BİLİM ve BİLİMSELLİK (36) Suriye’de ‘Ulusallık’

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

BİLİM ve BİLİMSELLİK (36) Suriye’de ‘Ulusallık’

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Sal Eki 13, 2020 0:45

BİLİM ve BİLİMSELLİK (36)
Suriye’de ‘Ulusallık’
‘Ulusallık’ konusunda ileri-geri ‘inşa’ (construction) edilmekten sözedilmektedir.
Oysa her türlü ‘inşaat’ gibi, ‘ulusallık’ da özde bir ‘süreç’tir (processus).
Ne var ki, herhangibir ‘ulusallık’ın inşaatını tamamlamış olduğunu ileri sürmek olanaklı olmadığı gibi, tamamlanmış halini de hiç kimsenin bilmesinin olanağı bulunmamaktadır.
Tamamlanmış hali ancak ve sadece ‘tasarlanmış’ (imaginer) olabilir.
O nedenle bu konuda daha çok ‘tasarımsal’ (imaginaire) terimi kullanılmaktadır ama biz ‘süreç’ kavramını yeğleyegelmekteyiz.
Akram Kachee’nin, “Suriye: tasarım ve gerçeklik arasında -tamamlanmamış bir ulus” başlıklı makalesinin (“Syrie, une nation inachevée, entre imaginaire et réalités”), başlığına bakarak, sanki ‘tamamlanmış’ bir ‘ulus’ varmış izlenimi ediniyor insan (*).
Denildiği üzere, eğer ‘uluslaşma’ bir ‘süreç’ ise, her ulusun geçip geldiği ve yürüyüşünü sürdürdüğü ya da ‘inşaat’ının sürmekte olduğu apaçıktır.
‘Tasarı’ ise her ulusun keyfine göre değil ama insanlığın ‘evrensel’ olarak varacağı ‘yer’e göre çizilmiş, belirlenmiş ya da düşünülmüş olacaktır.
Burada önemli bir başka konu ise, salt ‘tasarlamak’ yetmez, bir de o tasarıyı uygulamaya koyacak ‘güç’e gereksinme vardır, ki bu da ‘Devlet’ten başkası olamaz.
O nedenle, ‘ulus’ olma savında ve yetkinliğinde olan her ideolojik/politik oluşuma ancak ve sadece ‘Devlet-Ulus’ denilebilir, nokta.
Gelişigüzel ‘Ulus-Devlet’ diyen her kim ise, ki tonlarcası vardır, bu konuları bilmeyen denilmese bile üzerinde düşünmeyendir deyip geçiyoruz.
Adı anılan makalede ise Akram Kachee’nin Suriye’nin tarihiyle ilgili ayrıntılı bilgiler bulunmakta.
Burada bizim dikkat çekeceğimiz başlıklardan birincisi, bugün Suriye diye adlandırılan coğrafyada ‘ulusallık’ düşüncesinin, doğallıkla Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde başlamış olmasıdır.
Her ne kadar M.Ö. 3000’lere değin uzanan Mari ve Ebla gibi Kent-Devletler kurulmuş olsa da, bugün Suriye denilen coğrafyada, diğer tüm Orta-Doğu bölgesinde olduğu gibi halkın çoğunluğu ya göçer ya da Kent’lerle sürekli kavgalı dağınık tarım emekçilerinden oluşmakta idi.
Suriyeliler, genel olarak, kendi tarihlerini Emeviler’le (kabaca 750-1050) başlatmaktadırlar.
Kaldı ki, önce Haçlıların ve ardından Timur’un yakıp yıkmasından sonra, Xvnci yüzyıldan Fransız Mandası’na kadar olan dönemde Osmanlı İmparatorluğu içinde ‘ulusallık’ anlamında önemli bir gelişmeden sözedilemez.
1860’lardan itibaren, nasıl Anadolu ve Rumeli’de Genç-Osmanılar ve ardından Genç-Türkler aracılığıyla bir ‘ulusallık düşüncesi’ gelişti ise, Suriye’de de Genç-Araplar (Arabiya al-Fatat) hareketinin başladığını görüyoruz.
Dikkat edilirse Genç-Suriyeliler değil ama genel bir ‘Arap Ulusallığı’ sözkonusudur.
İşte ‘Ulusallık’ konusunda tarih, coğrafya ya da herhangi bir başka ögeye karşın ‘Dil’in başat öge olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.
Sykes-Picot (1915-1916) anlaşmasının ardından, bir ‘Safar Barlek’ (Seferberlik) içinde olmalarına karşın, bu hareketlilik, Büyük Güç’lerin (emperyalizm diyelim) ‘Arap Birliği’ne yönelik bir komplosu olarak değerlendirildiği içindir.
Zaten 1920-1946 arasında da, Fransız general Henri Gouraud’un (1867-1946) yönetimi altında, sözde ‘Suriye’ yani ‘Suriye(deki) Arap Cumhuriyeti (République Arabe Syrienne) olarak anılacaktır.
Fransız Mandası döneminde ‘Devlet’in, bir ‘suriyeli’ inşa etmek için çaba harcamadığını ileri sürecek değiliz.
Nitekim bir parlamentonun varlığı, beşyüze yakın yazılı basın, dernekler, partiler, gösteriler ve bir ‘politik mücadele’nin olduğu gözlemlenmektedir.
O arada, örneğin 1925-27 aralığında bağımsızlık ve aynı anlama gelmek üzere ‘Devlet’i ele geçirmek üzere ‘Büyük Devrim’ girişimi de olmadı değil.
1932 yılına gelindiğinde ise, Ulusların Türümü (La genèse des nations) başlıklı çalışmayı yayınlayacak olan, Antoun Saadé tarafından Suriye Millî Sosyal Partisi (Parti nationaliste social syrien)’nin kurulduğunu görüyoruz.
İşte sağ eğilimli bu ‘Büyük Suriye’ ideali (Bilad el-Cham) Suriyeliler için artık yeni bir ‘Ulussallık tasarımı’ olarak ileri sürülmüş olacaktır.
Demek ki ‘tasarım’ var ‘tasarımcık’ var.
Çok ‘büyük’ olmasına karşın olmayacak bir ‘tasarım’ da denilebilir.
Kaldı ki, ‘tasarı’ büyük olmasına karşın ‘inşaat’, daha ‘subasmanı’nda imiş..
(Sürecek)
(*)Akram Kachee, “Syrie, une nation inachevée, entre imaginaire et réalités”, Actuel Marx 2020/2 (n° 68), pages 78 à 91
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1153
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x