SON DARBE (MİTİNG)

SON DARBE (MİTİNG)

İletigönderen Feza Tiryaki » Çrş Eyl 15, 2021 13:13

SON DARBE (MİTİNG)

Önceki günlerde, 11 Eylül’de tarihi bir gün daha yaşadık. Gerçi İstanbul’da, Maltepe’de değildim, olanları bilgisayardan, çekimlerden izledim (aynı anda canlı yayın yapan “youtube” kanalından), çekenin gözüyle, bize gösterilen gözle gördüm oraları, yine de oradaymışım gibi etkilendim. Olay baştan sona garipti, alışılmadık bir durumdu.

Bizim anlı şanlı ünlü Atatürkçülerimiz, siyasetçilerimiz, aydınlarımız, aydın geçinenlerimiz bir günden bir güne bu salgın bilmecesine, Yeni Dünya Düzenini kuracak olan büyük küresel oyuna ses çıkarmadılar. Ne denildiyse, ne yapıldıysa aynen kabul ettiler, kim diyor kim yaptırıyor bunları demeden onayladılar. En küçücük bir kuşku duymadılar ki içlerinde, tek aykırı ses çıkarmadılar, acaba demediler, bilimin kuşkucu yanını, araştırmacı yanını, akla, deneye, tecrübeye, gözleme dayanan yanını görmezden gelebildiler… Söyleyene söyletene bile bakmadılar. Aynanın arkasıyla ilgilenmediler…

Ulusal basından bir tek Arslan Bulut bu konuda her gün ama her gün yazılar yazdı, dünya çapında olayı inceledi, inceleyenlerden veriler bilgiler aktardı, hiç durmadan toplumu uyardı. Gazetesi Yeniçağ, tıpkı diğer basın yayın organları gibi küresel çetenin ağzıyla haberler yayınladığı, korku pompalama furyasına katıldığı halde Arslan Bulut’a nedense gazetesinde şu ana kadar karıştıklarını duymadık. Bir tek, bazı yazılarını “feyzbuk” kendi sayfalarından kaldırıyor, sansürlüyormuş. Her sistem, her kurum aynı yerden yönetiliyor diye boşuna mı söyleniyor.

Dinci basından da, A. Dilipak’ın Arslan Bulut’a benzer şekilde düşündüğünü, olayı enine boyuna inceleyip okuruna duyurduğunu, televizyonlarda konuştuğunu duyuyorduk.

Başka? Üç beş bilim insanımız, tıp doktorumuz, alanlarında uzmanlaşmış kişiler, gazeteci – yazarlar kendi kurdukları küçük özel bilgi ağı yayınlarında, sosyal iletişimde (sosyal medyada) her türlü baskıya karşı direniyorlardı. Bir iki de sanatçı (şarkıcı) destek veriyordu onlara. Toplumun kalanı büyülenmiş gibi, uçurumdan atlayan sürü başını takip eden koyunlar gibi ne denirse, ne yapılırsa uyuyor, hatta daha da fazlasını istiyorlardı toplumdan, yönetimden. Az buluyorlardı yapılanları. Daha çoğu, dahası… Kraldan çok kralcılar ortalıkta kol geziyorlardı.

Dağ başlarındaki çobanları, yaylalardaki köylülerimizi, kuş uçmaz kervan geçmez yerlerdeki insanları arayıp bulup, habercileri de yanlarında birlikte götürüp, film çevirircesine uzaylı giyimli elemanlarla onları tarlada bayırda, davarlarının başında aşılamaya kalkıştıklarında, bu akıl almaz durumları, bu haberleri ballandıra ballandıra gazetelerinde, televizyonlarında verenler alkışlandılar bile. Ne yapıyorsunuz aklınızı mı yediniz diyen çıkmadı bu akıl mantık dışı işe, sonuçları denenmemiş, onaylanmamış, buldum diyenin, vuranın sorumluluk almadığı o sıvının herkese ama herkese (bu dedikleri virüsle karşılaşma olanağı, hastalanmaları imkânsız olanlara bile) uygulanmak istenmesine… İşi çocuklara kadar götürmelerine. Hamileleri hedeflemelerine… Dağ başlarında ne işiniz var, ne oluyor? Başka işiniz mi yok? Sağlık demek bu mu? Diğer hastalıklar hastalık değil mi, insanlık ölümsüzlüğü buldu da tek bu mu kaldı geriye? Hem küresel çete ister mi ölümsüzlüğün bulunmasını? Ya ilaç şirketleri?

