Hangisi Doğru? / Mehmet UYSAL Yazdır
Perşembe, 05 Temmuz 2012 19:55 ◙◙▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬◙◙ 4116 kişi bu içeriğe erişmiştir.

ALLAH’IN ADIYLA, SELAMLARIN EN GÜZELİ İLE SİZLERİ SELAMLIYORUM. Evvela evrenin karanlıklarında bir hiç olan biz Allah’ın kullarının güneş gibi bizleri aydınlatan Kur’an-ı Kerim ve Allah’ın Resulü Hazreti Muhammed’in (Salât ve Selam onun ve Ehl-i Beytinin üzerine olsun) rehberliğinde yaşadığımız olayları değerlendirmede ve yalnızca doğruları, hakikatleri haykırmak için bizlere bahşedilmiş “Dünya” denen geçitte O’nun rızasını kazanacak amelleri ve hayırlı işleri yapmayı biz iman eden kullarına bahşetmesini ümit ve korkuyla Allah’tan niyaz ediyorum.

Arap baharının Osmanlı bakiyesi coğrafyadaki serüvenini görmeyeniniz ve duymayanınız yoktur. Semalarında Allah’ın adının yankılandığı İslam ülkelerinin ve Müslüman nüfusun, yoğun bir şekilde yaşanan olayları anlama ve analiz etmede ki duyarlılığı “fasık haberlere inanmama ve doğruyu araştırmadaki gayreti sayesindeki” siyaseti ve basireti üzerinden değerlendirme yaptığı gözden kaçmamaktadır. Geçmişteki Irak ve Afganistan işgallerinde, yaşanan yanıltma haber bilgi kirliliği ve internet erişiminin yaygın olmaması neticesinde, iletişimin bugün gelmiş olduğu seviyede, Arap baharıyla İslam toplumlarının artık yutturmaca haberlere rağbet etmediğinin bir işareti olmuştur. Her şeyden haberdar olan ve her şeyi bilen Yüce ALLAH biz iman eden kullarına buyuruyor ki: “Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz. Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır. Bu, Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah âlimdir, hakîmdir. Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat Suresi, 6–10.Ayet)

İktidar nimetlerinden evvel, bu coğrafyadaki olaylara karşı her Cuma namazı çıkışında tekbir getirilerek ve kahrolsun sloganları atılarak, müstekbir ve emperyalist hegamonik güçleri telin gösterileri yapılırdı. Müslümanlar kitaplar okur, dünyayı takip eder ve olayları analiz ederlerdi. Alllah’tan gayrı hiçbir güce boyun eğmezlerdi. Bugün iktidarın nimetlerinden fazlasıyla faydalanan bu topluluklar 4x4 jeeplerde, ultra lüks evlerde, bir elleri balda diğer elleri yağda olmak üzere yaşanan olaylara ahkâm kesmek suretiyle Müslüman coğrafyanın arasına ekilen fitne tohumlarını göremeyecek kadar körleşmişlerdir. Körfez savaşı, Irak işgali ve Afganistan işgalinde, ABD CNN kanalından İslam coğrafyasının ve beyinlerinin teslim alınışının bir vesikası olmuştur. Bugün de Arap baharı denilen küresel sermayenin projesi, Müslümanlar arasında mezhep ve etnik savaşlar tezgâhlayarak Katar kökenli El Cezire TV kanalı ile tüm dünyaya servis edilen hakikatten uzak sadece tiyatro diyebileceğimiz fasık haberleri servis etmektedirler.

Tüm yaşanan bu hadiseler karşısında, Müslüman’ın feraseti, basireti ve adaleti nerelerde, göreniniz var mı? Rehberleri ve taptıkları Washington, Londra, Paris, Moskova, Pekin ve ya Berlin midir? Müslümanların bu aymazlığından ve körlüğünden faydalanan bu başkentler yüzlerce milyar dolarlık silah pazarlayarak kan ve gözyaşı üzerine bina ettikleri sultalarını sürdürmektedirler. Bizler ise adaleti ve hakikati haykırmamız gerekirken, tarafımızı ve yönümüzü, adına medeniyet dedikleri tek dişi kalmış canavara çevirmekteyiz. Müslümanlar ne zamandan beri haçlılardan, NATO’dan medet umar duruma gelmişlerdir. Onurunuzu, izzetinizi ve şerefinizi ne zamandan beri bu soysuzlar belirliyor ve bu erdemleri kimin için taşıyorsunuz? Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur:“Muhammed, Allah’ın resulüdür. Onunla beraber olanlar kâfirlere karşı şiddetli, birbirlerine karşı ise merhametlidirler.”(Fetih Suresi 29.Ayet)

Hür yaşamış ve hiçbir çılgının zinciri ve boyunduruğu altına girmemiş, akıl tutulması putlarını kıran Hazreti İbrahim Milleti çağımızın firavunlarından ve nemrutlarından ne zamandan beri adalet bekler duruma gelmiştir. Zulüm, işkence, tecavüz, katliam bugün mü icat oldu? İslam tarihinde bölünmüşlüklerin kime ne faydası olmuştur. Peygamberimizin sahabelerinin birbirleriyle Allah Allah nidalarıyla savaşmalarının, pişmanlıktan başka bir şey getirmediğini İslam tarihi okuyanlarınız bilmiyorlar mı? Şimdi de o harici zihniyetli o kafalar savaş tamtamlarını çalarak birbirlerinin kanını, canını ve ırzını ayaklar altına almaktadır. Hem de Allah’ın adını anarak bu çirkefliklerini yapmaktadırlar. Modern çağımızın putlarının esiri olmuş ve akletmeyen akılların üzerine pisliklerin yağdırıldığını buyuran yüce Allah’ın emirleri biz yaratığı kullarına değil de başka bir dünyadaki yarattıklarına mıdır? Bu İslam coğrafyasında akıtılan her bir damla kan ve gözyaşı, geçici dünya nimetleri için değmez ve bu kanın vebali iki cihanda da her bir hardal zerresinin zayi edilmeyeceği günde, Adalet sahibi Allah tarafından karşılığı misliyle verilecektir. Durduğunuz tarafa iyice bakınız ve topuklarınızın ve dahi ayaklarınızın kaymaması için Allah’tan yardım isteyiniz. Çünkü Allah kullarının işlemiş oldukları günahları affedebilir. Fakat toplumların işlemiş oldukları günahları tehir etmez ve dahi gazabı şiddetlidir. Musa, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Musa, “Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mi edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın” dedi. (A’raf Suresi 155.Ayet) Semûd kavmine gelince: Biz onlara doğru yolu gösterdik de onlar, körlüğü (cahillik ve sapıklığı) hidayete tercih ettiler. Bunun üzerine onları, kazandıkları (işledikleri) günah yüzünden şiddetli azap yıldırımı yakalayıverdi. İman edip de azabımızdan korkanları ise kurtardık. (Fussilet Suresi: 17- 18.Ayet)

Mehmet UYSAL, 5 Temmuz 2012

4116 kişi bu içeriğe erişmiştir.