"Anayasalardaki Değiştirilemez İlkeler" Sempozyumu

Sivil örümcekler ile ilgili gelişmeler, yazılar ve değerlendirmeler

"Anayasalardaki Değiştirilemez İlkeler" Sempozyumu

İletigönderen Türk-Kan » Sal Kas 11, 2008 18:25

'Değiştirilemeyen ilkeler kabul edilemez'

Raportör Can: Anayasa Mahkemesi'nin meşruiyet sorunu var


Bilkent Üniversitesi ve Alman Uluslararası Hukuki İşbirliği Vakfınca düzenlenen "Anayasalardaki Değiştirilemez İlkeler" konulu sempozyum, Bilkent Otel'de başladı.


Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Gürzumar, Türk ve Alman anayasalarının "değiştirilemez" hükümler içerdikleri için birbirlerine benzerlik gösterdiklerini söyledi. Her iki anayasanın da anayasa yargısını düzenlediğini ve yargılama faaliyeti için anayasa mahkemesinin kurulmasını öngördüğünü ifade eden Gürzumar, iki mahkemenin özdeş sayılamayacağını ancak kuruluş görevlerinin benzerlik gösterdiğini anlattı.

Gürzumar, Türk ve Alman anayasaları arasındaki benzerliklerin metin üzerinde kaldığını, tarihsel, toplumsal, kültürel özellikler nedeniyle uygulamada farklılıklar yaşandığını kaydetti. Sempozyumun birinci oturumunda konuşan eski Federal Alman Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Winfried Hassemer sunduğu bildiride, hem Türk hem Alman anayasalarının çok mobil olduğunu, siyasi konulara girebildiklerini, medyada çokça yer aldıklarını söyledi. Her iki anayasanın da çok güçlü şekilde gözetim altında tutulduğunu ifade eden Hassemer, şunları söyledi:

"Anayasalarda değiştirilemez hükümlerin olması demokrasi açısından kabul edilemez. Değiştirilemez hükümler yasaların uyum sağlayabilirliğini yok eder, böylelikle sosyal uyum gerçekleşemez. Oylanamaz bir şeyi ortaya koyarsak demokrasi sona ermiştir. Yine de değiştirilemez ilkelerin haklılığının bulunduğunu düşünüyorum. Toplum içinde bu normların yeri vardır. Bazı normlar istikrarlıdır, süreklidir."

Bir anayasa değişikliği yapma çoğunluğu olunca anayasayı değiştirme çabası içine girildiğini, ancak çoğu zaman bunda hata yapıldığını dile getiren Hassemer, "Çoğunlukla kimseye sormama hatası yapılıyor. Değişiklik anayasaya uygun mu değil mi bakılmıyor. Yasakoyucu çok yerde bu hatayı yaptı. Hükümet tarafından kötüye kullanılarak yapılan anayasa değişiklikleri de oluyor" dedi.

-RAPORTÖR CAN: "KONUŞMAM ANAYASA MAHKEMESİ'Nİ BAĞLAMAZ"-

Aynı oturumda sunum yapan Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Osman Can da yapacağı konuşmanın Anayasa Mahkemesini bağlamayacağını, akademik özgürlük kapsamında konuşacağını söyledi.

Türkiye'de yüzyılı aşkın süredir, 1924 Anayasası hariç, "ferman anayasalarının" yürürlükte olduğunu ifade eden Can, Türk Anayasası'ndaki değiştirilemez ilkelerin diğer anayasalardaki değiştirilemez ilkelerden, argümanlar açısından oldukça uzak olduğunu kaydetti.

Değiştirilemez ilkeler arasında "Milli Marş, devletin dilinin Türkçe" olduğu gibi "ilginç ifadeler" bulunduğunu söyleyen Can, "devletin dili değil, devletin resmi dili" olacağını savundu. Anayasa'nın değiştirilemez maddeleri ile diğer maddeler arasında hiyerarşi kurulamayacağını ileri süren Can, bu maddeler arasında soyut ve somutluk ilkesi bulunduğunu, değişebilir normların, değiştirilemez maddelerin somut hali olduğunu anlattı.

Bu nedenle bir Anayasa değiştirildiği zaman değiştirilemez maddelerine dokunmanın kaçınılmaz olacağını ifade eden Can, "Çünkü her bir anayasa değişikliği o anayasaya aykırıdır, her bir yasa değişikliği o yasaya aykırıdır ama aykırı olduğu unsuru çıkarır atar" diye konuştu. Türk Anayasası'nda ilk 3 madde dışındaki bütün maddelerin, demokratik kurucu iktidarların tasarrufuna bırakıldığını söyleyen Can, "1982 kurucu iktidarı dahi 1982 Anayasası'nın demokratik bir dönüşüme kapalı olmasını arzulamadılar" diye konuştu.

-"ANAYASA BEKÇİLİĞİ"-


Anayasa Mahkemesi'nin hiçbir zaman kaynağını Anayasa'dan almadığı yetkiyi kullanamayacağını, her düzenleyici normun bu takdir yetkisine işaret ettiğini anlatan Can, Anayasa Mahkemesi'nin yasama organı karşısında yasanın koruyucusu olduğunu kaydetti.

Can, "Basit parlamento çoğunluklarının Anayasa'ya aykırı eylemleri olabilir, bunu sürekli yaşıyoruz, mümkündür" dedi. "Türkiye'deki Anayasa Mahkemesi'nin demokratik meşruiyet sorunu var. Türkiye'de yargı mekanizmasının demokratik meşruiyet sorunu vardır" diyen Can, Anayasa Mahkemesi'nin kurucu iktidar karşısındaki konumunun "Anayasa bekçiliği" olduğunu savundu.

Anayasa'nın aynı zamanda laik bir Anayasa olduğunu, değiştirilemez ilkelerin esnekliğe, işlevselliğe aykırı bir düşünce taşıyacağını ifade eden Can, yalnızca değiştirilemez ilkelerin esas alınmasının, demokratik talepler ile siyasal unsurlar arasında çatışmalara yol açabileceğini de ifade etti.

-ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI KILIÇ-

Açılışta konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da sempozyumun konusunu Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıl dönümünde konu olarak tespit etmeyi düşündüğünü belirtti. Kılıç, "Ancak bu konuda ne kadar cesaretli olabilirim, o konuda biraz endişeliyim. Ama görüyorum ki hem vakfın hem de Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin cesaretle tespit ettikleri konunun ne kadar önemli ve Türkiye açısından ne kadar hayati bir değere sahip olduğunu anlamak mümkündür" dedi.

-DTP HAKKINDAKİ KAPATMA DAVASI-

Haşim Kılıç, sempozyumdan ayrılırken gazetecilerin soruları üzerine, DTP hakkında açılan kapatma davasında raportörün, eksik bilgi ve belgeleri halen tamamlanmaya devam ettiğini bildirdi. Kııç, "O nedenle süreci tamamlayamadık" dedi.




İm (Kod): Tümünü seç
http://www.kanaldhaber.com.tr/HaberDetay.aspx?haberid=22706&catid=32

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=758950







Hukuk dışına çıkmakla hukuk sağlanamaz

Anayasa Mahkemesi'nin 'yetki gasbıyla' suçlanmasına neden olan özgürlüklerle ilgili kararına en anlamlı tepki raportöründen geldi. Raportör Doç. Dr. Osman Can, dün Bilkent Üniversitesi'nde anayasaların ebedi geçerliliğinin olamayacağını söyledi.


Can, Anayasa'nın meşruiyetini sürdürmesi için toplumsal ve siyasal değişikliklere kendisini uyarlama zorunluluğu bulunduğunu dile getirdi. Can'a göre Anayasa'nın değiştirilmesini reddetmek, onu geçersiz kılmanın en etkili yolu. 1921 Anayasası dışında Türkiye'nin 1876 yılından bu yana ferman anayasalarla yönetildi. Mahkeme'nin "olağan dışılığı ilan eden kurum haline dönüştüğünü" ifade eden Can, "Bu tecelli ettiyse devletin ayakta kalacağı ve hukukun gideceği açıktır. Hukuk dışına çıkmakla hukuk sağlanabileceği iddiası paradokstur." dedi.

Anayasa Mahkemesi'nin 'yetki gasbıyla' suçlanmasına neden olan özgürlüklerle ilgili kararına en anlamlı tepki raportöründen geldi. Raportör Doç. Dr. Osman Can, dün Bilkent Üniversitesi'nde anayasaların ebedi geçerliliğinin olamayacağını söyledi. Can, Anayasa'nın meşruiyetini sürdürmesi için toplumsal ve siyasal değişikliklere kendisini uyarlama zorunluluğu bulunduğunu dile getirdi. Can'a göre Anayasa'nın değiştirilmesini reddetmek, onu geçersiz kılmanın en etkili yolu. 1921 Anayasası dışında Türkiye 1876 yılından bu yana ferman anayasalarla yönetildi. Mahkeme'nin 'olağan dışılığı ilan eden kurum haline dönüştüğünü' ifade eden Can, "Bu tecelli ettiyse devletin ayakta kalacağı ve hukukun gideceği açıktır. Hukuk dışına çıkmakla hukuk sağlanabileceği iddiası paradokstur." dedi.

