DEVRİM ve İHTİLAL (5)

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

DEVRİM ve İHTİLAL (5)

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Sal Oca 17, 2023 17:38

DEVRİM ve İHTİLAL (5)
‘1688 İngiliz Devrimi’nin, kendinden sonraki ‘devrim’lerin aksine, ‘barışçıl’ (pasifique), uzlaşmacı (consensuelle), aristokratik (ya da sınıfsal) ve özellikle de ussal (raisonnable) olduğuna ilişkin tezlerden sözetmiştik.
Buradaki ‘ussallık’ konusunu geçen sayımızda ele almıştık.
Şimdi ‘uzlaşmacılık’ ve aynı anlama gelmek üzere ‘sınıfsallık’ konusuna değinelim.
‘İngiliz Devrimi’nin gerçekleştiği dönemde, Avrupa anakarasında ‘politik sistem’lerin, günümüzdekine benzer biçimde, Cumhuriyet ve halkçı hükûmetler ile mutlakiyetçi krallıklar ve tiranlıklar (diktatörlükler) gibi ‘iki kutup’ arasında gidip geldiğini görmekteyiz.
Kuşkusuz her tarihsel dönemin, insanlığın gelişme aşamasına göre, kendine özgü ‘kutuplaşma’ biçimileri ve anlayışları vardır.
Ve ‘İngiliz Devrimi’nin, kendine özgü ‘sınırlandırılmış monarşi’ye (parlemanter monarşi ya da bilinen adıyla meşrutiyet’e) geçişi, siyaset tarihçileri tarafından eşsiz bir ‘demokratik’ atılım olarak nitelendirilmiştir (Gloriseuse révolution).
‘Barışçıl’ olması da onun ‘ılımlı’ (modéré) bir ‘geçiş’le mümkün olmasına bağlanmıştır.
Ancak, yine geçen yazılarda belirttiğimiz üzere, IInci Jasques’ın1690’da İrlanda’dan geri dönmek girişimi üzerine, 1789 Fransız Devrimi’nde akıtılan kandan daha fazlası akıtılmıştı.
Demek ki akıtılan ‘kan konusu’ devrimine göre göreceli ve tartışmalıdır.
O arada, ‘Devrim’lere verilen anma tarihlerinin, onların sadece başlangıç günlerini anlattığının altını çizelim.
Yani bu tarihler bir ‘süreç’in başlangıç tarihi olmaktan başka bir şey değildirler.
‘İngiliz Devrimi’nin hem ‘demokratik’ ve yine aynı anlama gelmek üzere ‘barışçıl’ olması, sadece ve ancak, kendinden sonra gelen yüzyıllık dönem boyunca Avrupa anakarasında yaşanan kanlı boğuşmaların dışında kalabilmiş olmasından dolayıdır.
Ve herhangi bir ‘süreç’in başlangıcı ya da sonu olmamıştır.
Olsa olsa, kimi nitelikleriyle, günümüze uzanan yeni bir ‘Devlet türü’nün başlangıcı olduğu ileri sürülmektedir ki, gelecek yazılarda bu konuyu da açacağız.
Ancak, amaç tarihten ders çıkarmak ise, günümüzden 334 yıl önce Avrupa anakarasındaki ‘kutuplaşma’nın bir benzerinin günümüzde yaşanıp yaşanmadığına bakmak gerekmektedir.
Dünyanın geri kalanına bakmak gibi bir ‘genelleme’ yapmak yerine, sadece Türkiye’ye bakıldığında, 334 yıl öncesinden daha keskin bir Cumhuriyet ve Tiranlık ayrışmasına tanıklık ettiğimiz söylenebilir.
18 ve 19ncu yüzyıl ‘Cumhuriyet’leri ile günümüz cumhuriyetleri arasında çok önemli bir ‘gelişme’ ve ‘çeşitlenme’ ayırımı olmasına karşın, ‘kişisel diktatörlük’ ve tiranlık bakımından olağanüstü bir benzerlik olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir.
Bütün bu açıklananlardan hareketle, Türkiye’nin önümüzdeki günlerde yapacağı ‘seçim’in ne kadar ‘demokratik’ olacağından çok, seçimle birlikte başlayacak olan ‘süreç’in ‘demokratik’ olup olmayacağı üzerine kimi öngörülerde bulunabiliriz.
Çünkü, günümüzde bir ‘seçim’in yapılıyor olması bir başına ‘demokrasi’nin göstergesi olmaktan çoktan çıkmıştır.
Yapılabilirse eğer, bu ‘seçim’in bir ‘süreç’in başlangıcı olup olmayacağına bakmak gerekmektedir.
Yani bu sürecin ‘devrimci’ olup olamayacağı, ‘süreç’in ne kadar ‘uzlaşmacı’ (ya da sınıfsal) olup olmayacağına bağlıdır.
Bugün Türkiye’de nüfusun %1’nin yani yaklaşık 1 milyonluk kesiminin gelirinin geriye kalan %99 yani yaklaşık 85 milyonluk kesimin gelirine eşdeğer olduğu ileri sürülmektedir.
İşte eğer bu seçimlere giren ‘ittifak’lardan herhangi biri, örneğin çalınan 418 Milyar Dolarlık haksız kazanca ‘halk adına’ elkoyacağız diyorsa, bugünkü koşullarda ondan daha ‘devrimci’ bir yaklaşım sözkonusu olamaz.
Kimler ki bu ‘söylem’in karşısında, onların da gözlerinin üzerinde kaşları var diyor ya da benzer ıvır-zıvır gerekçe ve ya da olur/olmaz ‘iftira’ çamurları atıyorlarsa, geçmişleri ne olursa olsun, bugün Tiran’ın yandaşı ve gerçek ‘karşı-devrimci’dirler.
Bu seçimlerin kaybedeni olmayacak, Türkiye kazanacak diyenler ise, gerçekte 85 milyon üzerinden 84 milyonunun kazanacağını ileri sürmektedirler.
Ve yine kim ki, ‘bizim yolumuz belli’ diyerek, her iki ‘kutup’un dışında tutum belirlemeye kalkışıyor ise, söylemeye gerek yok ki onlar da ‘karşı-devrim’ saflarında yer alıyorlar demektir.
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1311
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x