AZ GİTTİK UZ GİTTİK GERİ DÖNDÜK

AZ GİTTİK UZ GİTTİK GERİ DÖNDÜK

İletigönderen Feza Tiryaki » Cmt Ağu 26, 2023 20:03

AZ GİTTİK UZ GİTTİK
GERİ DÖNDÜK


Bu sözümüzü çok beğenirim: “Ayının kırk türküsü var, kırkı da ahlat üzerine!” derler. Benim de kırk yazım varsa neredeyse kırkı da Türkçe üzerinedir… Dilimiz üzerinedir…

Atatürk’ün bu ünlü sözü eski ders kitaplarımızda özellikle geçerdi. Yeni yetişenlere yol gösterirdi:

“Türk demek, dil demektir. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden birisi dildir.”

Bu sözü de, Cumhuriyetimizin, ulus devletimizin yolunu çizer, değişmez dil yasamızdır, yine Türkçe kitaplarımızın çoğunda geçerdi:

“Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk Milleti’nin millî dili ve benliği, bütün hayatına hâkim ve esas olacaktır.”

Şimdi artık yüce Önderimizin yaşamı, yaptıkları anlatılmıyor ki kitaplarda, bu tür sözleri geçsin…

Asıl saldırı, asıl yıkım dilimize. Türkçe derslerimiz, Türkçe adlarımız, Türkçe okul adlarımız çok önemlidir. Önceki yazımda beş yıl önce basılan, günümüzde de okutulan, İlkokul 3. Sınıf dersi kitabını şöyle bir gözden geçirmiştik beraber.

Çiviyle çakılmış tahta parçaları ile “Türkçe” dersi yazısı yazılırsa kitaplarımıza, bunun sonu bellidir.

Sonra her okuma parçası kısaltılarak yazılırsa, yazarın diliyle oynanırsa, Türk yazınının (Türk Edebiyatı) önemli yazarlarının kitaplarından okuma parçası alınmazsa artık kitaplara, sokak dili kullanılırsa Türkçe kitabında, eğitimden ne bekleyeceksiniz?

Para, güç, her yana damgasına vuruyorsa, memurluk yasası değiştirilmişse, memurun güvencesi kalmamışsa yasalar önünde, işini yitirme, aç kalma korkusu dağları bekliyorsa, bu yanlışlıklar, bozulmalar, Atatürk ilkelerinden kopma, kitaplardaki Cumhuriyet karşıtı, ulusallık karşıtı sözler kimsenin gözüne çarpmaz, kimseyi de üzmez doğal olarak. Balık baştan kokar boşuna mı denmiştir?

Bakınız okullarımız ne durumda? Devlet eğitimden nasıl elini çekmiş, para kazanma amaçlı özel okullar nasıl ülkemizi çepeçevre sarmış…

Devlet okulları kötüleniyor, azıcık parası olan bile bir an düşünmeksizin özel okula yazdırıyor çocuğunu. Aklınca sınıf atlıyor. Bununla da övünüyor.
Dünün bir gazete haberiyle böyle adlı bir okulumuz olduğunu öğrendim, gözlerime inanamadım. Erzurum’da bir okul, başarılı öğrencileri ödüllendirme adına Kapadokya’ya getirip balonla uçurmuş. Haberin devamında geçen okul adına, sanırım yanlış yazım dedim. Bir daha bir daha okudum.

“Erzurum'da, Kayakyolu ÇMİS ve Turgut Özal ortaokulları ile Necmettin Erbakan Fen Lisesi'nin öğretmenleri, LGS ve üniversite sınavında başarılı olan öğrencilerini balonla uçurdu.”

Bu bir okul adı:

“Kayakyolu ÇMİS”

Aynen böyle yazmışlar. Adın başı bileşik söz, ne demekse “Kayakyolu”, ayakyolu gibi, alışılmadık bir söz. Yanına büyük harfle yazılan ÇMİS ise tam bir bilmece. Okunamayan bir ses topluluğu. Ç’den sonra sesli konmamış M’ye sözü bağlayamıyorsun. MİS yoğurt markası. Okulla ne ilgisi olabilir?
Sonra bir adın başı küçük harfli, gerisi büyük harfli olamaz! Ne bu?

Erzurum / Palandöken / Kayak Yolu diye arayın. Karşınıza okulun tam adı çıkıyor:

“T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Erzurum/ Palandöken / Kayak Yolu Çimento Müstahsilleri İşveren Sendikası Ortaokulu.”

