BENİM KARDEȘİM DEĞİL
Bir kardeșlik sözüdür almıș bașını gidiyor.
Bülent’lerden bașlarsak. Ne Arsoy ne de Arınç benim kardeșim değildir.
Ne Sezen ne de Abdulkadir Aksu benim kardeșimdir.
Ahmet Türk de benim kardeșim değildir, Aynalı Emine de.
Biz beș kardeșiz; amcam erken öldüğü için, yașasaydı da değișmezdi zaten, amcamın çocukları ile birlikte hep sekiz kardeș olduğumuz söylenir ve bașkaca kardeșimiz yoktur.
Ne ki, tanıyanlar bilir, ben tanıdık tanımadık herkese ‘sevgili kardeșim’ diye hitap etmeyi severim.
Tanıdık tanımadık herkesi ‘kardeșim gibi’ görür, öyle davranırım.
Çok Kürt arkadașım olmuștur onlarla da ‘gerçek bir kardeșlik’ kurmușuzdur.
Ancak Nüfus Müdürlüğü’nden alınacak belgeye, yer yerinden oynasa, ‘beș kardeș’ ten fazlasını yazmazlar. Yazamazlar, kimse de yazdırmayı göze alamaz.
Șimdilerde moda olan‘Kürt kardeșliği’ne gelince; Türkler arasında olduğu gibi Kürtler arasında da, bırakınız kardeșliği, yer yerinden oynasa aynı safta olmayı tasarlayamacağım binlerce kiși vardr.
Sözgelimi kim beni Zekeriya Öz’le kardeș olmaya zorlayabilir?
Alaca Karanlık Partisinden bir Nazım Ekren’e ‘sevgili kardeșim Nazım’ diyebilirdim o kadar.
Hoșuma giden fıkraya göre; ișadamının biri bir bașka ișadamına mektup yazdırmaktadır. Sekreteri, yazı makinesi mi bilgisayar mı her ne ise hazırlamıș beklemektedir. Yaz kızım, der ișadamı, ‘sevgili kardeșim falaca beyefendi’. Sekreter tam tușlara basacaktır ki, ‘dur evladım, diye haykırır ișadamı hıșımla; ‘o pzvnk nereden benim sevgili kardeșim oluyormuș, sevgili meslektașım diye değiștir hemen’.
Nasıl olur da dr Recep benim kardeșim olurmuș?
Ne ‘sayın’ Apo, ne Fetullah Gül ya da Abdullah Gülen.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde yașayan herkes, ama herkes Türkiye Cumhuriyeti ‘yurttașı’dırlar.
Ben sevsem de sevmesem de, anlașsak da anlașmasak da, aynı soydan gelsek de gelmesek de, aynı dinden olsak da olmasak da, aynı mezhebi tutsak da tutmasak da, aynı görüșü savunsak da savunmasak da hepimizin birer ‘yurttaș’ olarak eșit hak ve ödevleri vardır.
Ve bu ‘hak ve ödevler’ devletin ‘zor’u ile yaptırım altına alınmıșlardır.
Gece ben uyurken o gürültü çıkarmayacaktır.
Hastahane, postahane ve pastahanedeki sıra kuyruğuna saygılı olup, öne geçmeye çalıșmayacaktır.
Kazancının, vergi dairesi ne demișse o kadarını vergi olarak ödeyecektir.
Yasalar kaç ay demișse o kadar askerlik hizmetini yapacaktır.
Yalan, dolan ve üçkağıtçılık yaptığında, yasalar kaç gün demișse o kadar cezaevinde kalacaktır.
Hiçbir suçu yok iken, Zekeriya’nın isteği üzerine zindanlara atılmayacaktır.
Kamu kurulușlarında Türkçe’den bașka bir dille konușmayacak, yazılı metin sunamayacaktır.
Kamusal ortamlarda, gelenek ve göreneklerimize aykırı bir giyim-kușamla dolanmayacaktır.
Bu ve benzeri ‘hak ve ödevler’ bakımından herkes eșittir, eșit kalacaklardır.
Ancak kimse beni yalancı ve dolandırıcılar ya da bir terör örgütünün yandașları ile ‘kardeșliğe’ zorlayamaz. Daha önce örneğini yașadığımız ‘gece yarısı yasaları’ ile buna yasal çerçeve hazırlayamaz.
Örneğini daha önce yașadığımız ‘gece yarısı yasaları’ ‘bugünkü meclis’ten geçse bile bunu ‘yasa’ olarak tanımayacağımı daha önce yazmıștım.
Kısası kimse beni ‘mahkûmlar hükûmet’ine ‘mahkûm’ ettirmez.
Benim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘özgür’ yurttașı olarak, Alaca Karanlıkçılar ile terörist bașıcılarla ‘yasa yoluyla kardeșlik’ edinmek gibi bir istek ya da dileğim olmamıștır
Dr Recep ve ben kardeș olacakmıșız.
Haydi canım sende.
Ne ki ‘sevgili meslektașım dr Recep’i indirmeye andiçmișim bir kere.
Habip Hamza Erdem





