1. yüz (Toplam 1 yüz)

Aslında Satılan Vatandır! / Necdet SEVİNÇ

İletiGönderilme zamanı: Cum Ağu 02, 2013 15:28
gönderen Balasagun
Aslında Satılan Vatandır!


Türkiye’yi yönetenler, herhalde “Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” diyen dolandırıcılıktan sabıkalı medya soytarısının fikrini benimsiyor olacaklar ki, birçok ağır sanayi kuruluşundan sonra Ereğli Demir Çelik fabrikalarını da satışa çıkardılar.

Bahane aynı bahane: Efendim, liberal ekonomiyi uygulayabilmek için devletin iktisadî faaliyetten elini çekmesi ve bütün devlet fabrikalarının özelleştirilmesi şartmış!

Değildir!

Çünkü liberalizmi ihraç eden ülkelerde bile devletin ekonomik hayata müdahalesi Türkiye’dekinden kat be kat fazladır. Mesela Amerika, Japonya ve Avrupa Birliği gibi ülkelerde devletin ekonomi üzerindeki payı ortalama %47’iken, Türkiye’de %23’tür ki, bu rakam aslında devletin çökertildiğini göstermektedir.

Kaldı ki, liberalizm ve özelleştirme, iddia, edildiği gibi, eğer bir ülkenin iktisadî refahını temin edebilseydi, Osmanlı imparatorluğu çökmezdi. Aksine Osmanlı imparatorluğu, deniz yolları, demir yolları, madenler, telefon ve tramvay şirketleri, marangoz ve kibrit atelyelerine varıncaya kadar bütün işletme ve imalathaneler ecnebilerin eline geçtiği için batmıştır!

Biz Cumhuriyet’in ilk yıllarında ecnebilerin ele geçirdiği şirket ve fabrikaları millileştirerek ikinci bir Kurtuluş Savaşı vermiştik. Şimdi 80 yıllık Cumhuriyet’in bütün kazanımlarını borç faizlerinin 3 -5 aylık taksiti için ona buna devrediyoruz.

Türk Ordusu’nun yakıt ihtiyacını karşılayan Tüpraş’ı satıyoruz! Harp Sanayiinin çelik ihtiyacını temin eden Erdemir’i satıyoruz. Petro-kimya tesislerini satıyoruz. Türk Hava Yollarını satıyoruz. Bankaları, limanları satıyoruz. Sahilleri, sınır boylarını, dağları ovaları satıyoruz.

Yani vatanı satıyoruz, vatanı!

Çiftçimizin ürettiği domates bile ecnebi marketler aracılığı ile sunuluyor bize! Üreten Türk, tüketen Türk fakat parayı ecnebi kazanıyor. Öyle ise Türkiye’de özelleştirme demek ecnebilerin Türkleri soyması demektir.

Lütfen herkes cebindeki sigara paketini çıkarıp masanın üzerine koysun. Eğer on paketten dokuzu yabancı sigara değilse ben sözümü geri alırım.

Keyfinize müdahale ettiğimi sanıyorsanız, milliyetçilik keyfinize de karışır, zevkinize de. Bizim yetiştiğimiz yıllarda ecnebi sigara içmek milliyetçiliğe ihanet etmek demekti! O sebeple yabancı sigara kullananlar yanımıza pek yakışamazlardı. Yaklaşanlara selam vermezdik. Yüzlerine bakmazdık. Kötek yemişten kötü olurlardı. Kınardık onları.

Bugün de kınanmalıdır. Yabancı sigara içenler de yabancı malını tercih edenler de.

Bir başka gün Erdemir’den bahsedeceğiz.

Necdet SEVİNÇ, Yeniçağ, 11 Mayıs 2005

Bir ülke düşünün ki, hiç bir şey üretmiyor ve tüm vatandaşları yatıp kalkıp geyik muhabbeti yapıyor

İletiGönderilme zamanı: Cum Kas 27, 2020 6:52
gönderen İlteriş Kağan
Rahmetli Necdet SEVİNÇ - 11 Mayıs 2005'de Yazmış Yukardaki Yazıyı.

“Her Fabrika Bir Kaledir.”sözünü Anlamayan OT bir toplum elindeki ne var yok sattırdı alkışlayarak ve vergi eşeği konumuna düştü. Ülkenin değerleri satılıyor, vergiler sürekli artıyor, ülke olarak yoksullaștık. Toplum olarak karșı çıkılmadıkça yok olacağız.