Sözün bittiği yerdeyiz! Tek bir söze gerek yok. Okula verilen ada bakın bakın ağlayın! Para, güç tüm değerlerimizi almış götürmüş.

İşveren sendikası okula ad oluyor. Her okul yaptıranın adı okula veriliyor. Bir ülke için bundan daha acı bir durum olabilir mi? Okul girişine, duvara yazı asarsın, vitrin koyarsın, yaptıranın (?) okul yaptırma belgelerini sergilersin, bu kişinin, topluluğun okulu yaptırdığını belirtirsin. İstenirse yaptıranın resmini asarsın, yaşam öyküsünü koyarsın okul duvarına. Bunun dışında okula niye adını verirsin? Ulusal kahramanlarımız, önemli günlerimiz, bilim insanlarımız, büyük sanatçılarımız yok mu bizim başka ülkelerde olduğu gibi okullarımıza ad olacak? Bundan önce olduğu gibi, eski yıllardaki gibi…

Geçenlerde bir TV’nin yayınına çıkmıştı, tanımadığım bir ad. Ali Öztunç. Kimmiş diye bilgi ağında aradım. “Türk gazeteci ve siyasetçi. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nü bitirmiştir. Vikipedi.” yazıyor.

Başka bir yerde bu kişinin eğitimi için, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi, denmiş. Atatürk’ün kurdurduğu (1926) Ankara’daki, ortaöğretime öğretmen yetiştiren bu okul, "Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü" adıyla açılmıştı, en son adı Gazi Eğitim Enstitüsü oldu, 1982’de okul özellik değiştirerek, önce Gazi Üniversitesi’ne sonra da 2018’de bir bölümü Hacı Bektaş Veli Üniversitesine dönüştürülüyor. Okul adlarıyla, okulların yapılarıyla her dönem böyle oynanıyor. Herkes suskun, ne olursa olsun, gözüm başım üstüne, eğilmecesi. Yüce Önderimiz Atatürk’ü simgeleyen Gazi sanı ne, yerine gelen Bektaşi tarikatının kurucusu Hacı Bektaş Veli adı ne? Nasıl bir benzerlik kurulmuş? “Sanki bir öç alma durumu var.” diye düşünenlerin yorumlarını okurken, demin eski haberlerden biri gözüme ilişmez mi? 2020 yılında değişmiş bazı orman adları, bakınız nasıl?

“Sarıyer’deki Atatürk Kent Ormanı’nın adı değişti. “Hacı Osman Atatürk Kent Ormanı” oldu.” diye duyurulmuş. Neden “Hacı Osman” diye soranlara, Hacı Osman demezsek bölgesi belli olmaz demişler. Buna karşın Kemerburgaz kent ormanının adı doğrudan 15 Temmuz Kent Ormanı oluvermiş, akıllarına bölge belli olmaz kaygısı gelmemiş. İkiyüzlülük böyle bir şey işte!

Bölge haberlerine dün yeni bir haber düştü:

“Kaş'ın Gömbe Mahallesinin Hayırsever İş İnsanı Mehmet Çelebioğlu'nun Gömbe'de yaptırmış olduğu Hacı Osman Mehmet Çelebioğlu Anadolu Lisesi ve Hatice Çelebioğlu Camiinin açılışı törenle yapıldı.”

“Hacı Osman Mehmet Çelebi Anadolu Lisesi.”

Bu durum sizlerin de aklına “Lakap ve Unvanların kaldırılması” hakkındaki devrim yasasını (1934) getirmiyor mu?

Bu yasanın ilk maddesi şöyledir:

“Madde 1 – Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlarıyla anılırlar.”

Kanun karşısında ve resmi belgelerde bu unvanlar kullanılamaz deniyor. Yasa açık. Uygulama bu!

Sonra Antalya’daki okul adlarına bir bakıyorum, neredeyse hepsi kişi adları, tanınmamış kişiler, yalnızca paraları olan, iş insanları. Durum düzeltileceğine her yıl bu durum artarak sürüyor. Cumhuriyet okulları tarihe karışıyor!

Mayıs ayında Sözcü yazarı Sultan Uçar duyurmuştu:

“Liselerde üç yıl okutulacak yeni tarih kitabında Atatürk dahil, cumhuriyeti kuranlardan tek bir isme tek satır verilmemiş.”