Yapay eti, genetiği değiştirilmiş gıdaları destekleyenlerin, pazarlayanların başı dünyanın en zengini demedi miydi insan nüfusunu azaltmak gerek, nüfusu beş yüz milyona indirmeli… Yoksa Dünya tükenecek diye.

Başka ülkelerde bu işin başından beri, toplumların karşı görüşte olanları, küresel gücün dayatmasına karşı gösteri yaptılar, siyasetçilerinden kendilerine öncülük edenler, meclislerinde durumu yargılayanlar hep oldu ama bizde çıt çıkmıyordu. Ta ki geçen hafta sonunda bir miting planlanana kadar.

*
Önce Akit yazarı Dilipak üzerinden İstanbul’da bir miting yapılacağını duyduk. Direniş mitingi. Bunu, konuyla yakından ilgilenenler mi duydu yalnızca bilemem, yoksa haberleri ne manşetlerden verildi, ne haber ajanslarından büyük duyurularla geçti. Yok sayıldı. Bu kadar ilginç, çok yeni, inanılmaz bir durum, ülkemiz için de bir ilk sayılan bu durum. Maltepe kaymakamlığı mitinge izin vermemiş. Arkasından İstanbul Valiliği buna izin vermiş. (Burası çok düşündürücü. Neden izin verildiği, Dilipak’ın siyasetteki gücü, pazarlıklar tam araştırılacak bir konu ama bizde araştırmacı gazeteci kaldı mı ki?) Gazeteci Fatih Altaylı bu duruma, alınan miting iznine miting yapılmadan önce çok öfkelenmiş, esmiş kükremiş, iktidarın kalabalıklarla yaptığı toplu açılışları, en son Rize’deki tünel açılışını, sürüp giden Kuruçeşme konserlerini falan unutuvermiş, gülünç mü gülünç bir dilekle bitirmişti yazısını: “Benim ricam ise PCR pozitif olanların bu mitinge mutlaka katılmalarıdır.”

Bunu demekle bu testi bulan bilim adamının dediklerinin anlaşılmadığını da ortaya koyuyor tabii. Orada, miting alanında yaptığı konuşmasında inandığı bu gerçeği Dilipak bir kez daha açıkladı:

“PCR yalnızca bir oyun. Düşük devirle yapılırsa kimse hasta çıkmaz. Yüksek devirle herkes hasta çıkar. Sonra ekledi:

“Biz aşıya karşı değil, aşının dayatılmasına karşıyız!” Sonra sordu:

“ Bir buçuk yılda bu mikrop dediğiniz şey on yedi defa mutasyona (değişime) uğradı. Yedi defa varyant (bir şeyin aslından ayrılan başka biçimi) yaşandı. Siz neye aşı yaptınız? Yapılan işler; Anayasaya, bilime, ahlaka aykırı! Mutasyon ve varyantlarla değişen bir mikroba nasıl aşı hazırladınız?”

Aşağıdaki sözüyle de testi pozitif çıkanlara mecbur tutulan ilaçları sorguluyordu:

“Kadın erkek, yaşlı genç herkese nasıl aynı ilacı aynı doz kullanabilirsiniz?”

Bu sözü de şaşırtıcıydı. İnsanları birbirinden uzaklaştırdıklarını, komşuluğu, arkadaşlığı bitirdiklerini, dedelerin torunlarından koparıldığını söyledikten sonra oradaki topluluğa seslendi. Kadın erkek ayırmadan kardeşçe bir insanlık dileği:

“Siz şimdi yanınızdaki arkadaşın elini tutun, inşallah, biz birlikteyiz.” Kameralar oradaki topluluğu gösterdiğinde, herkes yanındakinin elinden tutmuştu…

Muhalefetin hiç ses çıkarmadığı HES uygulamasına (vatandaşların bilgisayarlı kontrolü) bile söz attı:

"HES kodu ile başlayan sürece… İnsan ötesi bir dünya kurmak için…" diyerek küresel çeteye dikkat çekti:

“Bu zulmü tüm dünya insanları yaşadı. Bill Gates’in fonladığı sıvı başka bir planın parçasıdır.”

Sözünün burası sanki yanlış duydum duygusu veriyor. Yüce önderimizin tarihe geçmiş o ünlü sözleriyle günümüzü anlatıyor:

“Dahili ve harici bedhahlara karşın… Hattı değil sathı müdafaa vardır… Satıh bütün insan hakları ve hukuktur…”

Mayıs ayında, “pandemi”(salgın) yasaklarını, genelgelerini eleştirdiği, bunlar hukuki değil dediği için görevden alınan Viranşehir savcısı Eyüp Akbulut’a da seslenildi bu konuşmada:

“ Eyüp Akbulut’u da selamlıyoruz. Akbulut’u cezalandırırlarsa ceza alacak olan aslında biziz! Eyüp Akbulut yalnız değildir!”

