


İki komutanımızın Silivri’den yazdıkları şu satırlar can alıcı değerde itiraflardır:


“Maalesef Ordumuzu yöneten bizler, Atatürk’ü doğru anlama ve anlatma becerisini gösteremedik.”


Bu acı itiraflar, benim “Atatürkçüler Yenildi” kitabımda ortaya koyduğum çok sağlam belgelerden sonra varmış olduğum yargıydı!

Diyeceğim şudur:

Umarım bundan sonra yalnız Silivri ve Hasdal’daki komutanlarımız değil, hâlihazırda görev başında olan komutanlarımız da gerçek Kemalist olma yoluna girerler.

Hiçbir zaman “çok geç” sayılmaz!

Bir de dileğim var:

Silivri’de, Mamak’ta, Hastal’daki tüm komutanlarımız, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki tüm komutanlarımız ve subaylarımız ve de Aydınlık okuyucuları tez zamanda “ATATÜRKÇÜLER YENİLDİ” yi alıp okusunlar.

Öğrenilecek çok ders var…


Yılmaz DİKBAŞ
22 Şubat 2013
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

 
Dalaklı Levent Kırca'ya Açık Mektup / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 28 Ocak 2013 04:05

Sayın Levent Kırca,

Aydınlık gazetesindeki köşe yazarlığınıza ek olarak Ulusal Kanal televizyonunun başına getirildiniz, tüm “Atatürkçüler” için hayırlara vesile olmasını dilerim.

Aydınlık gazetesindeki köşenizde e-posta adresiniz de verilmektedir:

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Bunun amacı, yazınızı okuyanların sizinle iletişim kurup övgülerini, yergilerini, sorularını, eleştirilerini ve önerilerini size ulaştırmak değil midir?

En azından ben böyle sandım, size üç kez e-posta gönderdim, hiçbirine yanıt vermediniz, be de şimdi tuttum bu açık mektubu yazdım, yalnız siz değil, tüm “Atatürkçüler” de okusun diye…

Baktım, yazılarınızda Avrupa Birliği’nden (AB) hibe almış sivil toplum örgütlerini övüyor, örneğin bunlardan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni (ÇYDD) de “Atatürkçü” olarak gösterip göklere çıkarıyorsunuz.

İşte, ilk e-posta’mı size o zaman gönderdim, AB konusunda bilgi sahibi olmadığınızı, hem AB’ci hem de “Atatürkçü” olunamayacağını vurguladım ve belgelere dayalı sağlam bilgilere ulaşmak istiyorsanız, “Avrupa Birliği Tabuta Çakılan Son Çivi” adlı kitabımı okumanızı önerdim.

Sizden ses çıkmadı…

Bir de baktım ki coşmuşsunuz, herkesi büyük bir aşkla kucaklıyor;

· Halkımızın yarısına “Bidon kafalılar” diyerek hakaret eden gazeteci Yılmaz Özdil'e

· AKP’ye oy verdiği için 21 milyondan fazla insanımızı “kendilerini bir paket makarnaya, bir çuval kömüre satmış kişiler” olarak gösterip hakaretler yağdıran Emin Çölaşan’a,

· Kendisiyle aynı siyasi partiye oy vermeyen milyonlarca seçmenimize “Göbeğini kaşıyanlar” etiketi yapıştıran Bekir Coşkun’a,

· Cebine Fransız pasaportu koyunca kendisini “Avrupalı” görüp “Ermenilerden Özür Dileyen”, halkımıza “Geviş getiren kıllı bacaklılar” diyerek kin ve nefret kusan Mine Kırıkkanat’a,

· Dini inançları nedeniyle AKP’ye oy verdiğini sandığı halkımızın yarısına “Aptal” diyen tiyatrocu Müjdat Gezen’e övgüler yağdırıyor, bu kişileri “Atatürkçü-Ulusalcı” olarak gösteriyorsunuz.