Türkiye’de büyük ölçekli sanayi tesislerinin kurulması aşaması ise yeni bir model olarak uygulanacak planlı sanayileşme doğrultusunda gerçekleştirildi. 1934-1938 dönemini kapsayan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı ile ülkenin çeşitli bölgelerinde başta dokuma olmak üzere; kimya, maden, selüloz ve seramik alanlarında fabrika kurulması ekonomik katkının yanı sıra sosyo-kültürel bakımdan birçok yeniliğe ön ayak olmuş ve birçok ilke imza atmıştı.

Aynı zamanda Atatürk’ün; “Her Fabrika Bir Kaledir.” sözünden de anlaşılacağı üzere Birinci Beş yıllık Sanayi Planı doğrultusunda inşa edilen her bir sanayi tesisi; zor koşullarda iç piyasanın asıl ihtiyaçlarını karşılayacak, dış güçlerin günlük, vergi ve ambargolarına karşı direnç unsuru olacak, kalkınma için gerekli olan teknik eleman ve işçi kadrosunu yetiştirecek, halka iş ve aş imkânı sağlayacaktı. Bu eserde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ilk kez uygulanan planlı sanayileşme modeli kapsamında kurulan fabrikalar ile bu sanayi tesislerinin ülke ekonomisine, gelişimine, kültürel ve sosyal hayata yaptığı katkılar bilimsel yöntem ve veriler ışığında ele alınarak değerlendirilmektedir.

Proje hükümetinin 2002-2020 döneminde birçok devlet kurumunu özelleştirip, çok sayıda fabrikayı, devlet hisselerini, taşınmazları ve arsayı sattığını biliyoruz. Devlet taşınmazlarının ve fabrikaların hangi amaçla ve misyonla satıldığı merak konusudur. Proje hükümetinin aksine, Atatürk, 15 yıl gibi kısa sürede yüzlerce kurum, kuruluş ve fabrikanın kurulmasını sağlayıp, üstelik bunları en ufak bir borç ve dış kredi kullanmadan yapması, üstelik Osmanlı Devletinden kalan dış borçları ödemek için devletin hiçbir kurumunu satmaması, aksine birçok ecnebi işletmeyi ve şirketi yabancılardan satın alarak kamuya kazandırması, Osmanlı Devletinin enkazından ekonomide, sanayide, kültürde, ve daha birçok alanda atılım yapan Türkiye Cumhuriyetini kurması ve devleti bu şekilde başarıyla yönetmesi onun ne kadar başarılı, şerefli ve büyük bir devlet adamı olduğunu göstermektedir.

“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasında bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir” diyen Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin liderliğini yaptığı dönemde kurulan kurum, kuruluş ve fabrikalarla dışa bağımlı bir politikadan uzak durmuş ve ülkenin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde gelişmesini planlamıştır. Hatta bu dönemde yabancılardan satın alınan işletmeler de devlet eliyle güçlendirilmiştir.
Resim
Makineler şimdi bu halde.
Sümer Halkevi adıyla kurulan halkevinde halk bilinçlendiriliyor, kurslar düzenleniyordu. Fabrika çalışanları klasik müzik grubu oluşturup halka konserler veriyordu. Fabrikadaki desinatörler, kentte resimlerini yapıyor, sergiler açıyordu.
Resim
Bir ülke düşünün ki, hiç bir şey üretmiyor ve tüm vatandaşları yatıp kalkıp geyik muhabbeti yapıyor ve ekonomik değeri olan hiç bir şey için çaba harcamıyor.- Üretmeyen Ülkeler Tükenmeye Mahkumdur.. Bunun tek sorumlusu büyüme modelidir. Üreterek değil tüketerek büyüme. Çalışıp kazanarak değil borçlanarak. Vatandaş borçlandı, şirketler borçlandı ve dahası ülke borçlandı.

