BİLİM ve BİLİMSELLİK (22)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

BİLİM ve BİLİMSELLİK (22)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Çrş Eyl 23, 2020 20:51

BİLİM ve BİLİMSELLİK (22)
Son sayımızda, ‘Ulus’un temel taşı olan ‘yurttaşlık’ kavramına biraz daha yakından bakmamız gerekmektedir demiştik.
Buradan, sanki çok yeni (ve farklı) bir şeymiş gibi ‘anayasal yurttaşlık’ kavramına gidilebilmektedir.
Böylece tüm çabalar, özellikle toplumsal bilimlerde, ‘billimsel buluş’ diye bir dizi ‘uydurma kavram’la araştırılacak konuyu daha çok karmaşıklaştırmaya varmaktadır.
Örneğin ele aldığımız ‘sosyal bilim ödülü’ almış ‘Milada Dönüş’ başlıklı çalışma, ‘standart anlatılar’ ve ‘standart dışı anlatılar’ın bir derlemesi olarak, ilgili ilgisiz bir dizi ‘yazar’ ve ‘yazı’yı alıntılamaktadır.
Oysa ‘bilim’, en karmaşık konuları en yalın biçimde dillendirmekten başka bir şey değildir.
‘Milada Dönüş’ yazarı ise, onca ilgili/ilgisiz yazıya yaptığı göndermeler içinde, ister istemez kimi ‘doğru’ saptamalara da değinmiş olmaktadır.
Bunlar içinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ‘vatandaşlığa dayalı modern bir Devlet’ olarak kurulduğu saptaması (S.162 ve birçok yerde) yerinde bir saptama olarak değerlendirilebilir.
Yine Sadi Borak’ın [Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleşileri, Kaynak Yay, İst, 1998] 1926 yılı notlarında Mustafa Kemal’in milletin nasıl tanımladığı şöyle alıntılanmaktadır:
“Kullanırken çoğunlukla ‘millet’ kelimesiyle ‘kavim’ kelimesi karışır. Fakat şu farkla ki millet kelimesiyle siyasi kuruluş (abç) anlaşılır. Kavim “people” kelimesi ise her şeyden önce kök bağını ve ırkı hatırlatır”.
Mustafa Kemal’in kavim sözcüğünün yanına Fransızca ‘peuple’ sözcüğünü de eklediği ve bu sözcüğün tarihin her döneminde ‘halk’ anlamına geldiğinin altı çizilmelidir.
Ancak çok daha önemlisi, ‘Millet’ kelimesiyle ancak ve sadece ‘siyasi kuruluş’un anlaşılmasına ilişkin vurgudur.
‘Siyasi kuruluş’, söylemeye gerek yok ki, ‘Devlet’ten başkası değildir.
Demek ki, ‘Devlet’ olunmadan ‘Millet’ yani ‘Ulus’ olunamamaktadır.
Olsa olsa, yineleyelim ancak ‘Halk’ olunabilmektedir.
‘Kuruluş’la ilgili tartışma ise, Devlet’in mi yoksa önce ‘Ulus’un mu kurulacağı ya da söylenildiği üzere hangisinin diğerinden önce ‘inşa’ edileceği üzerinedir.
Burada kestirmeden bir yanıt vermek yerine, özellikle ‘Devletler Hukuku’ konusunda ‘bilimsel’ çalışmalar yapan hiçbir akademisyenin, dünya genelinde, henüz yetkin bir ‘Devlet kuramı’ geliştiremediklerini anımsatmak gerekecektir.
‘Milada Dönüş’ yazarı ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunu “Osmanlı Devleti’ni milli bir devlet olarak kurtarmak” (S.158 ve çoğu yerde) olarak anlamaktadır.
Millî sözcüğünü ‘milli’ olarak yazması şöyle dursun, bu tümceden kimin ne anlayabileceği de kuşkuludur.
Çoğu yerde ise ‘memleketi kurtarmak’tan sözedilmektedir.
Kısası, Miladî yazarımızın, yukarıda değinildiği üzere, zaman zaman ve büyük olasılıkla ayırdında olmadan kimi ‘tarihsel ve toplumsal saptamaları’ doğru olabilir, ancak çalışmanın bir bütün olarak ‘kuramsal temel’den yoksun olarak ilerlediği söylenebilir.
Burada, geçerken benim yedi yıl önce yazdığım ‘Yalçın Küçük ve Kapitalizm’ başlıklı yazımdan şöyle bir alıntı yapmak isterim:
“Yalçın Hoca, ‘emperyalizm’ kavramını bulan Hobson’un (1902), kapitalizmin emperyalist aşamasına gelmesiyle birlikte, halktan yana bir yönetimin ve demokrasinin olanaksız olduğunu göstermeye çalıştığını yazıyor.
Kapitalizm ‘mutlak devlet kontrolü’ gerektiriyor.
Hobson’dan Yalçın Hoca’nın aktardığına göre “iktisatta, yani üstyapıda bir hata yok, bütün bozukluk temeldedir”.
Burada Hobson’un da Hoca’nın da bir ‘çelişki’ye düştükleri söylenebilir.
‘Mutlak denetimi’ elegeçirmiş olan ‘kapitalistler düzeni’ yani kapitalizm ve ya da ‘tekelci’ aşamasına ulaşmış biçimiyle emperyalizm döneminde, “Devlet”, ‘üstyapıda değil de altyapıda mı yeralmaktadır?
İster istemez, Gramsci ve Althusser’in ‘sorunsal’ına gelip dayanılmaktadır.
Onların çabaları da ‘Devlet’i alt kata indirmeye çalışmak değil midir?”
İşte Miladî yazarımız ve onun başvuru listesinde yeralan yazarlardan hiçbiri değilse de çoğunluğu, onca ‘inşa’ çabalarına karşın herhangi bir ‘yapı’ kuramamakta ya da herhangi bir ‘yapısal çözümleme’ye girememektedirler.
‘Yapı’ olmayınca, doğal olarak ‘sistem’ de kurulamamaktadır.
Yapı ve sistem olmayınca ‘çelişki’leri de bulup ortaya çıkarmak olanaksızlaşmaktadır.
(Sürecek)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1155
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x