Konuşmanın sonunda on iki maddelik taleplerini (istek) saydı. Bunları kısaca özetlersek:

“DSÖ’nün (Dünya Sağlık Örgütü) memleketimizdeki imtiyazlı ofisinin kapatılması. PCR, aşı, maske, HES kodu zorunluluğunun kaldırılması. İnsan ve hayvanlara çip takılmasına meclis araştırılması. Etkinliklere devam etme kararı. İllegal (yasa dışı) ilişkilerde bulunanlara (her kimseler) suç duyurusunda bulunulması. Yabancılara ve turistlere yapılan pozitif ayrımcılığın reddedilmesi; bu ayrıcalıklı davranış suçtur, bu suçu dayatanların tesbit edilerek cezalandırılması, bu süreçte söz konusu dayatmalara destek veren kurumlara uyarı, oralardan istifa. Bu firmalara, ürünlerine boykot, halk kendi gücünü bilmeli. Ölüm istatistiklerini bakan değil, sivil kurumlar açıklamalı. Öğrencilere tarama adı altında aşı veya PCR testi yapılmasını, öğrencilerin ağzına burnuna çöp sokulmasını reddetme, çocuklarımızın bedensel bütünlüğüne müdahale eden, içeriği bilinmeyen daha önce denenmemiş o sıvıların zorla verilmesini asla kabul etmemek… Başvurular, şikayetler için Cimer’e başvurulması. Son olarak; Transhümanizm (biyolojik bedeni değiştirme), Neurolink (bilgisayar-beyin bağlantısı), Starlink (küresel uydu sistemi), 5 G, 6G gibi projeleri reddetme…” Son sözler:

“Yeryüzünün cesur insanları birleşiniz!
Yaşasın adalet, yaşasın barış ve yaşasın özgürlük!”

*
Mitinge katılanlar değişik kesimlerden vatandaşlardı.

Katılanların çoğu kadındı, başı kapalı kadınlar çoğunluktaydı, onların arasında göze görünecek gibi ön sıralara çarşaflı kadınlar bile yerleştirilmişti.
Ellerdeki yaftalar (pankart) elle yazılmıştı, hepsi de ayrı ayrı anlamlıydı:

“Salgın değil biyolojik savaş”, “Maske değil, nefes almak istiyoruz”, “Sağlık Bakanlığı aşı pazarlama ofisi değildir”, “Ya cesaret ya esaret”, Aşıya karşı direneceğiz”, “ Aşıya değil, faşizme karşıyız”, “Benim bedenim benim kararım”, “Ne köle olacağız ne piyon”, “Çocuklar kırmızı çizgimizdir, dokunma”, “Milleti satanı biz de satarız”, “Küreselcilere teslim olmayacağız”, “İnsanlık için el ele”, “Yalana teslim olma” "Kontrol etmek istedikleri virüs değil sensin"…

Konuşmacılardan biri kadındı, dinci kesimin tanıdığı biriymiş. Sema Maraşlı. Çocuk yaşta evlilikleri savunurmuş, tarikat usulü (alnı kara bantlı) başörtüsü takmış. Atatürk’ün adını da kullanmış bazı yazılarında. Cumhuriyetin ilk yıllarıyla, nasıl bir ilgi kurduysa, zamanımızdaki çocuk evliliklerini kıyaslamış… Tahmin edeceğiniz gibi konuşmasına “selâmunaleyküm” ile başladı. “ Çok fena grip olmuşum, “hani şu kovidden önce oluyorduk ya.” dedi, korkunun panik atak yaptığını, belirtilerin panik atak belirtileri olduğunu söyledi. “Bu küresel mikroplar, “insanları nasıl güdebiliriz”i çözdüler.” dedi.

“Hastaya güzel söz söylenir, ilk günden beri öleceksiniz diyorlar, korkutuyorlar. Büyük bir oyunun içersindeyiz. Grip ve nezle gibi hastalıklar eskiden beri var ama artık stokin fırtınası… Allahın yarattığı bağışıklık sisteminin kendine saldırması…” diye kısa açıklamalar yaptı, sözünün sonunu dua ile bitirdi:

“ Ağzımızda pis maskeler olmadan, içinde ne olduğunu bilmediğimiz aşıları olmadan, rabbim bizlere ömür eylesin…”

Adem Çevik, Türkiye Aile Derneği başkanıymış. Nuh Nebi zamanının, üstünden ne kadar suların aktığı van minut hikayesinden şu an medet umarak iktidara yağcılık yapmayı ihmal etmedi. Söze dinsel söylemle başladı, sözünü öyle sürdürdü. DSÖ’yü buraya getiren şimdi ona defol diyecek… Akıl bu akıl… Sonra da şikâyet ediyor: “Aileyi, komşuluğu, ekonomiyi bitirdiler…”

Şu söze pek itiraz edemeyiz ama:

“DSÖ eşcinselliği hastalık olmaktan çıkardı. Bu da soykırımdır.” Burada insan soyunun bu dolaylı yolla soykırıma uğraması anlatıldı.

