"Kanal İstanbul projesinde bir tane fayda bulamadım!" / İBB Eski Başkanı Ali Müfit Gürtuna

Genel & Güncel Konular

"Kanal İstanbul projesinde bir tane fayda bulamadım!" / İBB Eski Başkanı Ali Müfit Gürtuna

İletigönderen İlteriş Kağan » Sal Ağu 05, 2025 13:30

Aklı Başında Bir Toplum Her 5 Yılda bir Meclisi Ve Yönetimi yenileyen Toplumlardır.
Bir hamalın yükü geçicidir; fakat sahtekâr bir politikacının yükü kalıcıdır çünkü onun dolandırıcılıklarının muazzam yükünü her daim akılsız toplumlar taşımaktadır.
Üçkâğıtçı politikacılar tarafından sürekli olarak kandırılan, tekrar tekrar aldatılan bir millet için hangi sıfat kullanılabilir? Şaşkın? Çok hafif! Ahmak? Yeterli değil! Beyinsiz? Evet, işte tam da sıfat budur! Aptal kalabalıklar, sahtekâr politikacıların en büyük servetidir!

@MK-Müzik.Kutusu

Müzik Kutusu Müzik Kutusu
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 2517
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

ABD şimdi de Montrö'yü zorluyor

İletigönderen İlteriş Kağan » Cmt Ağu 09, 2025 19:45

ABD başta olmak üzere Batılı devletler Karadeniz'de herhangi bir kısıtlama olmasını istemiyorlar. Bu nedenle her fırsatta Karadeniz'de geçerli olan Montrö kısıtlamalarını aşındırmaya çalışıyorlar.

ABD, dünyanın her denizinde yaptığı gibi, Karadeniz'de de istediği süre boyunca istediği miktarda kuvvetle bulunma arzusunda. Türkiye ise her seferinde, Karadeniz'de bir güvenlik sorunu bulunmadığını, başta Türkiye ve onun Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik unsurları ve buna ilave olarak Türkiye önderliğinde Karadeniz'de oluşturulmuş Blackseafor ve Karadeniz Uyumu Harekatı gibi yapıların bölgenin güvenliğini sağladığını ABD'ye açıkça ifade ediyor. Karadeniz'in kendi kontrolü dışında kalmasını kabul edemeyen ABD ise bu durumla yetinmek istemiyor..

Görünen o ki, daha uzunca bir dönem, ABD Karadeniz'de arzu ettiği şartların sağlanmasını temin için hareketlerini tanzim etmeye çalışırken, Türkiye ve Rusya da ABD'nin bu uygulamalarının gereksizliğini anlatma ve bunlara engel olma yolunda gayret içinde olacaklar. -

Karadeniz'deki mevcut güvenlik durumu, ABD gemilerinin Karadeniz'de bulunmasını gerektirmiyor. ABD donanmasının Karadeniz'deki varlığı, ortamın güvenliğini bozmaktan başka anlam taşımıyor.

Şimdi Devletin Resmi Haber Ajansı Bu Haberi neden Kaldırır

Bir Hafta Öncesine kadar AA'da olan haber Neden Silinir Silinen Bağlatı Bu
https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/a ... or/1079988
İstediğin kadar sil Teknoloji çağındayız Ön kayıt almakta Google Buda Silinmiş Bağlatının ön kayıdı https://web.archive.org/web/20180305102 ... or/1079988

Resim
Resim

ABD şimdi de Montrö'yü zorluyor
Terör gruplarını açıkça silahlandırmaktan çekinmeyen ABD, Karadeniz’de askeri varlık göstermek suretiyle Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni esnetmeye ve zorlamaya yönelik alışıldık tavırlarını sürdürüyor.
Resim
Son dönemde güney sınırımızda terör gruplarını açıkça silahlandırmaktan çekinmeyen ve bu konuda Türkiye’nin delillerle desteklenmiş itirazlarını ve taleplerini göz ardı eden Amerika Birleşik Devletleri (ABD), henüz bu sorunlar devam ederken, arada bir yaptığı gibi yine Karadeniz’de askeri varlık göstermek suretiyle Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni esnetmeye veya zorlamaya yönelik alışıldık tavırlarını sürdürüyor.