Bilkent Üniversitesi ve Alman Uluslararası Hukuki İşbirliği Vakfınca düzenlenen 'Anayasalardaki Değiştirilemez İlkeler' konulu sempozyum dün başladı. Sempozyuma katılan Federal Almanya Anayasa Mahkemesi eski Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Winfried Hassemer, Alman Anayasası'nda da değiştirilemez nitelikte ilkelerin bulunduğunu söyledi: "Anayasalarda değiştirilemez hükümlerin olması demokrasi açısından kabul edilemez. Değiştirilemez hükümler yasaların uyum sağlayabilirliğini yok eder. Sosyal uyum gerçekleşemez. Oylanamaz bir şeyi ortaya koyarsak demokrasi sona ermiştir. Yine de değiştirilemez ilkeler, haklılığının bulunduğunu düşünüyorum." diye konuştu.

Hassemer'den sonra söz alan Osman Can, Türkiye'deki Anayasa Mahkemesi'ne baktığında Alman hukukçu gibi konuşmasının mümkün olmadığını belirtti. Akademik kimliğiyle konuştuğuna dikkat çeken Can, mahkemenin pek çok konuda yetkisini aştığına vurgu yaptı. Türkiye'de Alman filozof Hegel anlayışının etkisi bulunduğunu belirten Can, bu anlayışın özelliklerini şöyle sıraladı: "Kutsallığı koruma uğruna siyasal alanı ortadan kaldırmak, siyaseti siyasal karar organlarının takdir sınırları dışına çıkarmak, her bir siyasal sorunu siyaset üstü konuma sürükleyerek çözümsüzlüğe mahkum etmek, zaman içinde siyaset mekanizmasını hiçbir sorunu çözemez hale getirmek, siyasete ve demokrasiye inancı ortadan kaldırmak, siyaset dışı bürokratik mekanizmalara siyasal sorunları deruhte etmek ve bunu hukuk devletinin bekasının bir gereği olduğunu söylemek, ya siyasetten nefret etmek ya da siyaseti demokratik sürecin ürünü olarak kabul etmemek." Can, konuşmasında kurucu iktidarı 'hukuksal otorite yaratan sosyolojik iktidar' olarak tanımlayarak, "Türkiye'de kurucu iktidarın kimler olduğunu biliyorsunuz." sözleriyle 1982 Anayasası'nı yapan darbe yönetimini ima etti. Can, parti ve toplumsal güçlerin çağrısıyla ortaya çıkacak bir kurucu meclisin de kurucu iktidar olabileceğini kaydetti.

Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'nin 'olağandışılığı ilan eden bir kurum haline dönüştüğünü' ifade eden Can, "Olağanüstülük tecelli ettiyse devletin ayakta kalacağı ve hukukun gideceği açıktır. Devletin bekasının hukuk normunun geçerliliğini üstün sayacağı ortadadır." dedi. Can, şöyle devam etti: "Anayasaya aykırılığı denetleyecek organın işlem ve eylemlerinin anayasaya aykırılık ithamı bulunan organlardan daha sağlam hukuksal değerlere dayanmalıdır. Hukuku tesis edecek organın ihlal ithamıyla suçlanan organdan daha çok hukuksal zemin içerisinde kalması gerekir ki denetimin meşruiyetinden söz edilebilsin. Zira hukuk dışına çıkmakla hukuk sağlanabileceği iddiası çözümsüz bir paradokstur."

Anayasa Mahkemesi'nin siyasal kararlar alamayacağını, yürütme veya yasamaya neyi yapması gerektiğini dikte edemeyeceğini dile getiren Can, "Bu durum Parlamento'nun ya da siyasal aktörlerin, kimi siyasal kararların mahkemeye yükledikleri ve mahkemenin de bu oyuna geldiği durumlarda geçerlidir." diye konuştu. Can şunları kaydetti: "Siyasetin yargısallaşması, yargı iktidarının da siyasallaşması tehlikesini ortaya çıkarıyor. Bu tehlike yargının her şeyi kaybettiği, siyasetin ise hiçbir şey kazanamadığı bir durumdur. Yargı her şeyi kaybeder. Çünkü siyaset yapmak yargının görev alanı ve ilkelerinin dışındadır. Bu durum yargının kemerini oluşturan ve yasalarla tartışmasız bağımlılığından olan tarafsızlığından vazgeçme anlamına gelir. Yargının karşı konulamaz güven kaybı yaşaması ve siyasal alanın yoğun etki altına girmesine yol açar. Siyaset de sadece kazanamayanların değil aynı zamanda kaybedenlerden sayılır."

Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü ve AK Parti'nin kapatılması davalarında aldığı kararlarda laiklik tanımı yaptığını hatırlatan Can, demokratik ilkelerin "gökten zembille inmediğini" pozitif kurallar olduğunu söyledi. Can, pozitif hukuksal normlar için değişmezlik iddiasının ancak totaliter anlayışların ürünü olabileceğini vurguladı. Laik sistemlerde dogmaların kutsallıkların dışlanacağını, tercihin her zaman toplumsal ve değişken olacağını vurguladı. Anayasa Mahkemesi Raportörü, Türkiye'de demokratik taleplerin yönünün belli olduğunu ve yeni bir anayasanın gerekliliğine vurgu yaparak konuşmasına şöyle devam etti: "Dönüşümün engellenmesi siyasal, sosyal ve demokratik taleplerin karşısına anayasanın değiştirilemez ilkelerinin çıkarılması, anayasanın demokratikliğini ortadan kaldırır." Ankara, Zaman

Doç. Dr. Osman Can'dan çarpıcı tespitler

    Anayasa'nın değiştirilmesini reddetmek, onu geçersiz kılmanın en etkili yoludur.

    Anayasa Mahkemesi, 'olağan dışılığı ilan eden bir kurum haline dönüştü. Bu durumda hukuk gider.

    Hukuku tesis edecek olan organ, ihlal ithamıyla suçlanan organdan daha çok hukuksal zemin içerisinde kalmalı.

    Anayasa Mahkemesi, siyasal kararlar alamaz. Yürütme veya yasamaya neyi yapması gerektiğini dikte edemez.

    Sosyal taleplerin karşısına değiştirilemez ilkelerin çıkarılması, anayasanın demokratikliğini ortadan kaldırır.

    Değiştirilemezlik gerekçesiyle güler yüzlü bir Frankoculuk'u korumaya devam edecek miyiz?

    Hukuk dışına çıkmakla hukuk sağlanamaz. Hukuksal normlar için değişmezlik iddiası totaliter anlayışın ürünü.

Ne kadar cesaretli olabilirim, endişeliyim

'Anayasalardaki Değiştirilemez İlkeler' konulu sempozyuma Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da katıldı. Kılıç, bu konuyu Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıl dönümünde tartışmayı düşündüğünü belirtti. Kılıç, "Ancak bu konuda ne kadar cesaretli olabilirim, o konuda biraz endişeliyim. Ama görüyorum ki hem vakfın hem de Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin cesaretle tespit ettikleri konunun ne kadar önemli ve Türkiye açısından ne kadar hayati bir değere sahip olduğunu anlamak mümkündür.'' dedi.


İm (Kod): Tümünü seç
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=759091







Altan: Bu rejim diktatörlük

Altan şimdi de Anayasa'nın değiştirilemez maddelerinin tartışılmasını istedi.


Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan'ın yazısı:

KORKUYOR


Dehşete düşüyorum tabii. Ama beni dehşete düşüren, “dehşetli şeyler” olmuyor. Beni sükunet ve doğallık ürpertiyor. Başkanı, anayasa hakkında konuşmaktan çekinsin, “bu konuda konuşmaya cesaretim yeter mi bilmiyorum” desin. Bir ülkede anayasa Anayasa Mahkemesi Başkanı da konuşmazsa, kim konuşur? Herhalde hiç kimse. Anlayacağınız hiçbirimiz, hayatımızı tanzim eden anayasa hakkında fikir söyleyemeyeceğiz. Söylemek istersek de “cesaret” toplamamız gerekecek. Üstelik bu durum da gerek mahkeme başkanı tarafından, gerekse toplum tarafından çok doğal karşılanacak. Bana sorarsanız, bu, yaşadığımız ülkedeki durumun özetidir.

