Seçkin ERGÜN



Eşkiya / Seçkin UMUT PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 11 Temmuz 2011 21:00

Mevsim ne olursa olsun rüzgar gene bildik yönden esecek ve tüm bu yaşananları tarih baba kalın kitabına aynı bıkkınlığıyla kaydedecek.

Biliyorum, sonunda gene eşkiya Dünya’ya hükümdar olamayacak. Ama bu keşmekeşlik, bu kavga hep böylece sürüp gidecek. Gençlik yıllarında heyecanla okuduğumuz bir önceki kuşağın kavgasını şimdi biz veriyoruz. Bu yaşananlar bir süreç. Elbet yaşanıp bitecek. Bu ne ilk kavga, ne de son olacak.

Bizim en büyük şanssızlığımız, bizden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Mesela yeni bir dil geliştirmemiz gerekecek. Yeni tanımlar, yeni tanımlamalar.

İkici ele düşmüş kelimeler artık değersiz, ruhsuz. . .

Adına güvercinler uçurup, nice kurbanlar verdiğimiz “barış” artık katillerin, canilerin dilinde.

Barış Konseyi kurma talimatı veren Apo, devletin karşına muhatap olarak bunu uygun bulmuş.

Evet, Barış konseyi. . . 

Apo’dan “Mandela” yaratmaya çabalayan medya, terörden de “barış” çıkarmaya uğraşıyor. Aynı gün çatışmada şehit olan bir asker ve üç yaralı haberinin hiç önemi yok. Sıradanlaşan haberlerin etkisi de sıradan olmaya başlıyor. Ama ateş hep düştüğü yeri yakıyor.

Şehit haberiyle ilgili ertesi günü bazı gazetelerde bazı köşe yazarları gene tüm hünerlerin sergilendiği buruk yazılar yazacak. Lanetler yağdırıp bir gün önce yazdığı ileri demokrasi yazısını inkar edercesine hedef okuyucunun duyguları tatmin edilecek.

Komutanlar törende buruklaşıp, belki birkaç damla göz yaşı dökecek. Ve bunu kameralar asla kaçırmayıp marifetmiş gibi haberlerde verilecek. Tüm bu iğrenç duygusuzluğun orta yerinde tabuta sımsıkı sarılan anaların feryadı göğü çınlatacak. Bu da atlanmayıp haber olacak ve Apo’nun barış konseyi kurma talimatı haberinin hemen yanı başında yerini alacak.

O yörenin Ülkü Ocakları ve bazı vatandaşların katılımıyla “şehitler ölmez vatan bölünmez” diye slogan atılacak. Ardından kalabalık dağılacak ve bir sonraki şehit haberinde gene bunun aynısı yaşanacak. Tıpkı daha öncekilerde olduğu gibi. . .

Yalnız bu sefer durum diğerlerinden farklı. Bu ne Habur rezilliğe benzer, ne diğer verilen onur kırıcı tavizlere. Devletin bir organı gibi faaliyet gösteren Apo’nun söyledikleri doğruysa atılacak bu imzayla artık resmen bir “karşı taraf”ımız olacak. Artık başka hukuk kurulları geçerli olacak ve başka ulusların da buna müdahil olma hakkı doğacak. Çünkü bu imzayla artık resmen iki taraf olmuş olacak.

CHP yapay yemin protestosuyla uğraşıp baştan yalayacağı belli olan tükürüğünün zeminini hazırlamaya çabaşlarken, her atılan golde yaşadığımız sevincin satın alınmış olduğunun şokunu yaşarken arada bir şeyler avucumuzun arasından kayıp gidiyor.

Evet, eşkıya Dünya’ya hükümdar olmaz. Eşkıya gene bildik olsa da sanki bu Dünya artık bizim Dünya’mız değil gibi. . .