ABD’nin Akdeniz’de görevli 6. filosunun web sitesinde duyurulduğuna göre, önce 16 Şubat 2018 tarihinde ABD donanmasına ait Arleigh Burke sınıfı USS Ross (DDG 71) muhribi, bilahare yine Arleigh Burke sınıfı USS Carney (DDG 64) Karadeniz’e girdi. İki geminin de giriş amacı ABD donanması tarafından aynı şekilde ifade edildi: “ABD’nin bölgede operasyonel varlığını sürdürmek, deniz güvenlik harekatı icra etmek, bölgesel deniz istikrarını artırmak ve NATO müttefikleri ve ortakları arasındaki operasyonel hazırlık kapasitesini güçlendirmek.”

ABD’nin bu faaliyeti karşısında Rusya’nın hamlesi gecikmedi: Rusya bir firkateyn ve iki devriye botunu Karadeniz’e çıkardı.

Karadeniz deniz alanında dengeler 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanıyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi harp ve ticaret gemilerinin Türk boğazlarından geçişini ve Karadeniz’de kalışını düzenliyor. Bu düzenlemenin kapsamına, Karadeniz’e kıyıdaş olan ve olmayan devletler dahil.

Soğuk Savaş döneminde Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye ve Batı dünyası açısından Sovyetler Birliği’nin aşındırıcı gayretlerine karşı korunan bir sözleşme hüviyetindeydi. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin anlamı ve önemi farklılaştı. Sovyetler Birliği’nin dağılıp Rusya kontrolündeki devletlerin birer birer Batı güdümüne girmesiyle birlikte Karadeniz’deki dengeler de değişti. Bu defa ABD başta olmak üzere Batılı devletler Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin sınırlarını zorlamaya başladılar. Öyle ki, Türkiye’de 1999 Ağustos’unda meydana gelen deprem nedeniyle Marmara denizine hastane gemisi gönderen ABD, bu gemiyi Karadeniz’e çıkarmak niyetini ortaya koyarak o kötü durumda dahi Montrö Sözleşmesi’ni esnetmeye gayret etmişti. ABD’nin bu manevrası Türkiye tarafından tespit edilerek hastane gemisinin Karadeniz’e çıkışı engellenmişti.

Doğal sürece ilave olarak, bölgedeki renkli devrimler, Ukrayna ve Gürcistan’da meydana gelen olaylar, Bulgaristan ve Romanya’nın Avrupa Birliği ve NATO üyesi olmaları, Karadeniz’in yapısını derinden etkiledi. Bunların sonucu olarak, ABD Karadeniz’de gemi bulundurmaya, bulundurduğu gemilerini yasal süresi içinde Karadeniz’den çıkarmamaya, sözleşmenin gerektirdiğinden fazla tonajda gemiyi Karadeniz’e çıkarmaya gayret etti. ABD’nin bu gayretleri her seferinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından engellendi. Her seferinde ABD’ye uluslararası hukuk hatırlatıldı. Ancak ABD bulduğu her fırsatta Karadeniz’deki dengeleri kendi lehine değiştirmek adına gayretlerinden vazgeçmedi.

ABD’nin Karadeniz’de bulunma amacı “bölgede deniz güvenliğini sağlamak” olarak ilan edilirken, Türkiye ve Karadeniz kıyıdaşı ülkeler Karadeniz’de güvenliğin kendileri tarafından sağlandığını delilleriyle birlikte Batılı “dostlarına” gösterdiler. Buna ilave olarak, Karadeniz’e kıyıdaş devletler Türkiye’nin öncülüğünde Karadeniz’de önce kriz yönetimi ve insani yardım için “Blackseafor” Harekatını ve bilahare deniz güvenliğini temin için “Karadeniz Uyumu Harekatı”nı başlattılar. Bu faaliyetlerin başlaması ve başarıya ulaşması da ABD’yi Karadeniz’e müdahale arzusundan vazgeçiremedi. Hâlihazırda Türkiye ve Rusya, Karadeniz’de ABD varlığını görmekten duydukları rahatsızlığı her fırsatta ifade ediyorlar.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Türkiye açısından önemi şuradadır: Bu sözleşmeyle Türk boğazlarından geçecek yabancı harp gemilerinin sayısı, tipi ve tonajı sınırlanmıştır. Burada esas olarak Türkiye’nin güvenliği dikkate alınmıştır.