Cengiz Erdoğan, “Bu mitingi ben düzenliyorum diye sosyal iletişimde duyuru yapan kişi orada yine dinsel bir söylemle, selamunaleyküm diyerek konuştu:

“Bu kutlu günde safsataları dayatan firavunlara karşı durduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum. Zulüm ebedi olamaz.”

Erkan Cinbir, maske takmadığı için 24 kez ceza yiyen kişi de mitingde konuştu:

“Küresel çetenin köpekleriyle ve satılık itleriyle… Bunlara hesap sormadan asla ölmeyeceğiz!”

Yazar Erkan Trükten, Bulgaristan göçmeni, konuşmasına; Sevgili güzel insanlar, diye başladı, konuşmasını, “ Köle olmayacağız, kendi öz memleketimizde parya olmayacağız!” diyerek sürdürdü.

Yazar Hamza Yardımcıoğlu, Op. Dr. Bilgehan Bilge de konuşmacılar arasındaymış.

Bora Gençer, pop müzik şarkıcısı, mitingin iddialı adlarından biriymiş. "Beni şarkıcılık yapmayıp buraya getiren bilim utansın!” dedi bir ara. Sahnede hem konuştu hem şarkı söyledi. Sahneden inmeden önce de hepimizi şaşırttı.

Şarkısının adı, Son Darbe, ünlü bir şarkısıymış, ilk kez duyduğum için dinlerken pek sözlerini o an anlamadım ama daha sonra bilgi ağında arayıp buldum. Bilmem bu şarkıyı neden seçmiş, konuyla bir ilgisi mi varmış?

“Kantarın topuzu kaçtı bak en sonunda / Tekrardan denemek faydasız burada
Bu son darbe artık aşka tövbe / Kendime bile inanamadım artık yok sana atacak adım”

En sonunda da o şaşırtıcı hareketi yaptı. Sunucu seni bir şarkı daha söyletmeden bırakmayız deyince, Bora Gencer o zaman izleyenlere soralım, hep birlikte bir marş mı söyleyelim yoksa başka bir şarkımı mı dinleyelim.” dedi, seyirciden marş isteği gelince de, bir anda, "İzmir’in dağlarında çiçekler açar" diye İzmir Marşı’nı okumaya başlamaz mı?

Dünya sanırım tersine döndü o gün.

A. Dilipak, Akit yazarı, hep Atatürk düşmanlığıyla anılan, gazetesinin Atatürk karşıtlığı tüyler ürperten, iktidara yakın gazeteci diye bilinen bu gazeteci konuşmasında, Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’ndaki ünlü sözlerini kullanıyor, Sakarya Savaşı’ndaki “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır”a gönderme yaparak günümüzü anlatıyor.

Biz Türkiye’nin sesiyiz, diyor. Bütün dünyanın namuslu, cesur, akıllı insanları birlik olunuz diye de sesleniyor.

Ve kendisinin başını çektiği, çok güzel düzenlenen, gelenlerden belge, test istenmeyen, hiçbir polis müdahalesi baskı taşkınlık olmayan, siyasi parti sembolleri kullanılmayan, uyarılara uyulan bu toplantıda iktidarın pek sevmediği bilinen İzmir Marşının ilk kıtası toplananlarla birlikte okutuluyor.

Kıyametin kopması yakın olmalı…

Mitingden bir gün sonra, 12 Eylüldeki yazısında Arslan Bulut şöyle diyordu:

“Maltepe'deki mitinge de bu konudaki kamuoyu yoklamalarından sonra mı izin verildi? Öyle ya genetik sıvılar konusunda da Biden'ın kararları, sanki pilot bölgeymiş gibi önce Türkiye'de uygulanıyor! Hani şu vücudunda genetik operasyon yapılmasına izin vermeyen kamu görevlilerine haftada iki test yaptırmak zorunluluğundan ve seyahat özgürlüğünün yok edilmesinden bahsediyorum. "ABD, önce Türkiye'de deneme yapıyor, sonra kendisi uyguluyor" gibi bir görüntü var!”