Kendi ülkemizde, bizi, hepimizi, kendi ülkemiz, kendi geleceğimiz, kendi anayasamız hakkında konuşmaktan “men eden” , bizi korkutan bir “güç” var. B “gücün” yasal bir tarifi, yasal bir yeri yok. Kara Göl’ün Canavarı gibi bir şey bu. Aniden çıkıyor ve kızdığını yiyor. Anlayabildiğim kadarıyla kafamızdaki “görüntü” tam da böyle bir şey. “Güç gelir, bizi yer.” Böyle düşündüğümüz, böyle korktuğumuz sürece o “güç” gelir ve bizi yer gerçekten. O korku yüzünden her türlü saçmalığa boyun eğeriz.

Bilkent Üniversitesi, “anayasadaki değiştirilemez ilkeler” başlıklı bir sempozyum düzenlemiş. Türk ve Alman konuklar bu konudaki görüşlerini açıklamışlar. Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can, çok “cesur” bir konuşma yapmış. Can, “her anayasa değişikliğinin anayasaya, her yasa değişikliğinin de yasaya aykırı olduğunu, ancak parlamentolardaki bu aykırılıkla değişimin ve ilerlemenin sağlanacağını” anlatmış.

Bir Alman uzman da ona katılmış. Biliyorsunuz, bizim anayasamızda “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeler bulunuyor. Böyle “değiştirilemez” maddeler Alman anayasasında da varmış.

İki anayasada da değiştirilemez maddeler bulunması, bu durumu “demokrasiye ve hukuka” uygun hale getirmiyor elbette. Birincisi, bu maddelerin “değiştirilemeyeceğine” kim karar verdi? Eğe bir ülkenin anayasasında “değiştirilemez” maddeler varsa, o ülkenin egemenlik hakkı kısıtlanmış olmaz mı? Hangi güç bir parlamentoya “sen bunu değiştiremezsin” diyebilir? Diyebilen her kimse, o, parlamentodan daha güçlü ve yetkilidir. Parlamentodan üstün olan, milletten de üstündür. Parlamentodan ve milletten daha üstün gücün bulunduğu tek rejim ise diktatörlüktür.

Ben bunu söylediğimde insanların “ne yani, Türkiye diktatörlük mü” diye sormayacağını ama “peki Almanya da mı diktatörlük” diye soracağını biliyorum. Almanya’da demokrasiye aykırı “değiştirilemez” maddeler bulunmasına rağmen orası “diktatörlük” değil, çünkü bu maddeler hakkında “korkmadan” konuşabiliyorlar. Biz konuşamıyoruz. Ya korkuyoruz… Ya da konuşabilmek için “cesaret” göstermemiz gerekiyor. Bizim rejimimizi bir “diktatörlüğe” benzeten de bu “korku” zaten.

Anayasadaki “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddelerin anayasada kalıp kalmamasından daha önemli olan, bu maddeler hakkında konuşamamamız. Niye tartışamıyoruz biz bu maddelerin değiştirilip, değiştirilemeyeceğini? Bir şey “teklif etmemize” gerek yok, konuşabiliriz. Ama konuşanın büyük bir ihtimalle başı derde girer. Çünkü o “değiştirilemez” maddeler arasında “laiklik” maddesi yer alıyor. Halbuki tam da o maddenin konuşulması gerekiyor. Çünkü bizim anayasamızdaki “laiklik” maddesi, bu ülkenin gerçekten laik olmasının önündeki en büyük engel.

Artık bunu herkes biliyor, burası laik değil, burada din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıyor… Burada devlet, her şeyi denetimine aldığı gibi dini de denetimine alıyor. Normalde “caminin imamı” olması gerekirken, burada “devletin imamı” var. Cumaları camilerde “devletin görüşleri” okunuyor. Bakanlar Kurulu’nda hatim indirilmesiyle, camilerde devlet görüşlerinin okunması arasında, sizce laiklik açısından nasıl bir fark bulunuyor? Hiçbir fark yok bence. Burada kendi toplumundan korkan bir devlet ve kendi toplumundan korkan “devletçiler”, kendi korkularının üstesinden gelebilmek için toplumu korkutuyorlar.

Onlara göre bu toplumu kendi haline bırakırsan ya şeriatçılar gelir, ya bölücüler. Cumhuriyet kuralı seksen küsur yıl oldu, hala bu toplum şeriat ve bölünme yanlısıysa, Cumhuriyet’in kurduğu sistem hiçbir işe yaramıyor demektir. Demek ki, bunca yıl bu devlet, bu halka “şeriattan ve bölünmeden daha iyi bir şey” sunamadı. Bunca zaman yapamadığını bundan sonra yapabilecek mi? Niye yapsın?

Anlaşılıyor ki daha binlerce yıl bu devlet bu toplumu ezecek, ona “şeriattan ve bölünmeden” daha iyi bir hayat tarzı sunamayacak ve bunun konuşulmasını yasaklayacak. Bunu da hep birlikte “doğal” karşılayacağız. Beni dehşete düşüren de bu doğallık zaten.


İm (Kod): Tümünü seç
http://www.gercekgundem.com/?p=161373









Yeni anayasa şart oldu... Gerekçe, Anayasa Mahkemesi

Anayasa Mahkemesi’nin eğitim özgürlüğü getiren yasayla ilgili iptal gerekçesi, Ankara’da ‘sistem krizi’ olarak yorumlandı. Şimdi herkes, bu krizden çıkışın yolunu arıyor. Tek çözüm ise referanduma götürülecek yeni bir anayasa.

1929’dan 1930’ların sonuna kadar ABD, tarihinin en büyük ekonomik çöküntüsünü (Büyük Buhran) yaşıyordu. Nüfusun yüzde 25’i işsiz, 2 milyon kişi de evsiz kalmıştı. ABD’nin 32. Başkanı Franklin Delano Roosevelt, dördüncü kez seçildiğinde karşısında duran en büyük sorun, Anayasa Mahkemesi’nin (Supreme Court) çok yönlü yeniden yapılanma programını (Yeni Düzen-New Deal) onaylamamasıydı. Mahkeme, her davada bu anlaşmanın anayasaya aykırılığını ilan ediyordu. Roosevelt, mahkemenin terkibini değiştirmeye karar verdi. Adli Reorganizasyon Kanun Teklifi adıyla hazırladığı reform paketi ile mahkemede 70,5 yaşını geçmiş her yargıç için fazladan bir yargıç atama yetkisini gündeme getirdi. Yargıçların iş yükünü azaltacak bu teklif, Başkan Roosevelt’e, 70 yaşını 6’aydan fazla aşmış her yargıç için en az 10 yıl tecrübeli 6 yeni yargıç atama yetkisi veriyordu aynı zamanda. Üye sayısı 15’e çıkacak, böylece mahkemenin dengesi de değişecekti. Çünkü Anayasa Mahkemesi kararları, yargısal yetkilerin aşırı derecede genişletilmesiyle alınıyor, bu durum krizle ekonomik ve siyasi mücadeleyi baltalıyordu. Yeni yasa teklifiyle reformcular çoğunluğa ulaşacak, ülkenin önü açılacaktı. Teklif senatoya sunuldu. Çoğunluk lideri Joseph T. Robinson, teklifi senatodan geçirecek nüfuza sahipti; ne var ki kalp krizinden öldü. Senato 70’e karşı 20 oyla adli reform paketini iade etti; ancak ihtilaflı tüm hususları da temizleyerek yolları açtı. Bu örnek, Roossevelt’in ‘mahkemeyi paketleme kanunu’ diye hukuk tarihine geçti.

Bugün ABD yeni bir ekonomik buhranın içinde; fakat Anayasa Mahkemesi ve yüksek yargı krizleri Türkiye’de yaşanıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) sivil anayasa ve kapsamlı yargı reformu gibi konularda yol haritası henüz netleşmedi. Roosevelt kadar cesur adımlar atılıp atılmayacağı bilinmiyor. Fakat Mahkeme’nin Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinin iptali ile ilgili gerekçesi, Ankara’da tam bir ‘sistem krizi’ olarak tanımlanıyor. Üniversitelerde özgürlüğün kapılarını aralayan değişikliğin iptali ve Mahkeme’nin iptal gerekçesi siyasetin ve Meclis’in haklarını gasp etmekle kalmadı; asli kurucu unsur olan ‘milletin’ talebi doğrultusunda gerçekleştirilecek anayasa değişikliklerinin önünü tıkadı. Demokrasinin temel ilkelerinden hukuk devleti olma ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri ortadan kaldırıldı. Modern demokrasilerde yasama (geçici veya sürekli kanun yapma-düzeltme, yürürlükten kaldırma, anayasa yapma), yürütme (icra ve uygulama) ve yargı (suçluları cezalandırma, uyuşmazlık çözme) olarak üçe ayrılan kuvvetlerin (erk) mücadelesi açısından Türkiye yeni ve çok derin bir krizin içine girdi.