Sözleşme Karadeniz’e kıyıdaş devletlere kolaylıklar sağlamaktadır. Bu devletler Karadeniz’de harp gemisi bulundurup inşa edebilirler. Ancak yine de harp gemilerini boğazlardan geçirirken belli bir süre önce haber vermek zorundadırlar. Boğazlardan aynı anda geçen gemilerin toplam tonajı en fazla 15 bin ton, adedi ise en fazla dokuz olabilir. Kıyıdaş devletlerin denizaltıları da ancak Türkiye’ye haber verilerek, gündüz ve su üzerinden geçiş yapabilir.

Montrö’deki önemli hususlardan biri de Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin gemilerine getirilen kısıtlamalar. Sözleşme bu gemilerin sayısını, tonajını ve tipini sınırlıyor. Buna göre, Karadeniz’de kıyısı olmayan devletler Karadeniz’de en fazla 45 bin ton gemi bulundurabilir. Tek bir devlet ise en fazla bu 45 bin tonun üçte ikisi kadar kuvvet bulundurabilir. ABD’nin Arleigh Burke sınıfı muhriplerinin her biri 8 bin 900 ton civarında. Dolayısıyla Bu iki ABD muhribinin Karadeniz’de bulunması yasal sınırlar bakımından bir sıkıntı oluşturmamakla birlikte, ihtiyaçlar bakımından hiç bir anlam taşımıyor. Karadeniz’deki gereksiz ABD varlığı Türkiye ve Rusya’yı rahatsız ediyor.

ABD başta olmak üzere Batılı devletler Karadeniz’de herhangi bir kısıtlama olmasını istemiyorlar. Bu nedenle her fırsatta Karadeniz’de geçerli olan Montrö kısıtlamalarını aşındırmaya çalışıyorlar. ABD, dünyanın her denizinde yaptığı gibi, Karadeniz’de de istediği süre boyunca istediği miktarda kuvvetle bulunma arzusunda. Türkiye ise her seferinde, Karadeniz’de bir güvenlik sorunu bulunmadığını, başta Türkiye ve onun Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik unsurları ve buna ilave olarak Türkiye önderliğinde Karadeniz’de oluşturulmuş Blackseafor ve Karadeniz Uyumu Harekatı gibi yapıların bölgenin güvenliğini sağladığını ABD’ye açıkça ifade ediyor. Karadeniz’in kendi kontrolü dışında kalmasını kabul edemeyen ABD ise bu durumla yetinmek istemiyor.

Görünen o ki, daha uzunca bir dönem, ABD Karadeniz’de arzu ettiği şartların sağlanmasını temin için hareketlerini tanzim etmeye çalışırken, Türkiye ve Rusya da ABD’nin bu uygulamalarının gereksizliğini anlatma ve bunlara engel olma yolunda gayret içinde olacaklar. Karadeniz’deki mevcut güvenlik durumu, ABD gemilerinin Karadeniz’de bulunmasını gerektirmiyor. ABD donanmasının Karadeniz’deki varlığı, ortamın güvenliğini bozmaktan başka anlam taşımıyor.

[Uluslararası güvenlik stratejileri uzmanı Dr. Fatih Erbaş 1986-2014 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve NATO Güney Kanadı Komutanlığı’nda farklı birlik ve karargâh görevlerinde bulundu; Harp Akademileri Komutanlığı ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yaptı]
Aklı Başında Bir Toplum Her 5 Yılda bir Meclisi Ve Yönetimi yenileyen Toplumlardır.
Bir hamalın yükü geçicidir; fakat sahtekâr bir politikacının yükü kalıcıdır çünkü onun dolandırıcılıklarının muazzam yükünü her daim akılsız toplumlar taşımaktadır.
Üçkâğıtçı politikacılar tarafından sürekli olarak kandırılan, tekrar tekrar aldatılan bir millet için hangi sıfat kullanılabilir? Şaşkın? Çok hafif! Ahmak? Yeterli değil! Beyinsiz? Evet, işte tam da sıfat budur! Aptal kalabalıklar, sahtekâr politikacıların en büyük servetidir!

@MK-Müzik.Kutusu

Müzik Kutusu Müzik Kutusu
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 2517
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Rantçılar yıkım için reklam yayınlıyor

İletigönderen İlteriş Kağan » Prş Ağu 14, 2025 23:31

Kanal bölgesindeki yapılaşmaya karşı uyarılar artarken bölgenin emlak firmaları reklamlar yayınlıyor, imar planlarını müjde olarak paylaşıyor.