Bu kadarla kalsanız neyse, ne kadar AB hibeleriyle “İğfal” edilmiş yazar, çizer, gazeteci, profesör, kurum ve kuruluş varsa övüyor, bunları halkımıza “Atatürkçü” olarak tanıtıyordunuz.

İşte, size ikinci e-posta’mı o zaman yolladım, ciddi yanlışlar içinde olduğunuzu yazdım, gerçekleri öğrenmek istiyorsanız “İĞFAL” adlı kitabımı okumanızı önerdim.

Hem biliyor musunuz, yeni katıldığınız İşçi Partisi’nin Genel Başkanı Doğu Perinçek, “İĞFAL” adlı kitabımı, bir köşe yazsında, tüm okuyucularına önermişti.

Ancak sizden yine “tık” çıkmadı!

Artık gözünüz hiçbir şey görmüyordu, çok popüler olmak istiyordunuz.

Popüler olmak demek, bir yanıyla, “halk dalkavuğu” olmak demekti, ama siz artık sınır tanımıyordunuz.

Ergenekon, Silivri, Hasdal, Vardiye Bizde, Silivri Nöbet Çadırları artık sizin için birer “tiyatro sahnesiydi”, engelleri yıkacak tüm tutukluları dışarıya çıkaracaktınız!

İpin ucunu iyice kaçırmış olduğunuzu görünce, size üçüncü e-posta’mı gönderdim.

Yalnız Türk ordusunun başına değil, tüm Türk ulusunun başına BALYOZU kimler, ne zaman, nerede ve nasıl indirdi, öğrenmek istiyorsanız, “ATATÜRKÇÜLER YENİLDİ” kitabımı hiç vakit geçirmeden okuyunuz diye yazdım.

Bugüne kadar sizden ses seda çıkmadı…

Habertürk televizyonunda Fatih Altaylı ile yaptığınız ağız dalaşından sonra, Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan’a taktınız.

Dalaksız olduğunu iddia ettiğiniz Ahmet Hakan’ı, yeni bir ağız dalaşı programı için Ulusal Kanal’a davet ediyorsunuz, hodri meydan diyorsunuz.

Ahmet Hakan davetinizi kabul eder mi, etmez mi bilemem.

Ama ben de size bir teklifte bulunuyorum.

Başında bulunduğunuz Ulusal Kanal’da bir programa beni davet ediniz.

Karşılıklı oturalım.

Ben size, sizin gibi Atatürkçülerin nasıl yenildiğini anlatayım.

Siz de, sizin gibi Atatürkçülerin yenilmediğini savunun, söz veriyorum, arada bir kolunuzu havaya kaldırmanıza, yumruğunuzu masaya vurmanıza hiç karışmayacağım.

Kararı Ulusal Kanal izleyicileri versin!

Var mısınız?

Ahmet Hakan’ın dalaksız olduğunu ısrarla iddia ettiğinize göre, sizde dalak var.

Şimdi soruyorum:

Sayın Dalaklı Levent Kırca, benimle Ulusal Kanal’da, canlı yayında, karşı karşıya gelmeye yetecek yürek var mı sizde?

Cevabınızı bekliyor, tüm Ulusal Kanal Gönüllülerinin de aynı soruyu size yöneltmelerini bekliyorum.

Sağlıklar diliyorum,

Yılmaz DİKBAŞ
28 Ocak 2013
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv



Güncel Meydan

Dipçe: "Artık Halk Partili olmadığını" ve "Başbakan Erdoğan'ı dürüst bulduğunu" söyleyen sanatçı Levent Kırca, AKP'nin siyaset okulunda, "Sanatçı gözüyle siyaset" dersi verecek. AKP'lilerin, Ankara İl Başkanlığı'nca açılan Siyaset Akademisi için bir süredir yürüttükleri "ünlülere ders verdirme" çalışmalarında ilk sonuç aldıkları isim sanatçı Levent Kırca oldu. Levent Kırca, AKP'lilerin Siyaset Akademisi'nde ders verme teklifini kabul etti. Buna göre Kırca, 8 Şubat'ta AKP'nin Siyaset Akademisi'nde "Sanatçı gözüyle siyaset" dersi vererek, siyasete ilişkin gözlemlerini anlatacak. Kırca'nın siyasete bakışını anlatacağı AKP okulundaki bu derste vereceği mesajların yeni yılın ilk günlerinde siyasi görüşlerindeki değişime ilişkin açıklamalarıyla aynı döneme denk gelmesi açısından merak ediliyor. Kırca, "Eski bir Halk Partili olarak artık Halk Partili değilim" ve "Başbakan Erdoğan'ın dürüst olduğuna inanıyorum" açıklamaları yapmıştı.
 