Muhalefet cephesinde ilk öneri MHP’den geldi. Devlet Bahçeli, Mahkeme’nin yetkilerini yeniden tarif etme anlamında iki Anayasa maddesinin değiştirilmesini önerdi. Tüm partiler, özgürlüklerin kısıtlanmasına tepki gösterdi. Karardan mutlu olan tek parti, değişikliği mahkemeye götüren CHP oldu.

Peki, yargı erki ile siyaset kurumu arasında daha ziyade büyük reform ve dönüşüm dönemlerinde ortaya çıkan derin krizin çıkışı neresi? Çözüm için sıralanan ilk öneriler arasında Anayasa’nın 148 ve 153. maddelerinin değiştirilmesi, yani Mahkeme’nin yetkilerinin hatta üye sayısının tekrar belirlenmesini de içeren kapsamlı yargı reformu, sivil-demokratik ve yeni bir anayasa yaparak referandumla halkoyuna götürülmesi, muhalefetin ikna edildiği yeni anayasa yapılması teklifleri yer alıyor. AK Parti kurduğu inceleme komisyonu ile hem kapatmama kararının hem de Anayasa maddelerinin iptal gerekçelerini ince eleyip sık dokuyarak gözden geçirecek. İktidar partisinin bakışı çözüm şıklarını da belirleyecek.

MAHKEME ÜYELERİNİ MECLİS SEÇMELİ

Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü ve anayasa hukukçusu Prof. Dr. Mehmet Turhan, iptal kararını ve gerekçesini ‘son derece tehlikeli’ buluyor. Bundan sonra anayasada değişiklik yapabilmenin, Mahkeme’nin denetimine kaldığını, bunun da Mahkeme’nin ‘tali kurucu iktidar olması’ anlamına geldiğini ifade ediyor. Turhan, çözümü yepyeni bir anayasada görüyor. Ancak Mahkeme’nin bunu da engellememesi için anayasayı halka götürmenin en doğru karar olacağına inanıyor. Ona göre, en üzücü olan şey, Yüksek Mahkeme’nin hak ve özgürlükleri genişleten düzenlemeler konusunda aleyhte karar vermesi.

Turhan, Mahkeme’nin yetkisi olmayan konularda denetim yaparak hem kendisini bitirdiğini hem de prestij kaybettiğini savunuyor: “Mahkeme Anayasa’ya aykırı davranıyor. Peki anayasaya aykırı davrananları nasıl denetleyecek? Anayasa’nın 148. maddesinde açıkça belirtiliyor. Mahkeme anayasa değişikliklerini şekil bakımından denetlerken oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülüp görüşülmediğine bakacak. Bu kadar açık bir hükmü yok saydı.”

Mahkeme’nin reforma ihtiyacı olduğunu belirten Turhan, çözümü üyelerin bir kısmının TBMM tarafından seçilmesinde görüyor. Bir de iptal davalarının kaldırılmasında: “Yüksek Mahkeme’nin siyasete bulaşması iptal davalarında oluyor. Madem, temel görevi hak ve özgürlükleri korumak, o zaman iptal davalarını kaldıralım. Yerine itiraz yolu ya da bireysel başvuru olsun. Böylece Mahkeme muhalefetin aracı değil insan haklarıyla uğraşan bir mahkeme hâline dönsün.”

Üyelerin Meclis kanalıyla seçilmesi tartışması yeni değil. Çünkü dünya ülkelerinin çoğunda yargı üyeleri (yüzde 50’si) meclisler, yürütme ya da yasama organlarınca seçiliyor. Bizde de bu tartışmalar ilk önce yüksek yargı organları eliyle yapılıyordu. Ancak tartışmalar 2008 başında bıçakla kesilmiş gibi bitti. Örneğin, Yargıtay üye sayısının düşürülmesiyle ilgili tartışma ve teklifler Ocak 2008’de geri çekildi.

Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin bir kısmının TBMM tarafından seçilmesi tartışması da ilk olarak 2004’te gündeme gelmişti. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Meclis’in üye seçmesinden rahatsızlık duymayacaklarını belirtmiş, Batılı ülkelerde mahkeme üyelerinin üçte birinin meclisler tarafından seçildiğini hatırlatmıştı. 1961 Anayasası’na göre Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 7’si TBMM tarafından seçiliyordu. Son kararla Anayasa Mahkemesi’nin ‘meşruiyeti’ de tartışma konusu oldu. Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, krizin aşılabilmesi için Mahkeme’ye demokratik meşruiyet kazandırmak gerektiğini belirtiyor. Bunun yolunun da Mahkeme’nin yapısının değiştirilmesi, üyelerin bir kısmının Meclis tarafından seçilmesi ve görev sürelerinin sınırlandırılmasından geçtiğini kaydediyor. Böylece juristokrasi, yani ‘yargıçlar iktidarı’nın da engelleneceğine inanıyor.

TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu, 1982 Anayasası’nın anayasa değişiklikleri konusunda Mahkemey’e, 1/3 teklif etme, 3/5 kabul etme çoğunluğu ve oylamanın ivedilikle yapılması dışında yetki vermediğinin altını çiziyor. Anayasa’nın tamamının abluka altına alındığını vurgularken, “Krizden çıkış içinse iki yol var: Referanduma götürmek kaydıyla sivil-demokratik bir anayasa yapılması; iktidar-muhalefet tam mutabakatıyla anayasa değişikliği yapılarak ‘mahkemeye götürülmeden’ değişikliğin kabulü.” değerlendirmesini yapıyor.

YÜKSEK MAHKEME, VARLIĞINI TARTIŞILIR HÂLE GETİRDİ

Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını tamamen hukuka aykırı buluyor. Dolayısıyla bu kararın gerekçesinin hukuki olmasını beklemiyor: “Mahkeme bu kararıyla kendisini Meclis’in üstüne çıkardı. Hukuk kurallarını birtakım düşüncelerine alet ederek varlığını tartışılır hâle getirdi, kendisine büyük bir zarar verdi.”

Mahkeme’nin bundan sonra bütün anayasa değişikliklerini esastan görüşebileceğine dikkat çeken Gündel’in çözüm önerisi önümüzdeki dönemde Meclis eliyle Mahkeme’nin kendi sınırlarına çekilmesi ve yeniden yapılandırılması.

Peki, Mahkeme’nin yetkileri neye göre sınırlandırılacak? Bu konuda Başbakanlık’ın bu yıl hukukçulara hazırlattığı ‘Türk Yargı Sistemi ile Bazı Ülkelere Ait Yargı Sistemleri Mukayesesi’ isimli çalışma iyi bir örnek teşkil ediyor. Söz konusu çalışma, Batı demokrasilerindeki yüksek mahkemelerin, kimlerden ne şekilde oluşturulduğunu gözler önüne seriyor.

Türkiye’deki durum ise ne Avrupa normlarıyla ne de çağdaş demokrasilerle kıyaslanacak durumda. Örneğin yüksek yargıdaki (Yargıtay, Danıştay) atamalar aralarında adalet bakanı ve müsteşarının da yer aldığı 7 kişilik Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nca (HSYK) yapılıyor. HSYK üyeleri de bu mahkeme üyelerinden seçiliyor. Bunun da içtihatların tekelleşmesi, hâkimlik mesleğinin kalıplaşması gibi birçok sakıncası var.

Türk yüksek yargısının en büyük çıkmazlarından biri; üyeliğin emeklilik yaşına (65) kadar sürmesi. Dinamik ve modern bir yargılama için yaş ya da süre sınırı konması gerekiyor. ABD’de yüksek hâkimlerin görevi 4-6 yıl arasında değişiyor. Avrupa’da ise yüksek hâkimler için değişik görev süreleri uygulanıyor. İtalya, İrlanda, İsveç, Belçika, Litvanya 4’er yıllığına; Hollanda, Macaristan 6; Estonya 3 yıllığına bu hâkimleri göreve getiriyor. Birçoğunda da azil yetkisi var. İngiltere’de hâkimler Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası’nın ortak kararıyla azledilebiliyor. Türkiye’de azil yetkisi (örneğin Anayasa Mahkemesi üyeleri için) atamayı yapan en üst makam olmasına rağmen cumhurbaşkanında bile yok.