Küresel ısınmanın etkisiyle yaşanan kuraklık Türkiye’nin en büyük şehirlerinde planlı su kesintilerine sebep olmaya başladı. Türkiye’nin metropolü İstanbul’un da bu riskle karşı karşıya olduğu sık sık dile getirilirken iktidar İstanbul’un içme suyu havzasındaki yapılaşmada hız kesmiyor.

Bu alanların ticaretini yapan gayrimenkul şirketleri ise bu hızla övünerek bölgeyi reklam filmleriyle pazarlıyor. Bu reklamlarda özel sektörün de işin içinde olduğu belirtilerek “Bugün buradan arsa alan yarın şehrin merkezinde yaşayacak” ifadelerine yer verildi. Kanal İstanbul bölgesinde talan inşaatları hızla sürerken İstanbul’un muhafızları cezaevinden direnmeye devam ediyor.

SAZLIDERE VAZGEÇİLMEZİMİZ
Hafta içinde Silivri’de tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün SÖZCÜ’ye yazdığı mektupla bölgedeki rant inşaatlarına karşı uyarmıştı. Önceki gün de ev hapsindeki İSKİ Genel Müdürü Şafak Başa sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Başa, “Dün Sazlıdere Barajı Terfi Merkezimizden su arıtma tesislerimize 172 bin 591 metreküp su gönderdik. Bu miktar Avrupa yakası su ihtiyacının yüzde 7.8’ini oluşturmaktadır. Diğer barajlarda su azaldığında bu rakam daha da artmaktadır. Küresel ısınmanın yıkıcı etkilerinin arttığı, bölgesel kuraklığın kalıcı hale gelmeye başladığı bu dönemde Sazlıdere Barajı İstanbul için vazgeçilmezdir” dedi.

Öte yandan Şehir Plancısı Ceyhan Çılgın’ın paylaşımında bölgede arazi satışı yapan Fırat Emlak Gayrimenkul isimli şirketin inşaatları için reklam filmi yayınladığı görüldü. Reklamda “Özel sektör sahada, teslimler 1.5 yıl içinde”, “Bugün buradan arsa alan yarın şehrin merkezinde yaşayacak” ifadeleri talanın boyutunu gözler önüne serdi.
Resim
2 yıllık talanı gösterdiler
Su Havzalarını Koruma Yönetmeliği'ne göre inşaata kapalı olan Sazlıdere Barajı
bölgesinin 2 yıl içindeki değişimi reklam filminde böyle gösterildi.
Resim
Bugün arsa, yarın şehir
Bölgedeki yapılaşmayla övünülen reklam filminde, ‘Bugün buradan arsa alan yarın
şehrin merkezinde yaşayacak’ ifadeleri ile bu görüntülere yer verildi.
Resim
Firma sahibi MÜSİAD ile Dubai’de
Gayirmenkul firmasının sahibi Fırat Çelebi, FRT Otelcilik Grubu’nun ve bölgede İstanbul Havalimanı yakınlarındaki FRT Airport Otelin’in de sahibi. Çelebi’nin MÜSİAD’ın Dubai’de düzenlediği Türkiye-Suudi Arabistan İş İnsanları Kongresi gibi etkinliklere de katıldığına dair paylaşımları bulunuyor. Çelebi, kamuoyunda büyük tepki ile karşılanan yeni imar planlarını sosyal medya hesabında “Beklenen planlar açıklandı” cümlesi ile paylaşması dikkat çekti.
Aklı Başında Bir Toplum Her 5 Yılda bir Meclisi Ve Yönetimi yenileyen Toplumlardır.
Bir hamalın yükü geçicidir; fakat sahtekâr bir politikacının yükü kalıcıdır çünkü onun dolandırıcılıklarının muazzam yükünü her daim akılsız toplumlar taşımaktadır.
Üçkâğıtçı politikacılar tarafından sürekli olarak kandırılan, tekrar tekrar aldatılan bir millet için hangi sıfat kullanılabilir? Şaşkın? Çok hafif! Ahmak? Yeterli değil! Beyinsiz? Evet, işte tam da sıfat budur! Aptal kalabalıklar, sahtekâr politikacıların en büyük servetidir!

@MK-Müzik.Kutusu

Müzik Kutusu Müzik Kutusu
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 2517
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53


Şu dizine dön: Genel - Güncel Konular

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x