Yabancı Ajanlar Banu Avar'a Saldırıyor! / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 21 Ocak 2013 17:05

Önce Banu Avar’ın bugün İnternet ortamında yayınladığı açıklamayı okuyalım:

 

AÇIKLAMA

"Birtakım gazete ve web siteleri hakkımda olmayacak iddialarla kolaj fotoğraflar servis etmektedirler!.. Bebek katiliyle yan yana fotoğrafımı koymaya cüret edenlerden bazıları daha yakın geçmişte beni övgü dolu satırlarla haber yaparken, ya da bazı partiler görüşme teklifinde bulunup, milletvekilliği teklif ederken AKILLARI NEREDEYMİŞ? O zaman bebek katiliyle müttefik olduğumu bilmiyorlar mıymış? Bu akıllara ziyan iftiraları servis edenlerden biri, basın kartımın kendi gazetelerine kayıtlı olduğunu bile UNUTUVERMİŞ!

Ayrıca Rabia Kadir, Mahmut Çöhregani gibi CIA ilişiği açık olanları Türk Büyüğü ilan ederek tüm Doğu Türkistan halkıyla özdeşleştirenlere ne demeli? 

Aklı başında olanlar, bu yalan ve iftira dalgasından 'müfteri'nin zarar göreceğini onlara hatırlatsın... Zaman, siyaseten çamur atma görevi ifa edenlerin, ekseriyetle güvendikleri dağlara kar yağdığına tanıklık etmiştir…"


Banu AVAR

16 Ocak 2013



Şimdi, Banu Avar’ın kim olduğunu kısaca hatırlatalım:

· Televizyon belgeseli yapımcılığı ve gazetecilik konusunda İngiltere’de Yüksek Lisans yaptı, yani konusunun uzmanı.

· TRT-1’de “Sınırlar Arasında” adlı haber belgesel programını yaptı ve yönetti. Bu belgeseller dizisi yabancı dillere çevrilip yabancı televizyon kanallarında yayınlandı.

· Çok sayıda ödül aldı. Bunlardan en başta geleni, Türk Yazarlar Birliği’nin 2005 yılında vermiş olduğu “ Yılın Televizyon Programcısı Ödülü”.

· Yeditepe Üniversitesi, Banu Avar’a “fahri doktora” unvanını verdi.

· Bugüne kadar yayımlanmış kitapları: “Sınırlar Arasında”, “Hangi Avrupa”, “Avrasyalı Olmak”, “Böl ve Yut”, “Hangi Dünya Düzeni”, “Kaçın! Demokrasi Geliyor!”, “Demokrasi Projeleri”, “Gün O Gündür!”

· Banu Avar’ı İnternette yarım milyon kişi izliyor.

· Banu Avar’ın verdiği konferansları yüzlerce kişi ayakta izlemek zorunda kalıyor.

· Banu Avar; hiçbir parti ve inanç farkı gözetmeden tüm Türk halkını kucaklıyor. Sömürgecilere ve onların içimizdeki işbirlikçilerine karşı, Türk halkının topyekûn karşı durması gerektiğine inanıyor, bu inancını yaymaya çalışıyor. İşte bu nedenle de milyonlarca kişi tarafından sevilip sayılıyor.

· CIA ve MOSSAD eliyle, Banu Avar’ın TRT-1’deki işine son verildi!