Seçkin UMUT

 
Marjinallik. . . / Seçkin UMUT PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 07 Temmuz 2011 23:33

Koskoca milleti eli kolu bağlı koltuğa oturtup istenilen şekle getirilebilir mi? Bunun bilimsel cevabını bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla bu mümkün. Toplum mühendisliği pek bizim becereceğimiz bir iş değil. Biz milletce tez canlıyız ve genelde o anlık menfaatimizin gereğini yaparız. Toplumu dönüştürüp istenilen şekle getirmek uzun zamanlı iştir. Emperyalist güçler buna uygun planlamalar yapıp bunları uygulayacak olanların göreve gelmesini sağlarlar. 

Peki buna karşı koymak mümkün değil mi? Süreci değiştirmek, kaybedilenleri geri kazanmak mümkün değil mi?

Tarih sayfaları bunun mümkün olduğu zamanlarla doludur. Bizdeki en büyük örneğiyse Kurtuluş Savaşıdır. Çarpışan güçler arasında orantısızlık olsa da önemli olan kararlılık ve marjinalliktir. Neleri göze aldığınızdır. Savaş öncesi, savaş sırasında ve sonrasında emperyalistlerin tuzak gibi direnci zayıflatmak amaçlı uzlaşma girişimleri kesin bir dille reddedilip hedeflenen noktaya kararlılıkla yüründü. Burada asıl önemli olan hedefin gerçekçi ve uygulanabilir olması.Tabii bir de hakkınız olması. Tam bağımsız bir Türkiye hakkımızdı ve bunu elde etmek için yürtülen faaliyetlerden (Askeri-siyasi) asla taviz verilemezdi. Verilmedi de.


Güçlü olduğumuz için değil, haklı olduğumuz için. 

Hak zaten kendi içince gerekli olan gücü barındırır. . .

Günümüzde bir şeylerin yanlış gittini hisseden insanlar bazı tepkiler gösteriyor. Ama ne yazık ki bu tepkiler genelde kendi canı yandığında, ya da kendi çıkarı zedelendiğinde gösteriliyor. Mesela Tekel fabrikaları satıldığında buradaki işçiler işten çıkarılma anı gelene kadar tepki vermediler. Sonrasında da Ankara'da hepimizin bildiği eylemi yaptılar. Bir fabrika satılıyor, karşı duruş yok, ne zaman ki işten çıkarmalar başlıyor o zaman amaca ulaşma gücünden yoksun, refleks gibi cılız eylemler yapılıyor.

AKP'nin anlayışı belli. Başbakan "Benim işim ülkeyi pazarlamak" dediğine göre çalıştığı fabrikanın satılıp işten çıkarılma anı gelene kadar işçiler neden bu söyleme direnç göstermiyor? En önemli sebebi örgütsüzlük. Sendikalı işçi çok az. Olanlar da sarı sendika.

Sağlık bakanı doktorlar aleyhine bir karar alıyor, doktorlar yürüyüşte. Eczzaneler için bir karar alınıyor, eczacılar eylemde. Son dönemdeki en büyük eylem olan Cumhuriyet Mitinglerinden tutun da en zayıf eyleme kadar hepsi saman alevi gibi. En kötüsü de bu. Bence eylem falan yapılmasa çok daha iyi. Devamını getirilemeyen eylemler hep karşı tarafı güçlendirir. AKP şu anki görünümü Ordu da dahil kimseye taviz verip boyun eymeyen bir parti görünümünde. Bunun sebebi hep bundan.

Genel Kurmay başkanı çıkıyor 'Orduya karşı fiili bir saldırı var, asimetrik savaş halindeyiz diyor" Ordunun en yüksek rütbeli subayının bunu söylemesi bişeydir. Bu bir durum tespitidir. Peşinden ne yapılıyor. " Bu durum kabul edilemez" diyor. Tamam bu da doğru. Tabii ki bu durum kabul edilemez ve gereği yapılır. İşte bütün sonrun da bu "gereği yapılır"da çıkıyor.