Anayasa Mahkemesi üyeleri Türkiye’de Anayasa’nın 146’ncı maddesinde tarif edildiği şekilde seçilip atanıyor. Cumhurbaşkanı iki asıl, iki yedek; Yargıtay iki asıl, bir yedek; Danıştay bir asıl; Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, Sayıştay üç aday içinden bir asıl; YÖK ise üç asıl, bir yedek üyeyi seçerek gönderiyor. Yani yüksek yargı atamalarında yürütme, çok istisnai durumlarda atamalara müdâhil.

Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere Türkiye’deki yüksek yargı organlarıyla ilgili tartışılması gereken en önemli hususların başında kuşkusuz ‘hesap verebilirlik’ geliyor. Halkla kurullar arasında temsil bağı olmaması, Parlamento’ya karşı sorumluluk duyulmaması şeffaflığı ortadan kaldırıyor. Hatta Avrupa Birliği raporlarına giren eleştirilerin tabiriyle; zümre, kamuoyunda bilinen hâliyle yargıçlar bürokrasisinin egemenliğine yol açıyor. Batı demokrasilerinde olduğu gibi ‘atama, azil, tayin, üye sayısı belirleme’ gibi usuller hakkında yapılacak çalışmalarla ‘hesap verebilirliğin’ mutlaka artırılması gerekiyor. Bunun yargı bağımsızlığını engellemediğinin de iyi anlatılması büyük önem taşıyor. Belli ki, TBMM’nin ve önümüzdeki seçimlerin ana konusu ‘yargı reformu’ ve ‘sivil-demokratik anayasa’ olacak.


MAHKEME ÜYELERİ VE KALAN GÖREV SÜRELERİ
    Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç: Turgut Özal tarafından 1990’da Sayıştay üyesiyken atandı. Kalan süresi 7 yıl.

    Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt: Üst düzey yönetici kontenjanından Ahmet Necdet Sezer tarafından atandı. 11 sene daha görev yapacak.

    Üye Sacit Adalı: Özal tarafından ‘üst düzey yöneticiler ve avukatlar’ kontenjanından 1993’te üyeliğe seçildi. 2011’e kadar görevde kalacak.

    Üye Fulya Kantarcıoğlu: Süleyman Demirel tarafından 1995’te Danıştay kontenjanından seçildi. Kalan süresi 5 yıl.

    Üye Ahmet Akyalçın: Sezer tarafından Yargıtay kontenjanından 2000 yılında üyeliğe seçildi. Görev süresi 2014’te tamamlanıyor.

    Üye Mehmet Erten: Sezer tarafından Yargıtay’dan 2002’de üyeliğe seçildi. Kalan süresi 6 yıl.

    Üye Serdar Özgüldür: Sezer, 2004’te Askerî Yüksek İdare Mahkemesi kontenjanından üyeliğe atandı. Kalan süresi 12 sene.

    Üye Abdullah Necmi Özler: Sezer tarafından Askerî Yargıtay üyeliğinden 2004’te üyeliğe atandı. Görev süresi 2011’de doluyor.

    Üye Şevket Apalak: Sezer tarafından Danıştay üyeleri arasından 2005’te atandı. 2 senesi kaldı.

    Üye Serruh Kaleli: Sezer tarafından avukatlar kontenjanından 2005’te atandı. 11 yıl daha görev yapacak.

    Üye Ayla Perktaş: Sezer tarafından Danıştay’dan 2007 yılında bu göreve atandı. Kalan süresi 6 sene.


AVRUPA’DA YARGIÇLARI HALK SEÇİYOR

Başbakanlık’ın hukukçulara hazırlattığı ‘Türk Yargı Sistemi ile Bazı Ülkelere Ait Yargı Sistemleri Mukayesesi’ isimli çalışma, Batı demokrasilerindeki yüksek mahkemelerin nasıl oluşturulduğunu ortaya koyuyor. Buna göre, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, İsveç, Norveç, ABD, Japonya gibi ülkelerin yargı sistemleriyle ilgili göze çarpan en önemli ayrıntı, anayasa mahkemesi, yüksek mahkeme (Supreme Court) diye adlandırılan mekanizmalardaki hâkim ve savcıların halk tarafından seçilmesi veya yasama, yürütme organlarınca atanmış olması. Mesela, Türk hukuk sistemine en çok benzeyen Fransa’da parti kapatma yetkisine sahip savcılık makamı yürütme eliyle belirleniyor. Yüksek Hâkimler Kurulu, hâkimleri atıyor. Ancak bu kurulun başkanı cumhurbaşkanı, yardımcısı da adalet bakanı. 9 üye devlet başkanı tarafından seçiliyor. Konseyin iki üyesi hâkim değil. Yasama organı konseyde temsil ediliyor. Üstelik alınan kararlar için ‘Devlet Şûrası’na müracaat ediliyor.

Demokrasinin beşiği olarak tarif edilen ABD’de hem Yüksek Mahkeme’nin hem de sayıları 225 olan bölge mahkemelerinin hâkimleri, senatonun seçimi üzerine başkan tarafından atanıyor. Eyaletlerdeki hâkimler ise ya valiler tarafından ya halkoyuyla ya da eyalet meclislerince belirleniyor. 50 eyaletten 38’inde seçim halk tarafından yapılıyor. İsviçre’de de hâkimler halk tarafından seçiliyor. Almanya’da Federal Anayasa Mahkemesi (Alman Anayasası’nın 94/1. maddesi) üyeleriyle eyaletlerdeki anayasa mahkemesi hâkimlerini meclis belirliyor. Savcıların atanmaları ve özlük işlemleri federal veya eyalet adalet bakanlıklarının yetkisi altında. Almanya, İngiltere, İsveç, Norveç, Avusturya, Belçika, Hollanda, İspanya, İrlanda, Portekiz gibi Avrupa ülkeleri ile Japonya’da da hâkimler yürütme organı ya da devlet başkanı/kral tarafından atanıyor. Daha da ilginci, örneğin anayasa değişiklikleri birçok ülkede anayasa mahkemelerine bile götürülmüyor. Bu alan yasama ve yürütmenin alanı olarak tarif ediliyor.

ANAYASA’YA AYKIRI GEREKÇE

Anayasa’ya aykırı olarak 4,5 ay gecikmeli açıklanan iptal kararının gerekçesi, yine Anayasa’nın 2’nci maddesiyle düzenlenen ‘laiklik’, 148’inci maddesiyle düzenlenen Mahkeme’nin görevleri ve 4’üncü maddesindeki ‘ilk 3 maddenin değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ hükmüne dayandırıldı: “Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları gözetildiğinde, Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yapılan düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine açıkça aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen Cumhuriyet’in temel niteliklerini dolaylı bir biçimde değiştiren ve işlevsizleştiren bu düzenleme Anayasa’nın 4’üncü maddesinde ifade edilen değiştirme ve değişiklik teklif etme yasağına aykırı olduğundan, Anayasa’nın 148’inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen teklif koşulunun yerine getirilmiş olduğu kabul edilemez.”


SEÇİLMİŞLER, KURUCU İKTİDARA ORTAK OLDU

Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Adnan Küçük’e göre, Anayasa Mahkemesi tali kurucu iktidara ortak oldu. Yani kendi irade ve inisiyatifi ile bir devlet yetkisini ihdas ederek (ortaya koyma) yasama organının yetkisini paylaşacak bir noktaya geldi. Oysa bu durum Anayasa’nın 6. maddesindeki bir hükme açıkça aykırılık teşkil ediyor: “Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan devlet yetkisi kullanamaz.”

Gerekçeli kararın hukuki açıdan sorunlu olduğunu dile getiren Küçük, sebebini şöyle özetliyor: “Yüksek Mahkeme, Parlamento’yu anayasal yetki dışına çıkarak sınırlandırıyorsa, artık burada millî iradenin seçilmişler tarafından dizginlenmesi ortaya çıkacak ki, bu da demokrasiye zarar verir. Mahkeme her anayasa değişikliğini esastan görüşme yetkisi ile denetleyecekse bundan sonra yapılacak bütün anayasa değişikliklerini çok kolay iptal edebilir. Bu durumda anayasa değişikliklerinin normal kanunlardan farkı kalmaz. Bu da Mahkeme’nin benimsediği sistemi altüst eder. Artık Parlamento’nun yapacağı anayasa değişiklikleri Mahkeme’nin onayına kalacak.”