· Sözde “Ulusalcı” kanallarda bile Banu Avar’a televizyon programı yapma fırsatı verilmiyor!


Bugün yazılı medyada en az 2.000 (iki bin) gazeteci, AB hibeleriyle “İĞFAL” edildi. (Bakınız: Yılmaz Dikbaş, “İĞFAL”, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, 2011)

Yazılı ve görsel medyada CIA ve MOSSAD ajanları köşe başlarına çöreklenmiş. (Bakınız: Yılmaz Dikbaş, “ATATÜRKÇÜLER YENİLDİ”, Enki Yayınları, İstanbul, Eylül 2012)

Şimdi sorarım sizlere:

Böyle bir ortamda, Banu Avar gibi bir halk önderine İnternette bazı “görevlilerin” saldırmasında yadırganacak bir şey var mı?

Yabancı ajanlar havlayacak, Banu Avar tüm halkımızı bilinçlendirip kucaklama yolunda yürüyüşünü sürdürecek!


Yılmaz DİKBAŞ
17 Ocak 2013
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

 

 
Ufkun Ötesini Görmek... / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 10 Ocak 2013 21:45

http://guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/2_SalikRes/02/08.jpgBundan tam 22 yıl önce, 5 Ocak 1991 tarihinde Zonguldak maden işçileri direnişe geçti.

Başlarında Genel Maden İş Sendikası Genel Başkanı Şemsi Denizer, binlerce taşkömürü maden işçisi Kozlu’dan Ankara’ya doğru yola çıktılar.

İktidardaki Anavatan Partisi (ANAP)’nden zam istemişler, alamamışlar şimdi yollara dökülmüşler, sorunlarını Ankara’da dile getirmeye karar vermişlerdi.

Binlerce işçinin katılımıyla başlayan yürüyüş, yolda on binlere ulaşmış, Büyük Madenci Yürüyüşü, gündemin birinci maddesine oturmuş, medyada  manşetlerinin başına çıkmıştı.

Yürüyüşe yalnız madenciler değil, madencilerin eşleri, çoluk çocuk herkes katılmış, yol boyunca halktan sıcak ilgi ve destek görmüştü.

Büyük Madenci Yürüyüşünde madenciler şu sloganları atıyordu:

“Zam! Zulüm! İşkence! İşte İktidar!”

“Gemileri Yaktık! Geri Dönüş Yok!”

“Madencilerin Ateşi Sönmeyecek!”

“Ölmek Var, Dönmek Yok!”

“Zonguldak Feneri Sönmeyecek!”


Başbakanlıktan sonra Çankaya’ya çıkan Cumhurbaşkanı Turgut Özal da öfkeli madencilerin hedefindeydi:

“Yolumuz Ankara, Hedefimiz Çankaya!”

“Ankara’nın Yolları Taştan, Özal Sen Çıkardın Bizi Baştan!”

“Çankaya’nın Şişmanı İşçi Düşmanı!”

“Çankaya Özal’a Mezar Olacak!”


Bolu’nun Mengen ilçesine gelindiğinde, madenciler güvenlik güçlerinin barikatıyla karşılaştılar.

Konvoyun en ön sırasında yürüyen İşçi Partisi sözcüsü Ferit İlsever, madencilere ve medyaya dönük şunları söylüyordu:

“Bir tarafta Mengen Barikatı, Özal İktidarı ve Kontrgerilla; diğer tarafta işçi sınıfı, yoksul köylüler ve tüm ezilen insanlar!”

Ferit İlsever, Özal iktidarını devirip işçi sınıfını, yoksul köylüleri ve tüm ezilen insanları kurtaracaklarını haykırıyordu.

Madencilerin Genel Başkanı Şemsi Denizer, önce, barikatı yarıp geçeceklerini, yollarından dönmeyeceklerini kesin bir dille duyurdu. Daha sonra barikatın arkasında hükümetin birtakım yetkilileriyle konuştu. Neler konuşulduysa, maden işçilerine dönüp, “Dönüyoruz!” komutunu verdi!