Savaşan iki unsur varsa ve taraflardan birisi bırakın karşı saldırıyı, savunma durumunda bile değilse bu işte bir gariplik vardır. Öyle ya, savaş taktiğidir, illa saldırı olacak diye bir şart yok. Bazen savunma da geçerli bir taktik olabilir. Ama ne yazık ki bu bile yapılamıyor. Baştan beri her şey yanlış yapılıyor. Tüm tanımlamalar, tüm işlemler yanlış. Ordunun en yüksek rütbeli subayı "savaş halinden" bahsediyorsa şu an Silivride ve Hasdal'da ki subaylar tutuklu değil esirdir. Dolayısıyla avukatları reddi hakim değil reddi mahkeme talebinde bulunmalıdır.

Herşeyi yapmış olmak için yapıyoruz. Önümüze koyduğumuz gerçekçi hedefler yok. Cumhuryet Mitingleri organize edenler, bu mitingler başladığında ya hükümet istifa edene kadar devam etmeliydi ya da hiç olmamalıydı. Hemen ardından gelen Ergenekon dalgasıyla yaşanılan dağılma hem elinde bayrağı kapıp alanlarda yerini alan katılımcılarda travma etkisi yapıp demoralize etti hem de AKP'nin elini güçlendirip yapmayı planladığı faşit baskılar için "sebep" yaratıldı. Sanki suçmuş gibi "Hükümeti devirmeye yönelik faaliyetler"dendi. . .
Silahla ve şiddetle olanı suç, diğeri meşru hakdır.

Hükümeti devirmek denildiği gibi suç olsaydı CHP ve MHP gibi oluşumlar da siyasi parti değil, terör örgütü kapsamına girerdi. Gerçi buna da az kaldı gibime geliyor. Bu gidişle AKP savcıları bunu da yapar. . .

"CHP ana muhalefet partisidir, marjinal hareketler içinde olmamalıdır" diyor başbakan. Marjinal eylem dediği yemin etmeme eylemi. CHP şimdi geri adım atmanın yollarını arıyor. Daha geçen gün Başbakanın söylediği "Göreceksiniz, tükürdüklerini yalayacaklar" sözünü hiç söylenmemiş sayıp Mustafa Elitaş’ın, “15 Temmuz son gün” sözlerini, “Sürçülisan” olarak değerlendirmesini yumuşama göstergesi gibi gösterip dümeni kırmanın yollarını arıyorlar. CHP seçim sonrası meclise gelip yemin edebilrdi. Ama madem tutuklu olanlarla dayanışma için böyle bir yola girildi sonuna kadar gidilmeli.

Yemin etmeme eylemi sonuç vermedi mi? O zaman tüm milletvekilleri Silivri'ye gidip oturma eylemi yapmalı. Onlara il başkanları kendiliğinden katılır. Sonra delegeler katılır. Sonra seçmenler katılır. Merak eden katılır, simitçi katılır, kötfeci katılır. . . .sonra tüm Türkiye katılır.

Başbakanın bilmediği bir şey var. Marjinal olmamalıdır dediği CHP aslında görüp görebileceği en marjinal partidir. Parti fiili olarak 9 Eylül 1923'de Atatürk tarafından kurulmuş olsa da asıl kökeni Sivas kongresinde bütün ulusal cemiyetlerin bir araya gelerek kurduğu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'dir. TBMM açıldığında bu grup yine Atatürk'ün girişimiyle Cumhuriyet Halk Fırkası oldu. Yani CHP 29 Ekim 1923 de resmen ilan edilen Cumhuriyeti kuran partidir. Yani diğerleri gibi İş içleri bakanlığına dilekçe verilerek kuyrulmuş parti değildir.

