BİLİM ve BİLİMSELLİK (XIV)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

BİLİM ve BİLİMSELLİK (XIV)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Pzr Ağu 30, 2020 15:04

BİLİM ve BİLİMSELLİK (XIV)
Yöntem Üzerine
‘Klasik bilim’ her yeni ‘bilim’in öncüsü olmuştur.
Yani her yeni ‘bilim’ bir öncekinin ötesinde, ilerisinde ve üstünde konumlanmaktadır.
Burada Marx’ın her yeni sistemin bir öncekinin ilerisinde ve üstünde yer alacağı tezi anımsatılabilir.
1962’de yazılıp 1970’de yeniden gözden geçirilerek yayımlanan Thomas Samuel Kuhn’un Bilimsel Devrimlerin Yapısı (La Structure des Révolutions Scientifiques) başlıklı çalışması da anımsanmalıdır.
T.S. Khun ile birlikte bilimsel yazına ‘paradigma’ diye bir kavramın yerleştiğini de anımsayalım.
Paradigma değişikliği, demek ki ‘devrimsel’ bir nitelik taşımaktadır ve hiçbir ‘bilgi’mizin mutlak ve sonsuz olmadığı anlamına gelmektedir.
Günümüzde ise termodinamikteki düzensizlik, mikro-fizikteki belirsizlik, biyolojik dönüşümlerdeki (mutations) geçicilik (aléatoire), ‘bilgi’lerimizin (savoir) ne denli değişken ve kırılgan olduklarını göstermektedir: (signe)
Şu koronavirüs’e bakın, şimdilerde 19 mu nedir, yarın ne olacağını en yetkin biyolojistler bile kestirememekteler...
Whitehead, 1926’larda “bilimin teolojiden daha değişken” olduğunu söylüyordu.
Tersi de doğru.
Yani teoloji ne kadar ‘kesin’ görünüyorsa, ‘bilim’ de o kadar kesin demek ki.
İşte ‘en kesin olarak ne biliyorsam o da hiçbirşey bilmediğimdir’ sözü buraya cuk oturmaktadır.
O arada, sözde bir bilgi okyanusundan sözedilebilir.
Ve bu ‘bilgi’ler biz ayırdında olmadan bize ‘yüklenmiş’ bulunmatadır ve yine her geçen gün yenileri eklemlenmektedir.
Tam da bu nedele, ‘gerçek’i öğrenmek, öncelikle kendi bildiklerimizi ‘sorgulamak’la başlıyor: öğrenmeye yeniden öğrenmekle başlamak da denilebilir (réaprendre à apprendre).
Dünyanın öküzün boynuzları üzerinde düz ve hareketsiz olduğundan, önce döndüğü ve sonra da güneşin etrafında döndüğü bilgisine ulaşmak insanlığa yüzyıllara mal olmuştu, değil mi ama?
İşte buna ‘paradigma değişikliği’ diyoruz.
Yoksa, kimi ‘bilimadamları’nın paradigmayı değiştirdim demesiyle paradigma değişmiş olmuyor demek ki.
O arada, Özne/nesne ilişkisine dönersek, Descartes ne diyordu; “düşünüyorum öyleyse varım”.
Özne-varlık olarak Ben düşünerek kendi varlık’ımı ‘düşünce’m ile kanıtlamış oluyorum.
Sonuçta, sanki benim ‘valık’ım, kendi ‘düşünce’mden başka bir şey olmamakta.
Burada ‘özne’, ‘düşünce’nin yine ‘düşünce’ üzerine düşünme eylemi içinde ve düşünme eylemiyle bir ‘nesne’ (fizikî olarak ben) yaratmış olmakta.
İşte, gerek bilme (tanıma-conaissance) işinin, bir ‘esprit’yi bir ‘nesne’ye bağlamasının (ampirizm); bunu doğrudan insan esprisine bağlamasının (idealizm) ya da toplumsal gerçekliğe bağlamasının (sosyolojizm) bir ‘döngüsellik’ (circularité) olduğunun altı çizilmelidir.
Öte yandan ansiklopedik bilgilerimiz de, bir anlamda ‘döngüsel’dirler: en-cyclo-pédique.
O nedenle ‘öğrenmeye başlamak yeniden-öğrenmeyi öğrenmekle olasıdır’ diyeceğiz.
Bu da ancak bir ‘yol’, bir ‘yöntem’ belirlemekle mümkün.
Demek ki, yolumuz ‘erenlerin yolu’ da değildir, ‘ermişlerin yolu’ da değil.
Kuşkusuz herkesin ‘yöntembilim’ (méthodologie) hatmetsine gerek yoktur.
Ancak ve ne var ki, kendilerini ‘bilimadamlığı’na hasretmiş olanların bundan kaçınmalarına da olanak yoktur.
O halde, bu konuya biraz daha yakından bakmamız gerekecek.
(Sürecek)
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1155
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x