
Değerli Türk milleti!
Seni ciddi ve önemli bir görev beklemektedir!?
O da; Başbakan’ın ve özellikle yakın çevresindeki yardakçıları bir an evvel tedavi ettirmendir.
Gerçi bunlar tedavi kabul etmezler bence. Sen yine de vefa örneğini göster de, tedaviye yönel önce. Varsın, boşa gitsin emeğin! Yeter ki, ah vah etme! Umudun kalmasın geride! Böyük kurtarıcı ve liderler beklemek hususunda…
Ve bil ki: Asıl kurtarıcı sende, ve senin içinde….
Evet! O tedavi ettiremiyorsan, işte o zaman sağlığı yerinde bir Başbakan ve ekibini bul kendine. Başbakan’ın ve özellikle yakın çevresindekileri gerçekten de onulmaz derecede hastadırlar.
Sairleri bir yana, asıl olarak “ucûp hastalığı” ile malûldürler!
***
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” Ve millet kendisi kullanır onu. Bakarsın bir bakkal dükkanı açar, asaleten kullanır! Bazen de tarla eker, anasını besler haliyle…!
Genel anlamda ise vekaleten kullanır egemenliğini. Kurumları eliyle yani.
Bunlar:
Yasama, yürütme, yargı ve hattâ basın - yayın gibi genel ayrımlara tabi tutulsa da ordu, bürokrasi, okul, üniversite, hastane, postane vs. kurum elleriyledir çoğunlukla.
Ama, senin Başbakan’ın, ve yakın çevresindeki çıkarcı yardakçılar bunların hiçbirisini kabul etmezler!
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olacak!” derken onlar, yetki ve egemenliğin tamamını senin elinden almak isterler! Alıp da sadece kendileri, ve kendi keyiflerince kullanmak isterler! Kendi canlarının istediğince kural koymak isterler. Hak ve hukuk keyiflerine uyandır onların! Hukukçuluk ve hukuk bilimi de neymiş efendim(?) Mahkemeler de ne oluyormuş.(?) Neden “hükümet noteri” değilmiş onlar(?) Öyle ya: Koskoca Tayip ve avenesi neye yarar(?)
Gerçek istekleri de, anlatmak istedikleri de işte budur! Bu kadar basittir. Çünkü onlar, böyük adamlardır! “Ucûbedirler”… “Ucûp hastalığına” yakalanmış birer “ucûbe”…
Bu nedir? Nedir Bu “Ucûp hastalığı?”
“Sabır Bozgunu” adlı kitabımda bu konuyu detaylı biçimde açıkladım. Arzu edenler şu, http://kitaplarim-av-mehmet-duran.blogspot.com/ Internet link adresine girerek, yine şu http://sabir-bozgunu.blogspot.com/ adresinde verili konu kitabımı bulsunlar! İçindekiler bölümünün 15. sırasında verilen “Ülkemizdeki Hacılık Statüsü” adlı genel bir başlık vardır; o konuyu bulup incelesinler. Sanırım daha doyurucu bilgiye erişeceklerdir. Ama biz yine de burada mümkün olduğunca kısaca tanıtalım bu hastalığı. Bu kalbi ve ruhsal hastalığı…
Beyefendilerin, “inandıkları” söyledikleri dinsel literatürde deniyor buna, “ucûp hastalığı” diye.
Kısaca bunun anlamı: “Büyüklenme hastalığıdır”.
Ama öyle bir büyüklenme ki: “Kendisini, en dürüst, en büyük, en Müslüman ve en kurtulmuş” gören, diğer insanları da “batmış birer dinsiz, sahtekar” ve “daha nice olumsuzluklarla yüklü” sanan, “onları kurtarmayı kendisinde hak gören” bir büyüklenme...
Nasıl? Beğendiniz mi efendim?
Sizi bilmem, ancak ben…
Bu tarz adamlar eliyle yönetilmek istemem. Bırakın yönetilmeyi… Yakınlarında, yörelerinde bulunmayı bile istemem!
Eh, takdir sizin!