Başbakanın bilmediği dediğime bakmayın, şu an ki CHP yönetim kadrosunun bir kısmı bunun farkında değil, diğer kısmı da inkarı seçmiş.
Y-CHP'nin çıkış noktası sanıldığı gibi bir önceki genel başkanın siyaset anlaşının beğenilmeyip yeni eylem ve söylem uygulama isteğinden kaynaklanmıyor. Bu değişimi ve dönüşümü meşru gösterme maskesinden başka bir şey değildir. Partiye ruhunu veren Atatürk ilkelerinden, milli birlikten de bir vazgeçiş var. Bunun aski olsaydı televizyon ekranlarında anayasının ilk üç maddesinin değişebilir olduğunu söyleyen millet vekili adayı seçimler beklenmeden parti ilkelerine aykırı hareketten dolayı listelerden çıkarılırdı. MHP kaset skandallarından sonra o adayları neden listelerden çıkardı? Parti ilkelerine aykırı hareketten dolayı. Baykal'da bundan dolayı istifa ett. Karısını aldatanı affetmeyip anında infaz ederken, bağlı olduğu Cumhuriyeti aldatanlara gösterilen hoşgörü, sahiplenme yarışında olunulan ileri demokrasinin gereği olsa gerek!

CHP'nin çok uzun süre iktidara gelemiyor oluşunu Atatürkçülüğün modası geçiyor saçmalığına bağlayacaklarına parti binalarını kuşatmış müteahhit kılıklı adamlardan arınmanın yollarını arasınlar. CHP tarihi boyunca "ne pahasna olursa olsun" mantığıyla iktidarı hedeflememiştir. Devletin bir kurumuymuş gibi sorumluluk üstlenip, Atatürk Cumhuriyeti'nin koruyuculuk misyonunu üstlenmiştir. Seçimlerde 1 oy alsa bile bundan taviz veremez.

Kaybetmiş olmak, haksız olmak değildir.

Değişen ve yok olurcasına dejenere olan Türkiye'de CHP'yi bundan ayrı tutmak hem mantıksız hem haksızlık olur.


Seçkin UMUT

 
Oyun / Seçkin UMUT PDF Yazdır e-Posta
Salı, 05 Temmuz 2011 22:25
-İyi de isnat edilen suç zamanında ben burada bile değildim ki. . .
-Sanığın kaçma ve delilleri karartma şüphesi nedeniyle tutuklanmasına. . .

Evet, dün 6 general daha tutuklandı. İlgili haberi aramayın boşuna, kaldırıldı bile. Onun yerine Acun Ilıcalı haberi kondu.
Evinden çıkarken öldürülen iki askerin haberi de diplerde bir yerlerde şimdilik duruyor.

Arama kararı çıkar çıkmaz yurt dışında dahi olsa mahkemeye koşan ordunun subaylarına intikam alırcasına “kaçak” yaftası yapıştırmak bu işin özü. Suçun işlendiği zaman olay mahallinde değilsen zaten başka da bir delile gerek yoktur. Hukuk falan bilmesek de mantığımız ve yıllardan beri seyrettiğimiz filmler bize bunu öğretti. Ama amaç zaten yargılamak değil, ordunun birliğini zayıflatıp, refleks gücünü köreltmek olduğundan suç, suçlu, delil gibi şeylerin de önemi yok.
Orada değilsen, yapmamışsındır. . . Bu basit kural her durumda geçerli değil. 

O iki asker de çalışma bölgesinde, ya da operasyonda değillerdi, evlerinden çıkıyorlardı. Belki evden çıkmadan aceleyle attıkları kahvaltı lokması hala ağzındaydı. Yatağın sıcaklığını ölümün soğukluğuyla kaybettiler. Belki de o anda 4 ay sonra doğacak bebeğine ne ad koysam diye düşünüyordu. Kız mı erkek mi olacağını öğrenmiş miydi acaba. . .

Bebek doğacak, babası orada olamayacak. Doğar doğmaz ağlaması diğer bebekler gibi sebepsiz olmayacak. . .

Birileri teröristleri kahraman gösteriyorsa, subaylar keyfi olarak onuru kırılırcasına tutuklanıyorsa, içten içe büyüyen kin ve nefret bu kadar yüzeydeyse, eski hesaplar yeniden görülecekse, artık demokrasicilik oynamayı bırakalım. Bu oyun oynanmaz.

