BİLİM ve BİLİMSELLİK (II)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

BİLİM ve BİLİMSELLİK (II)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Cmt Ağu 15, 2020 1:12

BİLİM ve BİLİMSELLİK (II)
‘Bilim ve Bilimsellik’ başlıklı yazı dizimiz kuşkusuz devam edecek.
Araya güncel içerikli başka yazılar girse de, bu yazı dizimizin, yüzlerce sayıya ulaşması öngörülebilir.
Her ne kadar, basitten karmaşığa adım adım ilerlenecek olsa da, belirlenmiş bir ‘plan’ çerçevesinde olunamayacağı açıktır.
Madem ki, 1960’lı yıllardan başladık, o halde o yılların özgüllüğüne değinebiliriz.
1960 yıllar, bilimsel yaklaşımda işlevselcilik (fonctionnalisme) akımının ardından yapısalcılık (structuralisme) akımının revaçta olduğu yıllar oluyor.
Değil mi ki, güncel yaşamda, ileri geri ve olur olmaz yerde yapı, yapısal gibi terimler kullanılmaktadır.
Benzer biçimde, sistem, sistemik terimleri de yerli yersiz kullanılmaktadır.
Bir üçüncü olarak çelişki, çatışkı türü terimler de kullanılmaktadır.
Oysa bu üç terim, gerçekte ‘bilimsel yaklaşım’ın üzerine oturduğu bir sacayağı gibidir.
Hatta gibisi fazla, bu üçlü, bilisel yaklaşımı temellendiren üç kavramdır.
O arada, gözlerden kaçmaması gereken bir şey varsa, o da kimi yerde ‘terim’ kimi yerde aynı sözcüğe ‘kavram’ denilmesi, bir tutarsızlığın değil, tam tersine bağlamına göre o sözcüğe yüklenen anlamı vurgulamak için olduğunu belirtelim.
İşte 1960 yıllara gelindiğinde, toplumsal bilimlere ‘yapı’ kavramını kazandıran marksizmi eleştiren ve/ya da marksizmden hareketle onu aşmayı tasarlayan Claude Lévi-Strauss’un öncülüğünde bir ‘yapısalcılık’ akımı yaygınlaşıyordu.
Yapı ve yapılar arasındaki uyum ya da uyumsuzluk yani ‘çelişki’ konusu marksizmle yapısalcılık arasındaki en temel tartışma konusu olacaktı.
Yani yapılardan oluşan bir ‘sistem’in türüm (genèse) ve evrimi ile bir sistemden diğerine geçiş bilimsel olarak nasıl açıklanacaktı?
Burada öncelikle vurgulanması gereken, bir toplumda, görünürde olan toplumsal ilişkilerin hiçbir koşulda o toplumun ‘yapı’sını vermeyeceğidir.
Tam da bu nedenle, ortalıkta bilim adamı olarak dolanan yığınla ‘adam’ın diyelim, toplumsal ilişkilerin şurası ya da burasını ölçtükleri savıyla yapısal ve sistemsel kimi çıkarımlara ulaşmalarının ‘bilim’le ilişkisinin olmadığını söylemekteyiz.
Ancak ‘bilimsel’ bir takım teknikler kullanılıyor olmasını da yadsıyamayız.
Demek ki, ‘bilim’ ile ‘bilimsellik’ arasında çok önemli bir ayırım bulunmaktadır.
Mavi ile mavimtrak gibi de denilebilir.
O halde, yeniden Lévi-Strauss’a dönerek, onun Toplum ve İnsan Disiplinlerinin Bilimsel Ölçütleri (Critères scientifiques dans les disciplines sociales et humaines) makalasine kimi göndermeler yapalım.
Günümüzde, diyor Lévi-Strauss, toplumsal ve insan bilimlerinin ancak çok küçük bir bölümü kesin ve doğa bilimlerindeki gibi işleyebilmektedirler.
Yani gerçekte bunlara ‘bilim’ de denilemez, ancak birer ‘disiplin’ olabilirler.
Kuşkusuz, o arada, disiplinlerarası denilen, aşure türü sözde bilimsel çabalar da yok değildir.
Oysa, Lévi-Strauss’a göre bilimsellik konusunda ‘sanat ve edebiyat’ın belli bir yeri vardır, ardından kesin ve doğa bilimlerinin müşterisi olan toplumsal bilimler gelir ve üçüncü olarak, kendisi de kesin ve doğa bilimi olmak isteyen İnsan Bilimleri gelmektedir.
Daha önceki yazılarımızda, toplumsal bilimlerin özellikle matematik, istatistik ve biyolojiden nasıl esinlendikleri ve onların tekniklerini nasıl bir çırpıda kendilerine uyarladıklarından sözetmiştik.
Gerçekte ise, Lévi-Strauss’un deyimiyle, onlar kesin ve doğa bilimlerinin birer ‘müşterisi’ konumundadırlar, birincilerde herhangi bir ‘keşif’ yoksa bu ikinciler yerlerinde saymaktadırlar.
Ancak, ilerledikçe görüleceği üzere, biz ne Lévi-Strauss, ne Godelier, ne Althusser gibi yapısalcıları ve ne de bir başka akım savunucularını izlemekten öte, onların görüşlerine de yeri geldiğince değinmekteyiz.
Gerçekten de, Levi-Strauss’un anılan makalesi UNESCO’nun geçen yazıda sözünü ettiğimiz araştırmasına bir yanıt olup, üzerinde durulması gereken kimi öneriler içermektedir.
Şu koşulla ki, sadece İnsan Bilimleri değil ama Toplumsal bilimlerin de, sadece ‘müşteri’ olmayı bırakarak kendisinin de gerçek bir ‘bilim’ olabilmesini tartışabilelim.
(Sürecek)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1155
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x