Ankara’ya gitmek üzere Zonguldak’tan yola çıkan maden işçileri Mengen’den geri döndüler, Ankara’ya ulaşamadılar!

Peki, sonra neler oldu?

Şunlar oldu:

Genel Başkan Şemsi Denizer’e Jaguar marka makam otomobili alındı.

Şemsi Denizer, Edremit’te lüks bir yazlığa sahip oldu.

Medyada, Şemsi Denizer’in gece hayatı ve hovardalıkları sıkça haber olmaya başladı.

6 Ağustos 1999 günü Şemsi Denizer, eski koruması tarafından tabancayla vurularak öldürüldü.

Peki, başka neler oldu?

Yıldırım Akbulut başkanlığındaki ANAP Hükümeti devrildi.

İşte, ne güzel, madencilerin isteği olmuş, işçi düşmanı hükümetten kurtulmuşlardı!

Büyük ümitlerle, Mesut Yılmaz Hükümeti kuruldu. Peki, “Zam, zulüm, işkence” bitti mi? Hayır, bitmemişti, öyleyse bu hükümetten de kurtulmak gerekiyordu.

Gereken oldu, Mesut Yılmaz gitti, Süleyman Demirel başbakan oldu.

Peki, Süleyman Demirel madencilerin hakkını verdi mi?

Hayır, o da hayalleri boşa çıkarmıştı. Öyleyse o da gitmeliydi!

Ve Süleyman Demirel de gitti, büyük umutlarla ilk kadın başbakan Tansu Çiller başa geçti.

Peki, Tansu Çiller işçi sınıfının ve tüm ezilen insanların derdine ilaç oldu mu? Hayır, olmadı! Öyleyse, ondan da kurtulmak şart olmuştu! Madenciler Tansu Çiller’den de kurtuldular, yeni umut Mesut Yılmaz yeniden başbakan oldu!

Denenmişi bir kez daha deneyerek çare bulunabilir miydi?

Bu arada, madencilerin bedduası tuttu, Turgut Özal Çankaya’da öldü.

Turgut Özal’ın ölümüyle işçi sınıfı düzlüğe çıktı mı?

İşçi sınıfı düzlüğe çıkmadığı gibi, Kozlu maden işçilerinin bağlı olduğu, devlet malı, yani Türk halkının malı, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK), yeni çıkarılan Maden Yasası Değişikliği kapsamına alındı.

Alındıysa ne oldu?

Taşkömüründeki devlet tekeli kaldırıldı. Ruhsatı TTK’da olan madenlerde özelleştirmeler ve taşeronlaştırma başladı.

Yani maden işçilerinin yalnız ücretleri değil, yaşam güvenceleri de paragözlü özel şirketlerin eline bırakıldı!

Bu satırları yazdığım sırada televizyonlar şu haberi geçmeye başladı: TTK’nın Kozlu’daki maden ocağında meydana gelen metan patlamasında, özel şirket çalışanı 8 madenci öldü!

Bakın ne olmuş:

TTK bu taşeron özel şirkete taşkömürü çıkarmakla ilgili tüm alet, makine ve malzemeleri vermiş. Yükleyici makineleri, nakliyat motoru, vinçler, lambalar, gaz maskeleri, hava ve su boruları, ray demirleri, ağaç malzemeler ve demir bağları benden olsun, al, kullan demiş. Elektrik ve su faturalarını da ben öderim, sıkma canını, demiş.

Peki, özel şirketin katkısı ne olmuş?

Maden işçilerine çizme, toz maskesi, iş elbisesi vermemiş! İşçiler tüm bunları kendi paralarıyla almışlar.

Taşeron şirket işçilere yemek bile vermemiş, herkes kendi getirdiğini yesin, ben karışmam, demiş.

Kısacası, devletin kurumu TTK, özel taşeron şirkete “Devlet malı deniz, yemeyen domuz!”, gel istediğin gibi ziftlen, demiş!


Gördünüz mü, Büyük Madenci Yürüyüşünden nereye geldik!