Oyunda iki taraf olur.Bir taraf hep oyunu kuralına göre oynuyorsa, diğer taraf sürekli hile yapıyorsa bu kadar anlayışlı olmamak gerekir.

Sonucu önceden belli seçimlerde 4 yılda bir verilecek oyla silahı, kalleşliği, bu kol kola girmiş hainleri yenemeyiz. Sayılarının çok olduğundan değil. Toplasan bir avuç değiller. Kanal kanal dolaşan bir kaç akademisyen-gazeteci, Apo’ya sadakat yemini etmiş bir kaç siyasetçi, AKP etrafında toplanmış güce tapan vasıfsız kalabalık sürüsünden ibaretler.

Ağaçtaki bir kuşu vurduğunda diğerleri de dağılır gider.

Orada değilsen, yapmamışsındır. O zaman orada olmak gerekir...

 
Yıldönümü / Seçkin UMUT PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 04 Temmuz 2011 09:39

Geçen gün canlı bomba olup karakoldaki 9 askeri şehit eden katilin anma töreni yapıldı. Eskiden Brüksel'de ya da Avrupa'nın başka şehirlerinde buna benzer etkinlikler yapılırdı. Şimdiyse şehitlerinin kanlarının biriktiği kuytunun hemen yanı başında yapılıyor. . .

Adı Zeynep Kınacı'ymış. Canlı bomba olarak Tunceli'deki karakolda 9 askerimizin şehit olduğu eylemi düzenlemiş. BDP'li vekile bakılırsa onun gibi 18 bin kişinin şehit olması sayesinde bugün bu kadar rahat konuşabiliyormuş, siyasi olarak muhatap alınıp pazarlık yapabiliyormuş. Eylemi düzenleyen kadın olduğundan kadın haklarına bile gönderme yapıyor.

Biz ölen o 9 askere şehit diyoruz. Ölen kadına da terörist. Sebahat Tuncel şimdilik kadına şehit demekle yetiniyor. Yarın kalkıp ölen o 9 asker için işgalci, zorba, terörist falan da der. Aslında bunu söylemesine de gerek yok. Bir taraf şehit ise diğer tarafta zaten direk terörist oluyor. O askerlerin aileleri için durum ne kadar da zor. Vatanı için ölen oğullarının aynı vatanda terörist dendiğini işitmek onlar için ne acı, ne acıtıcı. . .

Peki 18 bin kurban veren her düşünce, ideoloji, görüş haklı hale mi gelmiş oluyor? Kazanımlar elde etmesi normal mi? Ölen 18 bin terörist karar vericilerin oğlunu öldürüp fabrikalarını mı bastı ki karar vericiler taviz vermek zorunda kaldı. Ölenlerin hep bakkal Osman'ın oğlu, esnaf Mustafa'nın kardeşi olduğuna göre, terör ortamından istifade edip, her türlü illegal para döngüsünün rahatça yapıldığı ortamda zenginin daha beter kontrolsüz zengin olduğuna bakılırsa durum hiç de öyle değil. Mağdur durumdaki halk taviz verin diye hükümete baskı yapıp ne pahasına olursa olsun buna bir son verin de demedi. Reyting uğruna şehit babasının ağzına dayanan mikrofonlara bu babalar çömeldiği yerden doğrulup, elinin tersiyle gözyaşlarını silip her seferinde "vatan sağolsun" dediler. Vatan sağolsun. . . O anın yürek yangınıyla "bir oğlum daha var onu da şehit veririm" diyenleri bile vardı.

Köy kahvesinde oturup, magazin haberlerinin bitip şehit haberlerine ayrılan bölme gelmesini heyecanla bekleyen babalar bir kez olsun isyan mı ettiler? Sigaradan sararmış parmaklarını yumruk yapıp "artık yeter mi dedi? Analar kapı çalınışından gelenin kim olduğunu bilir. Kara haberi ulaştıracak yabancı kapı sesini yüreği ağzında beklemekten yorgun düşüp bir kez olsun Sebahat Tuncel gibi kalkıp ne Kürtler için kötü söz etti, ne de terörist falan dedi. Onu iki şey ilgilendiriyordu, birincisi vatanı, diğeri yolunu gözlediği oğlu...