FATİH UĞUR / NURSEL DİLEK / MEHMET BAKİ

(AKSİYON)




İm (Kod): Tümünü seç
http://www.huder.org/habergoster.asp?ID=854

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=753825






Sempozymun programı: :arrow: http://rapidshare.com/files/162782040/I ... kisch2.pdf


Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
Türk-Kan
Kuvva-i Milliye
 
İletiler: 6735
Kayıt: Pzt Şub 19, 2007 20:56

İletigönderen İlteriş » Sal Kas 11, 2008 22:50

Sanirim Anayasayi Koruma gorevi halka dusecek, sayet rejimi degistirmeye yonelik olarak boyle bir hukuksuzluk yapilirsa, halk kendi eseri Cumhuriyeti korumak icin siddete basvurmak dahil her turlu direnme hakkina sahip olacaktir. Biz bu Cumhuriyeti kolay kazanmadik, boyle kolay yokedemezler.
Saygilarimla
"Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir"

Mustafa Kemal Ataturk
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş
Üye
Üye
 
İletiler: 1197
Kayıt: Cmt Eki 20, 2007 23:05

İletigönderen Türk-Kan » Sal Kas 11, 2008 23:40

gokturkmehmet, tüm mekanizmalari harekete gecirdiler, örümcegin diger bacagi da destekleyici ön calismalari yapiyor: :arrow: http://www.guncelmeydan.com/forum/genc-sivillerden-anayasa-referandumu-vt16990.html
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
Türk-Kan
Kuvva-i Milliye
 
İletiler: 6735
Kayıt: Pzt Şub 19, 2007 20:56

İletigönderen AlpereN » Çrş Kas 12, 2008 1:15

Şimdi tüm bu çabalar Sorosçu Turuncu Devrim çabalarımı? yoksa Şeriata giden yolda kaleleri yıkma çabalarımı? galiba şöyle;
Turuncu Devrim birinci basamak,
(sözde)Kürdistan ikinci basamak,
Şeriat üçüncü basamak,
BOP ise basamakların bittiği aşamadır heralde..
Kullanıcı küçük betizi
AlpereN
Üye
Üye
 
İletiler: 628
Kayıt: Pzr Nis 22, 2007 22:57

İletigönderen İlteriş » Çrş Kas 12, 2008 5:49

Bizim de planlarimiz olacak, ve bizim planlarimiz bu basamaklarin hepsini tek tek yikacaktir Alperen. Tarihte oldugu gibi. Hele su okulum bitse de ulkeme donsem...
"Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir"

Mustafa Kemal Ataturk
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş
Üye
Üye
 
İletiler: 1197
Kayıt: Cmt Eki 20, 2007 23:05

İletigönderen MansurSah » Çrş Kas 12, 2008 9:42

gokturkmehmet yazdı:Bizim de planlarimiz olacak, ve bizim planlarimiz bu basamaklarin hepsini tek tek yikacaktir Alperen. Tarihte oldugu gibi. Hele su okulum bitse de ulkeme donsem...


Ben de benzer durumdayım hocam. 2010 Nisan'ı iple çekiyorum.. Gerçi düşün taşın, ne yapabileceğime dair net bir fikrim yok henüz.

Milleti, milletin azmi ve iradesi kurtaracak ve bizler de önder olmalıyız ama.. Nasıl?
Fatih "Mansur Şah" Özaydın

Hem Cemaat hem Cumhuriyet olunmaz,
Ters mıknatıslanma yapar!!!
Kullanıcı küçük betizi
MansurSah
Bilim Adamı
Bilim Adamı
 
İletiler: 611
Kayıt: Cum Ara 07, 2007 18:04
Konum: Osaka, JP

İletigönderen Türk-Kan » Çrş Kas 12, 2008 10:21

Prof. Dr. Özbudun "Tartışılmalı" dedi

AKP’nin yeni anayasa taslağını hazırlayan komisyonun başkanı, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun, anayasanın değiştirilemez maddelerinin, yoruma açık, geniş kavramlar olduğunu belirterek “Bu kavramları değiştirilmezlik kapsamı içine sokmak ve hükümlerin bekçiliğini de Anayasa Mahkemesi’ne bırakmak, Anayasa Mahkemesi’ne anayasa değişiklikleri konusunda sınırsız takdir hakkı tanımaktır” dedi.

Bilkent Üniversitesi ile Alman Uluslararası Hukuki İşbirliği Vakfı’nca Bilkent Otel’de düzenlenen “Anayasalardaki Değiştirilemez İlkeler” konulu sempozyumda konuşan Özbudun, Anayasa Mahkemesi’nin, üniversitelerde türban serbestliği getiren anayasa değişikliğine ilişkin iptal kararını eleştirdi. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararında, “Ancak demokratik, siyasi hayattaki bir kesintiden sonra ortaya çıkan gücün, asli kurucu iktidarın yeni anayasa yapabileceği” yorumunu yaptığını belirten Özbudun, bu görüşün yanlış olduğunu, teorik ve pratik olarak kabul edilemeyeceğini savundu. Anayasa değişikliğinin TBMM’deki 550 milletvekilinin 411’inin çoğunluğuyla kabul edildiğini anımsatan Özbudun, bundan daha kapsamlı bir çoğunluğu aramanın yanlış olacağını öne sürdü.

Özbudun, değişmezliğin yalnızca Cumhuriyet ilkesiyle sınırlı tutulacağı bir anayasa yapılmasının uzun yıllardır savunulduğunu da belirtti.



İm (Kod): Tümünü seç
http://www.cumhuriyet.com/cumhuriyet/w/c0716.html







Türkiye için büyük tehlike

Hukukçular, Haşim Kılıç’ın sözlerini eleştirirken değiştirilemeyecek maddelerin tartışılamayacağını belirttiler:


ANKARA/İSTANBUL (Cumhuriyet) - Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın anayasanın değişmez ilkelerini Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde yapılacak panelde tartışmaya açmayı düşündüğünü belirtmesini “Bunu Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın yapması Türkiye Cumhuriyeti için büyük tehlike doğuruyor” diyerek eleştirdi. Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile oynamanın sivil darbe anlamına geleceğini söyledi. Anayasa hukuku uzmanı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu da “Anayasa ile böyle bir sınırlama getirilmişse artık bunların üzerinde neyi tartışacağız ki?” dedi. Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç de AKP’nin parlamentodaki çoğunluğu üzerinden kendi yönetim hukukunu oluşturmaya çalıştığını söyledi.

Kılıç’ın Yüksek Mahkeme’nin kuruluş yıldönümünde anayasanın değişmez ilkelerini tartışmaya açmayı düşündüğünü açıklaması ve Anayasa Mahkemesi raportörlüğü yapan Osman Can’ın da bu maddeleri eleştirmesi tepki çekti. Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Savaş, “Bunun gibi tekliflerde bulunan siyasiler ve Anayasa Mahkemesi Başkanı göreve başlarken, anayasaya sadakat için yaptıkları yemini hiçe saydıklarını bu beyanlarıyla göstermişlerdir. Haşim Kılıç ve Osman Can, anayasamızın laiklik ve Atatürk milliyetçiliği ilkelerini, daha doğrusu cumhuriyetimizin temel felsefesini ve anayasamıza yansıyan değişmez ilkelerini benimsemediklerini ortaya koymuşlardır. Son beyan da bunun en güzel delilidir. Haşim Kılıç aslında anayasayı ihlal suçu işlenmek pahasına anayasanın değişmez ilkelerinin değiştirilmesini istiyor. Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın böyle tekliflerde bulunabildiği bir ortamda Cumhuriyetimizi ilelebet yaşatmanın daha da zorlaştığını görüyor ve üzülüyorum” dedi.

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu da uzun zamandır bu konuda bir tartışma yaşandığını, yeni bir anayasa yapmanın tali kuruculuk meselesi olduğunu belirtti.

‘Tartışacak bir şey yok’

Yüzbaşıoğlu, şunları söyledi:

“Anayasa ile böyle bir sınırlama getirilmişse artık bunların üzerinde neyi tartışacağız ki? Teorik olarak şu tartışılabilir: Tali kurucu iktidar, anayasayı değiştirirken şekli kurallara uyarak anayasanın tüm hükümlerini değiştirir mi, değiştiremez mi? Bizde anayasada değişmez ilkeler bulunuyor. Dolayısıyla açık hükümler varken, bunun neyini tartışacaksınız?”

Kanadoğlu: Kılıç o makama layık değil

Denizli Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) düzenlediği konferansta konuşan Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Kılıç’a ağır eleştirilerde bulundu. Kanadoğlu şöyle konuştu: “Kılıç, bulunduğu makamın ağırlığını, sorumluluğunu bilmeyen bir kişidir. Şimdi, atasözü hatırlatmakta yarar vardır. Bu doğrudan doğruya kılavuz, istikamet ve sonuç meselesidir. Ben siyasi iktidarın bu tür aldatmacalı yol göstericilere itibar etmemesini öneririm. Çünkü, anayasanın ilk 4 maddesiyle oynamak demek, aslında her zaman korktuğumuz ve olmasını hiç istemediğimiz bir sivil darbe niteliğindedir. Sonuç, sivil dinci bir dikta hevesinin ürünüdür. O itibarla böyle bir teşebbüsün Türkiye’yi içinden çıkarılmaz sorunlara sürükleyeceğinden endişe ediyorum.”