Yukarıda verilen tanım, işin dinsel literatürdeki yanıdır. Bu hastalığın elbet dünyasal ve siyasal. uzantıları vardır. O da görüldüğü üzere egemenliği kendi tapulu malı ve saltanatı sanıp, egemenliğin asıl sahibine yapılan saldırıdır!
Misal mi?
-Öğrencilere yapılan, hoşgörüsüzlüktür.
-Kendi içindeki ucûbeyi heykelde görmektir!
-Çiftçinin anasını satmaktır!
-Türk Milleti’ni çantada keklik sanıp, kendisine Okyanus aşırı payanda aranmaktır!
-Seçmen Kütüklerine 10 milyoncuk ölü seçmen yazmaktır!
-Galatasaray Arena stadını, “gemicik” satarak yaptığını sanmaktır!
-O “Gemicikleri” kendi mülkü saymaktır!
-Kuşları “grip” yapıp, “yumurta çalmaktır(!)”! “Unakıtan gribi”…
Temsil:
-Hadim İle Bozkır İlçesinin “suyunu çalmaktır”.
-Suyun yerine makarna ve kömür salmaktır.
-Makarna ve kömürlerin yerine de, “Oy isterim!” diye, hegemonya kurmaktır!
-Ve önüne geleni, bir güzel azarlamaktır.
Azarlar efendim azarlar…!
Sen de kim oluyorsun(?) Koskoca(!) Sultan(!) var karşında! Sırça köşklerdeki adamlar…
Azarlar efendim azarlar…!
Koskocaman Sultan(!) O…
Bu hak O’nun. Sen de kim(!) oluyorsun? Ve kaç paralık(!) adamsın?
Hem, bunu neden çok görüyorsun? Baksan ya: Adam’ın kafası bozuk! Hasta… Bırak; koyuver! Olacak o kadar; “Olacak!” deyiver! Ne olacak sanki? Tut, sol yanağını dönüver(!) Koskocaman adam… Hem de başbakan! Üstelik Müslüman! Müslüman terbiyesi almış bir adam! Sürekli söylüyor bunu; anlasan ya(!) be adam!
Aman, aman…!
Ya kaderinize razı olun; yada tutun, hem kendisini, hem de yardakçılarını tedavi ettirin.
Allah, Allah…!
Bize de yazık canım! Bu gemide biz de varız. Ve tedaviye hazırız!
Partizanlık yapmayın! Dediklerimi unutmayın! Siz yapmazsanız bunu, bir yapan bulunur hani! Bu işin gereğini...
***
Daha henüz 11. yaşıma yeni girmiştim ki:
Köy’ümden çıkarak, Köy Enstitüsü kökenli ve o enstitünün alışkanlıklarını yoğun olarak yaşamakta olan, İvriz İlköğretmen Okulu’na girdim.
Henüz 1. sınıfta minimini bir yavrucaktım. Bir ara derslik binasının girişindeki salona indim.
Aaaa….! O da neydi?!
Müzik derslerine giren, güya sanatkar ruhlu olması gereken, başımızdaki tıynetin temsilcilerinden birisi olduğunu ta o günlerde kavradığım, Zeki ÇUBUK adındaki o nöbetçi öğretmen(!)…
Tutmuş, 5. 6. sınıflardan, 8 - 10 kadar, zıpkın gibi delikanlı ağabeyimizi sıraya dizmiş… Çenelerine, çenelerine yumruk atıyordu! Ah bari, boyu yetişseydi ya!? Nerede…!? Nerede ama, “kurtlar çakılın elinde”…!
Ağabeylerden bir tanesi istese…! Suyunu çıkarırdı vallahi O’nun...! Ama isteyemezdi!? Çünkü hayatları kayardı! Düzen öyleydi. “Aslanlar çakalın elindeydi!” Anladın mı ey millet!?
Demiyoruz ki elbet: “Gidin de öğretmeni dövün!”
Dövmeyin ama, şunu tedavi ettirin!
Ey Aziz Millet!
İşte o gün bugündür, nefret ederim o tür kişi ve kişiliklerden!
Saygılar bizim, sevgiler bizim, egemenlik hepimizin olsun efendim!
Av. MEHMET DURAN, 21 Ocak 2011
av.mehmetduran@hotmail.com