18 bin değil 180 bin kişi de ölse bir santim taviz alamazlardı. Sebahat Tuncel ve onun gibi sayıları 50'yi geçmeyen siyasetçilerle onların yardakçısı hain medya bu cesareti ABD ve AB'nin atadığı AKP hükümetinden alıyor. Onlar cesaret aldıkça devletin savcısı, hakimi siniyor. Onların sesi çoğaldıkça diğerinin sesi kısılıyor. Ve gelinen durum ortada. Karakol basan şehit, orada ölen asker terörist. Yarın haberlerde "Savcı o sözler için inceleme başlattı" diye okursunuz. Sanki söylenenler antik bir dille söylenmiş de bizim savcılar inceleyip ne söylendiğini anladıktan sonra gerekeni yapacakmış gibi. Gerçi son zamanlarda bunu bile yapmıyorlar. . .

Bu esnada askerler ne mi yapıyor? Ergenekon ve Balyoz gibi davalardan dolayı bir kısmı tutsak edilmiş, diğer kısmı da bir umutla "milli iradenin" bu durumu fark etmesini umuyor. Artık ileri demokraside olduğumuz için asker öyle her aklına estiğinde ülke konuları hakkında taraf olup tavır takınamıyor. Ülkede sivil iktidar var ve devletin tüm kurumları onlara itaat etmek zorunda. Neden? İleri demokrasi öyle emrediyor da ondan. . .

Medyanın bize dayattığı işte bu; ileri demokrasi. Sebahat Tuncel vatan için ölen askere terörist der Genel Kurmay Başkanı iki çift laf edemez.

Devleti oluşturan tüm kurum ve kuruluşlar Cumhuriyetten yana taraf olmak zorundadır. Onların varlık amacı zaten budur. Devletin milli bütünlüğüne karşı bir tehdit varsa Başbakanın ya da ilgili bakanın talimat vermesini beklemeyip kendi sorumluluk alanına göre gerekeni yapar. Bu sadece bize mahsus bir durum değil, tüm devletlerde durum böyledir. En demokratik gösterilen devlette AKP gibi bir hükümet 6 aydan fazla iktidarda kalamaz. İlla darbe olması şart değil. Bunun anayasal ve hukuk yoluyla birçok çaresi vardır. Anayasa mahkemesi o partiyi devlet düşmanı ilan edip kapatama kararı alamaması devlet kurumlarının nasıl bir emperyalist baskıya muhatap olduklarının en somut göstergesi. . .

Sivas katliamının da yıl dönümüydü. . . Said-i Nursi ve canlı bomba olan Zeynep Kınacı gibilerin kahramanlaştırıldığı dönemde o katliamın zanlıları da yakında kahraman ilan edilir. Zaten bir çoğu AKP kadroların ön saflarında taşınıp ödüllendirildi bile. . .


Seçkin Umut

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 Sonraki > Son >>

Sayfa 6 / 6
II. Ulusal Savaşım İçin Yurt Genelinde Yapılanacak Partiler Üstü ve Birleştirici Ulusal Bir Örgüt Kurulursa Katılır mısınız?
 

 

 

 

 

Salık akışlarını görmek için
üstteki sekmeleri tıklayın.

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/tegmen.png

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/edga.jpg

http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/images/stories/Karisik/dikbastv.jpg

UYARI
Güncel Meydan, en iyi olarak 1440 x 900, en düşük olarak da 1280 x 800 çözünürlüklerinde görüntülenir. Güncel Meydan, en sorunsuz olarak, Ateş Tilkisi (FireFox) tarayacısında görüntülenir.
Bu sayfa geç açılabilir. Sayfa tam olarak açılmadığında sayfayı bir veya iki kez yenilemenizi öneriririz.


Hızlı Sızıntılar
(WikiLeaks)

CIA'ya Bilgi Verenler!
CIA Kontakları!