Teziç: Çok tehlikeli

Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, anayasa değişikliğini gündeme getirmek için gerekli olan “güven ortamı”nın iktidar tarafından oluşturulmadığını, bu şartlar altında anayasa değişikliğinin yapılamayacağını vurguladı. AKP’nin parlamentodaki çoğunluğu üzerinden kendi yönetim hukukunu oluşturmaya çalıştığını söyleyen Teziç, “Eğer hedef bir partinin seçmenleri ve vaatleriyle bağlı bir alanda anayasa değişikliği yapmak isteniyorsa, bu gündemi şimdiden yok etmektir. Bu çok tehlikeli” dedi.

Teziç, anayasa değişikliği için siyasi parti temsilcilerinin başta “dokunulmazlık” konusu olmak üzere değiştirilmek istenilen konular üzerinde fikir birliğine varması gerektiğini söyledi. Teziç, “Bu güven ortamını yaratabilmek için bir defa mahkeme kararları üzerindeki endişeleri her gün bağıra bağıra dile getirerek, mahkemeyi ağır hedef haline getirerek, en ağır sözcüklerle Anayasa Mahkemesi’ni itham ederek bir anayasa değişikliği gündeme gelemez. Siz oturduğunuz yerden hazırlayıp sunduğunuz metin üzerinde tartışalım dediğiniz zaman anayasa değişikliği yapamazsınız” dedi. Teziç, anayasa değişikliği konusunda parlamentodaki çoğunluğun, beğenmediği hükümleri adeta zorlayarak Anayasa Mahkemesi kararlarını etkisiz hale getirecek düzenlemelerle yola çıktığını söyledi. Bunun anayasa değişikliğinin tamamen siyasi bir amaçla yapıldığının en önemli göstergesi olduğunu vurgulayan Teziç “Anayasanın değiştirilemez maddeleri üzerinde tekrar tartışma açmak belli ki ‘örtünme biçimi’, siyasi simge üzerindeki bir polemiği tekrar gündeme getirmek demektir. Bu polemiğin gündeme gelmesi de partilerin bundan kendilerine yine seçim öncesi avantaj sağlama amacı içinde olduğunun göstergesidir. Ne yazık ki buna akademisyenler de alet ediliyor. Hatta ne yazık ki Anayasa Mahkemesi Başkanı gibi tarafsız alanda kalması gereken kişi de bu polemiklerin içine giriyor. Onun, bir partinin görüşü doğrultusunda anayasa değişikliklerine destek verir konumda olması çok üzücüdür. Bu bir Anayasa Mahkemesi Başkanı’na yakışmaz” diye konuştu. Teziç, AKP’nin toplumu ikiye bölecek konular üzerinden tartışma yarattığını, anayasa değiştirme çalışmalarının da bu tartışmanın bir parçası olduğunu dile getirdi.


İm (Kod): Tümünü seç
http://www.cumhuriyet.com/cumhuriyet/w/c0718.html







Haşim Kılıç derhal istifa etmeli ve yargılanmalıdır!


Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can’ın Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini tartışmaya açmasından sonra Başkan Haşim Kılıç da aynı mesajı verdi.

Bilkent Üniversitesi ve Alman istihbaratı BND’nin güdümündeki Alman Uluslararası Hukuki İşbirliği Vakfı’nca birlikte düzenlenen “Anayasalardaki değiştirilemez ilkeler” konulu toplantıda konuşan Haşim Kılıç, “Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde konu olarak biz de bunu tartışmayı düşünüyoruz. Ancak bu konuda ne kadar cesaretli olabilirim, o konuda biraz endişeliyim” dedi!

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilemeyecek ilk dört maddesini, ABD ve AB dışında bugüne kadar kim değiştirmek istedi?

Hemen söyleyelim:

PKK ve onun türevi olan siyasi partiler!

Dolayısıyla Haşim Kılıç, endişelenmekte haklıdır!

* * *

2004 yılı Aralık ayında, Paris Kürt Enstitüsü’nün Kürtler adına “Özerklik istiyoruz” ilanlarını yayınlamasından sonra DEHAP Gençlik Kolları da ikinci cepheyi Diyarbakır’da imza kampanyası ile açmıştı. İmzacılar, Anayasa’nın, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir” ifadelerinin yer aldığı ve değiştirilemez 3. maddesiyle 42 ve 66. maddelerinin değiştirilmesini istiyordu..

Dilekçede, “Ulus tanımı, coğrafi bütünlük temelinde düzenlenmelidir. Türkiye ulusu kavramı etrafında bütün halkların kimlikleri anayasal yurttaşlık esasına kavuşturulmalı. Devletin dili olmamalı” deniliyordu.

Yani Türkiye’nin etnik kimliklerden oluşan bir federasyon haline getirilmesi isteniyordu.

Oysa Türkiye’yi Türkiye yapan bu ilkelerdir.

İşte Atatürk ve Türk Silahlı Kuvvetleri bu sebeple yıpratılmak isteniyor. Atatürk’e saldırı ile aş zamanlı olarak yine harekete geçtiler işte! Hedefleri Türk Milleti’nin egemenliğini sona erdirmektir.

* * *

Prof. Ergun Özbudun ve ekibi tarafından hazırlanan Anayasa taslağı da değiştirilemeyecek maddeleri değiştirme girişimiydi. O zaman Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, sadece ilk üç maddenin değil Anayasanın temel ilkeleri gösteren başlangıç kısmının da değiştirilemeyeceği ve metin dışında bırakılamayacağı uyarısında bulunmuştu.

Yalçınkaya, Anayasa’nın diğer maddelerinde yapılacak değişikliklerin de başlangıç kısmı ve ilk üç maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olamayacağını belirtmişti.

Yargıtay Başkanlar Kurulu da yayınladığı bildiride, cumhuriyetin temel niteliklerinin tartışmalara ve yeni tanımlamalara konu edilmesinden rahatsız olduğunu açıklamıştı.

Şimdi ise aynı suçu Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç işliyor!

Derhal istifa etmeli ve yargılanmalıdır.


* * *

Haşim Kılıç, “Anayasa Mahkemesi Başkanı’yım kimse bana dokunamaz” zannetmesin.

Açsın başlangıç ilkelerini bir daha okusun:

“Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milleti’ne aittir ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluş, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamaz!

Hiçbir faaliyet, Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremez ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duyguları, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamaz.”

Anayasayı, cumhuriyeti, Türk vatanını, Türk Devletini, Türk Milleti’nin hukukunu korumak her Türk’ün görevidir. Yargı korumazsa, TBMM korumazsa, hükümet korumazsa, TSK korumazsa, tek tek her vatandaşa koruma hakkı doğar!



Arslan BULUT, 12 Kasım 2008
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
Türk-Kan
Kuvva-i Milliye
 
İletiler: 6735
Kayıt: Pzt Şub 19, 2007 20:56

İletigönderen Türk-Kan » Prş Kas 13, 2008 15:56

'Cumhuriyetin nitelikleri değiştirilebilir'

Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerinin tartışmaya açılmasıyla birlikte, AKP de görüş bildirmekte gecikmedi

Daha önce “Atatürkçülüğün Anayasa’dan çıkarılmasını” önerisi ile tepki toplayan AKP’li Zafer Üskül GAZETEPORT’a, Anayasa’da cumhuriyetin niteliklerini belirleyen ikinci maddesinin de değiştirilebileceğini söyledi.

Anayasa’nın değiştirilmez ilkelerinin tartışmaya açılmasıyla beraber, AKP sözcüleri de bu tartışmaya katıldı. AKP’nin iki anayasa hukukçusundan biri olan Mersin milletvekili Zafer Üskül, Anayasa’da cumhuriyetin niteliklerini belirleyen ikinci maddesinin değiştirilmesinin doğru olacağı mesajını verdi.

Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı da olan Üskül, GAZETEPORT’a yaptığı açıklamada, Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ın “Anayasa değişikliği yapılırsa değiştirilemez maddelere dokunmak kaçınılmaz” sözleriyle başlayan tartışmaya katıldı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın da desteklediği Can’ın açıklamalarını “Akademik kimliği” ile yaptığını ve bunda bir sakınca olmadığını düşündüğünü söyleyen Üskül, 1982 Anayasası’nın “Değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükümleriyle ilgili tartışmaların “geçmişin ışığında” yapmak gerektiğini belirtti.