kuzu-muzu-degil-kasap-bicagini-yalayan-danalar-gibisiniz-t48900.html

Resim

1 Doları 1 TL değerinde olmasını istiyorsak Çok üretmemiz lazım Çok

İletiGönderilme zamanı: Cum Kas 27, 2020 7:00
gönderen İlteriş Kağan
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası
Mustafa Kemal Atatürk'ün bugün için önemini koruyan çok kıymetli bir cümlesi var. Şöyle diyor: "Uyuyan milletler ya ölür, ya da köle olarak uyanır." Bu cümle ve uyarı, tam da günümüz Türkiye'sini anlamada ve anlamlandırmada işlevsel bir role sahip.
Resim
Ülkelerin ekonomik kalkınma stratejileri incelendiği zaman temelde tarım sektörüne ya da sanayi sektörüne öncelik veren iki ayrı yöntem olduğu ortaya çıkmaktadır.
>Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu nedir diye sorulduğunda, büyük bir çoğunluk ‘üretmeden tüketmektir< “Türkiye’nin üretim kapasitesi yok ki Ne var Yok Sattılar. Üretmemiz gerekiyor. En büyük sorunumuz bu, çok üretmemiz gerekiyor. Üretmezsek dolar 1 liraya nasıl insin ki. Doları 1 liraya indirmek için çok üretmen lazım. Çok fabrika, çok fabrika, çok fabrika..
Resim
Bir ülkede ÜRETİMİN yerini TÜKETİM TOPLUMU ve HAMASET alınca; Sen istediğinde doları düşüremezsin, dolar istediğinde senin cebini düşürür!!

Mankurtlar beton ve asfaltın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!
Çay harareti alır, eşeklik bâki kalır - Üretmeden, satarak savarak, borçlanarak en çok halk yığınlarını yoksullaştırdı. Halk borçlanarak yaşamaya alıştırıldı. Toplumda gerginlik, bunalım, kriz, ahlak çöküntüsü, adam öldürmeler, cinnet geçirmeler, intiharlar en yüksek düzeyine ulaştı.
Bir ülke düşünün ki, hiç bir şey üretmiyor ve tüm vatandaşları yatıp kalkıp geyik muhabbeti yapıyor ve ekonomik değeri olan hiç bir şey için çaba harcamıyor.- Üretmeyen Ülkeler Tükenmeye Mahkumdur..
Tam bağımsızlığın Yolu Üretimden geçer Tarımda Üretim ve Ağır sanayi devrimleri ile Getirisi olmayan Beton ile değil.
Atatürk'ün Aklında dört yönde fabrika bacaları tüttüğü bir endüstri Türkiyesi vardı. Ataürk'ten sonra gelenler ne yaptı Ne var Yok sattılar Babalarının Malı gibi.

1 Doları 1 TL değerinde olmasını istiyorsak Çok üretmemiz lazım Çok

Re: Aslında Satılan Vatandır! / Necdet SEVİNÇ

İletiGönderilme zamanı: Cmt Kas 28, 2020 9:04
gönderen Gönül Pınar Atacı
Hepsi de tamamen GÜNCEL ve NESNEL, derin BİLİMSEL ve gerçek ATATÜRK'CÜ YURTSEVER, baştan sona MUHTEŞEM ve MÜKEMMEL üç yazı ve görseller. Çok değerli yazarları rahmetli Necdet SEVİNÇ'e ebedi rahmet ve sükunet, sevgili İlteriş'e ise en yürekten tebrikler ve teşekkürler.

Re: Aslında Satılan Vatandır! / Necdet SEVİNÇ

İletiGönderilme zamanı: Pzt Ara 14, 2020 17:16
gönderen İlteriş Kağan
Beşerî sermaye kaybı...
Dış bağımlılığın artması...
Döviz kaybı...
Halkın malının sermaye kesimine aktarılması...
Haksız rekabet...
İşsizliğin ve kamunun borç yükünün artması...
Tarıma, hayvancılığa darbe vurulması...
Ulusal güvenliğin tehlikeye atılması, ulusal kaynaklar ya da pazarların yabancıların eline geçmesi vs...
Bugün bütün bunların ve daha fazlasının altında özelleştirmeler ana sebeplerden biri olarak yer alıyor.
En ağır maliyet ve zararların, yasa dışı eylemlerin kaynağı durumunda olan özelleştirmeler Türk halkının ihtiyaçlarının gereği olarak yapılmadı, yapılmıyor.
Küresel sermayenin bir dayatması olan özelleştirmeler onların ve içimizdeki İrlandalıların ihtiyaçlarını karşılıyor, bizim değil, halkımızın değil.
Faydaları onlara gidiyor, zararları ise bize, bizim halkımıza...
Özelleştirme anlayışı, yabancıların ve yerli iş birlikçilerinin kamu varlıklarını emme ve ülke üzerinde egemenlik ve baskı kurması için bir silah gibi işlev gördü...
Özelleştirmeler ile hiçbir kaynak yaratılmadı, kaynaklar transfer edildi.
Atatürk Türkiyesi'ni başımıza yıkmak için bir araç olarak kullanılan her özelleştirme devleti daha da fakirleştirdi.
Fakirleşen devlet de, zamlara yükleniyor...Güney Amerika'da olduğu gibi, Türkiye'de de özelleştirmenin "gerçek ve çirkin yüzü" artık örtülemez, gizlenemez halde...