Fatih Altaylı ise her gördüğüne inanmış siz de inanın diyordu miting öncesi yazdığı yazısında:

“Sabah akşam devletin sağlık alanındaki en üst otoritesi olan Bakan çıkıp “Aşı olun başka türlü mücadele edemeyiz” diyor.
Devlet tüm imkanlarını seferber etmiş, milyarlar harcamış aşı bulmuş getiriyor.
Cumhurbaşkanı keza aşı oluyor, aşı olduğunu yayınlatıyor, üçüncü dozu olduğunu açıklayan ilk kişi oluyor ve herkese aşı olun çağrısı yapıyor.”

*
Kesin dünyanın sonu geldi. Bora Gençer Son Darbe adlı şarkısını bunu anlatmak için seçmiş olmalı.

Bekri Mustafa’nın fıkrasındaki gibi durumumuz. Hani, bir gün çakır keyif yolda giderken onu durdurup, zorla bir cenaze namazında ona imamlık yaptırıyor, cenaze namazı kıldırtıyorlar da, Bekri namazdan sonra tabutu açıp cenazenin kulağına bir şeyler fısıldıyor. Soruyorlar, ne dedin diye?

“Öbür tarafa gidince bu tarafları soran olursa, Bekri Mustafa imam oldu de, gerisini anlarlar.” dedim diyor Bekri, bu hareketine şaşıran cemaate.

Bizde de durum aynı. Darbe deyince ödleri kopanlara; “Son Darbe” şarkısı.

Tüm basın yayın ulusal yayın yapan her kanal her gazete küresel çetenin emrinde. Emriniz olur, buyurun daha buyurun az geldi herkesi tutup aşılayın, istemeyeni zorla yakalayın diyen “ne bilim”cileri ekranlarda utanmadan konuşturuyorlar ya…

Akit yazarı da çıkıyor, “Geç kaldık ama bu süreç bitmeyecek diyor. Topyekun saldırıyorlar ama siz buradasınız diyor.

Buraya geldik, adalet, barış, özgürlük istiyoruz diyor. Nesilleri, çocukları güvende olan bir dünya istiyoruz, diyor. Kuvayı Milliye’ye hayat verenlerin çocuklarıyız, diyor. Nazım Hikmet’ten şiir okuyor (Bir ağaç gibi tek ve hür…)

“Egemenlerin köleliğine hayır, Türk milleti aşı kobayı yapılamaz!” diyor. "Biz aşılananlar için de buradayız... İsterseniz Mars'a gidişinizi hızlandırın çünkü teslim olmayacağız!" diye haykırıyor.

*
Fatih Erbakan geçen gün(13 Eylül) televizyona (Beyaz TV) çıkmış, çağdaş görünümlü ağır makyajlı sunucu bayanla (Melissa Bağcı) konuşuyor:
Sunucu: “Benim hakkımı o zaman kim savunacak? Ben iki aşımı da oldum. Ben aşımı olmuşken aşısını olmayan bir kişiyle…” diye söze başlıyor.
Fatih Erbakan’ın yanıtı kesin ve alaycı: “Hakkınızı aşı savunacak. Aşıyı niye oluyorsunuz? Virüs bulaşmasın diye, virüsten korunmak için.
E… o zaman aşı olmayan insandan niye korkuyorsunuz aşı olduysanız? E.. bulaşıyor gene de…
Bulaşıyorsa niye aşı olduk?”

*

“Son Darbe!” demeyelim de ne diyelim bunlara?

Yoksa yoksa dincilerin (dini kullananların) bu öncülüğünde bilmediğimiz bir gizli amaç mı var? El çabukluğuyla Anayasa değişikliği yapılıp laiklik kaldırılacak mı? A... bunlar bizi düşünen insanlar, laiklik de kalkıversin ne olacak mı denilecek? Kime inanacağız?

“İki dinle, bir söyle!”

Kaç gündür bu mitingle, orada gördüklerimle duyduklarımla oturup kalkıyorum. Olanları bir dala konduramıyorum!

Bakıyorum bir iki ileri geri konuşmadan, küfürleşmeden öteye gidemedi mitingin etkisi. Kimse ilgilenmedi pek… Gazeteler iki satırla özetlediler.

Şaşırıyorum!

“İki iskemle arasında oturan yere düşer!” derler. Oturacağımız iskemleyi gecikmeden seçmeli.

“İnsanı yaşatan umut ile unuttur!”

Feza Tiryaki, 14 Eylül 2021
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 897
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x