UFAK TEFEK DEĞİŞİKLİKLER

“İlk 4 maddede Anayasa’nın özü değişmeden ufak tefek değişiklikler yapılabilir” diyen Üskül, 1991 genel seçimi öncesinde neredeyse tüm siyasi partilerin anayasa değişikliği vaadinde bulunduğunu anımsattı ve şöyle devam etti:

“1992’de TÜSİAD, Bülent Tanör ve Erdoğan Teziç’in de içinde yer aldığı akademisyenlere, ‘Anayasa değişebilir mi, yepyeni bir anayasa mümkün mü?’ raporunu hazırlattı. 2001’de Barolar Birliği benzer bir çalışma yaptı. 2007 yılında Barolar Birliği aynı çalışmasını genişletti. Bu sadece Osman Can’ın ortaya attığı bir şey değil. Bilim adamları ve hukukçuların önemli bir bölümünde kabul gören bir anlayış. Ama AKP böyle bir şey getirirse reddedilebileceği daha şimdiden anlaşılıyor. Tartışılması yine de iyidir”

İKİNCİ MADDE DEĞİŞEBİLİR

Üskül, “Cumhuriyetin niteliklerini” belirleyen 2. maddenin değişmesinin uygun olacağı mesajını da verdi. Daha önce yaptığı “Atatürkçülüğün Anayasa’dan çıkarılmasını” önerisi ile şimşekleri üzerine çeken Üskül, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” hükmünde yer alan kimi ifadelerin değiştirilebileceğini söyledi. Üskül, “Türkçe’ye doğru oturmayan sözcüklerin kaldırılması Anayasa’nın temel ilkelerine aykırı değil. Bu temel ilkeleri de bozmaz. Önemli olan özün korunmasıdır” dedi.

BAŞBAKAN DAHA NE DESİN?

Başbakan Erdoğan’ın Anayasa değişikliğiyle ilgili olarak, “Ham meyve yenmez” sözlerinin anımsatılması üzerine ise Üskül, “Başbakan ne desin? Bu ülkede hiç kimse cumhuriyete karşı değil, Laik demokratik, sosyal hukuk devletine karşı değil. Hiç kimse Atatürk’e karşı değil. AKP de değil. Önemli olan bu ilkelerin korunması. Toplumun temsilcisi olan Meclis’in yeni anayasa yapma hakkına sahip olduğu kabul edilmeli” dedi.

Üskül, yapılacak yeni anayasanın mevcut anayasanın özüne aykırı olabileceği ihtimaline inanmadığını da ifade ederek, “TÜSİAD, Barolar Birliği taslağına bakın en önemli hukukçular bunu kabul ediyorlar. Osman Can’ın ortaya attığı akademik düşünceler de dar ve kısa vadeli değil, uzun vadeli tartışmalardır” dedi. AKP’li Üskül, yeni anayasa konusunda yeni bir çalışmasının olmadığını, ancak daha önce yaptığı çalışma ve açıklamalarının ortada olduğunu ifade ederek, “Yeni anayasa fikri olgunlaşırsa katkı veririm, ben Anayasa hukukçusuyum” dedi.



Resim






Toptan'dan Kılıç'a sert mesaj


TBMM Başkanı Köksal Toptan, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerini tartışmaya açan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a sert mesajlar gönderdi ve ‘’Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirecek davranışlardan herkesin özenle kaçınması gerekir. Onlardan vazgeçmememiz söz konusu olmaz. O tartışmalar yeni bunalım ve buhranları meydana gelir’’ dedi.

Toptan, Anayasa Mahkemesinin türban kararı için de ''Ben türbanla ilgili bir Anayasa değişikliği yapılmasına taraftar değildim. Ama yapılan bu değişiklik sonrası mahkemenin verdiği kararı da, Meclisin yetkilerine bir müdahale olarak yorumluyorum'' diye konuştu. Toptan TV-8’de katıldığı bir programda, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın Anayasanın değiştirilemez maddelerinin tartışmaya açılabileceğine yönelik sözlerini cevaplandırdı. ''Sayın Haşim Kılıç, yaklaşık 17-18 yıldır Anayasa Mahkemesinde bulunuyor. Böyle bir şeyi, belki bilimsel olarak ortaya koyabilir’’ dedi ve şöyle devam etti:

‘’Bana göre, Anayasanın değiştirilmesi teklif edilemez 1, 2 ve 3'üncü maddeleriyle ilgili tartışmalara girmemek lazım. Özellikle Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirecek davranışlardan herkesin özenle kaçınması gerekir. Çünkü onlar bizim devletimizi var eden temel unsurlardır. Cumhuriyetimizi var eden temel niteliklerdir. Onlardan vazgeçmememiz söz konusu olmaz. O nedenle onları tartışmaya açmamak lazım. Açmanın da pek fazla faydası yok. Oralarda meydana gelecek tartışmalar yeni bunalım ve buhranları meydana gelir. Çok şükür ki Türkiye, her şeyi tartışan özgür bir ülke. Bu gibi konuları bile tartışıyor. Fikirlere katılmasak bile fikirlere tahammül etmemiz lazım. Kim söylerse söylesin, her düşüncenin karşısında saygıyla eğilmemiz lazım. Katılırız, katılmayız, inanırız inanmayız o başka bir konu. Bizim düşüncemizin tersini söyledi diye karşımızdakini düşman edemeyiz. Mümkün olduğunca sorunları azaltalım.''


İm (Kod): Tümünü seç
http://www.gazeteport.com.tr/SIYASET/NEWS/GP_323756







Üskül: Yanlış anlaşıldım

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, Gazeteport'ta yer alan 'cumhuriyetin nitelikleri değiştirilebilir" başlıklı haberle ilgili açıklama gönderdi. Üskül, yanlış anlaşıldığını ve görüşlerinin doğru yansıtılmadığını belirterek, "Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti nitelikleri değiştirilemez" dedi.

Üskül, yaptığı yazılı açıklamada, Anayasa'nın ilk 4 maddesiyle ilgili olarak, ''bunların düşünceyi açıklama özgürlüğü çerçevesinde tartışılabileceğini'' belirtmekle birlikte, temel ilkelerde bir değişiklik yapılamayacağı görüşünü savunduğunu vurguladı.

Üskül'ün açıklaması şöyle:

“Cumhuriyetin Nitelikleri Değiştirilebilir” başlığıyla yayımlanan haber gerek başlığıyla gerekse içeriğiyle benim ifade ettiğim görüşleri tam olarak yansıtmamakta, hatta tam aksi bir görüşü öne çıkarmaktadır.

Anayasanın ilk dört maddesiyle ilgili olarak, bunların düşünceyi açıklama özgürlüğü çerçevesinde tartışılabileceğini belirtmekle birlikte, temel ilkelerde bir değişiklik yapılamayacağını kendi görüşlerim olarak açıklamış, fakat Türkçeye tam oturmayan ve yorum karmaşası yaratan “toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde…” gibi ifadelerde değişiklik yapılabileceğini belirtmiştim.

Bu ifadeler kesinlikle söz konusu haberdeki gibi “Cumhuriyetin nitelikleri değiştirilebilir” gibi bir başlıkla verilemez; hakkımda “Üskül, "Cumhuriyetin niteliklerini" belirleyen 2. maddenin değişmesinin uygun olacağı mesajını da verdi” şeklinde bir yorum yapılamaz. Aksine, haberin içinde de yer aldığı gibi tekrar ve tekrar Cumhuriyetimizin temel ilkelerinin değiştirilemeyeceği görüşümü bir kez daha vurgulamak isterim.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti nitelikleri değiştirilemez."





Resim
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
Türk-Kan
Kuvva-i Milliye
 
İletiler: 6735
Kayıt: Pzt Şub 19, 2007 20:56

İletigönderen AlpereN » Prş Kas 13, 2008 18:48

Mustafa filmiyle Atatürk hakkında tabular yıkılmalı diyenlerden hemen sonra Anayasanın Değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen ilkelerin de tabularının yıkılması gibi birşey heralde buda,şunu düşünmeye başladım.Bu Anayasanın değiştirilmez İlkeleri tartışmaya açmak için galiba Mustafa filmi ile insanlarda travma mı yaratmak istediler.Bunun zeminini hazırlamak için,Cumhuriyeti psikolojik sorunları olan birisi kurdu.Bizimde bu Cumhuriyeti daha çağdaşlaştırmak için İlkelerin değiştirilmesi gibi söylemlerde yakında duyabiliriz.Bunu ima eden sözler söylenebilir...
Kullanıcı küçük betizi
AlpereN
Üye
Üye
 
İletiler: 628
Kayıt: Pzr Nis 22, 2007 22:57


Şu dizine dön: Bağlantılı Gelişmeler ve Değerlendirmeler | S. Ö.

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x