Tarih kitabında neler öğretileceğini de şöyle özetlemişti:

“Talim Terbiye Kurulu, “Tarihte önemli rol oynamış Tük, İslam şahısların hayatları, eserlerini öğreteceğiz” demiş. Anadolu’da İslamlaşma başlığı altında Osmanlı padişahları başta olmak üzere Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaş, Hacı Bayram’dan başlayıp hilafetin güç ve nimetlerinden çıkılıyor.”

Son beş yıldır okutulan Türkçe kitapları dökülüyor. Bu durumda şaşırmalı mıyız Cumhuriyet yazarlarının okuma parçalarının artık ders kitaplarına alınmamasına, kitaplara tanınmamış, günün siyasi yazarlarından sıradan okuma parçaları, şiirler konmasına… Okuma parçalarının da nedense hep kısaltılarak verilmesine…

Önceki yıllarda (2011’den sonra) basılan Dil ve Anlatım 12. Sınıf kitabında “Türkçülüğün Esasları” denilince akla gelen Ziya Gökalp’ı (Türkçülüğü, Türklüğü) tartışmaya açmışlardı. Kitaptaki, “Bilimsel Yazıların” ilk parçası Yunus Emre idi. Yazının alındığı dergi Yedi İklim adlı İslamcı dergi. Milli Mücadele’yi başlatanın Mustafa Kemal Atatürk değil, son padişah Vahdettin olduğunu söyleyebilen dergi.

Ayrıca yeni kitaplarda bol bol masallara yer veriliyor.

"Papağan" masalı pek ilginç, sayfa 21'de, beş büyük sayfa sürüyor masal. Arkasından on sayfa da incelemesi yapılıyor. Liseli kitabına neden alınmış bu parça, bilmece gibi. Masal, tek satır kısaltılmadan verilmiş. Kendini, anlattığı rüyası için cellatlara teslim eden babasını nice olaylardan sonra bağışlıyor kızı. Derviş Baba sayesinde de güçlükleri yeniyor. Yemen padişahının oğluyla evleniyor.

En gülünç yanı şu masalın:

“Mısır Sultanı İstanbul padişahına bir büyük harp açmış. Senelerce devam etmiş bu harp. Bir gün İstanbul padişahı lalasıyla hamama girmişler. Onlar hamamda iken Mısır ordusu İstanbul’u basmış, padişahı aramaya başlamışlar. Padişah lalasıyla hamamdan çırılçıplak kaçmış… Dilene dilene bir köye gelmişler.”

Sonu şöyle, yine yazarının diliyle:

(Kız, sarayda, eşi Yemen şehzadesine söylüyor bunları)

“Şimdi senden ricam şu ki: Bir ordu yollayıp İstanbul’u düşmanların elinden kurtarasın ve babamı tahtına sahip edesin.”

Yemen padişahı hemen emirler veriyor, bir ordu toplanıyor… İstanbul az zamanda Mısırlıların elinden kurtarılıyor.

İstanbul’un eski padişahı, kızının rüyasında gördüğü şeylerin gerçekleşmesine karşı, ona kendini nasıl affettireceğini bilemiyor.

“Ah kızım! Ben büyük hata etmişim.” diyor. Ona, damadına veda edip İstanbul’a dönüyor, tahtına geçip oturuyor.

Onlar orda, bunlar burda, ölünceye kadar mesut yaşıyorlar."

Masal “Az Gittik Uz Gittik” kitabından, Pertev Naili Boratav yazmış. Kitaptaki açıklamasında; “Metni 1944’te annem Sıdıka Boratav’dan derledim.” diyor. Annesi anlatmış, masalcımız yazmış. Kayıtlara geçmiş. Ne derken ne demiş hiç mi hiç düşünmemiş… Lise kitabına alan da böyle bir masalı neden alıyorum, genç çocuklara ne anlatıyorum, dememiş. İçi, masalda da olsa Yemen padişahına, Mısır padişahına rezil olan İstanbul Padişahına acımamış. Türk padişahı değil hem de adı burada, İstanbul padişahı… Masal uydur uydur söyle değildir. Masallar önemlidir, yeni ufuklar açar okuyana... Yüzlerce, binlerce Türk masalından seçilen masala bakınız!

Masalların bile seçimi müthiş!

Şimdi söyleyin doğru değil mi bu benzetme?

Az gittik, uz gittik…

Geri gittik… Neredeyse Cumhuriyet öncesine döneceğiz!

Feza Tiryaki, 26 Ağustos 2023
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 986
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x