Hükümetler yıkıldı, sırayla başbakanlar geldi gitti, sonunda durum iyileşmedi, daha da kötüleşti!

Zonguldaklı madenciler, dağa taşa adını yazdıkları Bülent Ecevit’i Meclis’e gönderdiler, başbakan yaptılar. Peki, yaptılar da ne oldu?

“Ne ezilen ne ezen, insanca hakça düzen” diyerek halkımızı ümitlendiren “halkçı” Ecevit neden işçi sınıfını, yoksul köylüleri ve tüm ezilenleri kurtaramadı?

Neden topluma önderlik yapmaya soyunmuş siyasetçiler ve aydınlar; hükümetlerin yıkılmasıyla, bir birinden farksız başbakanların gidip gelmesiyle durumların düzelemeyeceğini 75 yıldır göremediler?

Sorunun gerçek nedenini 75 yılda bulup çıkaramadılar?

Büyük Önder Atatürk, “Ufku görmek yeterli değildir, Ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir” dememiş miydi?

İşçilerimize, yoksul köylülerimize ve tüm ezilen insanlarımıza önderlik yaptıkları iddiasında bulunanlar, değil ufkun ötesini, burunlarının ucundan ötesini bile görememişlerdir!

Değil ufkun ötesini, burunlarının ucunu bile göremeyen sözde siyasi önderlerden Dr. Engin Ünsal, İşçi Partisi’nin yayın organı Aydınlık gazetesinde 7 Ekim 2012 günü, “Tayyip Gider Dertler Biter” başlığıyla şunları yazıyordu:

“İşte o zaman, Tayyip gittiği zaman, ülkenin ve işçilerin dertleri bitecektir.”

Türk halkı, burunlarının ucunu bile göremeyenlerin önderliğinde tuzağa düştü!


Yılmaz DİKBAŞ
8 Ocak 2013
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv

 

Son Güncelleme: Pazar, 13 Ocak 2013 14:18
 
Aydınlık'ta Siyonist Yahudi Yalakalığı / Yılmaz DİKBAŞ PDF Yazdır e-Posta
Salı, 13 Kasım 2012 23:43

Silivri’de Ergenekon tutuklusu olarak bulunan Hikmet Çiçek, 13 Kasım 2012 tarihli AYDINLIK gazetesinde “Gericilerin baş silahı: Komplo teorileri” başlıklı bir yazı yazdı.

Hikmet Çiçek’e göre Dünyayı yöneten gizli örgütler CFR (Dış İlişkiler Konseyi), Trilateral (Üçlü Komisyon) ve Bilderberg birer “komplo teorisi” ürünüymüş!

Ve bu teoriler gerici ve bilim dışıymış!

Araştırmacı yazar Erol Bilbilik kitaplarında CFR ve Bilderbeg’in yapısını, amaçlarını ve yalnız Türkiye’de değil tüm dünyadaki üyelerinin adlarını tek tek yazdı. Bilderberg toplantılarına Türkiye’den kimlerin ne zaman katılmış olduğunu belgeleriyle ortaya koydu.

Hikmet Çiçek’e göre bunların hepsi “gerici” ve “bilim dışı” komplo teorileriymiş!

CFR, Trilateral ve Bilderberg örgütlerinin üst düzey yöneticilerinin tümü Siyonist Yahudi’dir.

Hikmet Çiçek; gerçekleri karartıp Siyonist Yahudilere ve Masonlara yalakalık yaparak Rockefeller, Rothschild ve Morgan ailelerinin yardımıyla mı Silivri’den çıkacağını umuyor?

Yazıklar olsun…


Yılmaz DİKBAŞ
13 Kasım 2012
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.kalinka.com.tr
http://www.dikbas.tv


Dipçe: GM Dipçe:

Hikmet ÇİÇEK'in ilgili yazısı:
http://aydinlikgazete.com/yazarlar/hkmet-ccek/16807-gericilerin-bas-silahi-komplo-teorileri.html
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 / 6
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!